Аль-Бакара 2:142
Корова · Джуз 2 · Страница 22
۞ سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمۡ عَن قِبۡلَتِهِمُ ٱلَّتِي كَانُواْ عَلَيۡهَاۚ قُل لِّلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ١٤٢
Глупые люди скажут: «Что заставило их отвернуться от киблы, к которой они поворачивались лицом прежде?». Скажи: «Восток и запад принадлежат Аллаху. Он наставляет, кого пожелает, на прямой путь».
Тафсир · на турецком
Ас-Саади
Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.
Изменить
Комментарий к аяту 2:142
142- İnsanlardan birtakım akılsızlar; “Onları daha önce yöneldikleri kıblelerinden döndüren nedir?” diyecekler. De ki:“Doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediği kimseyi dosdoğru yola iletir.”
142. Bu âyet-i kerime bir mucize, bir teselli, mü’minlerin kalplerini tatmin, bir itiraz ve ona dair üç yönden cevap ihtiva etmekte; Allah’ın hükmüne ve dinine karşı itiraz edenlerin niteliği ile müslümanların niteliğini ortaya koymaktadır. Yüce Allah insanlar arasından akılsız birtakım kimselerin itiraz edeceklerini haber vermektedir. Akılsızlar ise bizzat kendi maslahatlarını dahi bilemeyen, aksine onları zâyi edip en basit değerler karşısında değiştiren kimselerdir. Yahudiler, hıristiyanlar ve Allah’ın hüküm ve şeriatlerine itiraz eden benzeri kimseler hep akılsızdır. Şöyle ki; müslümanlar önceleri Mekke’de kaldıkları sürece (namazlarında) Beytü’l-Makdis’e yönelmekle emrolunmuşlardı. Daha sonra Medine’ye hicretten itibaren yaklaşık bir buçuk yıl kadar bir süre de aynı yere yönelmekle emrolunmuşlardı. Yüce Allah ilerde bir kısmına işaret edeceği birtakım hikmetler dolayısı ile Kabe’ye yönelmelerini emretti. O’nun hikmeti de bu emri vermesini gerektiriyordu. Böylelikle Yüce Allah insanlar arasından birtakım akılsızların mutlaka:“Onları daha önce yöneldikleri kıblelerinden döndüren nedir?” diyeceklerini müslümanlara haber vermektedir. Yani onları Beytu’l-Makdis’e dönmekten alıkoyan şey nedir? Daha önce yöneldikleri kıble ise Beytü’l-Makdis idi. Bu, Yüce Allah’ın hüküm ve Şeriatına bir itirazdır. O’nun lütuf ve ihsanına bir itirazdır. Yüce Allah mü’minleri teselli ederek bunun meydana geleceğini haber vermekte, ancak bu itirazı kıt akıllı, kısır düşünceli ve dine bağlılığı zayıf kimselerin yapacağını belirtmektedir. Öyleyse onlara aldırış etmeyin, çünkü bu sorunun kaynağı artık bilinmektedir. Zaten aklı başında bir kimse akılsız bir kimsenin itirazına aldırış etmez ve onu kafasına takmaz. Âyet-i kerime aynı şekilde Yüce Allah’ın hükümlerine cahil ve hakka karşı bile bile inat eden sefihlerden başkasının itiraz etmeyeceğini de göstermektedir. Aklı başında doğru yol üzerinde yürüyen bir mü’min ise Rabb’inin hükümlerini kabul ile karşılar, onlara itaat ve teslimiyetle bağlı olduğunu ortaya koyar. Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:“Allah ve Rasûlü bir işi hükme bağladığında hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadına o işlerinde istediklerini yapmak hakkı yoktur.”(el-Ahzab, 33/36); “Hayır! Rabb’ine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.”(en-Nisa, 4/65); “Aralarında hükmetmek üzere Allah’a ve Rasûlü’ne davet olunduklarında mü’minlerin sözleri ancak; “İşittik ve itaat ettik” demektir.” (en-Nur, 24/51) Yüce Allah’ın; “akılsızlar” buyruğunda, aslında onların sözlerine cevap vermeye gerek bırakmayacak ve aldırmamayı haklı çıkartacak bir mana vardır; ancak bununla birlikte Yüce Allah bu şüpheyi cevapsız bırakmayıp izale etmekte ve birtakım kalplerde ortaya çıkabilecek itirazların varlığı ihtimali ile bu şüphenin gerçek yüzünü açığa çıkartıp onlara cevap olmak üzere “De ki: Doğu da, batı da Allah’ındır. O dilediği kimseyi dosdoğru yola iletir.” diye buyurmaktadır. Yani doğu da batı da Allah’ın mülkü olduğuna göre, O’nun mülkü dışında hiçbir cihet kalmamaktadır. Bununla birlikte O dilediği kimseyi dosdoğru yola iletir. İşte İbrahim aleyhisselam’ın dininin bir parçasını teşkil eden bu kıbleye sizleri iletmesi de dilediği kimseleri dosdoğru yola iletmenin bir parçasıdır. O halde Yüce Allah’ın mülkü kapsamı içerisinde bulunan bir kıbleye sizi yönlendirdiği için itiraz edenlerin itirazlarının sebebi ne? Çünkü siz O’nun mülkünde olmayan bir tarafa dönmüş değilsiniz. Durumun böyle olması, yalnızca O’nun emrine teslimiyeti gerektirir. Nasıl böyle olmasın ki? Çünkü Allah’ın üzerinizdeki lütfunun hidâyet ve ihsanının bir delili de sizi buna iletmiş olmasıdır. Size itiraz eden aslında -sizi kıskandığı ve çekemediği için- Allah’ın lütfuna itiraz etmektedir. Yüce Allah’ın:“O dilediği kimseyi dosdoğru yola iletir” buyruğu mutlak bir buyruktur. Mutlak buyruklar ise mukayyede hamledilir (onunla birlikte değerlendirilir). Şüphesiz hidâyet ve dalâletin Yüce Allah’ın hikmet ve adaletinin gerektirdiği birtakım sebepleri vardır ve o hitabının başka yerlerinde hidâyetin birtakım sebeplerini de bildirilmektedir. Kul bu sebepleri yerine getirdiği takdirde hidâyeti elde eder. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:“Allah onunla rızasına uyanları selamet yollarına hidâyet eder.”(el-Maide, 5/16) Bu âyet-i kerimede bu ümmetin hidâyet bulmasını gerektiren sebep, bütün hidâyet türleri ile ve mutlak olarak (kayıtsız olarak) gelmiştir. Bu hidâyet de Allah’ın bu ümmete bir lütuf ve ihsanıdır. Bu yüzden Yüce Allah bir sonraki ayette şöyle buyurmaktadır:
Страница 22
2:142
۞ سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمۡ عَن قِبۡلَتِهِمُ ٱلَّتِي كَانُواْ عَلَيۡهَاۚ قُل لِّلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ يَهۡدِي مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ١٤٢
Глупые люди скажут: «Что заставило их отвернуться от киблы, к которой они поворачивались лицом прежде?». Скажи: «Восток и запад принадлежат Аллаху. Он наставляет, кого пожелает, на прямой путь».
2:143
وَكَذَٰلِكَ جَعَلۡنَٰكُمۡ أُمَّةٗ وَسَطٗا لِّتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيۡكُمۡ شَهِيدٗاۗ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلۡقِبۡلَةَ ٱلَّتِي كُنتَ عَلَيۡهَآ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِۚ وَإِن كَانَتۡ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٞ رَّحِيمٞ ١٤٣
Мы сделали вас общиной, придерживающейся середины, чтобы вы свидетельствовали обо всем человечестве, а Посланник свидетельствовал о вас самих. Мы назначили киблу, к которой ты поворачивался лицом прежде, только для того, чтобы отличить тех, кто последует за Посланником, от тех, кто повернется вспять. Это оказалось тяжело для всех, кроме тех, кого Аллах повел прямым путем. Аллах никогда не даст пропасть вашей вере. Воистину, Аллах сострадателен и милосерден к людям.
2:144
قَدۡ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجۡهِكَ فِي ٱلسَّمَآءِۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبۡلَةٗ تَرۡضَىٰهَاۚ فَوَلِّ وَجۡهَكَ شَطۡرَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِۚ وَحَيۡثُ مَا كُنتُمۡ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ شَطۡرَهُۥۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ لَيَعۡلَمُونَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعۡمَلُونَ ١٤٤
Мы видели, как ты обращал свое лицо к небу, и Мы обратим тебя к кибле, которой ты останешься доволен. Обрати же свое лицо в сторону Заповедной мечети. Где бы вы ни были, обращайте ваши лица в ее сторону. Воистину, те, которым даровано Писание, знают, что такова истина от их Господа. Аллах не пребывает в неведении относительно того, что они совершают.
2:145
وَلَئِنۡ أَتَيۡتَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٖ مَّا تَبِعُواْ قِبۡلَتَكَۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٖ قِبۡلَتَهُمۡۚ وَمَا بَعۡضُهُم بِتَابِعٖ قِبۡلَةَ بَعۡضٖۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ إِنَّكَ إِذٗا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٤٥
Какое бы знамение ты ни показал тем, кому было даровано Писание, они все равно не станут обращаться к твоей кибле, а ты не станешь обращаться к их кибле. Никто не станет обращаться к кибле других. А если ты станешь потакать их желаниям после того, как к тебе явилось знание, то тогда ты окажешься в числе беззаконников.