Al-Jumu'ah 62:4
The Congregation, Friday · Juz 28 · Page 553
ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٤
That is the bounty of Allāh, which He gives to whom He wills, and Allāh is the possessor of great bounty.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 62:2–4
2- Ümmîlere kendi içlerinden onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap ve hikmeti/sünneti öğreten bir Peygamber gönderen O’dur. Halbuki daha önce onlar gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde idiler. 3- (O, bu peygamberi) henüz onlara yetişmemiş olan diğer insanlara da (göndermiştir). O Azîzdir, Hakîmdir. 4- İşte bu, Allah’ın lütfudur ki O, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
2. “Ümmîlere kendi içlerinden… bir Peygamber gönderen O’dur.” Ümmîlerden kasıt, ilâhi Kitapları olmayan, risaletten yana ellerinde bir miras bulunmayan, gerek Araplardan gerek Arap olmayanlar arasından Kitap ehli olmayan kimseler demektir. Yüce Allah, onlara öyle büyük bir lütuf ve ihsanda bulunmuştur ki bu, başkalarına olan lütuf ve ihsanından daha büyüktür. Çünkü onlar, ilim ve hayırdan yoksun ve apaçık bir sapıklık içindeydiler. Putlara, ağaçlara, taşlara tapıyorlardı Yırtıcı hayvanlar gibi davranıyorlar, güçlüleri güçsüzlerini yiyip bitiriyordu. Peygamberlerin getirdiği bilgileri bilmeyen, son derece cahil kimselerdiler. İşte Allah onlara kendi içlerinden nesebini, güzel sıfatlarını ve doğruluğunu bildikleri bir peygamber gönderdi. Bu peygambere Kitabını indirdi. Bu peygamber de onlara o Kitabı, iman etmelerini ve yakine ulaşmalarını gerektiren ve son derece kesin olan Allah'ın âyetlerini okuyordu. Yine bu peygamber üstün ahlâkı kendilerine geniş geniş açıklayarak, bu ahlâka sahip olmayı onlara teşvik ederek, kötü ve bayağı huylardan da uzak durmalarını isteyerek onları arındırmaktaydı. O, “onlara Kitap ve hikmeti/sünneti öğreten” bir peygamberdi. Yani öncekilerin de sonrakilerin de ilimlerini ihtiva eden Kitap ve sünnet ilmini öğretirdi. Bu öğretme ve arındırmanın akabinde onlar, insanların en bilginleri oldular. Hatta ilim ve din sahibi kimselerin önderleri, insanların ahlâken en mükemmelleri, doğruluk ve yaşayışları itibari ile en güzelleri oldular. Hem bizzat kendileri hidâyet buldular, hem de başkalarını hidâyete erdirdiler. Böylelikle hidâyete ermişlerin önderleri, takvâ sahiplerinin liderleri oldular. Bu yüzden bu peygamberi göndermesi sebebi ile Allah’ın onlara ihsan ettiği nimet, en mükemmel nimet, bu bağış en üstün ve en değerli bağıştır.
3. “(O, bu peygamberi) henüz onlara yetişmemiş olan diğer insanlara da (göndermiştir).” Böylece o ümmilerin dışında başkalarına da lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Yani o, ümmîlerin dışında kalıp kendilerinden sonra gelenlere de Kitap ehlinden olup da kendilerine yetişmemiş olanlara da kısaca Allah Rasûlünün davetine muhatap olanlar içerisinde bulunmayanlara da bir lütuftur. "onlara yetişmemiş olan” ifadesinin, “fazilet yönünden onlara yetişememiş olanlar” manasına gelme ihtimali olduğu gibi “zaman itibari ile onlara yetişmemiş olanlar” manasına gelmesi de ihtimal dahilindedir. Mana her iki halde de doğrudur. Çünkü Allah’ın, kendilerine peygamberini gönderdiği, onu gören, onun davetine doğrudan muhatap olan ve bu daveti kabul eden kimseler, öyle özellik ve faziletlere kavuşmuşlardır ki, bu fazilet ve özellikler noktasında herhangi bir kimsenin onlara yetişmesine imkân yoktur. Bu da Yüce Allah’ın izzet ve hikmetinin bir tecellisidir.
4. Çünkü O, kullarını ihmal etmemiş, başıboş bırakmamıştır. Aksine aralarından peygamberler göndermiş, onlara emir ve yasaklarını bildirmiştir. Bu da Yüce Allah’ın kulları arasından dilediği kimselere ihsan ettiği pek büyük lütfunun bir tecellisidir. Böyle bir lütuf, bedeni âfiyet, rızık bolluğu ve ibenzer dünyevî nimetlerin hepsinden daha büyük ve daha üstündür. Kurtuluşun ve ebedî mutluluğun kaynağı olan din nimetinden daha büyük hiçbir nimet yoktur.
Page 553
سورة الجمعة
Al-Jumu'ah
The Congregation, Friday · Medinan · 11 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
62:1
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡمَلِكِ ٱلۡقُدُّوسِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ١
Whatever is in the heavens and whatever is on the earth is exalting Allāh,1 the Sovereign, the Pure, the Exalted in Might, the Wise.2
62:2
هُوَ ٱلَّذِي بَعَثَ فِي ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ رَسُولٗا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ ٢
It is He who has sent among the unlettered [Arabs] a Messenger from themselves reciting to them His verses and purifying them and teaching them the Book [i.e., the Qur’ān] and wisdom [i.e., the sunnah] - although they were before in clear error -
62:3
وَءَاخَرِينَ مِنۡهُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِهِمۡۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٣
And [to] others of them who have not yet joined them. And He is the Exalted in Might, the Wise.
62:4
ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٤
That is the bounty of Allāh, which He gives to whom He wills, and Allāh is the possessor of great bounty.
62:5
مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَىٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢاۚ بِئۡسَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٥
The example of those who were entrusted with the Torah and then did not take it on1 is like that of a donkey who carries volumes [of books].2 Wretched is the example of the people who deny the signs of Allāh. And Allāh does not guide the wrongdoing people.
62:6
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓاْ إِن زَعَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ أَوۡلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٦
Say, "O you who are Jews, if you claim that you are allies of Allāh, excluding the [other] people, then wish for death, if you should be truthful."
62:7
وَلَا يَتَمَنَّوۡنَهُۥٓ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ ٧
But they will not wish for it, ever, because of what their hands have put forth. And Allāh is Knowing of the wrongdoers.
62:8
قُلۡ إِنَّ ٱلۡمَوۡتَ ٱلَّذِي تَفِرُّونَ مِنۡهُ فَإِنَّهُۥ مُلَٰقِيكُمۡۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٨
Say, "Indeed, the death from which you flee - indeed, it will meet you. Then you will be returned to the Knower of the unseen and the witnessed, and He will inform you about what you used to do."