Al-An'am 6:45
The Cattle · Juz 7 · Page 133
فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْۚ وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٤٥
So the people that committed wrong were eliminated. And praise to Allāh, Lord of the worlds.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 6:42–45
42- Andolsun ki senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik de belki yalvarırlar diye onları darlığa ve sıkıntıya uğrattık. 43- Bari onlara azabımız geldiğinde yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaşmış ve şeytan da yaptıklarını onlara süslü göstermişti. 44- Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca, biz de üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihâyet kendilerine verilenlerle şımarınca ansızın onları yakalayıverdik de ümitsizce kalakaldılar. 45- Böylece zulmedenlerin ardı arkası kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
42. Yüce Allah:“Andolsun ki senden önceki ümmetlere” geçmiş ümmetlere, önceki nesiller arasından senden önceki ümmetlere biz nice “peygamberler gönderdik.” Ancak peygamberlerimizi yalanladılar ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettiler. “Belki” bize “yalvarırlar diye” ve sıkıntı esnasında bize sığınırlar diye bizden onlara bir rahmet olmak üzere “onları darlığa ve sıkıntıya” fakirlik, hastalık, çeşitli afet ve musibetlere “uğrattık.”
43. “Bari onlara azabımız geldiğinde yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaşmış” adeta taş kesilmiş ve hakka karşı yumuşamaz bir hal almıştı “ve şeytan da yaptıklarını onlara süslü göstermişti.” İzledikleri yolun gerçek din olduğunu sandılar ve bir süre batılları içerisinde oyalanıp durdular, şeytan onların akılları ile oynadı.
44. “Onlar kendilerine verilen öğütleri unutunca, biz de üzerlerine” dünya ve dünyanın lezzetleri ve gafletleri türünden “her şeyin kapılarını açtık. Nihâyet kendilerine verilenlerle şımarınca ansızın onları yakalayıverdik de ümitsizce kalakaldılar.” Her türlü hayırdan yana ümitlerini kestiler. Bu ise olabilecek en şiddetli azaptır. Yani farkında olmadan, gaflet içerisinde iken, huzur ve rahat içinde iken azabın onları gelip yakalaması... Böylelikle azapları daha ağır, musibetleri daha büyük olur.
45. “Böylece zulmedenlerin ardı arkası kesildi.” Yani azaba duçar oldular ve önlerinde bütün kurtuluş çareleri tükendi. O’nu yalanlayanların helâkine dair kaza ve kaderi dolayısıyla “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” Çünkü böylelikle Allah’ın âyetleri, gerçek dostlarına lütuf ve ihsanı, düşmanlarını hakir ve küçük göstermesi ve peygamberlerinin getirdiklerinin doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.
Page 133
6:45
فَقُطِعَ دَابِرُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْۚ وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٤٥
So the people that committed wrong were eliminated. And praise to Allāh, Lord of the worlds.
6:46
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَخَذَ ٱللَّهُ سَمۡعَكُمۡ وَأَبۡصَٰرَكُمۡ وَخَتَمَ عَلَىٰ قُلُوبِكُم مَّنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِهِۗ ٱنظُرۡ كَيۡفَ نُصَرِّفُ ٱلۡأٓيَٰتِ ثُمَّ هُمۡ يَصۡدِفُونَ ٤٦
Say, "Have you considered:1 if Allāh should take away your hearing and your sight and set a seal upon your hearts, which deity other than Allāh could bring them [back] to you?" Look how We diversify2 the verses; then they [still] turn away.
6:47
قُلۡ أَرَءَيۡتَكُمۡ إِنۡ أَتَىٰكُمۡ عَذَابُ ٱللَّهِ بَغۡتَةً أَوۡ جَهۡرَةً هَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٤٧
Say, "Have you considered: if the punishment of Allāh should come to you unexpectedly or manifestly,1 will any be destroyed but the wrongdoing people?"
1 translator’s note
- i.e., before your eyes. ↩
6:48
وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَۖ فَمَنۡ ءَامَنَ وَأَصۡلَحَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٤٨
And We send not the messengers except as bringers of good tidings and warners. So whoever believes and reforms - there will be no fear concerning them, nor will they grieve.
6:49
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا يَمَسُّهُمُ ٱلۡعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ ٤٩
But those who deny Our verses - the punishment will touch1 them for their defiant disobedience.
1 translator’s note
- i.e., reach and afflict. ↩
6:50
قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ إِنِّي مَلَكٌۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۚ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ ٥٠
Say, [O Muḥammad], "I do not tell you that I have the depositories [containing the provision] of Allāh or that I know the unseen, nor do I tell you that I am an angel. I only follow what is revealed to me." Say, "Is the blind equivalent to the seeing? Then will you not give thought?"
6:51
وَأَنذِرۡ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحۡشَرُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ لَيۡسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِيّٞ وَلَا شَفِيعٞ لَّعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ ٥١
And warn by it [i.e., the Qur’ān] those who fear that they will be gathered before their Lord - for them besides Him will be no protector and no intercessor - that they might become righteous.
6:52
وَلَا تَطۡرُدِ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ رَبَّهُم بِٱلۡغَدَوٰةِ وَٱلۡعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجۡهَهُۥۖ مَا عَلَيۡكَ مِنۡ حِسَابِهِم مِّن شَيۡءٖ وَمَا مِنۡ حِسَابِكَ عَلَيۡهِم مِّن شَيۡءٖ فَتَطۡرُدَهُمۡ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٥٢
And do not send away those who call upon their Lord morning and afternoon, seeking His face [i.e., favor]. Not upon you is anything of their account and not upon them is anything of your account.1 So were you to send them away, you would [then] be of the wrongdoers.
1 translator’s note
- No one is held accountable for the deeds or intentions of another. That is left to Allāh's judgement. ↩