Юсуф 12:79
Йусуф · Джуз 13 · Страница 245
قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأۡخُذَ إِلَّا مَن وَجَدۡنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذٗا لَّظَٰلِمُونَ ٧٩
Он сказал: «Упаси нас Аллах задержать кого-нибудь вместо того, у которого мы нашли нашу вещь. Поступив так, мы стали бы одними из беззаконников».
Тафсир · на турецком
Ас-Саади
Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.
Изменить
Комментарий к аятам 12:69–79
69- Yusuf’un huzuruna girdiklerinde o, kardeşini yanına aldı. “Ben, senin kardeşinim. Artık onların yapmış olduklarından dolayı üzülme” dedi. 70- Onların (erzak) yüklerini hazırladığında bir tası kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir münâdî:“Ey kafile! Siz hırsızsınız!” diye seslendi. 71- Onlara yönelerek:“Ne kaybettiniz?” dediler. 72- Dediler ki:“Hükümdarın tasını kaybettik, onu getirene bir deve yükü (erzak ödülü) var. Ben de buna kefilim.” 73- “Allah’a and olsun siz de biliyorsunuz ki biz, bu ülkeye fesat çıkarmak için gelmedik, biz hırsız da değiliz!” dediler. 74- “Eğer yalancı iseniz (size göre hırsızın) cezası nedir?” dediler. 75- “Cezası, (çalınan mal) kimin yükünde bulunursa o kişinin (çalınan mala) karşılık (esir) alınmasıdır. Biz zalimleri böylece cezalandırırız” dediler. 76- Bunun üzerine kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra da kabı kardeşinin yükü arasından çıkardı. İşte biz, Yusuf için böyle bir plan kurmuştuk. Yoksa Allah’ın dilemesi hariç, hükümdarın dinine göre kardeşini (yanında) alıkoymasına imkan yoktu. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibi üstünde daha iyi bir bilen vardır. 77- “Eğer o çalmışsa şu bir gerçek ki daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı” dediler. Yusuf bunu içinde gizleyip onlara açıklamadı ve (kendi kendine) dedi ki: “Sizin durumunuz daha kötüdür. Allah sizin anlattıklarınızın içyüzünü en iyi bilendir.” 78- “Ey Aziz, onun çok ihtiyar bir babası var. O nednele onun yerine bizden birini alıkoy. Biz senin gerçekten iyi kimselerden olduğunu görüyoruz” dediler. 79- “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız. O takdirde biz elbette zalimlerden oluruz” dedi.
69. Yusuf’un kardeşleri, Yusuf’un huzuruna girdiklerinde “o” anne-baba bir kardeşi olan ve beraberinde getirmelerini emretmiş olduğu Bünyamin adlı “kardeşini yanına aldı.” Kardeşleri arasından onu alıp bağrına bastı ve işin gerçeğini ona haber verdi: “Ben senin kardeşinim, artık onların yapmış olduklarından dolayı üzülme, dedi.” Çünkü sonuç bizim için hayırlı olacaktır. Daha sonra yapmak istediğini ve kardeşinin iş sonuçlanıncaya kadar yanında kalması için başvurmak istediği çözüm yolunu da ona haber verdi.
70. “Onların (erzak) yüklerini hazırladığında” yani kardeşlerinden her birisi için ve bu arada bu öz kardeşine de paylarını verdiğinde hem su hem de ölçü kabı olarak kullanılan “bir tası kardeşinin yükü arasına koydu. Sonra” eşyalarını kapattılar. Gitmek üzere yola koyulduklarında “bir münâdî: Ey kafile, siz hırsızsınız, diye seslendi.” Bu şekilde seslenen kişi, herhalde işin gerçeğini bilmiyordu.
71. “Onlara yönelerek: Ne kaybettiniz?, dediler.” Yusuf’un kardeşleri bu ithamı kendilerinden uzaklaştırmak kastı ile onlara doğru yöneldiler. Çünkü hırsızlık yapan bir kimsenin bütün maksadı o yerden uzaklaşıp gitmek, kendisinden bir şeyler çaldığı kimsenin yanından uzaklaşmaktır. Böylelikle çaldığı şeyi kurtarabilmeye çalışır. Bunlar ise bütün maksatları kendilerine yöneltilen ithamı ortadan kaldırmak olduğu ve başka bir maksatları bulunmadığı için onlara doğru geldiler ve:“Ne kaybettiniz?” dediler. “Ne çalmışız?” diye sormadılar. Çünkü hiçbir şekilde hırsızlık yapmadıklarından kesinlikle emin idiler.
72. “Dediler ki: Hükümdarın tasını kaybettik. Onu getirene” onu bulmasına karşılık bir mükâfaat olmak üzere “bir deve yükü” erzak “var. Ben de buna kefilim.” Bu sözleri, eşyaları araştıran kişi söylemişti.
73. “Allah’a and olsun siz de biliyorsunuz ki biz, bu ülkeye” çeşitli günahlar işlemek sureti ile “fesat çıkarmak için gelmedik, biz hırsız da değiliz.” Çünkü hırsızlık yeryüzündeki fesad türlerinin en büyüğüdür. Yusuf’un kardeşleri, karşı tarafın kendilerinin yeryüzünde fesat çıkartan ve hırsızlık yapan kimseler olmadıklarını bilmelerini delil getirip buna dair yemin ettiler. Çünkü onların, kendi hallerini inceleyip iffetli ve takvalı kimseler olduklarını anladıklarını biliyorlar idi. Bununla da kendilerini itham edenlerin de bildiği gibi, böyle bir işin kendilerinden sadır olmayacağını ifade etmiş oluyorlardı. Böyle bir ifade, kendilerine yapılan ithamı reddetme hususunda mesela:“Allah’a andolsun ki biz yeryüzünde fesat çıkarmadık ve hırsızlık yapmadık” demelerinden daha uygun ve etkilidir.
74. “Eğer yalancı iseniz” tas sizin yanınızda bulunursa, bu fiilin “(size göre) cezası nedir? dediler.
75. “Cezası, (çalınan mal)” tas “kimin yükünde bulunursa o kişinin (çalınan mala) karşılık” çalıntı malın sahibinin hırsızlık yapanı mülkiyeti altına alması sureti ile köle “alınmasıdır.” Onların şeriatlarında hüküm bu şekilde idi. Hırsızlık yapan kimsenin hırsızlık yaptığı sabit oldu mu o, çalınan malın sahibinin mülkiyetine girerdi. Bu yüzden onlar:“Biz zalimleri böylece cezalandırırız, dediler.”
76. “Bunun üzerine” eşyaları arasında tası araştıran kişi “kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı.” Böylelikle bunun kasten yapıldığı zannını uyandıracak şüphe ortadan kalkmış oluyordu. Onların eşyaları arasında herhangi bir şey bulamayınca “sonra kabı kardeşinin yükü arasından çıkardı.” Burada “yükü arasında buldu” yahut “kardeşi onu çalmıştı” denilmeyerek gerçeğe ve vakıaya uygun bir ifade kullanılmıştır. İşte bu şekilde Yusuf, kardeşlerinin fark etmeyeceği bir şekilde öz kardeşinin yanında kalması isteğini gerçekleştirmiş oluyordu. O nedenle Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İşte biz Yusuf için böyle bir plan kurmuştuk.” Yani onun, kötü olmayan bir sonuca ulaşmasını sağlayacak böyle bir tedbiri ona kolaylaştırmış olduk. “Yoksa Allah’ın dilemesi hariç, hükümdarın dinine göre kardeşini (yanında) alıkoymasına imkan yoktu.” Çünkü hükümdarın dininde hırsızlık yapanın mülkiyet altına alınması diye bir hüküm yoktu. Onlar hırsıza başka bir ceza uyguluyorlardı. Eğer bu konuda hüküm vermek hükümdarın dinine havale edilmiş olsaydı, Yusuf kardeşini yanında alıkoyma imkânını bulamayacaktı. Ancak Yusuf, isteğinin gerçekleşmesi için konu ile ilgili onların hüküm vermelerini istemişti. “Biz” faydalı ilimle ve maksatlara ulaştıran yolların bilgisiyle “dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.” Nitekim Yusuf’un derecelerini de böyle yükseltmiştik. “Her ilim sahibi üstünde daha iyi bir bilen vardır.” Her bilenin üstünde kendisinden daha iyi bilen birisi vardır. Sonsuz ilim sahibi ise gizliyi de açığı da bilen Yüce Allah’tır.
77. Yusuf’un kardeşleri bu durumu görünce:“Eğer o” yani bu kardeş “çalmışsa” bu, onun için garipsenecek bir durum değildir; çünkü “daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı, dediler.” Bununla Yusuf aleyhisselam’ı kastediyorlardı. Bundan maksatları ise kendilerini temize çıkarmak; “Bu ve kardeşi -bizim öz kardeşlerimiz olmamaları hasebi ile- bazen hırsızlık yapabilirler”, demekti. Bu ifade ile iki kardeşin değerini düşürmüş oluyorlardı. Bundan dolayı Yusuf aleyhisselam bunu içinde gizleyip “onlara açıklamadı.” Yani söylediklerine karşılık hoşlanmayacakları bir şey söylemedi. Aksine öfkesini yuttu ve içinde sakladı. Kendi kendisine de “dedi ki: Sizin durumunuz daha kötüdür.” Çünkü siz, bizi yermekle birlikte sizin yaptığınız işler bunlardan çok daha kötüdür. “Allah sizin” bizi hırsızlıkla nitelemeye dair “anlattıklarınızın içyüzünü en iyi bilendir.” Bizden de daha iyi bilir ki, biz bu işten uzağız.
78. Daha sonra kardeşlerini kendilerine verir ümidiyle Yusuf’a dil dökerek ve ona yakınlaşma yolunu izleyerek:“Ey aziz, onun çok ihtiyar bir babası var.” Onsuz duramıyor. Ondan ayrılmak ona çok ağır gelecektir. “O nedenle onun yerine bizden birini alıkoy. Biz senin gerçekten iyi kimselerden olduğunu görüyoruz.” Böylelikle hem bize hem de babamıza bir iyilikte bulun “dediler.”
79. Yusuf dedi ki:“Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız.” Çünkü şâyet bizler suçsuz bir kimseyi eşyamızı yanında bulduğumuz kimsenin suçu karşılığında alıkoyacak olursak “o takdirde biz” hakka aykırı bir şekilde cezalandırmada bulunacağımızdan “elbette zalimlerden oluruz.” Burada Yusuf’un “eşyamızı yanında bulduğumuz kimse” tabirini kullanıp da “hırsızlık yapan kimse” şeklinde bir ifade kullanmaması, yalan söylemekten kaçınmak içindir.
Страница 245
12:79
قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأۡخُذَ إِلَّا مَن وَجَدۡنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذٗا لَّظَٰلِمُونَ ٧٩
Он сказал: «Упаси нас Аллах задержать кого-нибудь вместо того, у которого мы нашли нашу вещь. Поступив так, мы стали бы одними из беззаконников».
12:80
فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيّٗاۖ قَالَ كَبِيرُهُمۡ أَلَمۡ تَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ أَبَاكُمۡ قَدۡ أَخَذَ عَلَيۡكُم مَّوۡثِقٗا مِّنَ ٱللَّهِ وَمِن قَبۡلُ مَا فَرَّطتُمۡ فِي يُوسُفَۖ فَلَنۡ أَبۡرَحَ ٱلۡأَرۡضَ حَتَّىٰ يَأۡذَنَ لِيٓ أَبِيٓ أَوۡ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ لِيۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ ٨٠
Отчаявшись, они уединились для совета, и старший из них сказал: «Помните ли вы о том, что отец заставил нас поклясться Аллахом и что раньше вы неправедно поступили с Йусуфом (Иосифом)? Я ни за что не покину этой страны, пока отец не разрешит мне или пока Аллах не примет Свое решение относительно меня. Воистину, Он - Наилучший из судий.
12:81
ٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيكُمۡ فَقُولُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّ ٱبۡنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدۡنَآ إِلَّا بِمَا عَلِمۡنَا وَمَا كُنَّا لِلۡغَيۡبِ حَٰفِظِينَ ٨١
Возвращайтесь к отцу и скажите: "Отец наш! Твой сын украл. Мы свидетельствуем только о том, что знаем, и не ведаем о сокровенном.
12:82
وَسۡـَٔلِ ٱلۡقَرۡيَةَ ٱلَّتِي كُنَّا فِيهَا وَٱلۡعِيرَ ٱلَّتِيٓ أَقۡبَلۡنَا فِيهَاۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ٨٢
Спроси жителей селения, в котором мы были, и караванщиков, с которыми мы вернулись. Воистину, мы говорим правду"».
12:83
قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرٗاۖ فَصَبۡرٞ جَمِيلٌۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَنِي بِهِمۡ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ ٨٣
Он сказал: «О нет! Это ваши души ввели вас в соблазн, и лучше проявить терпение. Возможно, Аллах возвратит мне всех вместе. Воистину, Он - Знающий, Мудрый».
12:84
وَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰٓأَسَفَىٰ عَلَىٰ يُوسُفَ وَٱبۡيَضَّتۡ عَيۡنَاهُ مِنَ ٱلۡحُزۡنِ فَهُوَ كَظِيمٞ ٨٤
Он отвернулся от них и сказал: «Как жаль Йусуфа (Иосифа)!». И его глаза покрылись бельмами от печали, которую он сдерживал.
12:85
قَالُواْ تَٱللَّهِ تَفۡتَؤُاْ تَذۡكُرُ يُوسُفَ حَتَّىٰ تَكُونَ حَرَضًا أَوۡ تَكُونَ مِنَ ٱلۡهَٰلِكِينَ ٨٥
Они сказали: «Клянемся Аллахом, ты не перестанешь поминать Йусуфа (Иосифа), пока не ослабеешь или не умрешь».
12:86
قَالَ إِنَّمَآ أَشۡكُواْ بَثِّي وَحُزۡنِيٓ إِلَى ٱللَّهِ وَأَعۡلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٨٦
Он сказал: «Мои жалобы и печаль обращены только к Аллаху, и я узнаю от Аллаха то, чего вы не знаете.