Al-HadidJuz 27 · Page 537

Al-Hadid 57:2

The Iron · Juz 27 · Page 537

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٢

His is the dominion of the heavens and earth. He gives life and causes death, and He is over all things competent.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 57:1–6

1- Göklerde ve yerde olanlar, Allah’ı tesbih ederler. O Azîzdir, Hakîmdir. 2- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. O, hayat verir ve öldürür. O, her şeye gücü yetendir. 3- O, hem ilktir, hem sondur; hem zâhirdir, hem bâtındır. O, her şeyi en iyi bilendir. 4- O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine istivâ edendir. O, yere gireni de oradan çıkanı da, gökten ineni de oraya yükseleni de bilir. Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. 5- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülecektir. 6- Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. O, kalplerde olanları çok iyi bilendir.

(Medine’de inmiştir. 29 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yüce Allah, azamet ve celalini, egemenliğinin genişliğini, göklerde ve yerde bulunan konuşan ve konuşmayan bütün canlı ve cansızların, Rablerini hamd ile tesbih edip celâline yakışmayan şeylerden O’nu tenzih ettiklerini haber vermektedir. Hepsinin Rablerine itaat edip izzetine boyun eğdiklerini, bunların üzerinde hikmetinin etkilerinin açıkça görüldüğünü bildirmektedir. Bundan dolayı da:“O, Azîzdir, Hakîmdir” buyurmaktadır. Bu buyruk ile ulvi ve süfli âlemdeki bütün yaratıkların bütün hallerinde Rablerine muhtaç oldukları ve bunun hepsi için geçerli olduğu beyan edildiği gibi; O’nun izzetinin her şeye boyun eğdirdiği ve O’nun hikmetinin hem yaratmasında hem de emrinde her şeyi kapsadığını açıklamaktadır. Daha sonra Yüce Allah, mülk ve hükümranlığının genelliğini de haber vererek şöyle buyurmaktadır:

2. Yani bütün yaratıkları yaratan, rızıklarını veren, kudreti ile bütün işlerini çekip çeviren O’dur. “O, her şeye gücü yetendir.”

3. “O hem” kendisinden önce hiçbir şey bulunmayan “ilktir, hem” kendisinden sonra hiçbir şey bâkî kalmayacak olan “sondur. Hem” kendisinin üstünde hiçbir şey bulunmayan “zâhirdir, hem” kendisinden öte hiçbir şey var olmayan “bâtındır.” “O, her şeyi en iyi bilendir.” O’nun ilmi zâhirdekileri de bâtındakileri de, gizli ve saklı olanları da, öncekileri de sonrakileri de bütünüyle kuşatmıştır.

4. “O gökleri ve yeri” ilki pazar, sonuncusu da cuma günü olmak üzere “altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine” celâline yakışır şekilde “istivâ edendir.” Bütün yaratılmışların üstündedir. "O,” tohum, hayvan, yağmur vb. gibi “yere gireni de oradan” bitki, ağaç, canlı vb. gibi “çıkanı da, gökten” melek, ilâhî takdir, rızık vb. gibi “ineni de oraya” melekler, ruhlar, dualar, ameller vb. gibi “yükseleni de bilir.”“Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.” Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “Üç kişi fısıldaştığında mutlaka O, onların dördüncüleridir. Beş kişi olmasınlar mutlaka O, onların altıncılarıdır. İster bundan daha az ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar O, mutlaka onlarla beraberdir.”(el-Mücâdele, 58/7) Buradaki “beraber oluş”, ilim ve haberdar olmak anlamındaki beraberliktir. Bundan dolayı Yüce Allah, devamla amellerin karşılığını vereceğini hem vaat hem tehdit anlamında bildirmektedir:“Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.” Yani O, yaptığınız amelleri, bu amellerin kaynaklandığı iyi ve kötü hallerinizi çok iyi görendir. Bu yüzden bu amellerinizi tespit etmektedir ve onların karşılığını size verecektir.

5. Bunlar mülkiyetleri itibari ile O’nun olduğu gibi, O’nun tarafından yaratılmışlardır ve hepsi de O’nun kullarıdır. Onlarda dilediği şekilde, Rabbânî hikmetine uygun olarak cereyan eden kaderî ve şer’î emirleri ile tasarrufta bulunan O’dur. Ameller de amellerde bulunanlar da dahil “bütün işler Allah’a döndürülecektir.” Kullar kendisine arz olunacak, O da iyiyi kötüden ayırt edecektir. İyilikte bulunan kimseye iyiliğinin, kötülükte bulunan kimseye de kötülüğünün karşılığını verecektir.

6. Yani geceyi gündüzün üzerine getirir ve böylelikle gece karanlığı yaratıkları örter. Hareketten kesilir ve sükûn bulurlar. Sonra da gündüzü gecenin üzerine getirir, yeryüzündeki karanlık gider ve ortalık aydınlanır. Kullar harekete geçerler. Maslahatlarını gerçekleştirmeye ve geçimlerini sağlamaya koyulurlar. Yüce Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye bürüyüp durur. Eksiltmek, artırmak, uzatmak ve kısaltmak sureti ile bunların yerlerini değiştirip durur. Nihâyet bu yolla mevsimler meydana gelir, zamanın akışı doğru bir şekilde sağlanmış olur ve bu yolla pekçok maslahatlar da gerçekleşir. Kullarına gizli ve açık nimetleri ihsan eden, pek cömert, lütfu pek bol, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne büyüktür, ne yücedir! “O kalplerde olanları” bütün mahlukatın kalplerinde bulunanı “çok iyi bilendir.” O bakımdan ehil olduğunu bildiği kimselere ilâhî tevfikini verir, hidâyetine lâyık olmadığını bildiği kimseleri de yardımsız bırakır.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 537

Al-Waqi'ahJuz 27 · Page 537

56:77

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ ٧٧

Indeed, it is a noble Qur’ān.

56:78

فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ ٧٨

In a Register well-protected;1.

1 translator’s note
  1. The Preserved Slate (al-Lawḥ al-Maḥfūẓ), which is with Allāh (subḥānahu wa taʿālā). ↩

56:79

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ٧٩

None touch it except the purified [i.e., the angels].

56:80

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٨٠

[It is] a revelation from the Lord of the worlds.

56:81

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ٨١

Then is it to this statement that you are indifferent

56:82

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ٨٢

And make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]?

56:83

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ٨٣

Then why, when it [i.e., the soul at death] reaches the throat

56:84

وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ ٨٤

And you are at that time looking on -

56:85

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ٨٥

And We [i.e., Our angels] are nearer to him than you, but you do not see -

56:86

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ٨٦

Then why do you not, if you are not to be recompensed,

56:87

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٨٧

Bring it back,1 if you should be truthful?

1 translator’s note
  1. i.e., return the soul to the body, meaning that just as you cannot prevent death when it is decreed, you will not escape the recompense when it is decreed. ↩

56:88

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ٨٨

And if he [i.e., the deceased] was of those brought near [to Allāh],

56:89

فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ ٨٩

Then [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure.

56:90

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩٠

And if he was of the companions of the right,

56:91

فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ٩١

Then [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right."

56:92

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ٩٢

But if he was of the deniers [who were] astray,

56:93

فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ ٩٣

Then [for him is] accommodation of scalding water

56:94

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ٩٤

And burning in Hellfire.

56:95

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ٩٥

Indeed, this is the true certainty,

56:96

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ٩٦

So exalt the name of your Lord, the Most Great.

سورة الحديد

Al-Hadid

The Iron · Medinan · 29 ayahs

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

57:1

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ١

Whatever is in the heavens and earth exalts Allāh,1 and He is the Exalted in Might, the Wise.

1 translator’s note
  1. By praising Him and declaring Him far above and beyond any failure or imperfection. ↩

57:2

لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٢

His is the dominion of the heavens and earth. He gives life and causes death, and He is over all things competent.

57:3

هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ٣

He is the First1 and the Last,2 the Ascendant3 and the Intimate,4 and He is, of all things, Knowing.

4 translator’s notes
  1. Before whom nothing existed. Also, He who is supreme, foremost or uppermost.

    [1624] Enduring eternally when nothing else remains.

    [1625] Nothing being above Him. Another meaning is "the Apparent," i.e., evident through His creation and revelation.

    [1626] Nothing being nearer than Him by way of His knowledge. Another meaning is "the Unapparent," i.e., concealed from man's physical senses.

    ↩
  2. ↩
  3. ↩
  4. ↩
As-Sa'diTafsir · 57:2

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском