Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish
Hud 11:70–123
11:70Page 229
فَلَمَّا رَءَآ أَيۡدِيَهُمۡ لَا تَصِلُ إِلَيۡهِ نَكِرَهُمۡ وَأَوۡجَسَ مِنۡهُمۡ خِيفَةٗۚ قَالُواْ لَا تَخَفۡ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمِ لُوطٖ ٧٠
But when he saw their hands not reaching for it, he distrusted them and felt from them apprehension.1 They said, "Fear not. We have been sent to the people of Lot."
İbrahim -aleyhisselam- onların ellerinin kızartılmış buzağıya doğru uzanmadığını ve ondan yemediklerini görünce bunu yadırgadı ve içinde bundan dolayı korktuğunu gizledi. Melekler, İbrahim'in kendilerinden korktuğunu görünce şöyle dediler: Bizden korkma! Yüce Allah, bizleri, kendilerini azap (helak) etmemiz için Lût kavmine gönderdi.
11:71Page 229
وَٱمۡرَأَتُهُۥ قَآئِمَةٞ فَضَحِكَتۡ فَبَشَّرۡنَٰهَا بِإِسۡحَٰقَ وَمِن وَرَآءِ إِسۡحَٰقَ يَعۡقُوبَ ٧١
And his wife was standing, and she smiled.1 Then We gave her good tidings of Isaac and after Isaac, Jacob.
İbrahim -aleyhisselam-'ın karısı Sâre ayakta duruyordu ve biz ona, kendisini sevindirecek olan şeyi; İshak'ı doğuracağını, Yakup'un ise İshak'ın oğlu olacağını haber verdik. O, işittikleri ile müjdelendi, bundan dolayı güldü.
11:72Page 230
قَالَتۡ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزٞ وَهَٰذَا بَعۡلِي شَيۡخًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عَجِيبٞ ٧٢
She said, "Woe to me!1 Shall I give birth while I am an old woman and this, my husband, is an old man? Indeed, this is an amazing thing!"
Melekler kendisini bu müjde ile müjdeleyince Sâre şaşırmış bir şekilde şöyle dedi: Ben doğurmaktan ümidini kesmiş yaşlı bir kadın iken ve kocam da yaşlılık çağına girmiş iken nasıl doğurabilirim? Şüphesiz bu halde iken çocuk sahibi olmak; normal olarak gerçekleşmeyen ve şaşılacak bir şeydir.
11:73Page 230
قَالُوٓاْ أَتَعۡجَبِينَ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۖ رَحۡمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيۡكُمۡ أَهۡلَ ٱلۡبَيۡتِۚ إِنَّهُۥ حَمِيدٞ مَّجِيدٞ ٧٣
They said, "Are you amazed at the decree of Allāh? May the mercy of Allāh and His blessings be upon you, people of the house. Indeed, He is Praiseworthy and Honorable."
Sâre, müjdelendiği şeyden dolayı şaşırınca melekler ona şöyle dedi: Allah'ın kaza ve kaderine şaşırıyor musun? Allah'ın bunun gibi şeyleri yapmaya kadir olduğu senin gibi bir kimseden gizli kalmış olamaz. -Ey İbrahim'in ev halkı!- Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir. Şüphesiz ki O, sıfatlarında ve fiillerinde övülmeye layıktır, övgü ve yücelik sahibidir.
11:74Page 230
فَلَمَّا ذَهَبَ عَنۡ إِبۡرَٰهِيمَ ٱلرَّوۡعُ وَجَآءَتۡهُ ٱلۡبُشۡرَىٰ يُجَٰدِلُنَا فِي قَوۡمِ لُوطٍ ٧٤
And when the fright had left Abraham and the good tidings had reached him, he began to argue [i.e., plead] with Us1 concerning the people of Lot.
(Hazırladığı) yemeğinden misafirlerinin yememesi sebebi ile İbrahim -aleyhisselam-'a isabet eden korku onların melek olduklarını öğrendikten sonra gitti. O'na, İshak'ın doğacağına sonra da Yakup'un doğacağına dair mutluluk verici bir haber verildi. Bundan sonra İbrahim -aleyhisselam- Lût kavmi hakkında (Lût kavminden) azabın ertelenmesi, Lût -aleyhisselam- ve ehlini kurtarmaları ümidiyle bizim elçilerimizle tartışmaya başladı.
11:75Page 230
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهٞ مُّنِيبٞ ٧٥
Indeed, Abraham was forbearing, grieving1 and [frequently] returning [to Allāh].
İbrahim gerçekten yumuşak kalpli, cezanın ertelenmesini isteyen, Rabbine çokça yalvaran, çokça dua ve tövbe eden biri idi.
11:76Page 230
يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَآۖ إِنَّهُۥ قَدۡ جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَإِنَّهُمۡ ءَاتِيهِمۡ عَذَابٌ غَيۡرُ مَرۡدُودٖ ٧٦
[The angels said], "O Abraham, give up this [plea]. Indeed, the command of your Lord has come, and indeed, there will reach them a punishment that cannot be repelled."
Melekler dediler ki: Ey İbrahim! Lût kavmi hakkında bu tartışmadan vazgeç. Çünkü Rabbinin bu konuda onlar hakkında takdir ettiği azaba dair emri gelmiştir. Muhakkak ki, onlara duanın da tartışmanın da geri çeviremeyeceği büyük bir azap gelecektir.
11:77Page 230
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطٗا سِيٓءَ بِهِمۡ وَضَاقَ بِهِمۡ ذَرۡعٗا وَقَالَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَصِيبٞ ٧٧
And when Our messengers, [the angels], came to Lot, he was anguished for them and felt for them great discomfort1 and said, "This is a trying day."
Melekler, Lût'a erkek şeklinde gelince onların bu şekilde gelişleri Lût -aleyhisselam-'ı üzdü. Kavminin erkekleri kadınları bırakarak erkeklere şehvetle yaklaşmaları sebebiyle erkek suretinde gelen (melekler) adına duyduğu korkudan dolayı içi daraldı ve kavminin, misafirlerine üstün geleceğini zannederek şöyle dedi: "Bu şiddetli/çetin bir gündür!"
11:78Page 230
وَجَآءَهُۥ قَوۡمُهُۥ يُهۡرَعُونَ إِلَيۡهِ وَمِن قَبۡلُ كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِي هُنَّ أَطۡهَرُ لَكُمۡۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ فِي ضَيۡفِيٓۖ أَلَيۡسَ مِنكُمۡ رَجُلٞ رَّشِيدٞ ٧٨
And his people came hastening to him, and before [this] they had been doing evil deeds.1 He said, "O my people, these are my daughters;2 they are purer for you. So fear Allāh and do not disgrace me concerning my guests. Is there not among you a man of reason?"
-Lût kavmi, daha önce de adetleri olduğu üzere kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yaklaştıkları gibi Lût -aleyhisselam-'ın misafirlerine de kötü bir fiilde bulunmak üzere hızlıca geldiler. Bunun üzerine Lût -aleyhisselam- kavmini savmak ve üzerinden sorumluluğu kaldırmak için kavmine şöyle dedi: İşte bunlar, benim kızlarım olan kadın topluluğu sizler onlarla evlenin! Onlarla evlenmek sizin için yapmış olduğunuz bu kötü davranıştan daha temizdir. Allah'tan korkun ve bu utanç verici fiil ile misafirlerime yaklaşmayın. -Ey Kavmim!- Sizin aranızda, sizi bu çirkin fiilden vazgeçirecek, buna engel olacak aklı başında bir adam yok mu?
11:79Page 230
قَالُواْ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنۡ حَقّٖ وَإِنَّكَ لَتَعۡلَمُ مَا نُرِيدُ ٧٩
They said, "You have already known that we have not concerning your daughters [i.e., women] any claim [i.e., desire], and indeed, you know what we want."
Kavmi O'na şöyle dedi: Ey Lût! Bizlerin, senin kızlarına da, senin kavminin kadınlarına da ihtiyaç duymadığımızı kesinlikle bilmektesin. Muhakkak ki sen, bizim ne istediğimizi ve erkeklerden başka bir şey istemediğimizi de biliyorsun.
11:80Page 230
قَالَ لَوۡ أَنَّ لِي بِكُمۡ قُوَّةً أَوۡ ءَاوِيٓ إِلَىٰ رُكۡنٖ شَدِيدٖ ٨٠
He said, "If only I had against you some power or could take refuge in a strong support."
-Lût şöyle dedi: Keşke size engel olabileceğim bir gücüm olsaydı yahut beni koruyan bir aşiretim olsaydı da sizinle misafirlerim arasını ayırabilseydim.
11:81Page 230
قَالُواْ يَٰلُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُوٓاْ إِلَيۡكَۖ فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٌ إِلَّا ٱمۡرَأَتَكَۖ إِنَّهُۥ مُصِيبُهَا مَآ أَصَابَهُمۡۚ إِنَّ مَوۡعِدَهُمُ ٱلصُّبۡحُۚ أَلَيۡسَ ٱلصُّبۡحُ بِقَرِيبٖ ٨١
They [the angels] said, "O Lot, indeed we are messengers of your Lord; [therefore], they will never reach you. So set out with your family during a portion of the night1 and let not any among you look back - except your wife; indeed, she will be struck by that which strikes them. Indeed, their appointment is [for] the morning. Is not the morning near?"
Melekler, Lût -aleyhisselam-'a şöyle dediler: Ey Lût! Biz, Allah'ın göndermiş olduğu elçileriz. Kavmin, sana kötülükten bir şey ulaştıramaz. Eşin hariç, sen ve ailen gecenin karanlık bir saatinde beldenden çıkın. Sizden hiç kimse sakın arkasına dönüp bakmasın. Ancak senin eşin muhalefet ederek arkasına dönüp bakacaktır. Çünkü kavmine ulaşan azap ona da ulaşacaktır. Onların helakı için vaat olunan (helak) zamanı, sabah vaktidir. Ve vaat olunan bu vakit yakındır.
11:82Page 231
فَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا جَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهَا حِجَارَةٗ مِّن سِجِّيلٖ مَّنضُودٖ ٨٢
So when Our command came, We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of layered hard clay, [which were]
Lût kavminin helak edileceğine dair emrimiz gelince onların şehirlerini yukarı kaldırarak altını üstüne çevirdik ve onların üzerine sıralı bir şekilde birbiri ardınca gelen katılaşmış taşlar yağdırdık.
11:83Page 231
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَۖ وَمَا هِيَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ بِبَعِيدٖ ٨٣
Marked from your Lord. And it [i.e., Allāh's punishment] is not from the wrongdoers [very] far.
Bu taşlar, Allah tarafından özel bir işaret ile işaretlenmiş olan taşlardır. Bu taşlar, Kureyş'ten ve diğerlerinden olan zalimlerden uzak değildir. Aksine bu, onlara yakındır ve Allah Teâlâ, onların üzerine ne zaman indirmeyi takdir ederse o zaman iner.
11:84Page 231
۞ وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ وَلَا تَنقُصُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَۖ إِنِّيٓ أَرَىٰكُم بِخَيۡرٖ وَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٖ مُّحِيطٖ ٨٤
And to Madyan [We sent] their brother Shuʿayb. He said, "O my people, worship Allāh; you have no deity other than Him. And do not decrease from the measure and the scale. Indeed, I see you in prosperity, but indeed, I fear for you the punishment of an all-encompassing Day.
Medyen'e, kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, kavmine şöyle dedi: Ey kavmim! Yalnızca Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka ibadete layık olan bir ilahınız yoktur. İnsanlara ölçüp tarttığınız zaman ölçü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben, sizi nimet ve rızık bakımından bolluk içinde görüyorum. Sakın Allah'ın nimetlerini günahlar ile değiştirmeyin. Ben, sizin adınıza, sizden her kimseyi kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum. O azaptan ne kaçacak, ne de sığınacak bir yer bulabilirsiniz.
11:85Page 231
وَيَٰقَوۡمِ أَوۡفُواْ ٱلۡمِكۡيَالَ وَٱلۡمِيزَانَ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ ٨٥
And O my people, give full measure and weight in justice and do not deprive the people of their due and do not commit abuse on the earth, spreading corruption.
Ey kavmim! Bir başkası için ölçtüğünüz yahut tarttığınız zaman adaletle yapın. İnsanların haklarını cimrilik ederek, hile yaparak ve aldatarak eksiltmeyin. Öldürme ve diğer günahlar ile yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.
11:86Page 231
بَقِيَّتُ ٱللَّهِ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِحَفِيظٖ ٨٦
What remains [lawful] from Allāh is best for you, if you would be believers. But I am not a guardian over you."
İnsanların haklarını adaletle yerine getirdikten sonra Allah'ın sizin için helalinden bıraktığı şey, ölçü ve tartıyı eksik yaparak ve yeryüzünde bozgunculuk çıkararak yapılan bir artırmadan daha çok faydalı ve bereketlidir. Eğer gerçekten iman ediyorsanız Allah'ın sizin için bıraktığından razı olun. Ben, sizin amellerinizi saymak için üzerinizde bir gözetleyici değilim. Asıl gözetleyen ancak gizliyi ve açığı bilen Yüce Allah'tır.
11:87Page 231
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ أَصَلَوٰتُكَ تَأۡمُرُكَ أَن نَّتۡرُكَ مَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَآ أَوۡ أَن نَّفۡعَلَ فِيٓ أَمۡوَٰلِنَا مَا نَشَٰٓؤُاْۖ إِنَّكَ لَأَنتَ ٱلۡحَلِيمُ ٱلرَّشِيدُ ٨٧
They said, "O Shuʿayb, does your prayer [i.e., religion] command you that we should leave what our fathers worship or not do with our wealth what we please? Indeed, you are the forbearing, the discerning!"1
Şuayb -aleyhisselam-'ın kavmi O'na şöyle dedi: Ey Şuayb! Atalarımızın ibadet ettiğini terk etmemizi veya mallarımız hakkında istediğimiz gibi tasarrufta bulunmayı ve mallarımızı istediğimiz gibi çoğaltmayı terk etmemizi senin namazın mı emrediyor? Oysa bu davetten önce seni yumuşak huylu, çok akıllı ve hikmet sahibi bir kimse olarak bilirdik. Senin başına gelen nedir?
11:88Page 231
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنۡهُ رِزۡقًا حَسَنٗاۚ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أُخَالِفَكُمۡ إِلَىٰ مَآ أَنۡهَىٰكُمۡ عَنۡهُۚ إِنۡ أُرِيدُ إِلَّا ٱلۡإِصۡلَٰحَ مَا ٱسۡتَطَعۡتُۚ وَمَا تَوۡفِيقِيٓ إِلَّا بِٱللَّهِۚ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ ٨٨
He said, "O my people, have you considered: if I am upon clear evidence from my Lord and He has provided me with a good provision from Him...?1 And I do not intend to differ from you in that which I have forbidden you; I only intend reform as much as I am able. And my success is not but through Allāh. Upon Him I have relied, and to Him I return.2
Şuayb -aleyhisselam- kavmine şöyle dedi: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa, ben O'ndan bir basiret üzere isem ve O, bana tarafından helal bir rızık ve peygamberlik vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece davetimle gücümün yettiği kadar sizlerin, Rabbinizi birlemenizi ve O'na ibadet etmenizi ve sizlerin bu hususta ıslah olmanızı istiyorum. Fakat benim bu hususta başarılı olmam ancak Allah -Subhânehu Teâlâ-'nın yardımı iledir. Ben, bütün işlerimde yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na dönerim.
11:89Page 232
وَيَٰقَوۡمِ لَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شِقَاقِيٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثۡلُ مَآ أَصَابَ قَوۡمَ نُوحٍ أَوۡ قَوۡمَ هُودٍ أَوۡ قَوۡمَ صَٰلِحٖۚ وَمَا قَوۡمُ لُوطٖ مِّنكُم بِبَعِيدٖ ٨٩
And O my people, let not [your] dissension from me cause you to be struck by that similar to what struck the people of Noah or the people of Hūd or the people of Ṣāliḥ. And the people of Lot are not from you far away.
Ey kavmim! Bana olan düşmanlığınız, sizi; benim getirdiğimi yalanlamaya taşımasın. Nuh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin. Lût kavmi de sizden zaman ve mekân olarak uzak değildir. Muhakkak ki sizler, onlara isabet eden şeyin ne olduğunu bilmektesiniz. O halde ibret alın.
11:90Page 232
وَٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِۚ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٞ وَدُودٞ ٩٠
And ask forgiveness of your Lord and then repent to Him. Indeed, my Lord is Merciful and Affectionate."
Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra da günahlarınızdan dolayı O’na tövbe edin. Muhakkak ki Rabbim, tövbe edenlere karşı çok merhametlidir. O, kullarından tövbe edenleri çok sever.
11:91Page 232
قَالُواْ يَٰشُعَيۡبُ مَا نَفۡقَهُ كَثِيرٗا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَىٰكَ فِينَا ضَعِيفٗاۖ وَلَوۡلَا رَهۡطُكَ لَرَجَمۡنَٰكَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡنَا بِعَزِيزٖ ٩١
They said, "O Shuʿayb, we do not understand much of what you say, and indeed, we consider you among us as weak. And if not for your family, we would have stoned you [to death]; and you are not to us one respected."
Şuayp -aleyhisselam-'ın kavmi O'na şöyle dedi: Ey Şuayb! Senin getirdiklerinin çoğunu anlamıyoruz ve gözüne isabet eden rahatsızlıktan ve körlükten dolayı da seni, içimizde cidden zayıf (aciz) olarak görüyoruz! Eğer senin aşiretin bizim milletimizden olmasaydı seni mutlaka taşlayarak öldürürdük. Sen bizden üstün değilsin ki, seni öldürmekten korkup sakınalım. Biz seni ancak, senin aşiretine karşı olan saygıdan dolayı bıraktık.
11:92Page 232
قَالَ يَٰقَوۡمِ أَرَهۡطِيٓ أَعَزُّ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَٱتَّخَذۡتُمُوهُ وَرَآءَكُمۡ ظِهۡرِيًّاۖ إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعۡمَلُونَ مُحِيطٞ ٩٢
He said, "O my people, is my family more respected for power by you than Allāh? But you put Him behind your backs [in neglect]. Indeed, my Lord is encompassing of what you do.
Şuayb -aleyhisselam- kavmine şöyle dedi: Ey kavmim! Size göre benim kabilem Rabbiniz olan Allah Teâlâ’dan daha güçlü ve değerli mi ki, Allah'ın size göndermiş olduğu peygamberine iman etmeyerek O'na arkanızı döndünüz? Şüphesiz ki Rabbim, yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O, sizin bu (kötü) amellerinizin karşılığını dünyada sizi helak ederek ahirette ise sizi azaplandırarak verecektir.
11:93Page 232
وَيَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلٞۖ سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابٞ يُخۡزِيهِ وَمَنۡ هُوَ كَٰذِبٞۖ وَٱرۡتَقِبُوٓاْ إِنِّي مَعَكُمۡ رَقِيبٞ ٩٣
And O my people, work according to your position; indeed, I am working. You are going to know to whom will come a punishment that will disgrace him and who is a liar. So watch; indeed, I am with you a watcher, [awaiting the outcome]."
Ey Kavmim! Kendiniz için yapmayı tercih ettiğiniz her yöntemi deneyin. Elbet ben de tercih ettiğim şeyleri yapacağım. Kendisini zelil edecek azabın kime geleceğini ve bizden iddia ettiği şeyde yalancı olanın kim olduğunu öğreneceksiniz. Allah'ın vereceği hükmü bekleyiniz. Elbette ben de sizinle birlikte beklemekteyim.
11:94Page 232
وَلَمَّا جَآءَ أَمۡرُنَا نَجَّيۡنَا شُعَيۡبٗا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةٖ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ ٱلصَّيۡحَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دِيَٰرِهِمۡ جَٰثِمِينَ ٩٤
And when Our command came, We saved Shuʿayb and those who believed with him, by mercy from Us. And the shriek seized those who had wronged, and they became within their homes [corpses] fallen prone
Şuayb -aleyhisselam-'ın kavmini helak edeceğimize dair emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. O'nun kavminden zulmedenlere ise helak edici korkunç bir gürültü (ses) isabet etti ve öldüler. Yüzüstü düşüp kaldılar ve yüzleri toprağa yapıştı.
11:95Page 232
كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَآۗ أَلَا بُعۡدٗا لِّمَدۡيَنَ كَمَا بَعِدَتۡ ثَمُودُ ٩٥
As if they had never prospered therein. Then, away with Madyan as Thamūd was taken away.
Üzerlerine Allah'ın cezasının inmesinden sonra sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler. Yüce Allah üzerlerine gazabını indirip Semûd kavmini rahmetinden uzaklaştırdığı gibi Medyen kavmi de üzerlerine Allah'ın intikamının gelmesiyle Allah Teâlâ'nın rahmetinden uzaklaştırıldılar.
11:96Page 232
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٍ ٩٦
And We did certainly send Moses with Our signs and a clear authority1
Musa -aleyhisselam-'ı Allah'ın birliğine delalet eden mucizeler ve onun getirdiği şeyin doğruluğuna delalet eden apaçık deliller ile gönderdik.
11:97Page 232
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَٱتَّبَعُوٓاْ أَمۡرَ فِرۡعَوۡنَۖ وَمَآ أَمۡرُ فِرۡعَوۡنَ بِرَشِيدٖ ٩٧
To Pharaoh and his establishment, but they followed the command of Pharaoh, and the command of Pharaoh was not [at all] discerning.
Onu, Firavun'a ve onun kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Fakat o ileri gelenler, Firavun'un Allah'ı inkâr edip küfretme emrine uydular. Hâlbuki hak hususunda isabet etmediği için Firavun'un emri uyulacak bir emir değildi.
11:98Page 233
يَقۡدُمُ قَوۡمَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَأَوۡرَدَهُمُ ٱلنَّارَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡوِرۡدُ ٱلۡمَوۡرُودُ ٩٨
He will precede his people on the Day of Resurrection and lead them into the Fire; and wretched is the place to which they are led.
Firavun, kıyamet günü ateşe girene kadar kavmine öncülük eder. Onları götürdüğü yer, ne kötü bir yerdir.
11:99Page 233
وَأُتۡبِعُواْ فِي هَٰذِهِۦ لَعۡنَةٗ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ بِئۡسَ ٱلرِّفۡدُ ٱلۡمَرۡفُودُ ٩٩
And they were followed in this [world] with a curse and on the Day of Resurrection. And wretched is the gift1 which is given.
Boğulma ile kendilerine isabet eden helakla birlikte Allah Teâlâ bu dünya hayatında onlara lanet etmiş ve peşinden de rahmetinden kovup uzaklaştırmıştır. Kıyamet gününde de Yüce Allah onları (rahmetinden) kovup uzaklaştıracaktır. Onlar hakkında hem dünyada ve hem de ahirette peş peşe verilen bu lanetler ve azap ile gerçekleşen şey ne kötüdür.
11:100Page 233
ذَٰلِكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيۡكَۖ مِنۡهَا قَآئِمٞ وَحَصِيدٞ ١٠٠
That is from the news of the cities, which We relate to you; of them, some are [still] standing and some are [as] a harvest [mowed down].1
-Ey Peygamber!- Bu surede sana haber verdiklerimiz (halkı helak olmuş) memleketlerin bazı haberleridir. Biz onu sana anlatmaktayız. Bu beldelerden bugüne kadar izleri kalan da vardır, izleri silinip de onların eseri kalmayanlar da vardır.
11:101Page 233
وَمَا ظَلَمۡنَٰهُمۡ وَلَٰكِن ظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡۖ فَمَآ أَغۡنَتۡ عَنۡهُمۡ ءَالِهَتُهُمُ ٱلَّتِي يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖ لَّمَّا جَآءَ أَمۡرُ رَبِّكَۖ وَمَا زَادُوهُمۡ غَيۡرَ تَتۡبِيبٖ ١٠١
And We did not wrong them, but they wronged themselves. And they were not availed at all by their gods which they invoked other than Allāh when there came the command of your Lord. And they did not increase them in other than ruin.
Onların üzerine göndermiş olduğumuz helak ile zulmetmedik. Fakat onlar, Allah Teâlâ'yı inkâr etmek sureti ile kendilerini helaka götürecek şeylere sürükleyerek kendi nefislerine zulmettiler. -Ey Resul!- Allah’ın dışında dua edip, yalvardıkları ilahları onların helak olmaları için Rabbinin emri olan azap indiğinde azabı onlardan uzaklaştıramadılar. İlahları, onların hüsranından ve helakından başka bir şey arttırmadı.
11:102Page 233
وَكَذَٰلِكَ أَخۡذُ رَبِّكَ إِذَآ أَخَذَ ٱلۡقُرَىٰ وَهِيَ ظَٰلِمَةٌۚ إِنَّ أَخۡذَهُۥٓ أَلِيمٞ شَدِيدٌ ١٠٢
And thus is the seizure of your Lord when He seizes the cities while they are committing wrong. Indeed, His seizure is painful and severe.
Allah Teâlâ'nın (gönderdiği peygamberlerini) yalanlayan kasabaları her zaman ve mekânda yakalayıp yok etmesi böyledir. Şüphesiz O’nun (halkı) zalim olan kasabaları yakalaması acı vericidir ve şiddetlidir.
11:103Page 233
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّمَنۡ خَافَ عَذَابَ ٱلۡأٓخِرَةِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمٞ مَّجۡمُوعٞ لَّهُ ٱلنَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوۡمٞ مَّشۡهُودٞ ١٠٣
Indeed in that is a sign for those who fear the punishment of the Hereafter. That is a Day for which the people will be collected, and that is a Day [which will be] witnessed.
Allah Teâlâ'nın, halkı zalim olan kasabaları azabı ile kuvvetli bir şekilde yakalamasında kıyamet gününün azabından korkan kimseler için bir ibret ve öğüt vardır. O gün, Yüce Allah'ın insanları hesaba çekmek için topladığı gündür. O gün, mahşer ehlinin şahitlik edeceği şahit olunan bir gündür.
11:104Page 233
وَمَا نُؤَخِّرُهُۥٓ إِلَّا لِأَجَلٖ مَّعۡدُودٖ ١٠٤
And We do not delay it except for a limited term.
Biz şahit olunan o günü sadece sayısı bilinen bir süreye kadar erteleriz.
11:105Page 233
يَوۡمَ يَأۡتِ لَا تَكَلَّمُ نَفۡسٌ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦۚ فَمِنۡهُمۡ شَقِيّٞ وَسَعِيدٞ ١٠٥
The Day it comes no soul will speak except by His permission. And among them will be the wretched and the prosperous.
O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse bir delil yahut bir şefaat için konuşamaz. Orada insanlar iki türdür: cehenneme girecek olan bedbahtlar ve cennete girecek olan mutlu kimselerdir.
11:106Page 233
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ شَقُواْ فَفِي ٱلنَّارِ لَهُمۡ فِيهَا زَفِيرٞ وَشَهِيقٌ ١٠٦
As for those who were [destined to be] wretched, they will be in the Fire. For them therein is [violent] exhaling and inhaling.1
Bedbaht olanlar ise küfürleri ve amellerinin bozukluğu sebebi ile cehenneme gireceklerdir. Ateşin alevinin şiddetinden onların sesleri ve nefesleri yükselir.
11:107Page 233
خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۚ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٞ لِّمَا يُرِيدُ ١٠٧
[They will be] abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will. Indeed, your Lord is an effecter of what He intends.
(Kâfirler) Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. Hak ettikleri azabı çektikten sonra Rabbinin dilemesi ile cehennemden çıkan tevhit ehli kimselerden günahkâr olanları hariç, onlar (kâfirler) gökler ve yer durdukça ateşten çıkamayacaklardır. -Ey Peygamber!- Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi hakkıyla yapandır ve O'nu, Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'yı bir şey yapmaya zorlayacak da yoktur.
11:108Page 233
۞ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ سُعِدُواْ فَفِي ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلۡأَرۡضُ إِلَّا مَا شَآءَ رَبُّكَۖ عَطَآءً غَيۡرَ مَجۡذُوذٖ ١٠٨
And as for those who were [destined to be] prosperous, they will be in Paradise, abiding therein as long as the heavens and the earth endure, except what your Lord should will - a bestowal uninterrupted.
İmanları ve salih amelleri sebebi ile Allah tarafından daha önce bahtiyar kimselerden kılınanlara gelince, onlar; Yüce Allah'ın günahkâr olan Müminlerden ateşe sokmayı dilediği kimseler hariç, gökler ve yer durdukça cennette ebedî olarak kalacaklardır. Şüphesiz, cennet ehli için Allah'ın nimetleri kesilmeden devam eder.
11:109Page 234
فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةٖ مِّمَّا يَعۡبُدُ هَٰٓؤُلَآءِۚ مَا يَعۡبُدُونَ إِلَّا كَمَا يَعۡبُدُ ءَابَآؤُهُم مِّن قَبۡلُۚ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمۡ نَصِيبَهُمۡ غَيۡرَ مَنقُوصٖ ١٠٩
So do not be in doubt, [O Muḥammad], as to what these [polytheists] are worshipping. They worship not except as their fathers worshipped before. And indeed, We will give them their share undiminished.
-Ey Peygamber!- O halde o müşriklerin tapmakta oldukları şeylerin fesadı hususunda sakın bir şüphen olmasın. Onların buna (o taptıklarının doğruluğuna) dair ne akli ne de dinî bir delilleri vardır. Onları Allah'tan gayrısına tapmaya sevk eden şey, babalarını taklit etmeleridir. Şüphesiz biz, onların azaptan nasiplerini eksiksiz olarak vereceğiz.
11:110Page 234
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةٞ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكّٖ مِّنۡهُ مُرِيبٖ ١١٠
And We had certainly given Moses the Scripture, but it came under disagreement. And if not for a word1 that preceded from your Lord, it would have been judged between them. And indeed they are, concerning it [i.e., the Qur’ān], in disquieting doubt.
Musa’ya da Tevrat'ı vermiştik. İnsanlar onda ayrılığa düştüler. İnsanların bir kısmı ona iman etti, bir kısmı ise inkâr etti. Eğer Yüce Allah'ın onlara bu dünyada azabı vermeyeceğine dair takdiri olmasaydı bu dünyada hak ettikleri azabı onların üzerine hemen iniverirdi. Zira Yüce Allah hikmeti gereği onların azabını kıyamet gününe ertelememiştir. Muhakkak ki Yahudilerden ve müşriklerden olan kâfirler; Kur'an hakkında şüphe içindedirler ve insanları kuşkuya düşürürler.
11:111Page 234
وَإِنَّ كُلّٗا لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمۡ رَبُّكَ أَعۡمَٰلَهُمۡۚ إِنَّهُۥ بِمَا يَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ١١١
And indeed, each [of the believers and disbelievers] - your Lord will fully compensate them for their deeds. Indeed, He is Aware of what they do.
-Ey Peygamber!- Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşenlerin her birinin amellerinin karşılığını kendilerine tam olarak verecektir. Kimin amelleri hayırlı ise onun karşılığı hayır olacak, kimin amelleri kötü ise onun karşılığı da kötü olacaktır. Çünkü Rabbin, onların yapmakta oldukları en ufak şeyleri bilmektedir. Onların amellerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
11:112Page 234
فَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطۡغَوۡاْۚ إِنَّهُۥ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ١١٢
So remain on a right course as you have been commanded, [you] and those who have turned back with you [to Allāh], and do not transgress. Indeed, He is Seeing of what you do.
-Ey Peygamber!- O halde Allah'ın sana emrettiği gibi dosdoğru yol üzerinde olmaya devam et! O'nun emirlerini yerine getir ve yasakladıklarından uzak dur! Müminlerden seninle beraber tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Ve sakın günah işleyerek haddi aşmayın! Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna göre size karşılığını verecektir.
11:113Page 234
وَلَا تَرۡكَنُوٓاْ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ ١١٣
And do not incline toward those who do wrong, lest you be touched by the Fire, and you would not have other than Allāh any protectors; then you would not be helped.
Gönülden isteyerek ve dalkavukluk yaparak zalimlere yönelmeyin, yoksa bu yönelmeniz sebebi ile size ateş dokunur. Sizi ateşten kurtaracak Allah’tan başka bir yardımcınız yoktur. (Eğer onlara meylederseniz) size yardım edecek bir kimse de bulamazsınız!
11:114Page 234
وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَيِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفٗا مِّنَ ٱلَّيۡلِۚ إِنَّ ٱلۡحَسَنَٰتِ يُذۡهِبۡنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ ذَٰلِكَ ذِكۡرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ ١١٤
And establish prayer at the two ends of the day and at the approach of the night. Indeed, good deeds do away with misdeeds. That is a reminder for those who remember.
-Ey Peygamber!- Gündüzün iki ucunda en güzel şekilde namaz kıl. Bu iki vakitten biri gündüzün evvelinde diğeri ise sonundadır. Gece saatlerinde de namaz kıl. Şüphesiz salih ameller küçük günahları siler. Bu anlatılanlar, nasihat alanlar için bir vaaz, ibret alanlar için bir öğüttür.
11:115Page 234
وَٱصۡبِرۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١١٥
And be patient, for indeed, Allāh does not allow to be lost the reward of those who do good.
(Ey Muhammed!) Dosdoğru olmak ve diğer hayırlı işleri emrolunduğun şekilde yapmak, zulmetmek ve zalimlere meyletmek gibi yasaklandığın şeyleri terk etmek hususunda sebat edip, sabırlı ol! Şüphesiz Allah, iyilik yapanların karşılığını boşa çıkarmaz. Aksine onların yaptıkları iyi işleri en güzel şekilde kabul eder ve bunun karşılığını en güzel şekilde verir.
11:116Page 234
فَلَوۡلَا كَانَ مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِن قَبۡلِكُمۡ أُوْلُواْ بَقِيَّةٖ يَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡفَسَادِ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا قَلِيلٗا مِّمَّنۡ أَنجَيۡنَا مِنۡهُمۡۗ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَآ أُتۡرِفُواْ فِيهِ وَكَانُواْ مُجۡرِمِينَ ١١٦
So why were there not1 among the generations before you those of enduring discrimination forbidding corruption on earth - except a few of those We saved from among them? But those who wronged pursued what luxury they were given therein, and they were criminals.
Sizden önce azaba uğramış ümmetlerden fazilet ve iyilik sahibi olanlar o ümmetleri küfürden ve günah işleyerek yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoyamazlar mıydı? Onlar arasında kurtardıklarımızdan çok azı fesadı nehyediyorlardı. Zalim olan kavimlerini helak ettiğimizde onları kurtarmıştık. Onların kavminden zalim olanlar, içinde bulundukları nimetlerin peşine düştüler. Ve onlara tabi olarak zalimlerden oldular.
11:117Page 234
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ بِظُلۡمٖ وَأَهۡلُهَا مُصۡلِحُونَ ١١٧
And your Lord would not have destroyed the cities unjustly while their people were reformers.
-Ey Peygamber!- Rabbin, halkı yeryüzünde ıslah edici kimseler olan şehirleri helak edecek değildir. O, ancak o şehir halkı küfür, zulüm ve günahlar ile bozgunculuk yaparsa helak eder.
11:118Page 235
وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ ٱلنَّاسَ أُمَّةٗ وَٰحِدَةٗۖ وَلَا يَزَالُونَ مُخۡتَلِفِينَ ١١٨
And if your Lord had willed, He could have made mankind one community; but they will not cease to differ,
-Ey Peygamber!- Eğer Rabbin dileseydi hak üzerinde amel etmeleri için onları tek bir millet/ümmet kılardı. Fakat O, bunu dilemedi. Onlar, hevâya ve azgınlığa tabi olmaları sebebi ile ihtilaf etmeye devam etmektedirler.
11:119Page 235
إِلَّا مَن رَّحِمَ رَبُّكَۚ وَلِذَٰلِكَ خَلَقَهُمۡۗ وَتَمَّتۡ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ ١١٩
Except whom your Lord has given mercy, and for that He created them. But the word of your Lord is to be fulfilled that, "I will surely fill Hell with jinn and men all together."
Yalnız Allah'ın rahmeti ile hidayete muvaffak kıldığı kimseler bunun dışındadır. Onlar, Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'yı birlemek hususunda asla ihtilaf etmezler. Bunun içindir ki imtihan; onları yaratmasındaki farklılıktadır. Onlardan kimi bedbahttır, kimi ise mutludur. -Ey Peygamber!- Rabbinin, ezelde cehennemi şeytana tabi olan cinler ve insanlar ile dolduracağına dair sözü gerçekleşmiş oldu.
11:120Page 235
وَكُلّٗا نَّقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآءِ ٱلرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِۦ فُؤَادَكَۚ وَجَآءَكَ فِي هَٰذِهِ ٱلۡحَقُّ وَمَوۡعِظَةٞ وَذِكۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ١٢٠
And each [story] We relate to you from the news of the messengers is that by which We make firm your heart. And there has come to you, in this, the truth and an instruction and a reminder for the believers.
-Ey Peygamber!- Senden önceki peygamberlerin haberleriyle ilgili her bir olayı kalbini hak üzerinde sabit kılıp sağlamlaştırmak için sana anlatıyoruz. Bu surede sana, içerisinde şüphe olmayan hak gelmiştir. Ayrıca kâfirler için bir öğüt ve hatırlatmadan istifade eden Müminler için de bir hatırlatma vardır.
11:121Page 235
وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنَّا عَٰمِلُونَ ١٢١
And say to those who do not believe, "Work according to your position; indeed, we are working.
-Ey Peygamber!- Allah'a iman etmeyenlere ve O'nu birlemeyenlere de ki; haktan yüz çevirmek ve haktan alıkoymak üzerine kendi yolunuz üzerinde amel edin! Şüphesiz bizler de üzerinde bulunmuş olduğumuz yolda sebat ederek, bu yola davet edecek, bu yol üzerinde sabrederek amel edeceğiz.
Bize inecek olan sonucu bekleyin! Şüphesiz biz de size inecek sonucu beklemekteyiz.
11:123Page 235
وَلِلَّهِ غَيۡبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُ ٱلۡأَمۡرُ كُلُّهُۥ فَٱعۡبُدۡهُ وَتَوَكَّلۡ عَلَيۡهِۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ ١٢٣
And to Allāh belong the unseen [aspects] of the heavens and the earth and to Him will be returned the matter, all of it, so worship Him and rely upon Him. And your Lord is not unaware of that which you do.
Göklerde ve yerde gayb olan ne varsa O'nun ilmi sadece Allah'a aittir. Hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Her iş kıyamet günü O'na döndürülür. -Ey Peygamber!- O halde sadece Rabbine ibadet et. Ve her işinde (yanızca) O'na tevekkül et! Rabbin onların yaptıklarından asla gafil değildir. Bilakis O, yaptıklarını hakkıyla bilendir ve herkese yaptığına göre karşılık verecektir.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences