Al-Mumtahanah 60:6
She that is to be examined · Juz 28 · Page 550
لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِيهِمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٞ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَۚ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ٦
There has certainly been for you in them an excellent pattern for anyone whose hope is in Allāh and the Last Day. And whoever turns away - then indeed, Allāh is the Free of need, the Praiseworthy.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 60:1–9
1- Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimselere sevgi besleyip de onları dost edinmeyin. Zira onlar size gelmiş olan hakkı inkar etmişler ve Rabbiniz olan Allah’a iman ettiniz diye Peygamberi de sizi de (Mekke’den) çıkarmışlardır. Eğer siz yolumda cihâd etmek ve rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmış iseniz (onları asla dost edinmeyin)! Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da pek iyi bildiğim halde siz onlara karşı gizlice sevgi (mi) besliyorsunuz? Sizden kim böyle bir şey yaparsa şüphesiz o, doğru yoldan sapmış olur. 2- Şayet onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler. Elleriyle de dilleriyle de size kötülük ederler ve kâfir olmanızı arzu ederler. 3- Akrabanızın da evlâdınızın da size hiçbir faydası olmayacaktır. Kıyamet gününde Allah, aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görendir. 4- İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi:“Şüphesiz biz, sizden de Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz şeylerden de uzağız. Sizi (ve yaptıklarınızı) reddediyoruz. Bizimle sizin aranızda sonsuza kadar düşmanlık ve kin baş göstermiştir. Ta ki sizler yalnızca Allah’a iman edinceye kadar.” İbrahim’in babasına söylediği: “Senin için elbette mağfiret dileyeceğim. Ancak Allah’a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam” sözü (bu güzel örnekten) müstesnâdır. (Yine onlar şöyle demişlerdi:)“Rabbimiz! Yalnız sana tevekkül ettik, yalnız sana yöneldik ve dönüş de yalnız sanadır.” 5- “Rabbimiz! Bizi kafirler için imtihan konusu kılma ve bizi bağışla, ey Rabbimiz! Çünkü Azîz ve Hakîm olan yalnız Sensin.” 6- Andolsun onlarda sizin için, yani Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur ve O, her türlü hamde layık olandır. 7- Olur ki Allah, sizinle düşman olduğunuz o (müşrikler) arasında bir sevgi meydana getirir. Allah'ın (buna ve her şeye) gücü yeter. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 8- Allah size din hususunda sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olan (kafirlere) iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever. 9- Allah size ancak sizinle din hususunda savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş kimseleri dost edinmenizi yasaklar. Kim böylelerini dost edinirse işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir.
(Medine’de inmiştir. 13 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
Müfessirlerin -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- pek çoğunun bildirdiklerine göre bu âyet-i kerimelerin nüzul sebebi, Hâtıb b. Ebî Beltea’nın başından geçen olaydır. Şöyle ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’nin fethi için hazırlandığında Hâtıb, Mekkeli müşriklere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerlerine yürümek üzere olduğunu haber veren bir mektup yazdı. Bunu münafık olduğundan veya dinde şüphesi bulunduğundan dolayı değil de onlara kendisine minnet duyacakları bir iyilikte bulunmak maksadı ile yazmıştı. Bu mektubunu da bir kadınla göndermişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Hâtıb’ın durumu haber verilince onun gönderdiği kimseler, bu kadın Mekke’ye varmadan yetişmişler ve mektubu ondan almışlardı. Peygamber, Hâtıb’a neden böyle yaptığını sorunca o bir mazeret beyan etmiş ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu özrünü kabul etmişti. Bu âyet-i kerimelerde müşrik olan ve olmayan diğer kâfirleri dost edinmek ve sevgi duyarak onlara haber ulaştırmak, çok ağır ve kesin ifadelerle yasaklanmakta, ayrıca bunun imana aykırı, İbrahim el-Halil’in -salât ve selâm olsun ona- dinine muhalif olduğu ve düşmandan alabildiğine sakınmayı gerektiren akılla da bağdaşmadığı haber verilmektedir. Çünkü düşman, düşmanlık etmek için elinden gelen hiçbir şeyi esirgemez ve düşmanına zarar vermek için her fırsatı değerlendirir. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
1. “Ey iman edenler!” İmanın gereklerini yerine getirenleri dost edinmek, imana düşman olanları da düşman bellemek sureti ile imanınızın gereğini yerine getirin. Çünkü imana düşman olan Allah’a da düşmandır, mü’minlere de düşmandır. "Benim de düşmanım” yani Allah’ın düşmanı “sizin de düşmanınız olan kimselere sevgi besleyip de onları dost edinmeyin.” onları sevmek ve onları sevmenin yollarını izlemek sureti ile bu şekilde davranmayın. Çünkü sevgi oldu mu arkasından yardımlaşma ve dost edinme de gelir. Bunun sonucunda da kul, imandan çıkar ve müminlerden ayrılıp kâfirlere katılmış olur. Kâfirleri dost edinen kimse, aynı zamanda onurunu da kaybetmiş olur. Zira o, kendisi için kötülükten başka bir şey istemeyen en büyük düşmanlarına nasıl dostluk besler? Nasıl Rabbine ve gerçek dostuna muhalefet eder? O Rab ki onun hakkında hayır diler, ona hayır emreder ve onu hayır işlemeye teşvik eder. Mü’min kimseyi kâfirlere düşmanlık beslemesini gerektiren sebepler arasında şu da vardır: Onlar, mü’minlere gelen hakkı inkâr etmişlerdir ki bundan daha büyük bir muhalefet ve isyan da olamaz. Onlar dininizin temelini inkâr etmişler, sizlerin sapık ve hidâyet üzere olmayan kimseler olduğunuzu iddia etmişlerdir. Halbuki kendileri, hakkında en ufak bir şüphe ve tereddüt bulunmayan hakkı inkâr etmişlerdir. Hakkı redden kimsenin bu sözünün doğruluğuna delil olacak herhangi bir kanıt ya da belgesinin bulunmasına ise imkân yoktur. Aksine sadece hakkı bilmek dahi hakkı reddedenin sözünün batıl ve tutarsız olduğuna delildir. Onların size ileri derecedeki düşmanlıklarının bir neticesi olarak “Rabbiniz olan Allah’a iman ettiniz diye Peygamberi de sizi de” ey mü’minler, yurdunuzdan “çıkarmışlardı” ve vatanlarınızdan uzaklaştırmışlardı. Oysa sizin “Rabbiniz olan Allah’a iman etmek” dışında hiçbir günahınız yoktu. Halbuki bütün insanların O’na kulluk etmeleri gerekir. Zira görüp gözeten, besleyen, onlara gizli ve açık nimetleri ihsan eden O’dur. İşte onlar, farzların ve görevlerin başı olan bu emirden yüz çevirirken, sizler bunu yerine getirdiğiniz için size düşmanlık ettiler ve bundan dolayı sizi yurtlarınızdan çıkardılar. Artık her zaman ve her mekânda nitelikleri bu olan kâfirler ile dostluk eden herhangi bir kulda akıl ve insaf kalabilir mi? Din namına onda herhangi bir şey bulunur mu? O kâfirler ki korkuları yahut da güçlü bir engel olmasa bir mü’mine zarar vermekten asla geri durmazlar. "Eğer siz yolumda cihâd etmek ve rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmış iseniz” yani eğer sizin çıkışınız ve bundan gözettiğiniz maksat, Allah’ın adını yüceltmek ve O’nun rızasını elde etmek için Allah yolunda cihad etmek ise bunun gereği olarak şunu bilin ki; Allah’ın dostlarını dost edinmek, düşmanlarını düşman bilmek, O’nun yolunda cihadın en büyüğüdür. Allah’a yakınlaşmak isteyenlerin kendisi ile O’na yakınlaştıkları ve bununla rızasını umdukları en büyük iştir. "Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da pek iyi bildiğim halde siz onlara karşı gizlice sevgi (mi) besliyorsunuz?” Allah'ın gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bildiğini pek iyi bildiğiniz halde nasıl olur da kâfirlere içten içe sevgi besler ve bunu içinizde saklarsınız? Bu, mü’minlere saklı kalsa da Allah’a asla gizli kalmaz. O, kullarının hayır ve şer türünden ne gizlediklerini bilir ve onların da karşılığını verir. "Sizden kim böyle bir şey yaparsa” yani Allah bu işten sizi sakındırdıktan sonra kim kâfirleri dost edinirse “şüphesiz o, doğru yoldan sapmış olur.” Çünkü böylelikle o; şeriate, akla, insan onuruna ve insanlığa muhalif bir yol izlemiştir.
2. Daha sonra Yüce Allah, mü’minlerde onlara karşı düşmanlık duygularını harekete geçirmek maksadı ile onların mü’minlere karşı duydukları ileri derecedeki düşmanlıklarını açıklamaktadır:“Şayet onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa” yani sizi yakalar ve size eziyet verecek bir fırsat bulurlarsa “size” açıktan açığa “düşman kesilirler. Elleriyle de” öldürmek, dövmek vb. gibi “dilleriyle” sövmek ve buna benzer sizi rahatsız edecek sözlerle “size kötülük ederler ve kâfir olmanızı arzu ederler.” Çünkü sizden istedikleri esas şey budur.
3. Eğer sizler:“Biz akrabalık ve mal için kâfirlerle dostluk ediyoruz”, deyip de bu tutumun haklılığını delillendirmeye kalkışacak olursanız bilin ki “Akrabanızın da evlâdınızın da” Allah’a karşı “size hiçbir faydası olmayacaktır. Kıyamet gününde Allah, aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görendir.” Bundan dolayı O, sizin için zararlı olan “kâfirleri dost edinme”yi size yasaklamıştır.
4. Ey mü’minler topluluğu! “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda” ona iman edenlerde “sizin için gerçekten” uyulmaya layık ve size fayda sağlayacak “güzel bir örnek vardır.” Çünkü sizlere İbrahim’in hanif olan dinine tabi olma emri verilmiştir. "Hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi:“Şüphesiz biz, sizden de Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz şeylerden de uzağız... demişlerdi.” Yani İbrahim ve beraberindeki mü’minler, müşrik kavimlerinden ve Allah’tan başka tapındıklarından uzak olduklarını bildirmişler, sonra da bu düşmanlıklarını gâyet açık bir şekilde ifadelendirerek:“Sizi (ve yaptıklarınızı) reddediyoruz” demişlerdi. “Bizimle sizin aranızda sonsuza kadar düşmanlık ve kin baş göstermiştir.” Kalplerde kin açıkça ortaya çıkmış, oradaki sevgi sona ermiştir, bedenen de düşmanlık ortaya çıkmıştır. Bu düşmanlık ve kinin herhangi bir vakti ya da sınırı da yoktur. Aksine sizler küfrünüzü sürdürmeye devam ettiğiniz sürece bu ebediyen devam edecek, “sizler yalnızca Allah’a iman edinceye kadar” da sürecektir. Ne zaman ki tek olarak Allah’a iman ederseniz, işte o vakit size olan kin ve düşmanlığımız ortadan kalkar, sevgi ve dostluğa dönüşür. İşte ey iman edenler! İbrahim’de ve İbrahim ile birlikte bulunanlarda, iman ve tevhidin gereklerini yerine getirmelerinde, sadece Allah’a ibadet etmeleri ile ilgili bütün hususlarda uyulmaya değer güzel bir örnek vardır. Bundan bir husus müstesnadır. O da şudur:“İbrahim’in” kendisini iman ve tevhide davet ettiği vakit, bunu kabul etmeyen, inatlaşan, şirk koşan, kâfir babası Âzer’e:“söylediği: “Senin için elbette mağfiret dileyeceğim.” Bununla birlikte ben “Allah’a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam” Ama ben Rabbime dua edeceğim, olur ki Rabbime dua etmekten dolayı mahrum kalmam. “sözü (bu güzel örnekten) müstesnâdır.” İşte sizler, İbrahim’in müşrik birisi için yaptığı bu duada ona uyamazsınız. Müşriklere dua edip de: Biz bu konuda İbrahim’in dinine uyuyoruz, diyemezsiniz. Çünkü Yüce Allah bu hususta İbrahim aleyhisselam’ın mazeretini söz konusu ederek şöyle buyurmuştur:“İbrahim’in babasına mağfiret dilemesi ancak ona verdiği bir sözden dolayı idi. Ama onun Allah’ın düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca ondan uzaklaştı.”(et-Tevbe, 9/114) Yine İbrahim’de onunla birlikte bulunanlarda Allah’a dua edip O’na tevekkül etmeleri, O’na yönelmeleri, acziyetlerini ve kusurlarını itiraf etmeleri hususunda da sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar şöyle demişlerdi:“Rabbimiz, yalnız sana tevekkül ettik.” Bizim için faydalı olacak hususları elde etmek, zararlı şeyleri önlemek hususunda sadece sana güvenip dayandık. Rabbimiz, bu hususta yalnız sana güvendik. "Yalnız sana yöneldik ve dönüş de yalnız sanadır.” Sana itaate, senin razı olacağın şeylere ve sana yakınlaştıracak olan her şeye yöneldik. Biz bunun için çalışıyoruz. Hayır işler yapmak için gayret ediyoruz. Dönüşün yalnız sana olacağını biliyoruz. Bu yüzden senin huzuruna gelmeye hazırlanıyor ve bizi sana yakınlaştıracak ameller işliyoruz.
5. “Rabbimiz, bizi kafirler için imtihan konusu kılma!” Günahlarımız sebebiyle onları bize musallat etme! O zaman bizi dinimizden döndürmeye çalışırlar ve ellerinden geldiğince bizi iman ile ilgili hususlardan alıkoymaya çalışırlar. Aynı şekilde kendileri de dinden iyice uzaklaşırlar. Çünkü onlar kendilerinin galip olduklarını görünce hak üzere olduklarını, bizim de batıl üzere olduğumuzu zannederler, böylece küfür ve azgınlıklarını daha da artırırlar. "ve bizi bağışla, ey Rabbimiz!” İşlediğimiz büyük, küçük günahlarımızı, emrolunduğumuz hususlardaki kusurlarımızı bağışla! “Çünkü” her şeye boyun eğdirici “Azîz” her şeyi yerli yerince koyan “Hakîm olan yalnız Sensin.” O halde izzetin ve hikmetin hakkı için düşmanlarımıza karşı bize zafer ver, günahlarımızı bağışla ve kusurlarımızı ıslah eyle!
6. Daha sonra Yüce Allah, onlara uymayı tekrar teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlarda sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır.” Ancak onlara uymak ve onları örnek almak herkes için kolay değildir. Bu, ancak Allah’a ve âhiret gününe kavuşacağına iman edenler için kolaydır. Çünkü iman, ecir ve mükâfat alacağını ummak, kula her türlü zorluğu kolaylaştırır, çok gibi görünen şeyleri az gösterir, Allah’ın salih kullarına ve peygamberlerine daha çok uymasını sağlar. Çünkü o, böyle bir şeye kendisinin son derece muhtaç olduğunu görür. "Kim” Allah’a itaat etmekten ve Allah’ın peygamberlerine uymaktan “yüz çevirirse” kendisinden başka kimseye zarar veremez. Allah’a da hiçbir zararı olmaz. Çünkü “Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur.” O, bütün yönleri ile tam ve mutlak zengindir, hiçbir yönden hiçbir varlığa muhtaç değildir. “O, her türlü hamde layık olandır.” Yani zatında, isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde övgüye layıktır. O, bütün bunlardan dolayı kendisine hamdedilendir.
7. Yüce Allah, mü’minlere, müşriklere karşı düşmanlık beslemelerini, şirk ve küfürlerini sürdürdükçe bu düşmanlıklarını da sürdürmelerini emrettikten sonra şunu da bildirmektedir: Hüküm, ona sebep olan hususa (illete) bağlı olduğundan dolayı, eğer onlar imana girecek olurlarsa o zaman onlara karşı iman sevgisinin beslenmesi söz konusu olur. O halde ey mü’minler, onların imana döneceklerinden yana ümit kesmeyin! “Olur ki Allah, sizinle düşman olduğunuz o (müşrikler) arasında bir sevgi meydana getirir.” Ki bunun sebebi de onların imana dönüşleri olacaktır. "Allah'ın” her şeye “gücü yeter.” Kalplere hidâyet vererek onları bir halden bir hale evirip çevirmesi de buna dahildir. “Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Bağışlamayacağı büyük günah, örtmeyeceği kusur yoktur. “De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Muhakkak O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.”(ez-Zümer, 39/53) Bu âyet-i kerime ile o sıralarda mü’minlere düşman olan birtakım müşriklerin müslüman olacaklarına dair bir işaret ve müjde bulunmaktadır. Nitekim bu gerçekleşmiştir. Allah’a hamdolsun.
Page 550
60:6
لَقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِيهِمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٞ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَۚ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ٦
There has certainly been for you in them an excellent pattern for anyone whose hope is in Allāh and the Last Day. And whoever turns away - then indeed, Allāh is the Free of need, the Praiseworthy.
60:7
۞ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَجۡعَلَ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ عَادَيۡتُم مِّنۡهُم مَّوَدَّةٗۚ وَٱللَّهُ قَدِيرٞۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٧
Perhaps Allāh will put, between you and those to whom you have been enemies among them, affection. And Allāh is competent,1 and Allāh is Forgiving and Merciful.
1 translator’s note
- To accomplish this or whatever He should will. ↩
60:8
لَّا يَنۡهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ لَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَلَمۡ يُخۡرِجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ أَن تَبَرُّوهُمۡ وَتُقۡسِطُوٓاْ إِلَيۡهِمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ٨
Allāh does not forbid you from those who do not fight you because of religion and do not expel you from your homes - from being righteous toward them and acting justly toward them. Indeed, Allāh loves those who act justly.
60:9
إِنَّمَا يَنۡهَىٰكُمُ ٱللَّهُ عَنِ ٱلَّذِينَ قَٰتَلُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَأَخۡرَجُوكُم مِّن دِيَٰرِكُمۡ وَظَٰهَرُواْ عَلَىٰٓ إِخۡرَاجِكُمۡ أَن تَوَلَّوۡهُمۡۚ وَمَن يَتَوَلَّهُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٩
Allāh only forbids you from those who fight you because of religion and expel you from your homes and aid in your expulsion - [forbids] that you make allies1 of them. And whoever makes allies of them, then it is those who are the wrongdoers.
1 translator’s note
- See footnote to verse 1 of this sūrah. ↩
60:10
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا جَآءَكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ مُهَٰجِرَٰتٖ فَٱمۡتَحِنُوهُنَّۖ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِهِنَّۖ فَإِنۡ عَلِمۡتُمُوهُنَّ مُؤۡمِنَٰتٖ فَلَا تَرۡجِعُوهُنَّ إِلَى ٱلۡكُفَّارِۖ لَا هُنَّ حِلّٞ لَّهُمۡ وَلَا هُمۡ يَحِلُّونَ لَهُنَّۖ وَءَاتُوهُم مَّآ أَنفَقُواْۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ أَن تَنكِحُوهُنَّ إِذَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّۚ وَلَا تُمۡسِكُواْ بِعِصَمِ ٱلۡكَوَافِرِ وَسۡـَٔلُواْ مَآ أَنفَقۡتُمۡ وَلۡيَسۡـَٔلُواْ مَآ أَنفَقُواْۚ ذَٰلِكُمۡ حُكۡمُ ٱللَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡۖ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٞ ١٠
O you who have believed, when the believing women come to you as emigrants, examine [i.e., test] them. Allāh is most knowing as to their faith. And if you know them to be believers, then do not return them to the disbelievers; they are not lawful [wives] for them, nor are they lawful [husbands] for them. But give them [i.e., the disbelievers] what they have spent.1 And there is no blame upon you if you marry them when you have given them their due compensation [i.e., mahr]. And hold not to marriage bonds with disbelieving women, but ask for what you have spent and let them [i.e., the disbelievers] ask for what they have spent.2 That is the judgement of Allāh; He judges between you. And Allāh is Knowing and Wise.
2 translator’s notes
For marriage, i.e., compensate their loss.
[1677] When a disbelieving wife chose to join the disbelievers, a Muslim husband could demand in return the equivalent of her mahr. Likewise, the disbelievers had a similar right when a believing woman joined the Muslims. This and the following verses were revealed subsequent to the Treaty of al-Ḥudaybiyyah.
↩- ↩
60:11
وَإِن فَاتَكُمۡ شَيۡءٞ مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۡ إِلَى ٱلۡكُفَّارِ فَعَاقَبۡتُمۡ فَـَٔاتُواْ ٱلَّذِينَ ذَهَبَتۡ أَزۡوَٰجُهُم مِّثۡلَ مَآ أَنفَقُواْۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِيٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤۡمِنُونَ ١١
And if you have lost any of your wives to the disbelievers and you subsequently obtain [something],1 then give those whose wives have gone the equivalent of what they had spent. And fear Allāh, in whom you are believers.
1 translator’s note
- From the side of the disbelievers, i.e., war booty or a believing woman seeking refuge with the Muslims. ↩