Al-Hadid 57:5
The Iron · Juz 27 · Page 538
لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٥
His is the dominion of the heavens and earth. And to Allāh are returned [all] matters.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 57:1–6
1- Göklerde ve yerde olanlar, Allah’ı tesbih ederler. O Azîzdir, Hakîmdir. 2- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. O, hayat verir ve öldürür. O, her şeye gücü yetendir. 3- O, hem ilktir, hem sondur; hem zâhirdir, hem bâtındır. O, her şeyi en iyi bilendir. 4- O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine istivâ edendir. O, yere gireni de oradan çıkanı da, gökten ineni de oraya yükseleni de bilir. Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. 5- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülecektir. 6- Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. O, kalplerde olanları çok iyi bilendir.
(Medine’de inmiştir. 29 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Yüce Allah, azamet ve celalini, egemenliğinin genişliğini, göklerde ve yerde bulunan konuşan ve konuşmayan bütün canlı ve cansızların, Rablerini hamd ile tesbih edip celâline yakışmayan şeylerden O’nu tenzih ettiklerini haber vermektedir. Hepsinin Rablerine itaat edip izzetine boyun eğdiklerini, bunların üzerinde hikmetinin etkilerinin açıkça görüldüğünü bildirmektedir. Bundan dolayı da:“O, Azîzdir, Hakîmdir” buyurmaktadır. Bu buyruk ile ulvi ve süfli âlemdeki bütün yaratıkların bütün hallerinde Rablerine muhtaç oldukları ve bunun hepsi için geçerli olduğu beyan edildiği gibi; O’nun izzetinin her şeye boyun eğdirdiği ve O’nun hikmetinin hem yaratmasında hem de emrinde her şeyi kapsadığını açıklamaktadır. Daha sonra Yüce Allah, mülk ve hükümranlığının genelliğini de haber vererek şöyle buyurmaktadır:
2. Yani bütün yaratıkları yaratan, rızıklarını veren, kudreti ile bütün işlerini çekip çeviren O’dur. “O, her şeye gücü yetendir.”
3. “O hem” kendisinden önce hiçbir şey bulunmayan “ilktir, hem” kendisinden sonra hiçbir şey bâkî kalmayacak olan “sondur. Hem” kendisinin üstünde hiçbir şey bulunmayan “zâhirdir, hem” kendisinden öte hiçbir şey var olmayan “bâtındır.” “O, her şeyi en iyi bilendir.” O’nun ilmi zâhirdekileri de bâtındakileri de, gizli ve saklı olanları da, öncekileri de sonrakileri de bütünüyle kuşatmıştır.
4. “O gökleri ve yeri” ilki pazar, sonuncusu da cuma günü olmak üzere “altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine” celâline yakışır şekilde “istivâ edendir.” Bütün yaratılmışların üstündedir. "O,” tohum, hayvan, yağmur vb. gibi “yere gireni de oradan” bitki, ağaç, canlı vb. gibi “çıkanı da, gökten” melek, ilâhî takdir, rızık vb. gibi “ineni de oraya” melekler, ruhlar, dualar, ameller vb. gibi “yükseleni de bilir.”“Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.” Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “Üç kişi fısıldaştığında mutlaka O, onların dördüncüleridir. Beş kişi olmasınlar mutlaka O, onların altıncılarıdır. İster bundan daha az ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar O, mutlaka onlarla beraberdir.”(el-Mücâdele, 58/7) Buradaki “beraber oluş”, ilim ve haberdar olmak anlamındaki beraberliktir. Bundan dolayı Yüce Allah, devamla amellerin karşılığını vereceğini hem vaat hem tehdit anlamında bildirmektedir:“Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.” Yani O, yaptığınız amelleri, bu amellerin kaynaklandığı iyi ve kötü hallerinizi çok iyi görendir. Bu yüzden bu amellerinizi tespit etmektedir ve onların karşılığını size verecektir.
5. Bunlar mülkiyetleri itibari ile O’nun olduğu gibi, O’nun tarafından yaratılmışlardır ve hepsi de O’nun kullarıdır. Onlarda dilediği şekilde, Rabbânî hikmetine uygun olarak cereyan eden kaderî ve şer’î emirleri ile tasarrufta bulunan O’dur. Ameller de amellerde bulunanlar da dahil “bütün işler Allah’a döndürülecektir.” Kullar kendisine arz olunacak, O da iyiyi kötüden ayırt edecektir. İyilikte bulunan kimseye iyiliğinin, kötülükte bulunan kimseye de kötülüğünün karşılığını verecektir.
6. Yani geceyi gündüzün üzerine getirir ve böylelikle gece karanlığı yaratıkları örter. Hareketten kesilir ve sükûn bulurlar. Sonra da gündüzü gecenin üzerine getirir, yeryüzündeki karanlık gider ve ortalık aydınlanır. Kullar harekete geçerler. Maslahatlarını gerçekleştirmeye ve geçimlerini sağlamaya koyulurlar. Yüce Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye bürüyüp durur. Eksiltmek, artırmak, uzatmak ve kısaltmak sureti ile bunların yerlerini değiştirip durur. Nihâyet bu yolla mevsimler meydana gelir, zamanın akışı doğru bir şekilde sağlanmış olur ve bu yolla pekçok maslahatlar da gerçekleşir. Kullarına gizli ve açık nimetleri ihsan eden, pek cömert, lütfu pek bol, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne büyüktür, ne yücedir! “O kalplerde olanları” bütün mahlukatın kalplerinde bulunanı “çok iyi bilendir.” O bakımdan ehil olduğunu bildiği kimselere ilâhî tevfikini verir, hidâyetine lâyık olmadığını bildiği kimseleri de yardımsız bırakır.
Page 538
57:4
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۖ وَهُوَ مَعَكُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ٤
It is He who created the heavens and earth in six days and then established Himself above the Throne.1 He knows what penetrates into the earth and what emerges from it and what descends from the heaven and what ascends therein; and He is with you2 wherever you are. And Allāh, of what you do, is Seeing.
57:5
لَّهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٥
His is the dominion of the heavens and earth. And to Allāh are returned [all] matters.
57:6
يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِۚ وَهُوَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٦
He causes the night to enter the day and causes the day to enter the night, and He is Knowing of that within the breasts.
57:7
ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُواْ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسۡتَخۡلَفِينَ فِيهِۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَأَنفَقُواْ لَهُمۡ أَجۡرٞ كَبِيرٞ ٧
Believe in Allāh and His Messenger and spend out of that in which He has made you successive inheritors. For those who have believed among you and spent,1 there will be a great reward.
1 translator’s note
- In ways pleasing to Allāh. ↩
57:8
وَمَا لَكُمۡ لَا تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلرَّسُولُ يَدۡعُوكُمۡ لِتُؤۡمِنُواْ بِرَبِّكُمۡ وَقَدۡ أَخَذَ مِيثَٰقَكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ٨
And why do you not believe in Allāh while the Messenger invites you to believe in your Lord and He has taken your covenant, if you should [truly] be believers?
57:9
هُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبۡدِهِۦٓ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتٖ لِّيُخۡرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ بِكُمۡ لَرَءُوفٞ رَّحِيمٞ ٩
It is He who sends down upon His Servant [Muḥammad (ﷺ)] verses of clear evidence that He may bring you out from darknesses into the light. And indeed, Allāh is to you Kind and Merciful.
57:10
وَمَا لَكُمۡ أَلَّا تُنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَا يَسۡتَوِي مِنكُم مَّنۡ أَنفَقَ مِن قَبۡلِ ٱلۡفَتۡحِ وَقَٰتَلَۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَعۡظَمُ دَرَجَةٗ مِّنَ ٱلَّذِينَ أَنفَقُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَقَٰتَلُواْۚ وَكُلّٗا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ١٠
And why do you not spend in the cause of Allāh while to Allāh belongs the heritage of the heavens and the earth? Not equal among you are those who spent before the conquest [of Makkah] and fought [and those who did so after it]. Those are greater in degree than they who spent afterwards and fought. But to all Allāh has promised the best [reward]. And Allāh, of what you do, is Aware.
57:11
مَّن ذَا ٱلَّذِي يُقۡرِضُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنٗا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥ وَلَهُۥٓ أَجۡرٞ كَرِيمٞ ١١
Who is it that would loan Allāh a goodly loan so He will multiply it for him and he will have a noble reward?