At-Tawbah 9:121
The Repentance · Juz 11 · Page 206
وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةٗ صَغِيرَةٗ وَلَا كَبِيرَةٗ وَلَا يَقۡطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمۡ لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ١٢١
Nor do they spend an expenditure, small or large, or cross a valley but that it is registered for them that Allāh may reward them for the best of what they were doing.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 9:120–121
120- Medine ahalisinin ve onların çevresinde bulunan bedevilerin, Allah’ın Rasûlünden (savaşta) geri kalmaları ve kendi canlarını onunkine tercih etmeleri olacak şey değildir. Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk ve açlık çekmeleri, kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı başarı elde etmeleri karşılığında mutlaka kendilerine salih bir amel yazılır. Şüphesiz Allah, iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. 121- Yine onların (savaş için) infâk ettikleri küçük büyük her şey ve katettikleri her bir vadi karşılığında muhakak onlara (sevap) yazılır. Bu, Allah'ın onları yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırması içindir.
120. Yüce Allah Medine halkını teşkil eden Muhacirlerle Ensar’ı ve Medine çevresinde bulunup da İslâm’a giren ve İslâm’a güzel bir şekilde bağlanan Bedevi Arapları cihada teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Medine ahalisinin ve onların çevresinde bulunan bedevilerin, Allah’ın Rasûlünden (savaşta) geri kalmaları ve kendi canlarını” hayatta kalmak, rahat ve huzur içerisinde bulunma açısından “onunkine” onun o pak ve şerefli canına “tercih etmeleri olacak şey değildir.” Böyle bir şey yapmamalıdırlar, bu onlara yaraşmaz. Aksine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mü’minlere kendi canlarından bile daha yakındır, öyle olmalıdır. O halde her müslümanın, canını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e feda etmesi ve onu kendi canından önde tutmasu gerekir. Allah Rasûlünü tazim etmenin, ona sevgi duymanın, ona tam bir iman ile bağlanmanın alameti, savaşta ondan geri kalmamaktır. Daha sonra Yüce Allah cihada çıkmaya teşvik eden mükâfatı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Çünkü” Allah yolunda cihad eden bu mücahidler “Allah yolunda susuzluk, yorgunluk”, meşakkat “ve açlık çekmeleri, kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları” kâfirlerin yurtlarına girerek onların vatanlarını istila etmeleri “bir düşmana karşı başarı elde etmeleri” herhangi bir ordu yahut bir askeri birliğe karşı zafer kazanmaları yahut da bir malı ganimet olarak elde etmeleri “karşılığında mutlaka kendilerine salih bir amel yazılır.” Çünkü bunlar, onların amellerinden kaynaklanan sonuçlardır. “Şüphesiz Allah iyilik edenlerin” emrini yerine getirmekte ellerini çabuk tutan, gerek Allah’ın, gerekse onun kullarının hakkını ifa eden ve böylece güzel davrananların “mükâfatını zayi etmez.” Çünkü bu ameller de onların yaptıkları diğer iyi işlerin bir sonucudur.
121. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Yine onların (savaş için) infâk ettikleri küçük büyük her şey ve” düşmanlarının üzerlerine giderken “katettikleri her bir vadi karşılığında muhakak onlara (sevap) yazılır. Bu, Allah'ın onları yapmakta olduklarının en güzeli ile mükâfatlandırması içindir.” İşte mükâfatlandıracağı ameller arasında -Allah için, ihlasla ve samimiyetle yerine getirdikleri takdirde- bu ameller de vardır. Bu âyet-i kerimelerde, Allah yolunda cihada çıkmak, bu uğurda başa gelen zorluk ve sıkıntıların ecrini Allah’tan bekleme hususunda kullar için çok büyük bir teşvik bulunmakta, böyle bir amelde bulunmanın, onlar için derecelerin yükselmesine vesile olacağı, yine kulun bu gibi amelleri yerine getirmesinin doğruduğu sonuçlar karşılığında ona büyük bir ecir verileceği ifade edilmektedir.
Page 206
9:118
وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُواْ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَرۡضُ بِمَا رَحُبَتۡ وَضَاقَتۡ عَلَيۡهِمۡ أَنفُسُهُمۡ وَظَنُّوٓاْ أَن لَّا مَلۡجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيۡهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيۡهِمۡ لِيَتُوبُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ ١١٨
And [He also forgave] the three who were left alone [i.e., boycotted, regretting their error] to the point that the earth closed in on them in spite of its vastness1 and their souls confined [i.e., anguished] them and they were certain that there is no refuge from Allāh except in Him. Then He turned to them so they could repent. Indeed, Allāh is the Accepting of Repentance,2 the Merciful.
9:119
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَكُونُواْ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١١٩
O you who have believed, fear Allāh and be with those who are true.
9:120
مَا كَانَ لِأَهۡلِ ٱلۡمَدِينَةِ وَمَنۡ حَوۡلَهُم مِّنَ ٱلۡأَعۡرَابِ أَن يَتَخَلَّفُواْ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرۡغَبُواْ بِأَنفُسِهِمۡ عَن نَّفۡسِهِۦۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ لَا يُصِيبُهُمۡ ظَمَأٞ وَلَا نَصَبٞ وَلَا مَخۡمَصَةٞ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوۡطِئٗا يَغِيظُ ٱلۡكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنۡ عَدُوّٖ نَّيۡلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٞ صَٰلِحٌۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٢٠
It was not [proper] for the people of Madīnah and those surrounding them of the bedouins that they remain behind after [the departure of] the Messenger of Allāh or that they prefer themselves over his self.1 That is because they are not afflicted by thirst or fatigue or hunger in the cause of Allāh, nor do they tread on any ground that enrages the disbelievers, nor do they inflict upon an enemy any infliction but that it is registered for them as a righteous deed. Indeed, Allāh does not allow to be lost the reward of the doers of good.
1 translator’s note
- In times of hardship. Rather, they should have been willing to endure with the Prophet (ﷺ) whatever was necessary for Islām. ↩
9:121
وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةٗ صَغِيرَةٗ وَلَا كَبِيرَةٗ وَلَا يَقۡطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمۡ لِيَجۡزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحۡسَنَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ١٢١
Nor do they spend an expenditure, small or large, or cross a valley but that it is registered for them that Allāh may reward them for the best of what they were doing.
9:122
۞ وَمَا كَانَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةٗۚ فَلَوۡلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرۡقَةٖ مِّنۡهُمۡ طَآئِفَةٞ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوۡمَهُمۡ إِذَا رَجَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَحۡذَرُونَ ١٢٢
And it is not for the believers to go forth [to battle] all at once. For there should separate from every division of them a group [remaining] to obtain understanding in the religion and warn [i.e., advise] their people when they return to them that they might be cautious.