Al-QalamJuz 29 · Page 565

Al-Qalam 68:21

The Pen · Juz 29 · Page 565

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ٢١

And they called one another at morning,

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 68:17–33

17- Gerçek şu ki Biz, bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık. Hani (o bahçe sahipleri) sabahleyin mahsulü kesinlikle devşireceklerine dair yemin etmişlerdi. 18- Üstelik inşaallah da demiyorlardı. 19- Onlar uyurlarken Rabbin tarafından gönderilen bir azap bahçenin dört bir yanını sardı da; 20- Nihayet o, kapkara kesiliverdi. 21- Sabahleyin birbirlerine seslendiler: 22- “Madem devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden gidin” diye. 23- Derken yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşıyorlardı: 24- “(Dikkat edin) Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip de yanınıza sokulmasın” diye. 25- (Yoksulları mahsülden) alıkoyma güç ve azmi içinde gittiler. 26- Ama bahçeyi görünce dediler ki:“Biz kesinlikle yolumuzu şaşırdık.” 27- “Hayır, aksine biz mahrum bırakıldık.” 28- En mutedil olanları:“Ben size ‘Allah’ı tesbih etsenize!’ dememiş miydim?” dedi. 29- Onlar da:“Rabbimizi tesbih ederiz; gerçekten biz zalim kimselermişiz!” dediler. 30- Derken birbirlerini kınamaya başladılar; 31- Dediler ki:“Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz!” 32- “Umarız Rabbimiz, bize o (bahçe) yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz yalnızca Rabbimize ümit bağlıyoruz.” 33- İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.

17-18. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Bizler hayrı yalanlayan bu kimseleri sınadık ve onlara mühlet verdik. Onlara dilediğimiz şekilde mal, evlat, uzun ömür ve buna benzer şeyler nasip ettik. Bizim bu verdiklerimiz, onların isteklerine de uygundu. Ancak onlar, nezdimizde değerli oldukları için bunları onlara vermedik. Hatta bu, kendileri için bir istidrâc (farkına varmadıkları bir yerden derece derece azaba yaklaştırma) bile olabilir. İşte bunların bizim kendilerine mühlet verişimize aldanmaları, tıpkı bahçe sahiplerinin aldanışlarına benzer. Bu bahçe sahiplerinin ortak bir bahçeleri vardı. Ağaçlarının meyve verme zamanı gelmiş, meyveleri olgunlaşmış ve toplanma zamanı gelmişti. Onlar da artık bunları toplayıp elde edeceklerine kesin gözüyle bakmış ve buna engel olacak bir şeyin bulunmadığını zannetmişlerdi. Bu sebeple de inşaallah demek sureti ile istisnâ yapmaksızın sabah vakti mutlaka bu meyveleri toplayıp devşireceklerine yemin etmişlerdi. Ancak Yüce Allah’ın onları gözetlemekte olduğunun farkına varmadılar. Azabın arkalarından bu bahçeyi gelip bulacağını ve kendileri meyveleri devşirmeden önce orayı kuşatacağını bilemediler.

19-20. “Onlar uyurlarken Rabbin tarafından gönderilen bir azap” yani ona geceleyin gökten inen bir azap “bahçenin dört bir yanını sardı da nihayet o,” koyu karanlık bir gece gibi “kapkara kesiliverdi.” Böylelikle ağaçlar ve meyveler yok oldu.

21-22. Onlar bahçelerini büsbütün kuşatan bu afetin farkında değillerdi. O nedenle de sabah olduğunda birbirlerine dediler ki:“Madem devşirecekseniz mahsulünüzün başına erkenden gidin.”

23. “Derken” bahçeye gitmek üzere “yola koyuldular. Bir yandan da aralarında fısıldaşıyorlardı” Kendi aralarında Allah’ın hakkını vermeme niyetinde konuşmalar yaptılar ve şöyle dediler: 24. “(Dikkat edin) Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip de yanınıza sokulmasın.” Yani insanlar evlerinden çıkıp etrafa yayılmadan önce çabucak bahçenize gidin. Böylece fakir ve yoksullara bir şey vermemeyi birbirlerine tavsiye ettiler. İleri derecedeki cimriliklerinden birileri seslerini işitip fakirlere haber verir korkusu ile bu sözleri gizlice fısıldaşarak söylemişlerdi.

25. Bu oldukça çirkin, katı ve merhametsizce halleri içerisinde “alıkoyma” Allah’ın hakkını engelleme “güç ve azmi içinde” buna güçlerinin yeteceğine inanarak “gittiler.”

26. “Fakat bahçeyi” Yüce Allah’ın sözünü ettiği şekilde “kapkara kesilmiş” bir halde “görünce” hayret ve dehşet ile “dediler ki: Biz kesinlikle yolumuzu şaşırdık.” Yolumuzu kaybettiğimiz için bahçemizi bulamadık, bu geldiğimiz yer başka bir yer olsa gerek! 27. Ancak onun kendi bahçeleri olduğunu anlayıp da akılları başlarına geldiğinde:“Hayır, aksine biz” ondan “mahrum bırakıldık” dediler ve böylelikle bunun bir ceza olduğunu idrâk ettiler.

28. “En mutedil olanları” yani orta yollu olanları, yol ve görüş itibariyle en iyi olanları, “Ben size ‘Allah’ı tesbih etsenize!’ dememiş miydim? dedi.” Allah’ı O’na yakışmayan hususlardan tenzih etmelisiniz ki bağımsız olarak kudret sahibi olduğunuzu zannetmeniz de bunlardan birisidir. Şâyet istisna yapıp da “inşaallah” demiş olsaydınız ve iradenizin O’nun iradesine tabi olduğunu dile getirseydiniz, bunlar başınıza gelmezdi.

29. “Onlar da: Rabbimizi tesbih ederiz; gerçekten biz zalimlik etmişiz, dediler.” Yani bundan sonra kusurlarını telafi ettiler; ancak bahçelerine kaldırılması söz konusu olmayan azap geldikten sonra bunu yaptılar. Ama onların bu tesbihlerinin, kendileri hakkında zalimlik ettiklerini itiraf edişlerinin günahlarını hafifletmekte kendilerine bir faydası olabilir ve bu, bir tevbe kabul edilebilir.

30-31. Bundan dolayı büyük bir pişmanlık duydular ve “birbirlerini” yaptıkları dolayısı ile “kınamaya başladılar. Dediler ki: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz.” Gerek Allah’a karşı, gerek kullarının hakları hususunda haddi aşan kimselermişiz. 32. “Umarız Rabbimiz, bize o (bahçe) yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz yalnızca Rabbimize ümit bağlıyoruz.” Böylelikle Yüce Allah’tan telef olan bahçelerinin yerine ondan daha hayırlısını vermesini ümit ettiler. Yüce Allah’tan dilekte bulunacaklarını söylediler ve dünyada ona ısrarla dua edecekleri vaadinde bulundular. Eğer dediklerini yaptılarsa görünen o ki Yüce Allah, dünyada kendilerine o bahçelerinden daha iyisini vermiştir. Çünkü samimi olarak Allah’a dua edip de O’na yönelen ve O’na ümit bağlayan kimseye Allah dilediğini verir.

33. Yüce Allah, meydana gelen bu olayın büyüklüğüne dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır:“İşte azap böyledir.” Yani azabın sebeplerini yerine getirenlere dünyada böyle azap edilir. Allah, onların azgınlaşmasına ve haddi aşmasına sebep olan, dünya hayatını tercih etmeye götüren şeyi ellerinden alır ve o şeye en çok ihtiyaç duydukları bir zamanda çeker alır. “Âhiret azabı ise” dünya azabından “elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.” Onlar bunu bilecek olurlarsa, ceza görmelerini ve mükâfattan mahrum kalmalarını gerektiren her bir sebepten uzak dururlardı.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 565

Al-QalamJuz 29 · Page 565

68:16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ ١٦

We will brand him upon the snout.1

1 translator’s note
  1. Literally, "trunk," meaning the nose of an elephant or pig. ↩

68:17

إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ ١٧

Indeed, We have tried them as We tried the companions of the garden, when they swore to cut its fruit in the [early] morning

68:18

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ١٨

Without making exception.1

1 translator’s note
  1. i.e., without conceding that nothing can be accomplished unless Allāh wills, saying, "...if Allāh wills" ("in-shā’-Allāh"). See 18:23-24. ↩

68:19

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفٞ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ١٩

So there came upon it [i.e., the garden] an affliction from your Lord while they were asleep.

68:20

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ٢٠

And it became as though reaped.

68:21

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ٢١

And they called one another at morning,

68:22

أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ ٢٢

[Saying], "Go early to your crop if you would cut the fruit."

68:23

فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ ٢٣

So they set out, while lowering their voices,

68:24

أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينٞ ٢٤

[Saying], "There will surely not enter it today upon you [any] poor person."

68:25

وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدٖ قَٰدِرِينَ ٢٥

And they went early in determination, [assuming themselves] able.1

1 translator’s note
  1. To carry out their plan, confident of their ability. ↩

68:26

فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٦

But when they saw it, they said, "Indeed, we are lost;

68:27

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ٢٧

Rather, we have been deprived."

68:28

قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ٢٨

The most moderate of them said, "Did I not say to you, 'Why do you not exalt [Allāh]?'"1

1 translator’s note
  1. i.e., remember or mention Him by saying, "...if Allāh wills." An additional meaning is "praise" or "thank" Him for His bounty. ↩

68:29

قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ٢٩

They said, "Exalted is our Lord! Indeed, we were wrongdoers."

68:30

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَلَٰوَمُونَ ٣٠

Then they approached one another, blaming each other.

68:31

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ ٣١

They said, "O woe to us; indeed we were transgressors.

68:32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرٗا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ ٣٢

Perhaps our Lord will substitute for us [one] better than it. Indeed, we are toward our Lord desirous."1

1 translator’s note
  1. Of His mercy, forgiveness and bounty. ↩

68:33

كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٣٣

Such is the punishment [of this world]. And the punishment of the Hereafter is greater, if they only knew.

68:34

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٣٤

Indeed, for the righteous with their Lord are the Gardens of Pleasure.

68:35

أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ ٣٥

Then will We treat the Muslims like the criminals?

68:36

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ ٣٦

What is [the matter] with you? How do you judge?

68:37

أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبٞ فِيهِ تَدۡرُسُونَ ٣٧

Or do you have a scripture in which you learn

68:38

إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ٣٨

That indeed for you is whatever you choose?

68:39

أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ ٣٩

Or do you have oaths [binding] upon Us, extending until the Day of Resurrection, that indeed for you is whatever you judge?

68:40

سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ ٤٠

Ask them which of them, for that [claim], is responsible.

68:41

أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ ٤١

Or do they have partners?1 Then let them bring their partners, if they should be truthful.

1 translator’s note
  1. i.e., those to whom they attribute divinity other than Allāh or partners from among themselves. ↩

68:42

يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقٖ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ ٤٢

The Day the shin will be uncovered1 and they are invited to prostration but they [i.e., the disbelievers] will not be able,

1 translator’s note
  1. i.e., when everyone will find before him great difficulty. In accordance with authentic ḥadīths, "the shin" might also refer to that of Allāh (subḥānahu wa taʿālā), before which every believer will prostrate on the Day of Judgement. See footnote to 2:19. ↩
As-Sa'diTafsir · 68:21

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском