At-TalaqJuz 28 · Page 559

At-Talaq 65:7

The Divorce · Juz 28 · Page 559

لِيُنفِقۡ ذُو سَعَةٖ مِّن سَعَتِهِۦۖ وَمَن قُدِرَ عَلَيۡهِ رِزۡقُهُۥ فَلۡيُنفِقۡ مِمَّآ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُۚ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا مَآ ءَاتَىٰهَاۚ سَيَجۡعَلُ ٱللَّهُ بَعۡدَ عُسۡرٖ يُسۡرٗا ٧

Let a man of wealth spend from his wealth, and he whose provision is restricted - let him spend from what Allāh has given him. Allāh does not charge a soul except [according to] what He has given it. Allāh will bring about, after hardship, ease [i.e., relief].

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 65:6–7

6- O (boşanan) kadınları imkanınız yettiği ölçüde oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın. Eğer onlar hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin. Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara ücretlerini verin. Aranızda güzel ve meşru bir şekilde anlaşın. Eğer (anlaşmada) güçlük yaşarsanız o halde (bebeği) babası için başka bir kadın emzirir. 7- Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin. Rızkı dar olan kimse de Allah’ın kendisine verdiği kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah, güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.

6. Yüce Allah, boşanan kadınların evlerinden çıkarılmalarını daha önceki buyruklarında yasaklamıştı. Burada da onları evlerde barındırmayı emretmekte ve bu barındırmayı maruf çerçevesi içerisinde yapmakla takdir etmektedir. Bu da kocanın imkanının bolluğu ve darlığına göre (toplumda) kendisinin ve boşadığı hanımın benzeri konumdakilerin içinde kaldığı bir meskendir. "Onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar verecek bir şey yapmayın.” Yani meskenlerinde kaldıkları sırada usanıp da iddetleri tamamlanmadan önce evden çıkıp gitsinler diye söz veya fiillerinizle onlara zarar vermeyin. Bu durumda onları evlerinden siz çıkarmış olursunuz. Özetle Yüce Allah, kadınların evlerinden çıkartılmalarını yasakladığı gibi onlara da kendiliklerinden çıkmayı yasaklamıştır. Onlara zarar gelmeyecek ve zora girmeyecekleri bir şekilde mesken haklaırnın sağlanmasını da emretmiştir. Bu da örfe bağlı olarak belirlenecek bir husustur. “Eğer onlar” yani boşanan kadınlar “hamile iseler doğum yapıncaya kadar onların nafakasını temin edin.” Bu hüküm, kadının bain talâk ile boşanması halinde çocuk içindir. Eğer ric’î talâk ile boşanmışsa hem kadının kendisi için hem de çocuk içindir. Doğum yapıncaya kadar nafaka verilmeye devam edilir. Doğum yaptıkları takdirde kadınlar çocuklarını ya emzirirler yahut emzirmezler. "Eğer onlar sizin için (bebeği) emzirirlerse onlara” eğer miktarı tespit edilmiş ise tesbit edilmiş olan “ücretlerini verin.” Aksi takdirde örfte emzirme ücreti neyse o verilir. "Aranızda güzel ve meşru bir şekilde (maruf ile) anlaşın.” Eşlerden her birisi de onlardan başkaları da diğerine marufu emretsin. Maruf, dünya ve âhirette faydalı ve maslahata uygun her bir husustur. Marufu emretmekten gaflete düşmekten dolayı Allah’tan başkasının bilemediği pek çok zararlar ve kötülükler meydana gelir. Marufun emredilmesi ise din ve takvâ üzere yardımlaşmak demektir. Zira böyle durumlarda genelde şöyle olur: İddet sırasında eşlerin ayrılması halinde özellikle de çocukları olmuşsa çoğunlukla boşama ile birlikte kadına ve çocuğa nafaka verme konusunda anlaşmazlık ve tartışma ortaya çıkar. Boşanmalar da çoğu zaman bir nefretle birlikte gerçekleşir. Bunun ise pek çok olumsuz etkileri vardır. O bakımdan eşlerden her birisine maruf ile hareket etmesi, güzel geçinmesi ve anlaşmazlık çıkarmaması emredilir ve bu hususta ona öğüt verilir. "Eğer” eşler çocuklarını boşanan hanımın emzirmesi hususunda aralarında “anlaşmada güçlük yaşarsanız o halde” çocuğu o kadından “başka bir kadın emzirir.” Zira “(Süt anneye) vereceğinizi meşru bir şekilde teslim etmeniz şartı ile size bir vebal yoktur.”(el-Bakara, 2/233) Bu, çocuğun annesinden başkasının memesini alması halinde böyledir. Şâyet annesinden başkasının memesini kabul etmez ise artık annesi, onu emzirmek zorundadır. Bu onun görevi olur, kabul etmeyecek olursa buna mecbur edilir. Eğer miktarı belli bir ücret üzerinde babası ile ittifak etmeyecek olurlarsa örfte emzirme ücreti neyse ona o verilir. Bu husus, âyet-i kerimenin manasından anlaşılmaktadır. Şöyle ki çocuk hamilelik süresi içinde annesinin karnındadır ve oradan çıkması söz konusu değildir. Bu durumda Yüce Allah, çocuğun nafakasını vermeyi velisine yüklemiştir. Çocuk dünyaya geldikten sonra annesinden de annesinin dışındaki kimselerden de beslenmesi mümkündür ki Yüce Allah da bu iki hususu mubah kılmıştır. Eğer annesinden başkasından beslenmesi imkânsız olursa o takdirde çocuk annesinin karnında gibi sayılır ve bu durumda annesi yoluyla gıdasının temin edilmesi, tek çare olur.

7. Yüce Allah nafakanın miktarını kocanın durumuna göre belirleyerek şöyle buyurmaktadır:“Bolluk içinde olan bolluğuna uygun nafaka versin.” Yani zengin olan kimse zenginliğine göre nafaka versin. Fakirler gibi nafaka vermeye kalkışmasın. "Rızkı dar olan” eli dar olan “kimse de Allah’ın kendisine verdiği” rızık “kadarıyla nafakayı temin etsin. Allah, hiç kimseyi ona verdiği (imkandan) fazlasıyla yükümlü tutmaz.” Bu da ilâhî hikmet ve rahmete uygundur. Çünkü herkese uygun olanı emretmiş, zorluk çekenin yükünü hafifleterek onu, ona verdiğinden başkası ile mükellef tutmayacağını belirtmiştir. Yüce Allah, gerek nafaka, gerek başka hususlarda hiçbir kimseyi takatinden fazlası ile mükellef tutmaz. “Allah güçlüğün arkasından bir kolaylık ihsan edecektir.” Bu, darlık ve zorluk içinde olanlara bir müjdedir. Yüce Allah, kısa zaman içerisinde sıkıntılarını ortadan kaldırıp zorluklarını gidereceğini müjdelemektedir. “Çünkü güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”(el-İnşirâh, 94/5-6)

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 559

At-TalaqJuz 28 · Page 559

65:6

أَسۡكِنُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ سَكَنتُم مِّن وُجۡدِكُمۡ وَلَا تُضَآرُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُواْ عَلَيۡهِنَّۚ وَإِن كُنَّ أُوْلَٰتِ حَمۡلٖ فَأَنفِقُواْ عَلَيۡهِنَّ حَتَّىٰ يَضَعۡنَ حَمۡلَهُنَّۚ فَإِنۡ أَرۡضَعۡنَ لَكُمۡ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأۡتَمِرُواْ بَيۡنَكُم بِمَعۡرُوفٖۖ وَإِن تَعَاسَرۡتُمۡ فَسَتُرۡضِعُ لَهُۥٓ أُخۡرَىٰ ٦

Lodge them1 [in a section] of where you dwell out of your means and do not harm them in order to oppress them.2 And if they should be pregnant, then spend on them until they give birth. And if they breastfeed for you, then give them their payment and confer among yourselves in the acceptable way; but if you are in discord, then there may breastfeed for him [i.e., the father] another woman.3

3 translator’s notes
  1. During their waiting period (referring to wives whose divorce has been pronounced).

    [1702] So that they would be forced to leave or to ransom themselves.

    [1703] See 2:233.

    ↩
  2. ↩
  3. ↩

65:7

لِيُنفِقۡ ذُو سَعَةٖ مِّن سَعَتِهِۦۖ وَمَن قُدِرَ عَلَيۡهِ رِزۡقُهُۥ فَلۡيُنفِقۡ مِمَّآ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُۚ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا مَآ ءَاتَىٰهَاۚ سَيَجۡعَلُ ٱللَّهُ بَعۡدَ عُسۡرٖ يُسۡرٗا ٧

Let a man of wealth spend from his wealth, and he whose provision is restricted - let him spend from what Allāh has given him. Allāh does not charge a soul except [according to] what He has given it. Allāh will bring about, after hardship, ease [i.e., relief].

65:8

وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ عَتَتۡ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِۦ فَحَاسَبۡنَٰهَا حِسَابٗا شَدِيدٗا وَعَذَّبۡنَٰهَا عَذَابٗا نُّكۡرٗا ٨

And how many a city was insolent toward the command of its Lord and His messengers, so We took it to severe account and punished it with a terrible punishment.

65:9

فَذَاقَتۡ وَبَالَ أَمۡرِهَا وَكَانَ عَٰقِبَةُ أَمۡرِهَا خُسۡرًا ٩

And it tasted the bad consequence of its affair [i.e., rebellion], and the outcome of its affair was loss.

65:10

أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمۡ عَذَابٗا شَدِيدٗاۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ قَدۡ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيۡكُمۡ ذِكۡرٗا ١٠

Allāh has prepared for them a severe punishment; so fear Allāh, O you of understanding who have believed. Allāh has sent down to you a message [i.e., the Qur’ān].1

1 translator’s note
  1. Some scholars have interpreted "dhikr" here as "a reminder," meaning the Messenger (ﷺ), since he is mentioned in the following verse. ↩

65:11

رَّسُولٗا يَتۡلُواْ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مُبَيِّنَٰتٖ لِّيُخۡرِجَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَمَن يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَيَعۡمَلۡ صَٰلِحٗا يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ قَدۡ أَحۡسَنَ ٱللَّهُ لَهُۥ رِزۡقًا ١١

[He sent] a Messenger [i.e., Muḥammad (ﷺ)] reciting to you the distinct verses of Allāh that He may bring out those who believe and do righteous deeds from darknesses into the light. And whoever believes in Allāh and does righteousness - He will admit him into gardens beneath which rivers flow to abide therein forever. Allāh will have perfected for him a provision.

65:12

ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتٖ وَمِنَ ٱلۡأَرۡضِ مِثۡلَهُنَّۖ يَتَنَزَّلُ ٱلۡأَمۡرُ بَيۡنَهُنَّ لِتَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ وَأَنَّ ٱللَّهَ قَدۡ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عِلۡمَۢا ١٢

It is Allāh who has created seven heavens and of the earth, the like of them.1 [His] command descends among them so you may know that Allāh is over all things competent and that Allāh has encompassed all things in knowledge.

1 translator’s note
  1. i.e., a similar number: seven. ↩
As-Sa'diTafsir · 65:7

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском