ИбрахимДжуз 13 · Страница 257

Ибрахим 14:13

Ибрахим · Джуз 13 · Страница 257

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٣

Неверующие говорили своим посланникам: «Мы изгоним вас с нашей земли, или же вы вернетесь в нашу религию». Тогда Господь внушал им: «Мы непременно погубим беззаконников

Тафсир · на турецком

Ас-Саади

Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.

Вся сура

Изменить

Комментарий к аятам 14:13–17

13- O kafirler de peygamberlerine dediler ki:“Andolsun ki ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz.” Bunun üzerine Rableri onlara şunu vahyetti: “Biz o zalimleri muhakkak helâk edeceğiz.” 14- “Ve onların ardından da o ülkeye sizi yerleştireceğiz. İşte bu, benim makamımdan korkan ve benim tehdidimden çekinen kimselere mahsustur.” 15- Hüküm istediler ve her inatçı zorba zarara uğradı. 16- Arkasından (bir de) cehennem var. Ona (orada) irinli sudan içirilecek. 17- Yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Her taraftan ona ölüm gelecek fakat o bir türlü ölmeyecek. Bunun ardından oldukça ağır bir azap daha var.

13. Yüce Allah, peygamberlerin kavimlerini davetlerini, onların bu işi usanmaksızın sürdürdüklerini söz konusu ettikten sonra sonunda kavimlerinden nasıl karşılık gördüklerini zikrederek şöyle buyurmaktadır:“O kafirler de peygamberlerine” tehditte bulunarak “dediler ki: Andolsun ki ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz.” Bu, peygamberlerin çağrısını reddetmenin en ileri derecesidir. Bundan sonra artık peygamberlerin onlardan herhangi bir hayır ummalarına imkân yoktur. Çünkü hidâyetten yüz çevirmekle yetinmediler, peygamberleri yurtlarından çıkarmakla tehdit ettiler ve bu işi de kendilerinin yapacaklarını söylediler. O yurtları kendilerine nispet ettiler, peygamberlerin bu yurtlarda herhangi bir hak sahibi olmadıklarını söylediler. Bu ise zulmün en büyüğüdür. Şüphesiz Allah, kullarını yeryüzünde yaratmış ve onlara kendisine ibadet etmelerini emretmiş, yeryüzünü ve orada bulunan şeyleri onlara amade kılmıştır ki ibadet hususunda bunlardan yararlanabilsinler. Bunları Allah’a ibadet etmek için yardımcı olarak değerlendiren kimsenin bu nimetlerden yararlanması helâl olur ve sorumluluktan kurtulur. Bunları küfre ve türlü masiyetlere karşı yardımcı bir unsur olarak kullanan kimselerin ise bunu yapma hakları yoktur ve bunlardan bu yolda yararlanmak onlara helâl değildir. O halde peygamberlere düşman olanların, peygamberleri kendisinden çıkartmak ile tehditte bulundukları o yurtlarda hiçbir hakka sahip olmadıkları ortaya çıkmaktadır. Bunu bir kenara bırakıp sadece geleneklere bakacak olursak görürüz ki peygamberler de onların yurtlarında yaşayan halk arasındadır ve onların birer ferdidir. Peki, açık ve seçik bir şekilde onlara ait olan bir haktan onları neye dayanarak mahrum etmek istemektedirler? Bunun dinsizlikten ve büsbütün insafsızlıktan, insaniyetsizlikten başka bir sebebi olabilir mi? O nedenledir ki onların peygamberlere karşı giriştikleri hile ve tuzaklar, bu noktaya ulaşınca geriye Allah’ın emrini uygulayıp dostlarını yardımı ile zafere ulaştırmasından başka bir seçenek kalmamaktadır:“Bunun üzerine Rableri onlara şunu vahyetti: Biz o zalimleri muhakkak” çeşitli cezalarla “helâk edeceğiz.”

14. “ve onlardan sonra o ülkeye sizi yerleştireceğiz. İşte bu” yani Yüce Allah’ın peygamberlere ve onlara uyanlara ihsan ettiği güzel akıbet; “benim makamımdan” yani dünyada Allah’ın huzuruna çıkmaktan korkarak, Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek Rabbinin gözetiminden “korkan ve benim tehdidimden” yani bana isyan edenlere yaptığım tehditlerden “çekinen” ve bu hali Allah’ın hoşnut olmadığı şeylerden uzak kalmasına ve Allah’ın sevdiği şeyleri işlemeye yönelmesine vesile olan “kimselere mahsustur.”

15. Kâfirler “hüküm istediler” yani Allah’ın ayırıcı hükmünü, dostları ile düşmanları arasında hüküm verip haklıyı haksızdan ayırt etmesini istediler ve istedikleri bu hüküm de onlara geldi. Yoksa Allah, Halîmdir, kendisine isyan edenleri cezalandırmakta acele etmez. “ve her inatçı zorba zarara uğradı.” Allah’a, hakka, Allah’ın kullarına karşı zorba tavır takınan, yeryüzünde büyüklük taslayan ve peygamberlere karşı inatlaşarak onlardan uzak kalan kimseler, dünyada da âhirette de hüsrana uğramışlardır.

16. “Arkasında” yani bu zorba ve inatçı kimselerin arkasında “(bir de) cehennem var.” Onu beklemekte, gözetlemektedir. Böyle bir kimsenin cehenneme varması kaçınılmazdır. İşte o vakit oldukça çetin bir azabı tadacaktır. “Ona” rengi, tadı ve kötü kokusu ile iğrenç olan “irinli bir sudan içirilecek.” Bu, son derece sıcak olacaktır.

17. Aşırı bir susuzluk ile “yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek.” Suyu yüzüne yaklaştırdığında yüzünü kavurur, karnına ulaştı mı bağırsaklarını parçalar. “Her taraftan ona ölüm gelecek fakat o bir türlü ölmeyecek.” Her türlüsü ile çetin azap ona gelecek. Bu azabın şiddeti, ölüm derecesine kadar ulaşacak; fakat Allah cehennemliklerin ölmeyeceğine hüküm verdiği için ölemeyecekler. Nitekim Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“...Onlar aleyhinde hüküm verilmez ki ölsünler. Üzerinleriden (cehennem) azabından bir şey de hafifletilmez. İşte biz, küfürde ısrar eden herkesi böyle cezalandırırız. Onlar orada feryad ederler...”(Fâtır, 35/36-37) O inatçı zorba için “Bunun ardından oldukça ağır bir azap daha var.” Niteliklerini, şiddet ve çetinliğini Allah’tan başka hiç kimsenin bilemediği son derece çetin ve büyük bir azap gelecektir.

Эльмир Кулиев · Ас-Саади · Quranic Universal Library (Tarteel), через spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Страница 257

ИбрахимДжуз 13 · Страница 257

14:11

قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَمَا كَانَ لَنَآ أَن نَّأۡتِيَكُم بِسُلۡطَٰنٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ١١

Посланники говорили им: «Мы - такие же люди, как и вы. Однако Аллах одаряет Своей милостью того из Своих рабов, кого пожелает. Мы не можем явить вам знамение без соизволения Аллаха. Пусть же верующие уповают только на Аллаха!

14:12

وَمَا لَنَآ أَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى ٱللَّهِ وَقَدۡ هَدَىٰنَا سُبُلَنَاۚ وَلَنَصۡبِرَنَّ عَلَىٰ مَآ ءَاذَيۡتُمُونَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ ١٢

Отчего же нам не уповать на Аллаха, если Он повел нас нашими путями? Мы непременно стерпим причиняемые вами мучения. Пусть же уповающие уповают только на Аллаха!».

14:13

وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمۡ لَنُخۡرِجَنَّكُم مِّنۡ أَرۡضِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۖ فَأَوۡحَىٰٓ إِلَيۡهِمۡ رَبُّهُمۡ لَنُهۡلِكَنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٣

Неверующие говорили своим посланникам: «Мы изгоним вас с нашей земли, или же вы вернетесь в нашу религию». Тогда Господь внушал им: «Мы непременно погубим беззаконников

14:14

وَلَنُسۡكِنَنَّكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ ١٤

и поселим вас на земле после них. Так будет с теми, кто боится предстать предо Мной и боится Моей угрозы».

14:15

وَٱسۡتَفۡتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٖ ١٥

Они молили о победе, и каждый упорный притеснитель оказывался в убытке.

14:16

مِّن وَرَآئِهِۦ جَهَنَّمُ وَيُسۡقَىٰ مِن مَّآءٖ صَدِيدٖ ١٦

А впереди его ожидает Геенна, и поить его будут гнойной водой.

14:17

يَتَجَرَّعُهُۥ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُۥ وَيَأۡتِيهِ ٱلۡمَوۡتُ مِن كُلِّ مَكَانٖ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٖۖ وَمِن وَرَآئِهِۦ عَذَابٌ غَلِيظٞ ١٧

Он будет пить ее глотками, но едва ли сможет проглотить ее. Смерть будет подступать к нему со всех сторон, однако он не умрет, ибо перед ним будут тяжкие мучения.

14:18

مَّثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ أَعۡمَٰلُهُمۡ كَرَمَادٍ ٱشۡتَدَّتۡ بِهِ ٱلرِّيحُ فِي يَوۡمٍ عَاصِفٖۖ لَّا يَقۡدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَىٰ شَيۡءٖۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ ١٨

Деяния тех, кто не уверовал в своего Господа, подобны пеплу, над которым пронесся сильный ветер в ветреный день. Они не смогут распоряжаться ничем из того, что приобрели. Это и есть глубокое заблуждение.

Ас-СаадиТафсир · 14:13

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Режим

Read in English