Al-Anfal 8:25
The Spoils of War · Juz 9 · Page 179
وَٱتَّقُواْ فِتۡنَةٗ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمۡ خَآصَّةٗۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢٥
And fear a trial1 which will not strike those who have wronged among you exclusively, and know that Allāh is severe in penalty.
1 translator’s note
- i.e., an affliction or punishment during life upon this earth. When corruption spreads among a people, its consequences will affect everyone. ↩
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 8:24–25
24- Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah ve Rasûlü’nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız. 25- İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak bir fitneden de sakının. Bilin ki Allah'ın cezası, çok şiddetlidir.
24. Yüce Allah mü’min kullarına imanlarının gereği olan bir hususu emretmektedir. O da Allah’ın ve Rasûlünün çağrısına uymak, yani emirlerine büsbütün itaat edip bağlanmak, bu konuda eli çabuk tutmak ve buna davet etmektir. Yine onların yasaklarından uzak durup onlardan vazgeçmek ve bu yasağı da başkalarına bildirmek ve uygulamaktır. Yüce Allah’ın:“Sizi size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman” buyruğu, Allah ve Rasûlünün bütün çağrılarının ayrılmaz bir niteliğidir. Ayrıca bu çağrılarının faydasını ve hikmetini de açıklamaktadır. Zira kalbin ve ruhun hayatı, Allah’a ibadet, O’na ve Rasûlüne sürekli olarak itaatten ayrılmamaya bağlıdır. Daha sonra Yüce Allah, Allah ve Rasûlünün çağrısını kabul etmemekten sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer.” Bu yüzden Allah’ın emrine gelir gelmez uyun ve onu reddetmekten çokça sakının. Çünkü daha sonra O’nun emrine uymak isteseniz bile önünüze engeller çıkar ve kalpleriniz ayrılığa düşer. Çünkü Yüce Allah kişi ile kalbi arasına girer ve dilediği takdirde kalpleri evirip çevirerek istediği yöne yönlendirir. Bu yüzden de kul:“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbime dinin üzere sebat ver, ey kalbleri evirip çeviren, kalbimi itaatine yönlendir!”[16] duasını çokça yapmalıdır. “ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.” Gerçekleşeceğinde şüphe bulunmayan o günde O’nun huzurunda bir araya geleceksiniz ve O da iyilikte bulunmuş olana iyiliğinin karşılığını, kötülük işlemiş olanlara da isyanlarının cezasını verecektir.
25. “İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak” aksine zulüm işleyene de başkalarına da isabet edecek “bir fitneden de sakının.” Bu durum, zulmün yaygınlaşıp da değiştirilmemesi halinde söz konusu olur. O zaman zulmün cezası onu işleyeni de başkalarını da kapsar. Böyle bir fitneden ise ancak kötülüğü engellemek, kötülük ve fesat ehline mani olmak, onlara masiyet ve zulüm işleme imkânını elden geldiğince vermemek sureti ile korunulabilinir. “Bilin ki” kendisini gazablandıran işleri yapan ve O’nu razı edecek şeylerden uzak kalan kimseler için “Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”
Page 179
8:17
فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبۡلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٞ ١٧
And you did not kill them, but it was Allāh who killed them.1 And you threw not, [O Muḥammad], when you threw, but it was Allāh who threw2 that He might test the believers with a good test.3 Indeed, Allāh is Hearing and Knowing.
3 translator’s notes
i.e., Your strength was insufficient to overcome them, but Allāh supported you and gave you victory.
[441] When the Prophet (ﷺ) threw a handful of dust into the faces of the disbelievers, Allāh caused it to fill the eyes and nose of every soldier, preventing their advance.
[442] So that they would appreciate Allāh's favor to them.
↩- ↩
- ↩
8:18
ذَٰلِكُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيۡدِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ١٨
That [is so], and [also] that Allāh will weaken the plot of the disbelievers.
8:19
إِن تَسۡتَفۡتِحُواْ فَقَدۡ جَآءَكُمُ ٱلۡفَتۡحُۖ وَإِن تَنتَهُواْ فَهُوَ خَيۡرٞ لَّكُمۡۖ وَإِن تَعُودُواْ نَعُدۡ وَلَن تُغۡنِيَ عَنكُمۡ فِئَتُكُمۡ شَيۡـٔٗا وَلَوۡ كَثُرَتۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٩
If you [disbelievers] seek the decision [i.e., victory] - the decision [i.e., defeat] has come to you. And if you desist [from hostilities], it is best for you; but if you return [to war], We will return, and never will you be availed by your [large] company at all, even if it should increase; and [that is] because Allāh is with the believers.
8:20
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَأَنتُمۡ تَسۡمَعُونَ ٢٠
O you who have believed, obey Allāh and His Messenger and do not turn from him while you hear [his order].
8:21
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ ٢١
And do not be like those who say, "We have heard," while they do not hear.
8:22
۞ إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلۡبُكۡمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ ٢٢
Indeed, the worst of living creatures in the sight of Allāh are the deaf and dumb who do not use reason [i.e., the disbelievers].
8:23
وَلَوۡ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمۡ خَيۡرٗا لَّأَسۡمَعَهُمۡۖ وَلَوۡ أَسۡمَعَهُمۡ لَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ ٢٣
Had Allāh known any good in them, He would have made them hear. And if He had made them hear, they would [still] have turned away, while they were refusing.
8:24
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَجِيبُواْ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمۡ لِمَا يُحۡيِيكُمۡۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَقَلۡبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ ٢٤
O you who have believed, respond to Allāh and to the Messenger when he calls you to that which gives you life. And know that Allāh intervenes between a man and his heart and that to Him you will be gathered.
8:25
وَٱتَّقُواْ فِتۡنَةٗ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمۡ خَآصَّةٗۖ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢٥
And fear a trial1 which will not strike those who have wronged among you exclusively, and know that Allāh is severe in penalty.
1 translator’s note
- i.e., an affliction or punishment during life upon this earth. When corruption spreads among a people, its consequences will affect everyone. ↩