Аль-Анфаль 8:33
Трофеи · Джуз 9 · Страница 180
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ ٣٣
Аллах не стал подвергать их мучениям, пока ты находился среди них, и Аллах не стал подвергать их мучениям, пока они молили о прощении.
Тафсир · на турецком
Ас-Саади
Средний · Ясно и по существу: что взять для себя.
Изменить
Комментарий к аятам 8:31–34
31- Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman:“Duyduk, eğer istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir” demişlerdi. 32- Hani (yine) şöyle demişlerdi: “Ey Allahım! Eğer bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise artık bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder.” 33- Halbuki sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir. 34- Onlar (müminleri) Mescid-i Haram’dan alıkoydukları halde Allah onlara ne diye azap etmesin ki? Hem onlar onun velileri de değildirler. Onun velileri ancak takvâ sahipleridir. Fakat onların çoğu bilmez.
31. Yüce Allah, Rasûlünü yalanlayanların inadını açıklama sadedinde şöyle buyurmaktadır:“Onlara” Rasûlümüzün getirdiklerinin doğruluğuna delalet eden “âyetlerimiz okunduğu zaman: Duyduk, eğer istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir, demişlerdi.” Bu, onların aşırı inatlarından ve zulümlerinden dolayı idi. Çünkü Yüce Allah, Kur’an’ın benzeri bir sûre meydana getirmelerini ve Allah’tan başka güçlerinin yettiği herkesi de yardıma çağırmalarını söylerek onlara meydan okumuştu. Onlar ise buna güç yetiremedikleri için acizlikleri açıkça ortaya çıkmıştı. İşte böyle bir sözü söyleyen kimsenin bu iddiası, elbette vakıanın yalanladığı boş bir iddiadan ibarettir. Üstelik Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in okuma yazma bilmeyen ümmi bir kimse olduğu ve eskilerin haberlerini araştırmak üzere yolculuğa da çıkmadığı herkesçe bilinmektedir. İşte bu peygamber, önünden de arkasından da batılın kendisine asla erişemediği, hikmeti sonsuz ve her türlü hamde layık olan Allah tarafından indirilmiş bu değerli kitabı getirmiştir.
32. “Hani (yine) şöyle demişlerdi: “Ey Allahım! Eğer” Muhammed’in kendisine davet ettiği “bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise artık bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder.” Onlar, bu sözlerini kendi batıllarının kesin olarak doğru olduğunu kabul ederek ve bu durumda ne söylenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar cahil oldukları için söylemişlerdi. Eğer onlar, birtakım şüphelerden ve göz boyamalardan ibaret batılları hakkında basiret sahibi ve onun doğruluğundan yana emin olmalarını gerektirecek bir seviyede olsalardı bile kendileri ile tartışan ve haklı tarafın kendisi olduğunu ileri süren birine:“Eğer hakkı getiren sen isen haydi bizi ona ulaştır” demeleri, onlar hakkında daha iyi ve zulümleri için de daha örtücü olurdu. Ancak onlar:“Ey Allahım! Eğer bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise...” dediler ki sırf bu sözleri ile onların akılsız, ahmak, cahil ve zalim oldukları da anlaşılmış oldu.
33. Üstelik Yüce Allah, eğer derhal onları cezalandırmış olsaydı onlardan geriye hiç kimse kalmazdı. Ancak Yüce Allah, Rasûlünün aralarında bulunması sebebi ile onlara gelecek olan azabı kaldırmış ve şöyle buyurmuştur:“Halbuki sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in onların aralarında buluması, onlar için azaba karşı bir güvenlik sebebi idi. Onlar, bu sözü herkesin gözü önünde açıkça söylemelerine rağmen bu sözlerinin ne kadar çirkin olduğunu da biliyorlar ve söylediklerinin başlarına gelmesinden de çekiniyorlardı. Bu yüzden de Yüce Allah’tan mağfiret diliyorlardı. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir” buyurmaktadır. Bu da azabı gerektiren sebepleri işlemelerine rağmen başlarına azabın gelmesini engelleyen bir sebeptir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
34. “Onlar (müminleri) Mescid-i Haram’dan alıkoydukları halde Allah onlara ne diye azap etmesin ki?” Yani onların, Allah’ın azabına uğramalarına engel olacak ne var ki? Zira onlar, azabı gerektiren işleri yapıyorlar ki bu da insanları, özellikle de Peygamber’i ve onun ashabını Mescid-i Haram’dan alıkoymaktır. Halbuki Peygamber ve ashabı, Mescid-i Haram’a onlardan daha layıktırlar. Bu yüzden Yüce Allah:“Hem onlar” yani müşrikler “onun velileri de değildirler.” buyurmaktadır. Buradaki “onun” zamirinin Yüce Allah’a ait olması ihtimali vardır. Yani onlar, Allah’ın velisi/dostu olmaya layık kimseler değildirler. Bu zamir, Mescid-i Haram’a da ait olabilir. Buna göre mana şöyle olur: Onlar, Mescid-i Haram’ın velisi, yani ona layık ve ehil kimseler değildirler. “Onun velileri ancak takvâ sahipleridir.” Onlar da Allah’a ve Rasûlüne iman eden, Allah’ı tevhid edip yalnızca O’na ibadet eden ve dinlerini sadece O’na halis kılan kimselerdir. “Fakat onların çoğu bilmez.” Bundan dolayı da başkalarının kendilerine göre çok daha layık olduğu bir hususta hak iddiasında bulunmuşlardır.
Страница 180
8:26
وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ أَنتُمۡ قَلِيلٞ مُّسۡتَضۡعَفُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمۡ وَأَيَّدَكُم بِنَصۡرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ٢٦
Помните, что вы были малочисленны и считались слабыми на земле. Вы опасались, что люди схватят вас, но Он дал вам убежище, подкрепил вас Своей помощью и наделил вас благами, чтобы вы были благодарны.
8:27
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَخُونُواْ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓاْ أَمَٰنَٰتِكُمۡ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ ٢٧
О те, которые уверовали! Не предавайте Аллаха и Посланника и не покушайтесь на то, что вверено вам, сознательно.
8:28
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَأَوۡلَٰدُكُمۡ فِتۡنَةٞ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجۡرٌ عَظِيمٞ ٢٨
Знайте, что ваше имущество и ваши дети являются искушением и что у Аллаха - великая награда.
8:29
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَتَّقُواْ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّكُمۡ فُرۡقَانٗا وَيُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٢٩
О те, которые уверовали! Если вы будете бояться Аллаха, то Он одарит вас способностью различать истину и ложь, отпустит вам ваши прегрешения и простит вас. Воистину, Аллах обладает великой милостью.
8:30
وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ ٣٠
Вот неверующие ухищрялись, чтобы заточить, убить или изгнать тебя. Они хитрили, и Аллах хитрил, а ведь Аллах - Наилучший из хитрецов.
8:31
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا قَالُواْ قَدۡ سَمِعۡنَا لَوۡ نَشَآءُ لَقُلۡنَا مِثۡلَ هَٰذَآ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٣١
Когда им читают Наши аяты, они говорят: «Мы уже слышали это. Если мы захотим, то сочиним нечто подобное. Ведь это - всего лишь легенды древних народов».
8:32
وَإِذۡ قَالُواْ ٱللَّهُمَّ إِن كَانَ هَٰذَا هُوَ ٱلۡحَقَّ مِنۡ عِندِكَ فَأَمۡطِرۡ عَلَيۡنَا حِجَارَةٗ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ أَوِ ٱئۡتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٖ ٣٢
Вот они сказали: «О Аллах! Если это является истиной от Тебя, то обрушь на нас камни с неба или же подвергни нас мучительным страданиям».
8:33
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ ٣٣
Аллах не стал подвергать их мучениям, пока ты находился среди них, и Аллах не стал подвергать их мучениям, пока они молили о прощении.