Al-HadidJuz 27 · Page 540

Al-Hadid 57:21

The Iron · Juz 27 · Page 540

سَابِقُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةٖ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا كَعَرۡضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أُعِدَّتۡ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٢١

Race [i.e., compete] toward forgiveness from your Lord and a Garden whose width is like the width of the heavens and earth, prepared for those who believed in Allāh and His messengers. That is the bounty of Allāh which He gives to whom He wills, and Allāh is the possessor of great bounty.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 57:20–21

20- Bilin ki dünya hayatı, ancak bir oyun, oyalanma ve süstür. Aranızda karşılıklı övünmeden, mallarda ve evlatta çokluk yarışına girmeden ibarettir. (Gerçekte ise dünya hayatı) bir yağmur gibidir ki çıkardığı ekin çiftçilerin hoşuna gider. Sonra o ekin kurur da sen onu sararmış bir halde görürsün. Sonra da o, çerçöp olur. Âhirette hem şiddetli bir azap vardır hem de Allah’tan bir mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimden başka bir şey değildir. 21- Rabbinizden bir mağfiret, Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış olup eni yer ile göğün eni kadar olan cennet için yarışın. Bu, Allah’ın bir lütfudur ki O, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

20. Yüce Allah, dünyanın mahiyetini, gerçek durumunu, onun nihaî halini ve dünya ehlinin maksatlarını haber vermektedir. Buna göre dünya bir oyun ve oyalanmadır. Bedenler onunla oynar, kalpler onunla oyalanır. Nitekim dünya ehlinin görülen durumu da bunu doğrulamaktadır. Zira onların ömürlerini, kalpleri oyalanma içinde, Allah’ın zikrinden yana da karşılaşacakları vaat ve tehditlerden yana da gafil bir halde geçirdiklerini görüyoruz. Dinleri oyun ve oyalanmak, eğlenmektir. Halbuki uyanık olup âhiret için çalışanlar böyle değildir. Çünkü onların kalpleri, Allah’ın zikri, marifeti ve muhabbeti ile ma’murdur. Vakitleri kendilerini Allah’a yakınlaştıran, gerek yakın çevrelerine, gerekse başkalarına sağladıkları faydalı amellerle dolup taşmaktadır. "ve süstür” buyruğu ise şu demektir: Elbiselerde, yiyeceklerde, içeceklerde, bineklerde, evlerde, köşklerde, makam ve mevkilerde ve başka hususlarda bir süslenme, süs düşkünlüğüdür. "Aranızda karşılıklı övünme” Dünya ehlinden olan herkes, diğerine karşı övünür. Dünyevî hususlarda kendisinin öne geçmesini, dünyevî hallerde kendisinin ünlü olmasını ister. "mallarda ve evlatta çokluk yarışına girmeden ibarettir.” Herkes mal ve evlat bakımından başkalarından daha çok olsun ister. Nitekim dünyayı sevenler, dünyaya meylederek onunla rahatlayanların durumu da bunu tasdik etmektedir. Dünyayı ve onun gerçek mahiyetini bilen, orayı bir geçit olarak kabul edip kalınacak bir yer olarak değerlendirmeyen, kendisini Allah’a yakınlaştıran hususlarda yarışan, Allah’ın lütuf ve ihsan yurduna ulaştırıcı yolları izleyenler ise böyle değildir. Bunlar, mal ve evlat çokluğu ile kendilerine karşı övünen kimseleri görecek olurlarsa onlarla salih amel ile yarışmaya koyulurlar. Daha sonra Yüce Allah, dünyayı bir misal ile anlatmaktadır: Dünya, yeryüzüne yağan bir yağmur gibidir. Bu yağmur, insan ve davarların yediği yeryüzü bitkilerine karışır. Nihâyet yeryüzü türlü bitkilerden oluşan zinetini takınıp süslenince gözlerini ve bütün gayretlerini dünyaya hasreden çiftçiler, onun bitirdiklerinden hoşlanır. Derken Allah’ın orayı telef eden emri gelir. Orası gürleştikten sonra hemen kuruyuverir, eski haline döner. Sanki orada yeşil namına bir şey bitmemiş, daha önceden güzel bir manzarası hiç görülmemiş gibi olur. İşte dünya da böyledir. Dünyaya meyleden kişi, orayı göz alıcı ve çekici görür. Oradan ne istemişse ele geçirip hangi işe yönelmişse kapılarının önünde açıldığını gördüğü bir sırada aniden kader, bir musibetle dünyalığına çarpar ve onu elinden alır götürür. Onun üzerindeki hakimiyetini sona erdirir. Yahut da o, dünyalığını bırakır gider, oradan elleri bomboş ve kefen dışında hiçbir şey almaksızın çeker gider. Bütün arzusu ve hedefi dünya olan, çalışıp çabalaması sırf onun için olan kimseye yazıklar olsun! Âhiret için yapılan amellere gelince işte asıl fayda sağlayacak olan odur. Sahibinin lehine ahiret için saklanan onlardır ki o ameller ebediyen kul ile birlikte bulunacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Âhirette hem şiddetli bir azap vardır hem de Allah’tan bir mağfiret ve rıza vardır.” Yani âhiretin halleri bu ikisinden birisidir. Ya cehennem ateşinde son derece çetin bir azap olacaktır. Oranın zincirlerine, prangalarına vurulacak, dehşetli halleri ile karşı karşıya kalınacaktır. Ki bunlar, dünyanın ötesinde gayesi bulunmayan, nihaî hedefi dünyayı aşmayan, bu sebepten Allah’a isyanı gerektiren işleri yapma cesaretini bulan, Allah’ın âyetlerini yalanlayarak nimetlerine nankörlük eden kimseler içindir. Ya da Allah tarafından günahların bağışlanması, cezaların ortadan kaldırılması ve Allah’tan bir rıza vardır. Bu rızaya nail olan kimseyi Allah, razı oluşunun yurdu olan cennetine koyacaktır. Bunlar da dünyayı gerçek mahiyeti ile bilip âhiret için de gereği gibi çalışanlar içindir. İşte bütün bunlar, dünyaya gereğinden fazla rağbet etmemeye, asıl âhirete rağbet edip yönelmeye davet eden hususlardandır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Dünya hayatı aldatıcı bir geçimden başka bir şey değildir.” Yani o, ancak kendisi ile yararlanılan, ihtiyaçların görüldüğü geçici bir şeydir. Çok aldatıcı şeytanın Allah ile kendilerini aldattığı kıt akıllı kimselerin dışında kimse ona aldanmaz ve ona huzurlu bir kalp ile meyletmez.

21. Yüce Allah, mağfiretine, rızasına ve cennetine ulaşmak için yarışa koyulmayı emretmektedir. Bu da mağfirete sebep olan samimi tevbeyle, fayda sağlayan istiğfarla, günahlardan ve günaha düşme ihtimallerinden uzak kalmak için gayret etmekle, salih ameller işleyerek Allah’ı razı edecek şeylere sürekli olarak bağlı kalmakla, hem Allah’a ibadette hem de insanlara faydalı olunacak bütün alanlarda ihsan sahibi olmakla ve bu suretle Allah’ın rızası için yarışmakla olur. Yüce Allah, böyle bir yarışa girmeyi gerektiren hususları da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış olup eni yer ile göğün eni kadar olan cennet için...” Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmenin kapsamına dinin usulü (itikada dair hükümleri) de füruu (amelî hükümleri) de girmektedir. “Bu, Allah’ın bir lütfudur ki O, onu dilediğine verir.” Yani bizim size bu açıkladığımız cennete ulaştıran yollar ile cehenneme götüren yollara dair zikrettiklerimiz, Allah’ın pek büyük mükâfatı ve pek güzel sevabı ile ilgili açıklamalarımız, Allah’ın kulları üzerindeki en büyük lütuf ve ihsanlarındandır. "Allah büyük lütuf sahibidir.” Hiç kimse bundan dolayı O’na hakkıyla övgüde bulunamaz. O, kendi zatını övdüğü gibidir. Mahlukatından kim olursa olsun O’nu nasıl övmüş ise O, bütün bu övgülerin çok daha üstündedir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 540

Al-HadidJuz 27 · Page 540

57:19

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ وَنُورُهُمۡۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ١٩

And those who have believed in Allāh and His messengers - those are [in the ranks of] the supporters of truth and the martyrs, with their Lord. For them is their reward and their light.1 But those who have disbelieved and denied Our verses - those are the companions of Hellfire.

1 translator’s note
  1. Another accepted meaning is "And those who have believed in Allāh and His messengers - they are the supporters of truth. And the martyrs, with their Lord, will have their reward and their light." ↩

57:20

ٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا لَعِبٞ وَلَهۡوٞ وَزِينَةٞ وَتَفَاخُرُۢ بَيۡنَكُمۡ وَتَكَاثُرٞ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِۖ كَمَثَلِ غَيۡثٍ أَعۡجَبَ ٱلۡكُفَّارَ نَبَاتُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرّٗا ثُمَّ يَكُونُ حُطَٰمٗاۖ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٞ شَدِيدٞ وَمَغۡفِرَةٞ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنٞۚ وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا مَتَٰعُ ٱلۡغُرُورِ ٢٠

Know that the life of this world is but amusement and diversion and adornment and boasting to one another and competition in increase of wealth and children - like the example of a rain whose [resulting] plant growth pleases the tillers; then it dries and you see it turned yellow; then it becomes [scattered] debris. And in the Hereafter is severe punishment and forgiveness from Allāh and approval. And what is the worldly life except the enjoyment of delusion.

57:21

سَابِقُوٓاْ إِلَىٰ مَغۡفِرَةٖ مِّن رَّبِّكُمۡ وَجَنَّةٍ عَرۡضُهَا كَعَرۡضِ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ أُعِدَّتۡ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٢١

Race [i.e., compete] toward forgiveness from your Lord and a Garden whose width is like the width of the heavens and earth, prepared for those who believed in Allāh and His messengers. That is the bounty of Allāh which He gives to whom He wills, and Allāh is the possessor of great bounty.

57:22

مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مِّن قَبۡلِ أَن نَّبۡرَأَهَآۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٞ ٢٢

No disaster strikes upon the earth or among yourselves except that it is in a register1 before We bring it into being - indeed that, for Allāh, is easy -

1 translator’s note
  1. i.e., the Preserved Slate (al-Lawḥ al-Maḥfūẓ). ↩

57:23

لِّكَيۡلَا تَأۡسَوۡاْ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمۡ وَلَا تَفۡرَحُواْ بِمَآ ءَاتَىٰكُمۡۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالٖ فَخُورٍ ٢٣

In order that you not despair over what has eluded you and not exult [in pride] over what He has given you. And Allāh does not like everyone self-deluded and boastful -

57:24

ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِۗ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ٢٤

[Those] who are stingy and enjoin upon people stinginess. And whoever turns away1 - then indeed, Allāh is the Free of need, the Praiseworthy.

1 translator’s note
  1. Refusing to spend for Allāh's cause or refusing obedience to Him. ↩

Translation: Saheeh International · Text and layout: Quran Foundation · Mushaf fonts: King Fahd Complex, provided by Quran Foundation · Privacy

As-Sa'diTafsir · 57:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском