Al-A'rafJuz 8 · Page 157

Al-A'raf 7:52

The Heights · Juz 8 · Page 157

وَلَقَدۡ جِئۡنَٰهُم بِكِتَٰبٖ فَصَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ عِلۡمٍ هُدٗى وَرَحۡمَةٗ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٥٢

And We had certainly brought them a Book which We detailed by knowledge - as guidance and mercy to a people who believe.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 7:50–53

50- Cehennemlikler, cennetliklere:“Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar ise:“Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. 51- O (kafirler) dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinip de dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz. 52- Halbuki biz onlara iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere bir ilme dayanarak uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir. 53- Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar şöyle diyeceklerdir: “Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Onlar, kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır ve uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.

50. “Cehennemlikler, cennetliklere…” Yani cehennemlikler alabildiğine azaptan sonra aşırı derecede açlığın ve susuzluğun ızdırabını hissedecekleri vakit cennetliklere seslenerek onlardan yardım isteyecekler ve: “Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan” yiyeceklerden “verin, diye seslenirler.” Cennetlikler ise onlara şu sözlerle cevap verirler: “Allah bunları” yani cennetin suyunu da yiyeceklerini de “kâfirlere haram kılmıştır.” 51. Bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerine, üzerinde dosdoğru yürümekle emrolundukları, kendisine bağlı kalmaları halinde pekçok mükâfaat vaadini aldıkları dinlerini “bir eğlence ve bir oyun” edinmelerine karşılık bir cezadır. Yani onların kalpleri bu dinden yüz çevirmiş, başka şeylerle oyalanmış ve onu alay konusu edinmişlerdi. Ya da onlar bizzat oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmişler ve dosdoğru dinin yerine bunları benimsemişlerdi. “Dünya hayatı” süsü, zineti ve davetçilerinin çokluğu ile “kendilerini” aldatmış, onlar da dünya hayatıyla tatmin olmuş, ona rıza göstermiş ve sevinerek kabullenmişlerdi. Buna karşılık âhiretten yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardı. “Nasıl bu güne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz.” Yani biz de onları azapta öylece bırakırız. Onlar sanki dünya için yaratılmışlar, önlerinde amellerinin karşılarına konulması ve bu amellerinin karşılığının verilmesi diye bir şey hiç olmayacak gibi davranmışlar ve ayetlerimizi inkâr etmişlerdir. Onların bu inkârları Allah’ın âyetlerinde ve O’nun apaçık belgelerinde bulunan herhangi bir kusurdan ileri gelmiyordu. Aksine: 52. “Biz onlara... uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir.” Bu kitapta bütün insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi açıkladık. Bizim bu açıklamalarımız da “bir ilme dayanarak” yapılmıştır. Yani Allah’ın her zaman ve mekanda kulların durumlarını, onlar için uygun olanı ve olmayanı bilmesi esasına göre yapılmıştır. Yoksa bu kitaptaki açıklamalar, işi bilmeyen kimsenin açıklamaları olmadığı gibi bazı halleri bilmeyerek uygun olmayan bir hüküm veren kimsenin açıklamaları gibi de değildir. Aksine bunlar ilmi de rahmeti de her şeyi kuşatan o yüce Zatın açıklamalarıdır. Yine bu kitap, “iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere” gönderilmiştir. Yani bu kitap sayesinde mü’minler sapıklıktan kurtulup hidâyete ererler. Hak ile batılı, doğru ile eğriyi birbirinden açık seçik bir şekilde ayırt ederler. Aynı şekilde bu kitapla onlar, ilâhi rahmete de nail olurlar. İlahi rahmet ise dünya ve âhirette hayır ve saadet demektir. Böylelikle sapıklıktan da bedbahtlıktan da kurtulurlar.

53. Haklarında azabın hak olduğu kimselere gelince onlar, bu Kitab-ı Azime iman etmediler. Emir ve yasaklarına riâyet etmediler. Geriye Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği kötü akıbetin başlarına gelmesini hak etmekten başka bir şey kalmamıştır. Bu yüzden şöyle buyrulmuştur:“Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini (tevilini)” yani haber verdiği şeylerin meydana gelmesini “mi bekliyorlar?” Bu ayetteki “tevil” kelimesi, bir şeyin gerçekleşmesi, meydana çıkması anlamındadır. Nitekim Yusuf aleyhisselâm da rüyası gerçekleşince: “İşte bu daha önce gördüğüm o rüyanın tevilidir/gerçekleşmesidir”(Yusuf, 12/100) demiştir. “Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar” geçmişe pişman olarak, esef duyarak, günahlarının bağışlanması için şefaat arayarak ve de peygamberlerin haber verdiklerininin hak olduğunu itiraf ederek “şöyle diyeceklerdir: Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Ancak dünyaya dönüş zamanı geçmiş olacaktır. “Artık şefaat edenlerin şefaati de onlara fayda vermez.”(el-Müddessir, 74/48) Yaptıklarından başka türlü amelde bulunmak için dünyaya döndürülmeyi istemelerine gelince bu; söyledikleri bir yalandır. Bundan maksatları da başlarına gelen felaketi savmaktır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer (dünyaya) geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere dönerler. Çünkü onlar şüphesiz yalancıdırlar.”(el-En’am, 6/28)“Onlar kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır.” Çünkü elde edecekleri kârdan kendilerini mahrum edip onu elden kaçırdılar ve kendilerini helake götürecek yolları izlediler. Bu zarar, mal ve servet zararına yahut evlat kaybına benzemez. Bu, zararın ta kendisidir ki onu telafi etmeye asla imkân yoktur. Dünyada “uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.” Kendi kendilerine kurdukları hayaller ve şeytanın onlara yaptığı vaatler kaybolup gitmiş olacaktır. Artık daha önce hesaba katmadıkları şeylere doğru yol alacaklardır. Yollarının batıl ve sapıklık olduğunu, buna karşılık peygamberlerin kendilerine getirdikleri şeylerin de hak olduğunu açıkça görmüş olacaklardır.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 157

Al-A'rafJuz 8 · Page 157

7:52

وَلَقَدۡ جِئۡنَٰهُم بِكِتَٰبٖ فَصَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ عِلۡمٍ هُدٗى وَرَحۡمَةٗ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٥٢

And We had certainly brought them a Book which We detailed by knowledge - as guidance and mercy to a people who believe.

7:53

هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأۡوِيلَهُۥۚ يَوۡمَ يَأۡتِي تَأۡوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبۡلُ قَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلۡحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَآءَ فَيَشۡفَعُواْ لَنَآ أَوۡ نُرَدُّ فَنَعۡمَلَ غَيۡرَ ٱلَّذِي كُنَّا نَعۡمَلُۚ قَدۡ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ٥٣

Do they await except its result?1 The Day its result comes, those who had ignored it before will say, "The messengers of our Lord had come with the truth, so are there [now] any intercessors to intercede for us or could we be sent back to do other than what we used to do?" They will have lost themselves, and lost from them is what they used to invent.

1 translator’s note
  1. The fulfillment of what is promised in the Qur’ān. ↩

7:54

إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يُغۡشِي ٱلَّيۡلَ ٱلنَّهَارَ يَطۡلُبُهُۥ حَثِيثٗا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتِۭ بِأَمۡرِهِۦٓۗ أَلَا لَهُ ٱلۡخَلۡقُ وَٱلۡأَمۡرُۗ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٥٤

Indeed, your Lord is Allāh, who created the heavens and earth in six days and then established Himself above the Throne.1 He covers the night with the day, [another night] chasing it rapidly; and [He created] the sun, the moon, and the stars, subjected by His command. Unquestionably, His is the creation and the command; blessed is Allāh, Lord of the worlds.

1 translator’s note
  1. There are several linguistic meanings of the words "istawā ʿalā," among them: to settle upon, to assume ascendancy above, and to assert authority over. However, it is known that all the attributes of Allāh are eternal, i.e., they have always existed and were present before He created. Thus, it cannot be said that He "rose" above the Throne, as Allāh has always been ascendant. Because the Creator may not be compared to His creation, the Prophet's companions and early scholars refused speculation as to how His actions could be interpreted, considering any such attempt unlawful. Similarly, the true nature of the Throne is known only to Allāh, the Exalted. ↩

7:55

ٱدۡعُواْ رَبَّكُمۡ تَضَرُّعٗا وَخُفۡيَةًۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُعۡتَدِينَ ٥٥

Call upon your Lord in humility and privately; indeed, He does not like transgressors.1

1 translator’s note
  1. In supplication or otherwise. ↩

7:56

وَلَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بَعۡدَ إِصۡلَٰحِهَا وَٱدۡعُوهُ خَوۡفٗا وَطَمَعًاۚ إِنَّ رَحۡمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبٞ مِّنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٥٦

And cause not corruption upon the earth after its reformation. And invoke Him in fear and aspiration. Indeed, the mercy of Allāh is near to the doers of good.

7:57

وَهُوَ ٱلَّذِي يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتۡ سَحَابٗا ثِقَالٗا سُقۡنَٰهُ لِبَلَدٖ مَّيِّتٖ فَأَنزَلۡنَا بِهِ ٱلۡمَآءَ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِۚ كَذَٰلِكَ نُخۡرِجُ ٱلۡمَوۡتَىٰ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُونَ ٥٧

And it is He who sends the winds as good tidings before His mercy [i.e., rainfall] until, when they have carried heavy rainclouds, We drive them to a dead land and We send down rain therein and bring forth thereby [some] of all the fruits. Thus will We bring forth the dead; perhaps you may be reminded.

As-Sa'diTafsir · 7:52

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском