Al-'Alaq 96:5
The Clot · Juz 30 · Page 597
عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ ٥
Taught man that which he knew not.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 96:1–19
1- Oku, yaratan Rabbinin adıyla! 2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 3- Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir. 4- Kalemle öğretendir. 5- O, insana bilmediklerini öğretmiştir. 6- Asla! İnsan gerçekten azar; 7- Kendini zengin/yeterli görünce. 8- Halbuki dönüş, ancak Rabbinedir. 9, 10- Namaz kılarken kulu(umuz Muhammed’i) engelleyeni gördün mü? 11- Ya o (namaz kılan) doğru yol üzerindeyse; 12- Yahut takvâyı emrediyorsa (nasıl onu engeller)!? 13- Ya (onu engelleyen de) yalanlayıp yüz çeviriyor ise?! 14- O, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmiyor mu? 15- Asla! Eğer buna bir son vermezse andolsun onu alnından tuttuğumuz gibi (ateşe atarız)! 16- O yalancı ve günahkâr alnından. 17- O da çağırsın bakalım meclisindekileri, 18- Biz de Zebânileri çağırırız. 19- Asla! Ona itaat etme! Secde et ve (Allah'a) yaklaş!
(Mekke’de inmiştir. 19 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu sûre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e inen ilk Kur’ân sûresidir. Nübüvvetinin başlangıcında nazil olmuştu. O vakit Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordu. Cibril aleyhisselam ona risalet görevini getirip vermiş ve okumasını emretmişti. O ise mazeret beyan ederek:“Ben okuma bilen birisi değilim!” demişti. Cebrail, bu emrini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem okuyuncaya kadar tekrar etmişti. Ardından Yüce Allah şu buyrukları indirdi:“Oku” bütün varlıkları “yaratan Rabbinin adıyla!”
2. Sonra Alah, özellikle insanı ve onun yaratılışının başlangıcını anarak onu “bir kan pıhtısından” yarattığını belirtmektedir. İnsanı yaratan, var edilişinde ona oldukça itina gösteren bu yüce zatın, emir ve yasaklar ile de onun işlerini yönlendirmesi kaçınılmazdır. Bu da peygamberler göndermek ve Kitaplar indirmekle olur. İşte bundan dolayı okuma emrini verdikten sonra insanı yarattığını söz konusu etmekte ve daha sonra da şöyle buyurmaktadır:
3. “Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir” Pe kçok sıfatta ve pek geniş kerem ve ihsanların sahibidir. Cömertliği pek boldur. Çeşitli ilimleri öğretmiş olması da O’nun kereminin bir tecellisidir. 4-5. Ayrıca O “kalemle öğretendir. O, insana bilmediklerini öğretmiştir.” Yüce Allah, insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkarmıştır. Ona işitecek kulak, görecek göz, akledecek kalp vermiş, ona ilmi elde etme yollarını kolaylaştırmıştır. Ona Kur’ân’ı ve hikmeti öğrettiği gibi kendisi vasıtası ile ilimlerin korunabildiği, hakların tespit edilebildiği, insanların konuşmalarının yerini tutan ve başkalarına mesaj iletme aracı olan kalemle yazı yazmayı da öğretmiştir. Hamd Allah’adır. O, kulların şükretmekten ve karşılıklarını vermekten âciz kaldıkları bunca nimetleri ihsan edendir.
6-8. Yüce Allah, insana bol rızık lütfetmiş ve ayrıca onu ihtiyaçtan kurtararak varlık sahibi kılmıştır. Fakat insan bilgisizliği ve zalimliği dolayısıyla kendisini müstağnî (muhtaç olmayan) bir konumda gördüğü vakit haddi aşar, azgınlaşır, hidâyete karşı büyüklenir ve Rabbine döneceğini unutur. Amellerinin karşılığının verileceğinden korkmaz. Hatta hidâyeti terk etmenin yanı sıra başkalarını da hidâyeti terk etmeye çağırma noktasına kadar ulaştığı da olur:
9-12. Başkasını hidâyeti terk etmeye çağıran kişi bununla da kalmaz imanın öngördüğü amellerin en faziletlisi olan namazdan alıkoymaya da kalkışır. İşte Yüce Allah, böyle azgın ve batıl üzerinde direnen kimseye şunları söylemektedir: Ey namaz kılan kuluma engel olan kişi! “Ya o” namaz kılan kulum “doğru yol üzerindeyse?” Hakkı biliyor ve gereğince amel ediyor ise? “Yahut” başkasına “takvâyı emrediyorsa?” Bu nitelikte olan bir kimsenin bu işten alıkonulması uygun bir şey midir? Böyle birisini bu ibadetten alıkoymak, Allah’a karşı savaşın, hakka karşı mücadelenin en büyük şekli değil midir? Çünkü böyle bir alıkoyma, ancak bizzat hidâyet üzere olmayan yahut da başkasına takvânın aksini emreden kimseye yapılabilir. 13. “Ya” namazdan alıkoyan kimse hakkı “yalanlayıp” ilâhî emirlerden “yüz çeviriyor ise?” Allah’tan korkmaz ve O’nun azabından çekinmez mi? 14. “O, Allah’ın” yapıp ettiklerini “gördüğünü bilmiyor mu?” Daha sonra halini sürdürmeye devam ettiği takdirde onu tehdit etmek üzere şöyle buyurmaktadır:
15-16. “Asla! Eğer buna bir son vermezse” söylediklerinden ve yaptıklarından vazgeçmez ise “andolsun onu alnından yakalayıp (ateşe atarız).” Çok güçlü ve zorlu bir şekilde alnından yakalayıp çekeriz. Ona gerçekten bu yakışır. Çünkü onun alnı, söylediği sözlerinde “yalancı ve” yaptıklarında “günahkâr” bir alındır.
17. “O da” azaba uğratılması hak olan bu kişi, “çağırsın bakalım meclisindekileri.” Başına gelen bu musibete karşı yardım etsinler diye meclisinde olanları, arkadaşlarını ve çevresindekileri çağırsın. 18. “Biz de” onu yakalamak ve ona azap etmek üzere cehennem bekçileri olan “Zebânileri çağırırız.” O da baksın ve düşünsün bakalım! Bu iki tarafın hangisi daha güçlü, daha muktedirdir? Bu da namaz kılanı alıkoymak isteyen kişinin durumunu ve onun kendisi ile tehdit olunduğu cezayı ortaya koymaktadır.
19. Namaz kılması engellenene gelince; Yüce Allah ona da bu engellemeye kulak asmamasını, onun bu yasaklamasına itaat etmemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Asla! Ona itaat etme!” Çünkü o, ancak hüsran ihtiva eden bir emir verir. Rabbine “secde et” ve gerek secde halinde gerekse diğer itaatlerle Allah’a yakınlaştırıcı amellerle O’na “yaklaş!” Çünkü bütün bu ameller, kişiyi Allah’ın rızasına ve O’na yakınlaştırır. Bu buyruklar, her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i namazdan alıkoymak isteyen, bundan dolayı da ona işkence eden Ebû Cehil hakkında nâzil olmuş ise de hayırdan alıkoymaya çalışan ve hayırdan alıkonulmak istenen herkes hakkında geçerlidir.
Alak Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
***
Page 597
سورة التين
At-Tin
The Fig · Meccan · 8 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
95:1
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيۡتُونِ ١
By the fig and the olive1
1 translator’s note
- Referring to the places known for their production, i.e., Damascus and Jerusalem, respectively. It could also refer to the fig and olive trees or to the fruits themselves. ↩
95:2
وَطُورِ سِينِينَ ٢
And [by] Mount Sinai
95:3
وَهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٱلۡأَمِينِ ٣
And [by] this secure city [i.e., Makkah],
95:4
لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ فِيٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٖ ٤
We have certainly created man in the best of stature;1
1 translator’s note
- i.e., upright, symmetrical, and balanced in form and nature. ↩
95:5
ثُمَّ رَدَدۡنَٰهُ أَسۡفَلَ سَٰفِلِينَ ٥
Then We return him to the lowest of the low,1
1 translator’s note
- This can refer to the depths of Hell, to decrepit old age or to immorality. ↩
95:6
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٖ ٦
Except for those who believe and do righteous deeds, for they will have a reward uninterrupted.
95:7
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعۡدُ بِٱلدِّينِ ٧
So what yet causes you to deny the Recompense?1
1 translator’s note
- More literally, "What makes you lie concerning it?" ↩
95:8
أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَحۡكَمِ ٱلۡحَٰكِمِينَ ٨
Is not Allāh the most just of judges?
سورة العلق
Al-'Alaq
The Clot · Meccan · 19 ayahs
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
96:1
ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِي خَلَقَ ١
Recite in the name of your Lord who created –
96:2
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِنۡ عَلَقٍ ٢
Created man from a clinging substance.
96:3
ٱقۡرَأۡ وَرَبُّكَ ٱلۡأَكۡرَمُ ٣
Recite, and your Lord is the most Generous -
96:4
ٱلَّذِي عَلَّمَ بِٱلۡقَلَمِ ٤
Who taught by the pen –
96:5
عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ ٥
Taught man that which he knew not.
96:6
كـَلَّآ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَيَطۡغَىٰٓ ٦
No! [But] indeed, man transgresses
96:7
أَن رَّءَاهُ ٱسۡتَغۡنَىٰٓ ٧
Because he sees himself self-sufficient.
96:8
إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجۡعَىٰٓ ٨
Indeed, to your Lord is the return.
96:9
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يَنۡهَىٰ ٩
Have you seen the one who forbids
96:10
عَبۡدًا إِذَا صَلَّىٰٓ ١٠
A servant when he prays?
96:11
أَرَءَيۡتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلۡهُدَىٰٓ ١١
Have you seen if he is upon guidance
96:12
أَوۡ أَمَرَ بِٱلتَّقۡوَىٰٓ ١٢
Or enjoins righteousness?
96:13
أَرَءَيۡتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ ١٣
Have you seen if he denies and turns away -
96:14
أَلَمۡ يَعۡلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ ١٤
Does he not know that Allāh sees?
96:15
كـَلَّا لَئِن لَّمۡ يَنتَهِ لَنَسۡفَعَۢا بِٱلنَّاصِيَةِ ١٥
No! If he does not desist, We will surely drag him by the forelock1 –
1 translator’s note
- It may also mean "slap him" or "blacken his face at the forelock." ↩
96:16
نَاصِيَةٖ كَٰذِبَةٍ خَاطِئَةٖ ١٦
A lying, sinning forelock.
96:17
فَلۡيَدۡعُ نَادِيَهُۥ ١٧
Then let him call his associates;
96:18
سَنَدۡعُ ٱلزَّبَانِيَةَ ١٨
We will call the angels of Hell.1
1 translator’s note
- Those who push the wicked into the Fire. ↩
96:19
كـَلَّا لَا تُطِعۡهُ وَٱسۡجُدۡۤ وَٱقۡتَرِب۩ ١٩
No! Do not obey him. But prostrate and draw near [to Allāh].