Аль-ХаджжДжуз 17 · Страница 337

Аль-Хаджж 22:41

Паломничество · Джуз 17 · Страница 337

ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُواْ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَنَهَوۡاْ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ ٤١

Если Мы одарим их властью на земле, они будут совершать намаз, выплачивать закят, велеть совершать одобряемое и запрещать предосудительное. А исход всех дел - у Аллаха.

Тафсир · на турецком

Ас-Саади

Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.

Вся сура

Изменить

Комментарий к аятам 22:39–41

39- Kendilerine savaş açılan (müminlere) zulme uğradıkları için (cihada) izin verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir. 40- Onlar ki yurtlarından haksız yere, sırf:“Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için çıkarılmışlardır. Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı elbette manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler yerle bir edilirdi. Allah kendine/dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, Azizdir. 41- Onlara eğer yeryüzünde bir iktidar imkânı verirsek onlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülükten de alıkoyarlar. İşlerin âkıbeti yalnızca Allah’a aittir.

39. İslâm’ın ilk dönemlerinde müslümanların kâfirlerle savaşmaları yasaktı. İlahi hikmet gereği kâfirlerin sıkıntılarına karşı sabretmeleri emredilmişti. İşkencelere maruz kalıp da Medine’ye hicret ettikten sonra kendilerini koruyacak güç ve imkâna sahip olmaları üzerine savaşmaları için izin verildi. Yüce Allah’ın:“Kendilerine savaş açılan (müminlere) zulme uğradıkları için (cihada) izin verildi” buyruğundan önceleri savaşmalarının yasak kılındığı ve Yüce Allah'ın daha sonra onlara kendileri ile savaşanlarla savaşma iznini verdiği anlaşılmaktadır. Bu izni vermesinin sebebi ise dinlerini yaşamalarının engellenmek istenmesi, dinleri sebebi ile eziyet ve işkencelere uğratılmaları, yurtlarından çıkarılmaları ve zulme uğratılmalarıdır. “Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir.” Öyleyse O’ndan zafer ve yardım istesinler.

40. Daha sonra Yüce Allah, onlara yapılan zulmün mahiyetini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar ki yurtlarından haksız yere, sırf: “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için çıkarılmışlardır.” Düşmanlarının kendilerinden intikam almalarına sebep olan suçları(!), “Rabbimiz Allah’tır” demeleridir. İşte bu yüzden haksız yere eziyet ve işkencelere uğratılarak yurtlarından göçmek zorunda bırakıldılar. Evet suçları, Yüce Allah’ı tevhid etmeleri ve dinlerini Allah’a halis kılarak yalnız O’na ibadet etmeleri idi. Eğer bu bir günah ise onların günahı sadece bundan ibaretti. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Onların bunlardan intikam almalarının tek sebebi, hükmüne karşı konulamayan ve her övgüye layık olan Allah’a iman etmiş olmaları idi.”(el-Buruc, 85/8) Bu, cihadın hikmetinin de delilidir. Zira cihaddan maksat, Allah’ın dininin uygulanması yahut da mü’minlere eziyet eden ve mü’minlere ilk önce saldıran kâfirlerin zulümlerine ve haksızlıklarına karşı mü’minleri savunmak, Allah’a ibadet etme ve açıkça dini hükümleri uygulama ortamını oluşturmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı” kendi yolunda cihad edenler vasıtası ile kâfirlerin zararlarını önlemeseydi “elbette manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler yerle bir edilirdi.” Kitap ehline mensup çeşitli kesimlere ait büyük ma’bedler, yahudilerin ve hristiyanların ma’bedleri, müslümanlara ait mescidler yıkılır giderdi. Halbuki oralarda namazlar kılınmakta, Allah’ın kitapları okunmakta, Allah’ın adı çeşitli şekillerde anılıp durmaktadır. Eğer Allah insanların bazısının zararını diğer bazısı ile önlemiş olmasaydı, kâfirler müslümanlara egemen olur, onların ma’bedlerini tahrip eder ve dinlerinden çevirmek için onlara işkence ederlerdi. İşte bu buyruk, cihadın saldırganların ve eziyet edenlerin geri püskürtülmesi, müminlerin onlara karşı savunulması için meşru kılındığının ve yine cihadın, bizatihi değil sağladığı faydalar dolayısıyla amaçlandığının delilidir. Aynı şekilde huzur içinde Allah’a ibadet edilen, mescidleri mamur olan ve dinin bütün şiarlarının uygulandığı ülkelerdeki bu halin, mücahidlerin fazilet ve bereketinin bir sonucu olduğuna bir delildir. Onlar sayesinde Yüce Allah, kâfirlerin zararını o ülkelerden uzaklaştırır. Yüce Allah, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Fakat Allah, âlemler üzerinde büyük bir lütuf sahibidir”(el-Bakara, 2/251) ğer denilirse ki şu anda müslümanların mescidlerinin mamur olduğunu, tahrib edilmediğini görüyoruz. Halbuki müslümanların pek çok bölgesinde küçük emirlikler yahut da düzensiz bir yönetim/hükümet bulunmaktadır ve çevrelerindeki kafirlerle savaşma güçleri de bulunmamaktadır. Hatta biz, o kafirlerin yönetimleri altındaki birtakım mescidlerin bile mamur olduğunu, o mescidlere gidip gelenlerin güven ve huzur içinde bulunduklarını görüyoruz. Halbuki o bölgelerdeki kâfir yöneticiler bu mescidleri yıkabilirlerdi. Yüce Allah ise insanların bazılarını diğer bazısı ile savmasaydı bu mabedlerin yıkılacağını bildirmektedir. Bizler ise herhangi bir savma göremiyoruz. evap: Böyle bir sorunun ve izahı gerektiren bu durumun cevabı da bu âyet-i kerimenin genel muhtevasına dahildir ve âyetin kapsamında yer alan hususlardan birisidir. Şöyle ki şu andaki devletlerin durumlarını ve düzenlerini bilen kimse görür ki onlar, yönetimi altında yaşayan, egemenliğinin sınırları içerisinde bulunan her bir ulus ve ırkı ülkesinin bir üyesi, bir parçası olarak kabul eder. Bu ulus, ister gücü ile yahut sayısı ile isterse de malı, bilgisi veya hizmetleri ile orada pay sahibi olsun, fark etmez. Yönetimler, bu ulusun dinî ve dünyevî maslahatlarını göz önünde bulundurur ve bunları göz önünde bulundurmayacak olursa düzeninin bozulacağından, bazı esaslarının yıkılacağından korkar. İşte bundan dolayı dini birtakım hususların yerine gelmesini sağlar, özellikle mescidleri korurlar. O nedele -Yüce Allah’a hamdolsun- mescidler, son derece düzenli ve tertiplidir. Hatta o büyük devletlerin başkentlerinde bile bunu görüyoruz. Bu devletler ve bağımsız yönetimler, yönetimleri altında bulunan müslüman vatandaşların isteklerini göz önünde bulundurarak bu hususlara dikkat ederler. Bununla birlikte hristiyan devletler arasında karşılıklı kıskançlık ve nefret de vardır ki Yüce Allah, Kıyamet gününe kadar bunun sürekli olacağını haber vermektedir. Bu sebeple kendisini savunmaya güç yetiremeyen müslüman bir yönetim, onların aralarındaki bu kıskançlık ve anlaşmazlık dolayısı ile pek çok zararlardan uzak kalabilmektedir. Onlardan herhangi bir devlet, bu müslümanların yönetimini diğer ülke himayesine alır korkusu ile ona kötülük etme gücünü kendinde bulamamaktadır. Bununla birlikte Yüce Allah’ın kullarına, Kitab-ı Keriminde vaat etmiş olduğu şekilde İslâm ve Müslümanların zaferlerini göstermesi de kaçınılmaz bir şeydir. Yüce Allah’a hamdolsun ki bu zaferin sebebleri de ortaya çıkmıştır. Çünkü müslümanlar, dinlerine geri dönmenin zorunlu olduğunun şuuruna sahip olmuşlardır. Böyle bir şuura sahip olmak ise o yolda çalışmanın başlangıcıdır. Yüce Allah’a hamdeder, O’ndan nimetini tamamlamasını niyaz ederiz. Bundan ötürü Yüce Allah, vakıaya da uygun olan doğru vaadinde:“Allah kendine/dinine yardım edene mutlaka yardım eder” buyurmaktadır. Yani, ihlâsla dinine yardıma koşup sonunda en yüce söz Allah’ın sözü olsun diye savaşan kimselere şüphesiz yardım eder. “Şüphesiz Allah çok güçlüdür, Azizdir.” O’nun gücü kemâl derecesindedir. O, kimsenin karşı koyamayacağı kadar güç ve izzet sahibidir. Bütün mahlukatı emrinin altına almıştır. Onların mukadderatı O’nun elindedir. Öyleyse ey müslümanlar! Müjde olsun sizlere ki sayımız ve teçhizatımız az olsa da buna karşılık düşmanlarımızın sayısı çok olsa da sizin dayanağınız, O güçlü ve Aziz olandır. Sizin bel bağladığınız, sizi de yaptıklarınızı da yaratandır. Öyleyse emrolunduğunuz sebepleri yerine getirin, gereğince amel edin, sonra da O’ndan size yardım etmesini isteyin. O, mutlaka size yardım edecektir:“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a/dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınıza sebat verir.”(Muhammed, 47/7) Ey müslümanlar; artık imanın hakkını salih amelin gereğini yerine getirin. Çünkü “Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere vaat etti ki: Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi -andolsun- onları da yeryüzünde halife kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini hakim kılacak, önceki korkularını da güvene çevirecektir ki böylece onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etsinler.”(en-Nûr, 24/25)

41. Daha sonra Yüce Allah, dinine yardım edenin kendisi ile tanınacağı alâmeti söz konusu etmektedir ki Allah’ın dinine yardım ettiğini iddia edip de bu niteliğe sahip olmayan bir kimse, yalancıdır. İşte Yüce Allah bunu beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Onlara eğer yeryüzünde bir iktidar imkânı verirsek...” Yani onları kendilerine karşı çıkabilecek ve kendilerine ayak bağı olabilecek hiç kimse söz konusu olmaksızın yeryüzüne hakim kılarsak “onlar, namazlarını” vakitleri içerisinde, sınırları çerçevesinde, rükun ve şartlarını eda ederek, cumalar da dahil cemaatler halinde “dosdoğru kılarlar.” Özel olarak kendileri için farz olan, genel olarak da yönetimleri altında bulunanlara farz kılınan “zekâtı” ehil olan kimselere, hak sahiplerine verirler “verirler.” Şer’an ve aklen güzel görülüp Allah’a ait olsun, insanlara ait olsun bütün hakları kapsayan her türlü “iyiliği emreder”, şer’an ve aklen uygun karşılanmayan her türlü “kötülükten de alıkoyarlar.” Bir şeyi emretmenin ve bir şeyi yasaklayıp ondan alıkoymanın kapsamına o emir ve yasağın tahakkuku için gerekli olan her bir şey girer. Buna göre eğer söz konusu iyilik ve kötülük, öğrenip öğretmeye bağlı ise insanları öğrenip öğretmeye mecbur ederler. Eğer şer’an belirlenmiş yahut da -tazir türleri gibi- belirlenmemiş herhangi bir tehdide bağlı bulunuyor ise o zaman yöneticiler onu da yerine getirirler. Eğer bu işlerin tahakkuku için bu görevi yapacak birtakım insanların tayini gerekiyor ise bunun da yapılması gerekir. Buna benzer kendileri gerçekleşmeksizin iyiliğin emri ve kötülüğün yasaklanması tam olarak gerçekleşmeyen bütün hususlar da bu kapsama girer. “İşlerin âkıbeti yalnızca Allah’a aittir.” Yani bütün işler Allah’a döner. Yüce Allah aynı zamanda güzel âkıbetin takvâda olduğunu da haber vermektedir. Buna göre kulların başına yönetici olarak geçen herhangi bir hükümdar, eğer Allah’ın emrinin gereğini yerine getirecek olursa övülmeye değer, güzel bir âkıbete ve istikamet üzere olan bir hale sahip demektir. Zorbalıkla insanları yönetip onlara nefsinin arzusuna göre uygulamalar yapan kimse ise geçici olarak egemen olsa dahi onun âkıbeti, iyi bir âkıbet olmayacaktır. Onun yönetimi bereketsiz ve âkıbeti de kötüdür.

Эльмир Кулиев · Ас-Саади · Quranic Universal Library (Tarteel), через spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Страница 337

Аль-ХаджжДжуз 17 · Страница 337

22:39

أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمۡ ظُلِمُواْۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصۡرِهِمۡ لَقَدِيرٌ ٣٩

Дозволено тем, против кого сражаются, сражаться, потому что с ними поступили несправедливо. Воистину, Аллах способен помочь им.

22:40

ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيۡرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضٖ لَّهُدِّمَتۡ صَوَٰمِعُ وَبِيَعٞ وَصَلَوَٰتٞ وَمَسَٰجِدُ يُذۡكَرُ فِيهَا ٱسۡمُ ٱللَّهِ كَثِيرٗاۗ وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ٤٠

Они были несправедливо изгнаны из своих жилищ только за то, что говорили: «Наш Господь - Аллах». Если бы Аллах не позволил одним людям защищаться от других, то были бы разрушены кельи, церкви, синагоги и мечети, в которых премного поминают имя Аллаха. Аллах непременно помогает тому, кто помогает Ему. Воистину, Аллах - Всесильный, Могущественный.

22:41

ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُواْ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَنَهَوۡاْ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ ٤١

Если Мы одарим их властью на земле, они будут совершать намаз, выплачивать закят, велеть совершать одобряемое и запрещать предосудительное. А исход всех дел - у Аллаха.

22:42

وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ وَعَادٞ وَثَمُودُ ٤٢

Если они сочтут тебя лжецом, то ведь еще раньше пророков считали лжецами народ Нуха (Ноя), адиты, самудяне,

22:43

وَقَوۡمُ إِبۡرَٰهِيمَ وَقَوۡمُ لُوطٖ ٤٣

народ Ибрахима (Авраама), народ Лута (Лота)

22:44

وَأَصۡحَٰبُ مَدۡيَنَۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰۖ فَأَمۡلَيۡتُ لِلۡكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ ٤٤

и жители Мадьяна. Мусу (Моисея) тоже сочли лжецом. Я предоставил отсрочку неверующим, а затем схватил их. Каким же было Мое обличение!

22:45

فَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَا وَهِيَ ظَالِمَةٞ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئۡرٖ مُّعَطَّلَةٖ وَقَصۡرٖ مَّشِيدٍ ٤٥

Сколько селений, которые были несправедливы, Мы погубили, и теперь они разрушены до основания. Сколько заброшенных колодцев и воздвигнутых дворцов!

22:46

أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَتَكُونَ لَهُمۡ قُلُوبٞ يَعۡقِلُونَ بِهَآ أَوۡ ءَاذَانٞ يَسۡمَعُونَ بِهَاۖ فَإِنَّهَا لَا تَعۡمَى ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَلَٰكِن تَعۡمَى ٱلۡقُلُوبُ ٱلَّتِي فِي ٱلصُّدُورِ ٤٦

Разве они не странствовали по земле, имея сердца, посредством которых они могли разуметь, и уши, посредством которых они могли слушать? Воистину, слепнут не глаза, а слепнут сердца, находящиеся в груди.

Ас-СаадиТафсир · 22:41

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Режим

Read in English