Аль-АнамДжуз 7 · Страница 134

Аль-Анам 6:53

Скот · Джуз 7 · Страница 134

وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعۡضَهُم بِبَعۡضٖ لِّيَقُولُوٓاْ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنۢ بَيۡنِنَآۗ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَعۡلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ ٥٣

Так Мы искушали одних из них другими, дабы они сказали: «Неужели среди нас Аллах оказал милость только этим?». Разве Аллах не лучше знает тех, кто благодарен?

Тафсир · на турецком

Ас-Саади

Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.

Вся сура

Изменить

Комментарий к аятам 6:51–55

51- Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları o (Kur'ân’la) uyar. Onlar için O’ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Olur ki korkup sakınırlar. 52- Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma! Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki onları kovup da zalimlerden olasın. 53- Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir? 54- Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki:“Selam sizlere! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse (bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” 55- Günahkarların yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz.

51. Bu Kur’an bütün insanlara bir uyarıdır. Fakat ondan ancak “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanlar” yararlanabilirler. Bunlar bu diyardan ebedi kalıcılık diyarına intikal edeceklerine kesinlikle inananlardır. İşte bundan dolayı kendilerine fayda sağlayacak şeyleri yerine getirmeye çalışır ve zarar verecek şeyleri terk ederler. “Onlar için O’ndan” yani Yüce Allah’tan “başka ne bir dost” yani işlerini üstlenecek, arzuladıklarını elde edebilsinler ve sakındıkları şeylerden uzaklaşabilsinler diye yardımcı olacak bir kimse “ne de bir şefaatçi” yani aracılık edebilecek kimse “vardır.” Çünkü mahlukatın hiçbir işte herhangi bir yetki sahibi olmaları söz konusu değildir. “Olur ki korkup sakınırlar.” Yani Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından sakınmak sureti ile muttakilerden olurlar. Çünkü uyarıp korkutmak, bunu gerektirir ve bunun sebeplerindendir.

52. “Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma!” Yani başkaları ile oturup kalkmak arzusu ile ibadet ve ihlas sahibi olan kimseleri yanından, seninle birlikte oturup kalkmaktan uzak tutma. Bunlar Rablerine hem sürekli zikir, namaz ve buna benzer ibadet duası yapanları, hem de gündüzün başında ve sonunda, dilekte bulunmak kastı ile istek duası yapan, bu amelleri ile Allah’ın rızasını maksat edinen ve bunun dışında bir maksat gütmeyen kimselerdir. Böyleleri kovulmaya ve kendilerinden yüz çevrilmeye layık değildirler. Aksine bunlar senin kendilerini dost edinmene, onları sevmene, kendine yakınlaştırmana layıktırlar. Çünkü bunlar fakir olsalar dahi insanların arasından süzülmüş seçkin kimselerdir. İnsanlar nezdinde zelil kabul edilseler dahi gerçekte aziz olanlar da onlardır. “Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez” Herkesin hesabı kendinedir. İyi ameli lehine, kötü ameli de aleyhinedir. “ki onları kovup da zalimlerden olasın.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu emre en ileri derecede uymuş ve riâyet etmişti. Mü’min fakirlerle oturduğu vakit onlarla birlikte kalmaya gayret eder, onlara güzel ve yumuşak davranır, onlara karşı güzel ahlak sergiler, onları kendisine yakınlaştırırdı. Hatta böyleleri onun meclisine gelenlerin çoğunluğunu teşkil etmekteydi. -Allah onlardan razı olsun.- Bu âyetin nüzul sebebi şudur: Kureyş’ten yahut da Arapların ileri gelenlerinden kabul görmüş birtakım kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediler: “Sana iman etmemizi ve uymamızı istiyor isen -ashab-ı kiram’ın fakirlerinden bazı kimseleri zikrederek- filan ve filanı yanından uzaklaştır. Çünkü Arapların bu fakir kimseler ile birlikte bizi otururken görmelerinden utanırız.”[2] Peygamber’in de bunların İslâm’a girmelerini ve kendisine uymalarını arzu etmesi dolayısı ile içinden dediklerini yapmak geçti. Allah da bu âyet-i kerime ve benzerleri ile ona sitemde bulundu.

53. “Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki: “Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” Yani Yüce Allah'ın onların bir kısmını zengin, bir kısmını fakir, bir kısmını şerefli ve güçlü kılması, Allah’ın kullarını bir sınamasıdır. Allah fakir ya da alt tabakada olan bir kimseye imanı lütfedecek olursa bu, zengin ve güçlü kimse için bir sınamadır. Eğer bu güçlü ve zenginin maksadı hakkı bulmak ve ona uymak ise o da imana gelir, İslâm’a girer. Kendisinden zenginliği ya da güç ve şerefi itibari ile daha aşağılarda gördüğü kimse ile aynı makamı paylaşması, iman etmesine engel olmaz. Eğer hakkı aramak ve bulmak isteğinde samimi değil ise o takdirde bu, kendisini hakka tâbi olmaktan alıkoyacak bir engel teşkil eder. İşte bunlar kendilerinden daha aşağılarda gördükleri kimseleri hakir görerek:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” derler ve bu durum, kavrayışları yerli yerinde olmadığı için hakka tâbi olmaktan onları alıkoyar. Yüce Allah bu gibi kimselere Allah’ın hidâyet vermesine, buna karşılık kendilerini hidâyete iletmemesine itirazlarını da ihtiva eden bu sözlerine cevap olmak üzere:“Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” buyurmaktadır. Allah kendi nimetini bilip itiraf ve ikrar eden ve bu nimetin gerektirdiği salih ameli işleyenleri elbette en iyi bilendir. O, lütuf ve minnetini böylelerine ihsan eder. Şükretmeyen kimselere değil. Şüphesiz ki Yüce Allah, hikmet sahibidir, lütfunu ehil olmayan kimselere vermez. Bu sebep dolayısıyla itiraz eden bu kimseler, Allah’ın kendilerine iman etmeyi lütfetmiş olduğu fakir ve onlarla birlikte iman eden diğerlerinden farklıdırlar. İman edenler asıl şükredenlerdir.

54. Yüce Allah Peygamberine, Rablerine itaatle boyun eğen mü’minleri kovmayı yasakladıktan sonra bu mü’minlere ikram, tazim, tebcil ve ihtiram ile karşılık vermesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki: Selam sizlere!” Yani mü’minler senin yanına gelecek olurlarsa sen onlara selam ile karşılık ver ve onları güzel bir şekilde karşıla. Onları selamla, esenlik dileklerini ilet. Onların gayret ve çabalarını daha bir coşturacak şekilde Allah’ın rahmetini, O’nun cömertliğinin ve ihsanının bolluğunu müjdele. Bu, rahmet ve ihsana ulaştıran her bir yolu izlemeye onları teşvik et. Günahlar üzerinde ısrar etmekten de onları sakındır. Onlara masiyetlerden tevbe etme emrini ver ki, Rablerinin mağfiretine, lütuf ve ihsanına nail olabilsinler. Bu nedenle devamla şöyle buyrulmuştur:“Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse…” Günahın terk edilmesi, ondan vazgeçilmesi, günahtan dolayı pişmanlık duyulması ile birlikte amelleri düzeltmek, Allah’ın farz kıldıklarını eda etmek, zahir ve batın amellerden bozulanları ıslah etmek kaçınılmazdır. İşte bütün bunlar gerçekleşecek olursa “(bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani böylelerinin üzerine emirlerini yerine getirmelerine uygun olarak Allah, mağfiret ve rahmetinden bol bol yağdıracaktır.

55. “Günahkârların” Allah’ın azap ve gazabına ulaştıran “yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz.” Âyetleri böylelikle açıklıyor ve beyan ediyoruz, hidâyet ile sapıklık, doğruluk ile eğrilik yollarını birbirinden ayırt ediyoruz. Tâ ki böylece hidâyet bulacak olanlar doğru yolu bulsunlar ve izlenmesi gereken hak da açık seçik ortaya çıksın. Ayrıca günahkârların yolu açık seçik ortaya çıkacak olursa, o yoldan sakınmak ve uzak durmak mümkün olacaktır. Onların yolları şüpheli kalır ve net bir şekilde ortaya çıkmayacak olursa durum böyle olmaz. Onların yolları da açıkça ortaya çıkmadan bu üstün maksat gerçekleşemez.

Эльмир Кулиев · Ас-Саади · Quranic Universal Library (Tarteel), через spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Страница 134

Аль-АнамДжуз 7 · Страница 134

6:53

وَكَذَٰلِكَ فَتَنَّا بَعۡضَهُم بِبَعۡضٖ لِّيَقُولُوٓاْ أَهَٰٓؤُلَآءِ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنۢ بَيۡنِنَآۗ أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَعۡلَمَ بِٱلشَّٰكِرِينَ ٥٣

Так Мы искушали одних из них другими, дабы они сказали: «Неужели среди нас Аллах оказал милость только этим?». Разве Аллах не лучше знает тех, кто благодарен?

6:54

وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡۖ كَتَبَ رَبُّكُمۡ عَلَىٰ نَفۡسِهِ ٱلرَّحۡمَةَ أَنَّهُۥ مَنۡ عَمِلَ مِنكُمۡ سُوٓءَۢا بِجَهَٰلَةٖ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٥٤

Когда к тебе приходят те, которые уверовали в Наши знамения, говори им: «Мир вам! Ваш Господь предписал себе быть Милосердным, и если кто из вас сотворит зло по своему невежеству, а затем раскается и станет совершать праведные деяния, то ведь Он - Прощающий, Милосердный».

6:55

وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ وَلِتَسۡتَبِينَ سَبِيلُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٥٥

Таким образом Мы разъясняем знамения, чтобы стал ясен путь грешников.

6:56

قُلۡ إِنِّي نُهِيتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۚ قُل لَّآ أَتَّبِعُ أَهۡوَآءَكُمۡ قَدۡ ضَلَلۡتُ إِذٗا وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُهۡتَدِينَ ٥٦

Скажи: «Мне запрещено поклоняться тем, к кому вы взываете наряду с Аллахом». Скажи: «Я не стану потакать вашим желаниям. В противном случае я собьюсь с пути и не окажусь в числе следующих прямым путем».

6:57

قُلۡ إِنِّي عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبۡتُم بِهِۦۚ مَا عِندِي مَا تَسۡتَعۡجِلُونَ بِهِۦٓۚ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ يَقُصُّ ٱلۡحَقَّۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡفَٰصِلِينَ ٥٧

Скажи: «Я руководствуюсь ясным доказательством от моего Господа, а вы считаете это ложью. Я не владею тем, что вы торопите. Решение принимает только Аллах. Он изрекает истину и является Наилучшим из судий».

6:58

قُل لَّوۡ أَنَّ عِندِي مَا تَسۡتَعۡجِلُونَ بِهِۦ لَقُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۗ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِٱلظَّٰلِمِينَ ٥٨

Скажи: «Если бы я владел тем, что вы торопите, то спор между мной и вами был бы уже решен. Но Аллаху лучше знать о беззаконниках.

6:59

۞ وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَۚ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۚ وَمَا تَسۡقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعۡلَمُهَا وَلَا حَبَّةٖ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡأَرۡضِ وَلَا رَطۡبٖ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٖ ٥٩

У Него ключи к сокровенному, и знает о них только Он. Ему известно то, что на суше и в море. Даже лист падает только с Его ведома. Нет ни зернышка во мраках земли, ни чего-либо свежего или сухого, чего бы не было в ясном Писании.

Ас-СаадиТафсир · 6:53

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Режим

Read in English