Ар-РумДжуз 21 · Страница 404

Ар-Рум 30:2

Римляне · Джуз 21 · Страница 404

غُلِبَتِ ٱلرُّومُ ٢

Повержены римляне

Тафсир · на турецком

Ас-Саади

Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.

Вся сура

Изменить

Комментарий к аятам 30:1–7

1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Rumlar yenildiler; 3- (Araplara) çok yakın bir yerde. Ama onlar bu yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir; 4- Üç ila dokuz yıl içinde... Önünde de sonunda da emir Allah’ındır. O gün mü’minler de sevineceklerdir; 5- Allah’ın yardımı ile. O, dilediğine yardım eder. O, Azîzdir, Rahîmdir. 6- (Bu) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler. 7- Onlar, dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten yana ise onlar tamamen gaflet içerisindedirler.

(Mekke’de inmiştir. 60 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-5. O dönemde Pers/İran ve Rum/Bizans imparatorlukları, yeryüzünün en güçlü devletleri idiler. Bu iki devlet arasında birbirine denk güçlere sahip devletler arasında görülegelen türden savaşlar ve çarpışmalar cereyan ediyordu. Persliler ateşe ibadet eden müşriklerdi. Bizanslılar ise Kitab ehli olup kendilerini Tevrat’a ve İncil’e bağlı kabul ediyorlardı. Yani Perslere göre müslümanlara daha yakın idiler. O bakımdan Müslümanlar, onların Perslere galip gelip üstünlük sağlamalarını istiyorlardı. Müşrikler ise Perslerle şirkte ortak oluşları sebebi ile Perslerin Bizanslılara galip gelmelerini istiyorlardı. Persliler, Bizanslılara üstünlük sağlayıp onların ülkelerini tamamen kuşatmayan ancak sınırlarını küçülten türden bir galibiyet elde ettiler. Bundan dolayı Mekke müşrikleri sevindi, müslümanlar da üzüldü. Yüce Allah onlara Rumların, Perslere yakın bir zaman zarfında galip geleceklerini haber verip bir vaatte bulundu. Bu ise “üç ila dokuz yıl içerisinde” gerçekleşecekti. Yani on yılı aşmayan, üç yıldan da az olmayan dokuz yahut sekiz ya da bu civarda bir süre sonra olacaktı. Bununla birlikte İranlıların Bizanslılara galip gelmeleri de daha sonra Bizanslıların onlara galip gelmeleri de ve diğer her bir şey de Allah’ın dilemesi ve kudreti ile olur. Bundan dolayı Yüce Allah:“Önünde de sonunda da emir Allah’ındır” buyurmaktadır. Yani galip gelmek ve zafer kazanmak, sırf sebeplerin varlığına bağlı bir şey değildir. Bu konuda Allah’ın kaza ve kaderinin etkisi de kaçınılmazdır. “O gün” yani Bizanslıların İranlılara galip gelerek onları bastıracakları gün “mü’minler de sevineceklerdir, Allah’ın yardımı ile. O, dilediğine yardım eder.” Yani her iki taraf da kâfir olmakla birlikte Bizanslıların İranlılara galip gelmeleri mü’minleri sevindirecektir. Çünkü kimi kötülük, kimisinden daha ehvendir. Aynı günde müşrikler de üzülecek ve kederleneceklerdir. “O” bütün mahlukatı emri altına alan, mutlak güce sahip “Azizdir.”: “Mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü alır. Dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil eder.”(Âli İmran, 3/26) O mü’min kullarına karşı da çok merhametli olan “Rahîmdir.” Zira onlara kendilerini zafere ulaştıracak ve bahtiyar kılacak türden hesaba katılmayacak nice sebepleri hazırlamıştır.

6. Ama siz buna kesin olarak inanın, bunun muhakkak gerçekleşeceğinden emin olun. Bu vaadin yer aldığı âyet-i kerimeler nazil olunca müslümanlar onları tasdik etti, müşrikler de inkâr etti. Öyle ki bazı müslümanlar bazı müşriklerle belirledikleri birkaç yıllık süre için bahse dahi girdiler. Allah’ın belirlediği vade geldiğinde Bizanslılar, İranlılara karşı zafer kazanıp onları daha önce kendilerinden almış oldukları topraklardan çıkardılar. Böylelikle de Allah’ın vaadi gerçekleşmiş oldu. Bu, Yüce Allah’ın gerçekleşmesinden önce haber verdiği gaybî haberlerdendir. Allah’ın haber verdiği dönemde ve bu vaadin gerçekleştiği sırada yaşayan müslümanlar da müşrikler de bunun gerçekleştiğini görmüşlerdi. “Fakat insanların çoğu” Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu “bilmezler.” Bundan dolayı aralarından O’nun vaadini yalanlayan ve âyetlerini yalan sayan bir kesim bulunabilir.

7. Bu bilmeyen kimseler, eşyanın iç yüzlerini ve nihai âkıbetlerini bilmezler. Onlar ancak “dünya hayatının dış yüzünü bilirler.” Sebeplere bakar ve kendi görüşlerine göre var oluş sebepleri tahakkuk etmiş işlerin kesin olarak meydana geleceğini iddia ederler. Buna karşılık var olmalarını gerektirecek sebepleri görmedikleri işlerin, hiçbir şekilde meydana gelmeyeceğine inanırlar. Böylece sebeplerin ötesine geçemezler. Bu sebepleri yaratanın ve onlarda tasarruf edenin kudretine dikkate almazlar. “Ahiretten yana ise onlar tamamen gaflet içerisindedirler.” Bunların kalpleri, arzuları ve iradeleri yalnızca dünyaya, dünyevi arzu ve isteklere, dünyanın değersiz malına yönelmiştir. Bunun için çalışır, bunun için gayret ederler, buna yönelir, yapacaklarını bu uğurda yapar ve âhiretten gafil kalırlar. Bunların kalpleri, cenneti arzulamadığı gibi cehennem ateşinden de korkmaz. Allah’ın huzurunda durmaktan ve O’na kavuşmaktan yana da çekinmez. Bu ise bedbahtlığın açık bir alâmetidir, sebebi de âhiretten yana gafil olmaktır. Bu konuda hayret edilecek bir husus vardır ki o da şudur: Bu tür insanların büyük bir çoğunluğunun, dünyanın görünen yüzü hakkındaki zeka ve kavrayışları, akılları şaşırtacak, insanı dehşete düşürecek noktadadır. Bunlar atomla ve elektrikle ilgili öyle keşifler yapmış; kara, deniz ve hava taşıtları yönünde öyle ilerlemeler kaydetmiş bulunuyorlar ki bu hususta gerçekten üstünlük sağlamış ve öne geçmiş bulunuyorlar. Hatta kendi akıllarını kendileri de beğeniyor ve başkalarını Allah’ın kendilerini muktedir kıldığı şeylerden âciz kabul ediyorlar. O bakımdan başkalarına küçümseyici gözlerle bakıyorlar. Halbuki dinleri hususunda insanların en kavrayışsızları, en kıt akıllıları onlardır. Âhiret hususunda onlardan daha gafil hiç kimse yoktur. İşlerin akıbetlerini onlardan daha az bilen yoktur. Derin basiret sahipleri ise onların cahillikleri içerisinde şaşkınca dolaştıklarını, sapıklıkları içerisinde bocaladıklarını, batılları içinde gidip geldiklerini görmektedirler. Onların Allah’ı unuttuklarını, Allah'ın da kendilerine bizzat kendilerini unutturduğunu, böylece onların fasıkların ta kendileri olduklarını anlarlar. Yine onların Allah’ın kendilerine verdiği şeylere, kendilerini muktedir kıldığı dünya ve dünyanın zahiri ile ilgili ince fikirlere, diğer taraftan mahrum bulundukları ulvi akla bakarlar, bunu düşünürler ve emrin bütünü ile Allah’a ait olduğunu, kulları hakkında yalnız O’nun hüküm verdiğini, her şeyin O’nun muvaffak kılmasına veya yardımını esirgemesine bağlı olduğunu anlarlar. Rablerinden korkar ve kendilerine bağışlamış olduğu akıl ve iman nurunu tamamlamasını isterler ki O’na kavuşabilsinler ve O’nun himayesine girebilsinler. Bütün bu teknoloji ve ilerlemelerle birlikte iman da bulunsa ve bunlar iman temeli üzere kurulsa sonuç olarak çok üstün bir gelişme ve pek güzel bir hayat ortaya çıkar. Ancak bunların pek çoğu, Allah’ı inkâr temeli üzerine kurulduğu için onlar, ahlâkî düşüklükten, yok oluş ve tahribatın sebeplerinden başka bir sonuç vermemektedir.

Эльмир Кулиев · Ас-Саади · Quranic Universal Library (Tarteel), через spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Страница 404

Аль-АнкабутДжуз 21 · Страница 404

29:64

وَمَا هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا لَهۡوٞ وَلَعِبٞۚ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَ لَهِيَ ٱلۡحَيَوَانُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٦٤

Мирская жизнь - всего лишь потеха и игра, а Последняя обитель - это настоящая жизнь. Если бы они только знали это!

29:65

فَإِذَا رَكِبُواْ فِي ٱلۡفُلۡكِ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ إِذَا هُمۡ يُشۡرِكُونَ ٦٥

Когда они садятся на корабль, то взывают к Аллаху, очищая перед Ним свою веру. Когда же Он спасает их и выводит на сушу, они тотчас начинают приобщать сотоварищей.

29:66

لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ وَلِيَتَمَتَّعُواْۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ٦٦

Это происходит для того, чтобы они проявили неблагодарность за то, чем Мы их одарили, и могли попользоваться благами, но скоро они узнают.

29:67

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا حَرَمًا ءَامِنٗا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنۡ حَوۡلِهِمۡۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَكۡفُرُونَ ٦٧

Неужели они не видят, что Мы сделали Мекку безопасным святилищем, тогда как вокруг них людей хватают? Неужели они веруют в ложь и не веруют в милость Аллаха?

29:68

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوٗى لِّلۡكَٰفِرِينَ ٦٨

Кто может быть несправедливее того, кто возводит навет на Аллаха или считает ложью истину, которая явилась к нему? Разве не в Геенне будет обитель неверующих?

29:69

وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ فِينَا لَنَهۡدِيَنَّهُمۡ سُبُلَنَاۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٦٩

А тех, которые сражаются ради Нас, Мы непременно поведем Нашими путями. Воистину, Аллах - с творящими добро!

سورة الروم

Ар-Рум

Римляне · мекканская · 60 аятов

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

30:1

الٓمٓ ١

Алиф. Лам. Мим.

30:2

غُلِبَتِ ٱلرُّومُ ٢

Повержены римляне

30:3

فِيٓ أَدۡنَى ٱلۡأَرۡضِ وَهُم مِّنۢ بَعۡدِ غَلَبِهِمۡ سَيَغۡلِبُونَ ٣

в самой низкой (или ближайшей) земле. Но после своего поражения они одержат верх

30:4

فِي بِضۡعِ سِنِينَۗ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ مِن قَبۡلُ وَمِنۢ بَعۡدُۚ وَيَوۡمَئِذٖ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٤

через несколько (от трех до десяти) лет. Аллах принимал решения до этого и будет принимать их после этого. В тот день верующие возрадуются

30:5

بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٥

помощи Аллаха. Он помогает, кому пожелает. Он - Могущественный, Милосердный.

Ас-СаадиТафсир · 30:2

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Режим

Read in English