Al-MukhtasarAl‑Isra · 17:71–111

Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish

Al-Isra 17:71–111

17:71Page 289

يَوۡمَ نَدۡعُواْ كُلَّ أُنَاسِۭ بِإِمَٰمِهِمۡۖ فَمَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَقۡرَءُونَ كِتَٰبَهُمۡ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلٗا ٧١

[Mention, O Muḥammad], the Day We will call forth every people with their record [of deeds].1 Then whoever is given his record in his right hand - those will read their records, and injustice will not be done to them, [even] as much as a thread [inside the date seed].

-Ey Resul!- Her insan topluluğunu dünyada kendilerine uymuş oldukları önderleriyle birlikte çağıracağımız o günü hatırla. Kimlerin amel defteri sağından verilirse; işte onlar kitaplarını sevinerek okurlar. Ecri küçük olması bakımından hurma çekirdeğinin üzerindeki iplikçik kadar bile küçük olsa onların ecirlerinden hiçbir şey eksiltilmez.

17:72Page 289

وَمَن كَانَ فِي هَٰذِهِۦٓ أَعۡمَىٰ فَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡمَىٰ وَأَضَلُّ سَبِيلٗا ٧٢

And whoever is blind1 in this [life] will be blind in the Hereafter and more astray in way.

Hakkı reddedip, boyun eğmeyen kimsenin kalbi bu dünyada kördür. Ahirette ise bu körlük daha büyük olacaktır. Bu kimse cennetin yolunu bulamaz ve hidayet yolunu da şaşırmıştır. Yapılan her amele kendi türünden karşılık verilecektir.

17:73Page 289

وَإِن كَادُواْ لَيَفۡتِنُونَكَ عَنِ ٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ لِتَفۡتَرِيَ عَلَيۡنَا غَيۡرَهُۥۖ وَإِذٗا لَّٱتَّخَذُوكَ خَلِيلٗا ٧٣

And indeed, they were about to tempt you away from that which We revealed to you in order to [make] you invent about Us something else; and then they would have taken you as a friend.

-Ey Resul!- Müşrikler, sana vahyettiğimiz Kur'an'dan başka hevâlarına uyan bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için neredeyse seni, vahyettiğimizden saptıracaklardı. İşte o zaman seni candan dost kabul edeceklerdi.

17:74Page 289

وَلَوۡلَآ أَن ثَبَّتۡنَٰكَ لَقَدۡ كِدتَّ تَرۡكَنُ إِلَيۡهِمۡ شَيۡـٔٗا قَلِيلًا ٧٤

And if We had not strengthened you, you would have almost inclined to them a little.

Eğer sana hak üzerine sağlam durman için sebat ihsan etmemiş olsaydık, neredeyse onlara biraz meyledecektin. Aldatmada kuvvetli oluşları, sinsilikteki şiddetleri ve senin onların iman ederler diye aşırı hırsın sebebiyle, sana bulundukları öneriye muvafakat edecektin. Fakat biz senin onlara meyletmeni engelleyip seni koruduk.

17:75Page 289

إِذٗا لَّأَذَقۡنَٰكَ ضِعۡفَ ٱلۡحَيَوٰةِ وَضِعۡفَ ٱلۡمَمَاتِ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ عَلَيۡنَا نَصِيرٗا ٧٥

Then [if you had], We would have made you taste double [punishment in] life and double [after] death. Then you would not find for yourself against Us a helper.

Şayet sana önerileri sebebiyle onlara meyletmiş olsaydın, o takdirde sana dünya hayatında ve ahirette kat kat azap tattırırdık. Sonra sen, seni bize karşı müdafaa edecek bir savunucu ve bir yardımcı da bulamazdın.

17:76Page 290

وَإِن كَادُواْ لَيَسۡتَفِزُّونَكَ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ لِيُخۡرِجُوكَ مِنۡهَاۖ وَإِذٗا لَّا يَلۡبَثُونَ خِلَٰفَكَ إِلَّا قَلِيلٗا ٧٦

And indeed, they were about to provoke [i.e., drive] you from the land [i.e., Makkah] to evict you therefrom. And then [when they do], they will not remain [there] after you, except for a little.1

Kâfirler, Mekke'den çıkarmak için sana karşı olan düşmanlıklarıyla neredeyse seni tedirgin edeceklerdi. Fakat Rabbinin hicret etme emri gelene kadar Yüce Allah onların seni çıkarmalarını engelledi. Sonra sen hicret edebildin. Eğer seni çıkarmış olsalardı, onlar da senin ardından orada ancak az bir zaman kalabilirlerdi.

17:77Page 290

سُنَّةَ مَن قَدۡ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ مِن رُّسُلِنَاۖ وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحۡوِيلًا ٧٧

[That is Our] established way for those We had sent before you of Our messengers; and you will not find in Our way any alteration.

Müşriklerin seni Mekke'den çıkardıktan sonra orada çok az kalacak olabilmeleri Yüce Allah'ın senden önce gönderilen ve kavimleri tarafından şehirlerinden çıkarılan resuller hakkındaki değişmeyen genel kaidesidir. Yani hangi resulü, kavmi aralarından çıkarıp kovmuşlar ise Allah onlara azap indirmiştir. -Ey Resul!- Bu konuyla ilgili sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın. Aksine bu sünnetimizi sabit hiç değişmeyen bir kural olarak görürsün.

17:78Page 290

أَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِدُلُوكِ ٱلشَّمۡسِ إِلَىٰ غَسَقِ ٱلَّيۡلِ وَقُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِۖ إِنَّ قُرۡءَانَ ٱلۡفَجۡرِ كَانَ مَشۡهُودٗا ٧٨

Establish prayer at the decline of the sun [from its meridian] until the darkness of the night1 and [also] the Qur’ān [i.e., recitation] of dawn.2 Indeed, the recitation of dawn is ever witnessed.

Namazı vaktinde tam olarak güneşin göğün ortasından döndüğü zaman (yani zeval vaktinden itibaren) kılarak eda et. Bu öğle ve ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kapsamaktadır. Sabah namazını kıl ve onda kıraati uzun oku. Çünkü gece melekleriyle gündüz melekleri sabah namazında hazır bulunurlar.

17:79Page 290

وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَتَهَجَّدۡ بِهِۦ نَافِلَةٗ لَّكَ عَسَىٰٓ أَن يَبۡعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامٗا مَّحۡمُودٗا ٧٩

And from [part of] the night, pray1 with it [i.e., recitation of the Qur’ān] as additional [worship] for you; it is expected that2 your Lord will resurrect you to a praised station.3

-Ey Resul!- Gecenin bir kısmında uykudan kalk da sana mahsus dereceni yükselten bir namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni kıyamet gününde insanların çok korkunç sıkıntılar çektikleri o günde insanlara şefaatçi olarak diriltir. Ve öncekilerin ve sonrakilerin övdüğü büyük şefaat makamı senin için olur.

17:80Page 290

وَقُل رَّبِّ أَدۡخِلۡنِي مُدۡخَلَ صِدۡقٖ وَأَخۡرِجۡنِي مُخۡرَجَ صِدۡقٖ وَٱجۡعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلۡطَٰنٗا نَّصِيرٗا ٨٠

And say, "My Lord, cause me to enter a sound entrance1 and to exit a sound exit2 and grant me from Yourself a supporting authority."

-Ey Resul!- De ki: Rabbim! Benim bütün gireceğim ve çıkacağım yerlerin hepsini senin taatin ve rızan üzerine olan yerler kıl. Bana katından düşmanıma karşı yardım edici apaçık bir delil ver.

17:81Page 290

وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَٰطِلُۚ إِنَّ ٱلۡبَٰطِلَ كَانَ زَهُوقٗا ٨١

And say, "Truth has come, and falsehood has departed. Indeed is falsehood, [by nature], ever bound to depart."

-Ey Resul!- Bu müşriklere de ki: İslam geldi ve Allah'ın vadettiği zaferi gerçekleşti, şirk ve küfür de yok oldu gitti. Zaten batıl yok olup dağılır ve hakkın karşısında da devamlı kalamaz.

17:82Page 290

وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٞ وَرَحۡمَةٞ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارٗا ٨٢

And We send down of the Qur’ān that which is healing and mercy for the believers, but it does not increase the wrongdoers except in loss.

Biz, kalpler cehaletten, küfürden, şüpheden kurtulsun diye Kur'an'dan şifa indirdik. Rukye yapıldığında o bedenler için şifadır. Onunla amel eden Müminler için şifadır. Bu Kur'an kâfirlerin ancak helakını arttırır. Çünkü onu duymaları onları öfkelendirip kızdırıyor, yalanlamalarını ve yüz çevirmelerini arttırıyor.

17:83Page 290

وَإِذَآ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ أَعۡرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسٗا ٨٣

And when We bestow favor upon man [i.e., the disbeliever], he turns away and distances himself; and when evil touches him, he is ever despairing.

İnsana sağlık ve zenginlik nimeti verdiğimiz zaman kibirlenerek Allah'a şükretmekten, itaat etmekten yüzünü çevirir ve uzaklaşır. Onun başına bir hastalık veya fakirlik veya benzeri durumlar geldiğinde de Allah'ın rahmetinden şiddetli bir şekilde ümitsizliğe düşer.

17:84Page 290

قُلۡ كُلّٞ يَعۡمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِۦ فَرَبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَنۡ هُوَ أَهۡدَىٰ سَبِيلٗا ٨٤

Say, "Each works according to his manner, but your Lord is most knowing of who is best guided in way."

-Ey Resul!- De ki: Her insan kendisinin hidayet ve sapıklıktaki mizaç ve meşrebine uygun amel işler. Rabbiniz kimin hakka ileten en doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.

17:85Page 290

وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنۡ أَمۡرِ رَبِّي وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ إِلَّا قَلِيلٗا ٨٥

And they ask you, [O Muḥammad], about the soul. Say, "The soul is of the affair [i.e., concern] of my Lord. And you [i.e., mankind] have not been given of knowledge except a little."

-Ey Resul- Ehlikitabın kâfirleri sana ruhun hakikatinden soruyorlar. Onlara de ki: Ruhun hakikatini Allah'tan başka hiç kimse bilemez. Siz ve sizin gibi tüm yaratılmışlara, bütün noksanlıktan münezzeh olan Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın ilmi yanında ancak az bir ilim verilmiştir.

17:86Page 290

وَلَئِن شِئۡنَا لَنَذۡهَبَنَّ بِٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِۦ عَلَيۡنَا وَكِيلًا ٨٦

And if We willed, We could surely do away with that which We revealed to you. Then you would not find for yourself concerning it an advocate against Us.

-Ey Resul!- Allah'a yemin olsun ki, sana indirdiğimiz vahyi göğüslerden ve yazılı olduğu kitaplardan silip yok etmeyi dileseydik onu ortadan kaldırırdık. Sonra da bu durumda sana yardımcı olacak ve onu tekrar geri döndürecek birini de bulamazdın.

17:87Page 291

إِلَّا رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّ فَضۡلَهُۥ كَانَ عَلَيۡكَ كَبِيرٗا ٨٧

Except [We have left it with you] as a mercy from your Lord. Indeed, His favor upon you has ever been great.

Rabbin sana rahmet ederek vahyetmiş olduğu Kur'an'ı çekip almadı. Muhakkak biz onu tarafımızdan korunmuş olarak bıraktık. Kesinlikle Rabbinin sana olan lütfu büyüktür. Seni bir resul olarak gönderdi, son peygamber olarak görevlendirdi ve sana Kur'an'ı indirdi.

17:88Page 291

قُل لَّئِنِ ٱجۡتَمَعَتِ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَىٰٓ أَن يَأۡتُواْ بِمِثۡلِ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لَا يَأۡتُونَ بِمِثۡلِهِۦ وَلَوۡ كَانَ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضٖ ظَهِيرٗا ٨٨

Say, "If mankind and the jinn gathered in order to produce the like of this Qur’ān, they could not produce the like of it, even if they were to each other assistants."

-Ey Resul!- De ki: Şayet insanların ve cinlerin hepsi senin üzerine indirilmiş bu Kur'an'ın belagati, güzel nazmı, fasih sözlü olması bakımından bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardım etseler, asla onun bir benzerini getiremezler.

17:89Page 291

وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٖ فَأَبَىٰٓ أَكۡثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورٗا ٨٩

And We have certainly diversified for the people in this Qur’ān from every [kind of] example, but most of the people refused except disbelief.

Biz, bu Kur'an'da iman etmelerini ümit ederek ders alınan öğütleri, ibretleri, emirleri, yasakları ve kıssaları çeşitlendirdik. Yine de insanların çoğu bu Kur'an'ı inkâr ederek ve reddederek iman etmediler.

17:90Page 291

وَقَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ ٱلۡأَرۡضِ يَنۢبُوعًا ٩٠

And they say, "We will not believe you until you break open for us from the ground a spring

Müşrikler şöyle dediler: Bize Mekke'nin toprağından suyu hiç tükenip kurumayan bir su pınarı fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyeceğiz.

17:91Page 291

أَوۡ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٞ مِّن نَّخِيلٖ وَعِنَبٖ فَتُفَجِّرَ ٱلۡأَنۡهَٰرَ خِلَٰلَهَا تَفۡجِيرًا ٩١

Or [until] you have a garden of palm trees and grapes and make rivers gush forth within them in force [and abundance]

Veya senin hurma ve üzüm ağaçları olan bir bahçen olmalı. Öyle ki, içinden gürül gürül ırmaklar akmalıdır.

17:92Page 291

أَوۡ تُسۡقِطَ ٱلسَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا أَوۡ تَأۡتِيَ بِٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ قَبِيلًا ٩٢

Or you make the heaven fall upon us in fragments as you have claimed or you bring Allāh and the angels before [us]

-Söylediğin gibi- göğü üzerimize parça parça azap olarak düşürürsün. Yahut da iddia ettiğinin gerçek olduğuna açıkça şahitlik etmeleri için Allah'ı ve melekleri getirirsin.

17:93Page 291

أَوۡ يَكُونَ لَكَ بَيۡتٞ مِّن زُخۡرُفٍ أَوۡ تَرۡقَىٰ فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَن نُّؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتَٰبٗا نَّقۡرَؤُهُۥۗ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّي هَلۡ كُنتُ إِلَّا بَشَرٗا رَّسُولٗا ٩٣

Or you have a house of ornament [i.e., gold] or you ascend into the sky. And [even then], we will not believe in your ascension until you bring down to us a book we may read." Say, "Exalted is my Lord! Was I ever but a human messenger?"

Yahut da altın ile veya başka bir ziynetle süslenip yaldızlanmış bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Göğe çıktığında Allah'ın göndermiş olduğu resulü olduğuna dair Allah katından bizim okuyacağımız yazılı bir kitap ile inmedikçe sana asla inanmayacağız. -Ey Resul!- Onlara de ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece diğer resuller gibi beşer bir resulüm, bir şey getirmeye gücüm yoktur. Sizin bana önerdiğiniz şeyi nasıl getirebilirim?

17:94Page 291

وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَبَعَثَ ٱللَّهُ بَشَرٗا رَّسُولٗا ٩٤

And what prevented the people from believing when guidance came to them except that they said, "Has Allāh sent a human messenger?"

Kâfirlerin, Allah'a ve resulüne iman etmelerine ve resulün getirdiğiyle amel etmelerine engel olan sadece kendilerine gönderilen resulün beşer cinsinden olmasıdır. Bunun üzerine inkâr ederek şöyle dediler: "Allah, bize resul olarak bir insan mı gönderdi?"

17:95Page 291

قُل لَّوۡ كَانَ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَلَٰٓئِكَةٞ يَمۡشُونَ مُطۡمَئِنِّينَ لَنَزَّلۡنَا عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَلَكٗا رَّسُولٗا ٩٥

Say, "If there were upon the earth angels walking securely,1 We would have sent down to them from the heaven an angel [as a] messenger."

-Ey Resul!- Onlara cevap olarak de ki: Eğer yeryüzünde rahat huzurlu sizin gibi meskenlerinde oturan, dolaşan melekler olsaydı; o zaman hem cinslerinden meleklerden bir resul gönderilirdi. Çünkü ancak o zaman gönderilmiş olduğu şeyi onlara anlatabilirdi. (Eğer yeryüzünde melekler olsaydı) Onlara beşer cinsinden bir resul göndermemiz hikmetten uzak bir davranış olurdu. Sizin de durumunuz böyledir.

17:96Page 291

قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرٗا ٩٦

Say, "Sufficient is Allāh as Witness between me and you. Indeed He is ever, concerning His servants, Aware and Seeing."

-Ey Resul!- De ki: Benim size bildirmek için gönderildiğim şeyi tebliğ ettiğime ve size resul olarak gönderildiğime dair benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O, kullarının bütün hallerini kuşatmıştır ve o hallerden herhangi bir şey O'na gizli kalmaz. Onların nefislerinin bütün gizli hallerini bilip görendir.

17:97Page 292

وَمَن يَهۡدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلۡمُهۡتَدِۖ وَمَن يُضۡلِلۡ فَلَن تَجِدَ لَهُمۡ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِهِۦۖ وَنَحۡشُرُهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ عُمۡيٗا وَبُكۡمٗا وَصُمّٗاۖ مَّأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ كُلَّمَا خَبَتۡ زِدۡنَٰهُمۡ سَعِيرٗا ٩٧

And whoever Allāh guides - he is the [rightly] guided; and whoever He sends astray1 - you will never find for them protectors besides Him, and We will gather them on the Day of Resurrection [fallen] on their faces - blind, dumb and deaf. Their refuge is Hell; every time it subsides, We increase [for] them blazing fire.

Yüce Allah kimi hidayete ermeye muvaffak kılarsa, işte o gerçekten hidayete ermiş olandır. -Ey Resul!- Kimi de hidayete ermekten geri bırakırsa ve saptırırsa onları hakka yönlendirecek, onların üzerinden zararı kaldıracak ve onlara faydalı olanı elde ettirecek veliler bulamazsın. Kıyamet gününde onları yüzleri üstü süründürerek körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşredeceğiz. Onların varacağı ve kalacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ve alevi duruldukça, onlar için yeniden alevini artırırız.

17:98Page 292

ذَٰلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقٗا جَدِيدًا ٩٨

That is their recompense because they disbelieved in Our verses and said, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected [in] a new creation?"

İşte bu, onların resulümüze indirilmiş ayetlerimizi inkâr edip, kafir olmaları, ölümden sonra tekrar dirilmeyi imkânsız kabul etmeleri ve; "Biz öldükten, çürümüş kemikler olduktan ve parçalar halinde ufalanıp toprak haline geldikten sonra mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demeleri sebebiyle görecekleri cezalarıdır.

17:99Page 292

۞ أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ قَادِرٌ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۡ وَجَعَلَ لَهُمۡ أَجَلٗا لَّا رَيۡبَ فِيهِ فَأَبَى ٱلظَّٰلِمُونَ إِلَّا كُفُورٗا ٩٩

Do they not see that Allāh, who created the heavens and earth, is [the one] Able to create the likes of them? And He has appointed for them a term, about which there is no doubt. But the wrongdoers refuse except disbelief.

Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr edenler, gökleri ve yeri çok büyük birer varlık olmalarına rağmen yaratan Allah'ın onların benzerini yaratmaya kadir olduğunu bilmiyorlar mı? Çok büyük bir varlığı yaratmaya kadir olan, daha küçük ve daha azını yaratmaya da kadirdir. Yüce Allah onlar için dünyada hayatlarının biteceği belli bir zaman tayin etmiştir. Hiç şüphe olmayan (ölümlerinden sonraki) dirilişleri için de belli bir zaman tayin etmiştir. Ölümden sonra dirilmeyi ispat eden delillerin ortaya çıkmasına rağmen müşrikler yeniden dirilişi inkâr etmeye devam ettiler.

17:100Page 292

قُل لَّوۡ أَنتُمۡ تَمۡلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحۡمَةِ رَبِّيٓ إِذٗا لَّأَمۡسَكۡتُمۡ خَشۡيَةَ ٱلۡإِنفَاقِۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ قَتُورٗا ١٠٠

Say [to them], "If you possessed the depositories of the mercy of my Lord, then you would withhold out of fear of spending." And ever has man been stingy.

-Ey Resul!- Bu müşriklere de ki: Sizler Rabbimin hiç bitmeyen ve eksilmeyen rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakir olmamak için harcamaktan korkardınız. Mümin kimse hariç huyu ve karakterinden dolayı insan cimridir. Mümin ise Allah'ın sevabını umarak infak eder.

17:101Page 292

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَىٰ تِسۡعَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتٖۖ فَسۡـَٔلۡ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِذۡ جَآءَهُمۡ فَقَالَ لَهُۥ فِرۡعَوۡنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسۡحُورٗا ١٠١

And We had certainly given Moses nine evident signs, so ask the Children of Israel [about] when he came to them and Pharaoh said to him, "Indeed I think, O Moses, that you are affected by magic."

Biz Musa -aleyhisselam-'a, peygamber olduğuna şahitlik eden dokuz açık ve net delil verdik. Bu deliller şunlardır: Asa, el (elinin bembeyaz görünmesi), kıtlık, mahsullerin azalması, tufan, çekirge, ekin böceği/haşerat, kurbağa ve kan. Ey Resul! Yahudilere Musa onların geçmiş atalarına o mucizeleri getirdiğinde, Firavun ona şöyle demişti: -Ey Musa!- Senin bize olağanüstü şeyler getirmen sebebiyle ben öyle zannediyorum ki sen büyülenmiş bir kimsesin.''

17:102Page 292

قَالَ لَقَدۡ عَلِمۡتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَٰفِرۡعَوۡنُ مَثۡبُورٗا ١٠٢

[Moses] said, "You have already known that none has sent down these [signs] except the Lord of the heavens and the earth as evidence, and indeed I think,1 O Pharaoh, that you are destroyed."

Musa Firavun'a cevap olarak şöyle dedi: -Ey Firavun!- Sen de muhakkak biliyorsun ki, bu ayetleri kudretine ve resulünün sadık olduğuna delil olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmemiştir. Fakat sen bunları reddedip yalanladın. -Ey Firavun!- Ben de kesinlikle senin helak olup hüsrana uğrayacağını biliyorum.

17:103Page 292

فَأَرَادَ أَن يَسۡتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ فَأَغۡرَقۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعٗا ١٠٣

So he intended to drive them from the land, but We drowned him and those with him all together.

Firavun Musa -aleyhisselam- ve kavmini Mısır'dan çıkararak cezalandırmak istedi. Biz de onu ve onunla beraber olan askerlerin hepsini suda boğarak helak ettik.

17:104Page 292

وَقُلۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ لِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱسۡكُنُواْ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ جِئۡنَا بِكُمۡ لَفِيفٗا ١٠٤

And We said after him [i.e., Pharaoh] to the Children of Israel, "Dwell in the land, and when there comes the promise [i.e., appointment] of the Hereafter, We will bring you forth in [one] gathering."

Firavun ve askerlerini helak ettikten sonra İsrailoğulları'na şöyle dedik: "Şam topraklarında oturun, kıyamet günü geldiği zaman (Mümin, kâfir) hesap için hepinizi bir araya toplayacağım."

17:105Page 293

وَبِٱلۡحَقِّ أَنزَلۡنَٰهُ وَبِٱلۡحَقِّ نَزَلَۗ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرٗا وَنَذِيرٗا ١٠٥

And with the truth We have sent it [i.e., the Qur’ān] down, and with the truth it has descended. And We have not sent you, [O Muḥammad], except as a bringer of good tidings and a warner.

Biz bu Kur'an'ı Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hak ile indirdik. Ve (Kur'an) hiç değiştirilmeden ve tahrif edilip bozulmadan onun üzerine indi. -Ey Resul!- Biz seni ancak takva ehlini cennetle müjdeleyici, küfür ehlini ve asileri de cehennemle korkutucu olarak gönderdik.

17:106Page 293

وَقُرۡءَانٗا فَرَقۡنَٰهُ لِتَقۡرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكۡثٖ وَنَزَّلۡنَٰهُ تَنزِيلٗا ١٠٦

And [it is] a Qur’ān which We have separated [by intervals] that you might recite it to the people over a prolonged period. And We have sent it down progressively.

Biz onu, bölümler halinde, kısım kısım acele etmeden, insanlara yavaş bir şekilde okuyasın diye indirdik. Çünkü bu şekilde indirilmesi, anlaşılması ve iyi düşünülmesi için daha uygundur. Onu olayların ve durumların oluşuna göre ayrı ayrı parça parça indirdik.

17:107Page 293

قُلۡ ءَامِنُواْ بِهِۦٓ أَوۡ لَا تُؤۡمِنُوٓاْۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ مِن قَبۡلِهِۦٓ إِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ يَخِرُّونَۤ لِلۡأَذۡقَانِۤ سُجَّدٗاۤ ١٠٧

Say, "Believe in it or do not believe." Indeed, those who were given knowledge before it1 - when it is recited to them, they fall upon their faces in prostration,

-Ey Resul!- De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; sizin iman etmeniz ona hiçbir şey katmaz. Küfür/inkâr etmeniz de ondan hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz, Kur'an'dan önce indirilen semavi kitapları okuyanlar vahyin ve peygamberliğin ne olduğunu bilenler, kendilerine, Kur'an okunduğu zaman Allah'a şükretmek için derhal yüzüstü secdeye kapanırlardı.

17:108Page 293

وَيَقُولُونَ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعۡدُ رَبِّنَا لَمَفۡعُولٗا ١٠٨

And they say, "Exalted is our Lord! Indeed, the promise of our Lord has been fulfilled."

Onlar secde halinde şöyle derler: Rabbimiz vaadinden dönmekten münezzehtir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i peygamber olarak göndermeyi vadetmesi gerçekleşecektir. Rabbimizin bu konuda ve diğer konularda verdiği sözü şüphesiz gerçekleşir.

17:109Page 293

وَيَخِرُّونَ لِلۡأَذۡقَانِ يَبۡكُونَ وَيَزِيدُهُمۡ خُشُوعٗا۩ ١٠٩

And they fall upon their faces weeping, and it [i.e., the Qur’ān] increases them in humble submission.

Allah korkusundan ağlayarak yüzüstü yere kapanıp Allah için secde ederler. Kurân'ı dinlemeleri ve onun ayetlerinin manalarını düşünmeleri Onların Yüce Allah için boyun eğmelerini ve O'ndan haşyet duymalarını artırır.

17:110Page 293

قُلِ ٱدۡعُواْ ٱللَّهَ أَوِ ٱدۡعُواْ ٱلرَّحۡمَٰنَۖ أَيّٗا مَّا تَدۡعُواْ فَلَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَلَا تَجۡهَرۡ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتۡ بِهَا وَٱبۡتَغِ بَيۡنَ ذَٰلِكَ سَبِيلٗا ١١٠

Say, "Call upon Allāh or call upon the Most Merciful [ar-Raḥmān]. Whichever [name] you call - to Him belong the best names." And do not recite [too] loudly in your prayer or [too] quietly but seek between that an [intermediate] way.

-Ey Resul!- Senin (ey Allah, ey Rahman) diyerek dua etmeni inkâr edenlere, şöyle de: Allah ve Rahman bütün noksanlıktan münezzeh olan Allah'ın iki ismidir. Bunlardan istediğinizle veya diğer güzel isimlerinden istediğinizle O'na dua edebilirsiniz. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın en güzel isimleri vardır. Bu iki isim onlardandır. Yüce Allah'a bu iki isim ile ya da diğer en güzel isimleriyle dua edin. Namazda sesini çok yükseltme ki müşrikler seni duymasın. Müminlerin duymayacağı kadar da kısık sesle okuma. Bu ikisinin arasında orta yolu tut.

17:111Page 293

وَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَمۡ يَتَّخِذۡ وَلَدٗا وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٞ فِي ٱلۡمُلۡكِ وَلَمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلِيّٞ مِّنَ ٱلذُّلِّۖ وَكَبِّرۡهُ تَكۡبِيرَۢا ١١١

And say, "Praise to Allāh, who has not taken a son and has had no partner in [His] dominion and has no [need of a] protector out of weakness; and glorify Him with [great] glorification."

-Ey Resul!- hamt, övgü çeşitlerinin hepsini hak eden ve çocuk edinmekten de münezzeh olan Yüce Allah içindir. O şirkten münezzehtir. Mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Kendisine zül ve başkasına itaat etme isabet etmez. Kendisine yardım edene ve güç verecek olana ihtiyacı yoktur. O'nu en büyük yüceltmeyle yücelt. Sakın O'na mülkünde çocuk, ortak, yardım edici ve destekleyici isnat etme.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском