At-TawbahJuz 11 · Page 205

At-Tawbah 9:112

The Repentance · Juz 11 · Page 205

ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلۡعَٰبِدُونَ ٱلۡحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلۡأٓمِرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١١٢

[Such believers are] the repentant, the worshippers, the praisers [of Allāh], the travelers [for His cause], those who bow and prostrate [in prayer], those who enjoin what is right and forbid what is wrong, and those who observe the limits [set by] Allāh. And give good tidings to the believers.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 9:112

112- (Onlar) tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, sefer edenler, rükû’ edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O mü’minleri müjdele!

112. Daha sonra Yüce Allah, sanki “Allah’tan kendilerine cennete girecekleri ve bu büyük lütuflara nail olacakları müjdesi verilen bu mü’minler kimlerdir?” diye bir soru sorulmuş gibi şöyle buyurmaktadır: “(Onlar) tevbe edenler” her zaman ve her kötülükten tevbe etmeyi sürdürenler; “ibadet edenler” Allah’a kulluk vasfına sahip olarak, farzları ve müstehabları her vakit edâ ederek Allah’a itaat üzere devam edenler -çünkü kul ancak böyle hakkıyla ibadet edenlerden olur- “hamd edenler” kolaylıkta, zorlukta, darlıkta, genişlikte, Allah’a hamd ederek O’nun, üzerlerindeki görünen ve görünmeyen nimetlerini itiraf eden, bunları söz konusu ederek Allah’ı gece ve gündüzün çeşili vakitlerinde anan ve O’ndan övgü ile söz edenler. “Sefer edenler”; ayette geçen (ve “sefer edenler” diye meal verilen) “ٱلسَّٰٓئِحُونَ ” kelimesi, oruç tutanlar şeklinde tefsir edilmiştir. Yine ilim talebi için sefer etmek diye açıklandığı gibi kalbin, sürekli olarak marifetullahta, muhabbetullahta ve O’na yönelmekte yol alması diye de açıklanmıştır. Doğru olan ise bu ifadenin hac, umre, cihad, ilim talep etmek, akrabalık bağlarını gözetmek vb. gibi Allah’a yakınlaştırıcı ibadetler uğrunda yolculuk yapmaktır. “rükû’ edenler, secde edenler” rükû’ ve secdeyi içeren namazı çokça kılanlar; “iyiliği emredenler” bunun kapsamına bütün farz ve müstehablar girer, “kötülükten alıkoyanlar” bu da Allah ve Rasûlünün yasakladığı her şeyi içerir. “Allah’ın sınırlarını koruyanlardır.” Allah’ın, Peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını; emirlerin, yasakların ve ahkamın kapsamına giren ve girmeyen şeyleri öğrenmek suretiyle ve yapılması gerekenleri yapmak, terk edilmesi gerekenleri de terk etmek suretiyle bu sınırları muhafaza edenlerdir. “O mü’minleri müjdele!” Yüce Allah, burada ne ile müjdeleneceklerini söz konusu etmemektedir ki bu, imanın gereği olan her türlü dünyevî, dinî ve uhrevî mükâfaatı kapsasın diyedir. Müjde, bütün mü’minleri kapsamına alır. Ancak müjdelenen şeyin miktarına ve niteliğine gelince bu, mü’minlerin haline, imanlarının kuvvetine ve zayıflığına, imanın gereğini yapmalarına göre değişiklik arz eder.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 205

At-TawbahJuz 11 · Page 205

9:112

ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلۡعَٰبِدُونَ ٱلۡحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلۡأٓمِرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَٱلۡحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١١٢

[Such believers are] the repentant, the worshippers, the praisers [of Allāh], the travelers [for His cause], those who bow and prostrate [in prayer], those who enjoin what is right and forbid what is wrong, and those who observe the limits [set by] Allāh. And give good tidings to the believers.

9:113

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن يَسۡتَغۡفِرُواْ لِلۡمُشۡرِكِينَ وَلَوۡ كَانُوٓاْ أُوْلِي قُرۡبَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمۡ أَنَّهُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ١١٣

It is not for the Prophet and those who have believed to ask forgiveness for the polytheists, even if they were relatives, after it has become clear to them that they are companions of Hellfire.

9:114

وَمَا كَانَ ٱسۡتِغۡفَارُ إِبۡرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوۡعِدَةٖ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوّٞ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنۡهُۚ إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمٞ ١١٤

And the request of forgiveness of Abraham for his father was only because of a promise he had made to him. But when it became apparent to him [i.e., Abraham] that he [i.e., the father] was an enemy to Allāh, he disassociated himself from him. Indeed was Abraham compassionate and patient.

9:115

وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوۡمَۢا بَعۡدَ إِذۡ هَدَىٰهُمۡ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ ١١٥

And Allāh would not let a people stray after He has guided them until He makes clear to them what they should avoid. Indeed, Allāh is Knowing of all things.

9:116

إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۚ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيّٖ وَلَا نَصِيرٖ ١١٦

Indeed, to Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth; He gives life and causes death. And you have not besides Allāh any protector or any helper.

9:117

لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِيِّ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ وَٱلۡأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ ٱلۡعُسۡرَةِ مِنۢ بَعۡدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٖ مِّنۡهُمۡ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّهُۥ بِهِمۡ رَءُوفٞ رَّحِيمٞ ١١٧

Allāh has already forgiven the Prophet and the Muhājireen and the Anṣār who followed him in the hour of difficulty after the hearts of a party of them had almost inclined [to doubt], and then He forgave them. Indeed, He was to them Kind and Merciful.

As-Sa'diTafsir · 9:112

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском