Al-MukhtasarAl‑Qasas · 28:1–72

Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish

القصص

Al-Qasas

The Stories · Meccan · 88 ayahs

28:1Page 385

طسٓمٓ ١

Ṭā, Seen, Meem.1

(Ta, Sin, Mim) Bu hususta benzer bir açıklama Bakara suresinin başında zikredilmiştir.

28:2Page 385

تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ ٢

These are verses of the clear Book.

Bunlar apaçık Kur'an'ın ayetleridir.

28:3Page 385

نَتۡلُواْ عَلَيۡكَ مِن نَّبَإِ مُوسَىٰ وَفِرۡعَوۡنَ بِٱلۡحَقِّ لِقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٣

We recite to you from the news of Moses and Pharaoh in truth for a people who believe.

İman etmiş bir toplum için sana, Musa ve Firavun'un bazı haberlerini, içinde şüphe olmayan bir hakikatle okuyacağız. Zira içinde bulunanlardan faydalananlar onlardır.

28:4Page 385

إِنَّ فِرۡعَوۡنَ عَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَجَعَلَ أَهۡلَهَا شِيَعٗا يَسۡتَضۡعِفُ طَآئِفَةٗ مِّنۡهُمۡ يُذَبِّحُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَيَسۡتَحۡيِۦ نِسَآءَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ٤

Indeed, Pharaoh exalted himself in the land and made its people into factions, oppressing a sector among them, slaughtering their [newborn] sons and keeping their females alive. Indeed, he was of the corrupters.

Şüphesiz Firavun, Mısır topraklarında zorbalık ederek oraya musallat olmuştur. Halkını kendi aralarında ayrı ayrı gruplar haline bölmüş ve onlardan bazı grupları güçsüz bırakmıştır. Zayıf bırakılan topluluk İsrailoğulları'dır. Onların erkek çocuklarını öldürüyor, küçük düşürülmelerinde ileri giderek kız çocuklarını hizmet etmeleri için hayatta bırakıyordu. Muhakkak o, yeryüzünde zulüm, azgınlık ve kibirlenerek bozgunculuk yapanlardan biriydi.

28:5Page 385

وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنَجۡعَلَهُمۡ أَئِمَّةٗ وَنَجۡعَلَهُمُ ٱلۡوَٰرِثِينَ ٥

And We wanted to confer favor upon those who were oppressed in the land and make them leaders and make them inheritors

Biz ise, Firavun'un Mısır topraklarında güçsüz zayıf kıldığı İsrailoğulları'na, düşmanlarını helâk ederek, zayıflıklarını gidererek, onları hakta örnek alınan önderler yaparak ve Firavun'un helak olmasının ardından onları mübarek Şam topraklarının mirasçıları kılarak lütufta bulunmak istiyorduk. Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi; "Zayıf bırakılan o topluluğa, bereketli kıldığımız yeryüzünün doğusunu ve batısını miras bıraktık...''

28:6Page 386

وَنُمَكِّنَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنُرِيَ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنۡهُم مَّا كَانُواْ يَحۡذَرُونَ ٦

And establish them in the land and show Pharaoh and [his minister] Hāmān and their soldiers through them1 that which they had feared.

Onları orada güç ve hüküm sahibi yaparak, yeryüzünde kudretli kılmak, Firavun'a ve krallığında ona en büyük dayanak olan Haman’a, ve her ikisine yardımcı olan askerlerine, krallıklarının İsrailoğulları'ndan doğmuş bir erkek çocuğunun eliyle ortadan kaldırılmasıyla korktukları o şeyi göstermek istiyoruz.

28:7Page 386

وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَرۡضِعِيهِۖ فَإِذَا خِفۡتِ عَلَيۡهِ فَأَلۡقِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحۡزَنِيٓۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيۡكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٧

And We inspired to the mother of Moses, "Suckle him; but when you fear for him, cast him into the river and do not fear and do not grieve. Indeed, We will return him to you and will make him [one] of the messengers."

Musa -aleyhisselam-'ın annesine iham ederek; Firavun ve kavminin, onu öldürmesinden endişe duyup korkuya kapılıncaya dek onu emzirmesini emrettik. Endişesi artınca onu sandığa koymasını ve Nil nehrine bırakmasını, asla onun boğulmasından ve Firavun'dan korkmamasını ve ondan ayrılması sebebiyle üzülmemesini emrettik. Zira Biz onu sana sağ olarak geri getireceğiz ve onu bir elçi olarak göndereceğiz.

28:8Page 386

فَٱلۡتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرۡعَوۡنَ لِيَكُونَ لَهُمۡ عَدُوّٗا وَحَزَنًاۗ إِنَّ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُواْ خَٰطِـِٔينَ ٨

And the family of Pharaoh picked him up [out of the river] so that he would become to them an enemy and a [cause of] grief. Indeed, Pharaoh and Hāmān and their soldiers were deliberate sinners.

Musa'nın annesi, onu sandığa koyup, nehre bırakılmasına dair verdiğimiz ilhamı yerine getirdi. Ardından Firavun hanedanı onu bulup, aldı. Böylece Yüce Allah'ın iradesi gerçekleşecek Musa, Firavun'un düşmanı olacak, Yüce Allah onun eliyle Firavun'un krallığını yok ederek onları hüzne boğacaktır. Muhakkak Firavun, veziri Haman ve tüm yardımcıları; küfürleri, azgınlıkları ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaları sebebiyle günahkâr kimselerdi.

28:9Page 386

وَقَالَتِ ٱمۡرَأَتُ فِرۡعَوۡنَ قُرَّتُ عَيۡنٖ لِّي وَلَكَۖ لَا تَقۡتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدٗا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ٩

And the wife of Pharaoh said, "[He will be] a comfort of the eye [i.e., pleasure] for me and for you. Do not kill him; perhaps he may benefit us, or we may adopt him as a son." And they perceived not.1

Firavun onu öldürmek istediği zaman karısı ona şöyle dedi: “Bu çocuk, benim ve senin için bir mutluluk kaynağıdır. Onu öldürme! Belki bize hizmet ederek faydalı olur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar, krallıklarının onun eliyle neye dönüşeceğini bilmiyorlardı.

28:10Page 386

وَأَصۡبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًاۖ إِن كَادَتۡ لَتُبۡدِي بِهِۦ لَوۡلَآ أَن رَّبَطۡنَا عَلَىٰ قَلۡبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٠

And the heart of Moses' mother became empty [of all else]. She was about to disclose [the matter concerning] him had We not bound fast her heart that she would be of the believers.

Musa -aleyhisselam-'ın annesinin yüreği, Musa’nın durumu dışında bütün dünya işlerinden boşalmış olarak sabahladı. Eğer biz, Rablerine tevekkül eden ve takdir ettiğine sabreden Müminlerden olması için onun kalbini sükûnet ve sabır vermek suretiyle sabit kılarak bağlamasaydık, neredeyse sabredemeyerek, az daha ona olan aşırı bağlılığı sebebiyle bu çocuğun kendisine ait olduğunu ortaya çıkaracaktı.

28:11Page 386

وَقَالَتۡ لِأُخۡتِهِۦ قُصِّيهِۖ فَبَصُرَتۡ بِهِۦ عَن جُنُبٖ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ١١

And she said to his sister, "Follow him"; so she watched him from a distance while they perceived not.

Musa -aleyhisselam-'ın annesi, onu nehre bıraktıktan sonra kız kardeşine şöyle dedi: "Ona ne yapılacağını bilmek için onu takip et!'' Kız kardeşi de durumu açığa çıkmamak için Musa'yı uzaktan gözetledi. Firavun ve ahalisi o kişinin Musa'nın kız kardeşi olduğunu ve Musa hakkında araştırma yaptığını hiç hissedemediler.

28:12Page 386

۞ وَحَرَّمۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَرَاضِعَ مِن قَبۡلُ فَقَالَتۡ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰٓ أَهۡلِ بَيۡتٖ يَكۡفُلُونَهُۥ لَكُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ نَٰصِحُونَ ١٢

And We had prevented from him [all] wet nurses before,1 so she said, "Shall I direct you to a household that will be responsible for him for you while they are to him [for his upbringing] sincere?"

Msâ, kendisini annesine döndürmeden önce Allah Teâlâ’nın takdiriyle kadınlardan süt emmeyi kabul etmemiştir. Kız kardeşi, bebeğin emzirilmesi konusunda onların gayretlerini görünce şöyle dedi: "Sizlere, bu bebeği samimiyetle emzirecek ve bakımını yerine getirecek bir ev halkını göstereyim mi?''

28:13Page 386

فَرَدَدۡنَٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَ وَلِتَعۡلَمَ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ١٣

So We restored him to his mother that she might be content and not grieve and that she would know that the promise of Allāh is true. But most of them [i.e., the people] do not know.

Onu yakından görünce gözü aydın olsun, ayrılışından dolayı üzülmesin ve Yüce Allah’ın onu kendisine geri döndüreceğine dair vaadinin gerçek olduğunu ve hakkında hiçbir şüphe olmadığını bilsin diye, Mûsâ'yı annesine geri döndürdük. Fakat onların çoğu bu vaadi bilmediler. Ayrıca onun (Mûsâ'nın) annesi olduğunu da anlayamadılar.

28:14Page 387

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسۡتَوَىٰٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٤

And when he attained his full strength and was [mentally] mature, We bestowed upon him judgement and knowledge. And thus do We reward the doers of good.

Bedeninin güçlendiği yaşa ulaşıp gücüne hâkim olunca peygamberlikten önce ona İsrailoğulları'na gönderilen dinleri hakkında anlayış ve ilim verdik. Musa’yı itaat etmesinden ötürü mükâfatlandıracağımız gibi, ihsan sahiplerini de her zaman ve her yerde mükâfatlandıracağız.

28:15Page 387

وَدَخَلَ ٱلۡمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفۡلَةٖ مِّنۡ أَهۡلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيۡنِ يَقۡتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنۡ عَدُوِّهِۦۖ فَٱسۡتَغَٰثَهُ ٱلَّذِي مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِي مِنۡ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيۡهِۖ قَالَ هَٰذَا مِنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّهُۥ عَدُوّٞ مُّضِلّٞ مُّبِينٞ ١٥

And he entered the city at a time of inattention by its people1 and found therein two men fighting: one from his faction and one from among his enemy. And the one from his faction called for help to him against the one from his enemy, so Moses struck him and [unintentionally] killed him. [Moses] said, "This is from the work of Satan. Indeed, he is a manifest, misleading enemy."

Musa -aleyhisselam- insanların evlerinde dinlendikleri vakitte şehre girdi. Orada birbirine düşman olan ve birbiriyle kavga eden iki adam gördü. Biri İsrailoğulları'ndan Musa -aleyhisselam-'ın kavminden, diğeri ise Musa’nın düşmanı Firavun'un kavmi olan Kıptiler'dendi. Kavminden olan kişi, düşmanı olan Kıpti'ye karşı kendisine yardım etmesini istedi. Musa -aleyhisselam- da yumruğuyla Kıpti’ye vurdu. Vurduğu o yumruğun gücü sebebiyle onu öldürüverdi. Sonrasında ise Musa -aleyhisselam- şöyle dedi: "Bu, şeytanın güzel göstermesi ve aldatmasıdır. Şüphesiz şeytan, kendisine tabi olan kimseler için saptıran, düşmanlığı apaçık olandır. Benden hasıl olan bu suç onun düşmanlığı ve beni saptırmak isteyen bir saptırıcı olması sebebiyle meydana gelmiştir."

28:16Page 387

قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ١٦

He said, "My Lord, indeed I have wronged myself, so forgive me," and He forgave him. Indeed, He is the Forgiving, the Merciful.

Musa -aleyhisselam- Rabbine dua edip, ondan sadır olan suçu itiraf ederek şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz ben bu Kıpti’yi öldürerek kendime zulmettim. Benim günahımı bağışla!” Bunun üzerine Allah Teâlâ Musa -aleyhisselam-’ı bağışladığını beyan etti. Şüphesiz O, kullarından tövbe edeni bağışlar ve onlara merhamet eder.

28:17Page 387

قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ فَلَنۡ أَكُونَ ظَهِيرٗا لِّلۡمُجۡرِمِينَ ١٧

He said, "My Lord, for the favor You bestowed upon me, I will never be an assistant to the criminals."

Sonra Musa -aleyhisselam- hakkında onun şöyle dua ettiğini haber verdi: "Rabbim! Beni nimetlendirdiğin kuvvet, hikmet ve ilimle, asla günahlarında mücrimlere yardım eden birisi olmayacağım."

28:18Page 387

فَأَصۡبَحَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِي ٱسۡتَنصَرَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَسۡتَصۡرِخُهُۥۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِيّٞ مُّبِينٞ ١٨

And he became inside the city fearful and anticipating [exposure], when suddenly the one who sought his help the previous day cried out to him [once again]. Moses said to him, "Indeed, you are an evident, [persistent] deviator."

Bir Kıpti'yi öldürmesinin ardından, korku içinde neler olacağını gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de baktı ki, daha dün Kıpti düşmanına karşı kendisinden yardım ve destek isteyen kimse, başka bir Kıpti’ye karşı yine ondan yardım istiyordu. Musa -aleyhisselam- ona şöyle dedi: “Şüphesiz sen apaçık bir azgınlık ve sapıklık içindesin.”

28:19Page 387

فَلَمَّآ أَنۡ أَرَادَ أَن يَبۡطِشَ بِٱلَّذِي هُوَ عَدُوّٞ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقۡتُلَنِي كَمَا قَتَلۡتَ نَفۡسَۢا بِٱلۡأَمۡسِۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ ١٩

And when he wanted to strike the one who was an enemy to both of them, he1 said, "O Moses, do you intend to kill me as you killed someone yesterday? You only want to be a tyrant in the land and do not want to be of the amenders."

Musa -aleyhisselam- kendisine ve İsrailoğulları'ndan olan kişiye düşman olan Kıpti'yi yakalamak istediği zaman, İsrailoğulları'ndan olan kişi; "Şüphesiz sen azgın birisin!" dediğini duyduğu Musa’nın, kendisini yakalamak istediğini zannederek Musa’ya: "Daha dün bir kişiyi öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Sen, düşman olan kimselerin arasını ıslah eden kimselerden biri değil, ancak yeryüzünde insanları öldüren ve zulmeden zorba bir kimse olmak istiyorsun.” dedi.

28:20Page 387

وَجَآءَ رَجُلٞ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ ٢٠

And a man came from the farthest end of the city, running. He said, "O Moses, indeed the eminent ones are conferring over you [intending] to kill you, so leave [the city]; indeed, I am to you of the sincere advisors."

Bu haber yayılınca, şehrin diğer ucundan bir adam, Musa -aleyhisselam-’ın yakalanmasından endişelenerek ona karşı merhametinden hızlıca geliverdi ve şöyle dedi: “Ey Musa! Firavun'un kavminin ileri gelenleri senin öldürülmen için istişare ediyorlar. Çabuk bu ülkeyi terk et! Şüphesiz ben, sana merhamet ederek seni yakalayıp öldürmemeleri için sana nasihat ediyorum."

28:21Page 387

فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفٗا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢١

So he left it, fearful and anticipating [apprehension]. He said, "My Lord, save me from the wrongdoing people."

Musa -aleyhisselam- kendisine nasihat eden adamın sözünü yerine getirdi. Korku içinde o ülkeden çıktı ve başına ne geleceğini bekleyerek Rabbine şöyle dua etti: "Rabbim! Beni bu zalim topluluğun elinden kurtar, bana bir kötülükleri dokunmasın."

28:22Page 388

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلۡقَآءَ مَدۡيَنَ قَالَ عَسَىٰ رَبِّيٓ أَن يَهۡدِيَنِي سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ٢٢

And when he directed himself toward Madyan, he said, "Perhaps my Lord will guide me to the sound way."

Medyen tarafına yüzünü çevirip ilerlediği zaman şöyle dedi: "Umarım Rabbim beni en hayırlı yola yönlendirir de ondan asla sapmam."

28:23Page 388

وَلَمَّا وَرَدَ مَآءَ مَدۡيَنَ وَجَدَ عَلَيۡهِ أُمَّةٗ مِّنَ ٱلنَّاسِ يَسۡقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ ٱمۡرَأَتَيۡنِ تَذُودَانِۖ قَالَ مَا خَطۡبُكُمَاۖ قَالَتَا لَا نَسۡقِي حَتَّىٰ يُصۡدِرَ ٱلرِّعَآءُۖ وَأَبُونَا شَيۡخٞ كَبِيرٞ ٢٣

And when he came to the water [i.e., well] of Madyan, he found there a crowd of people watering [their flocks], and he found aside from them two women holding back [their flocks]. He said, "What is your circumstance?" They said, "We do not water until the shepherds dispatch [their flocks]; and our father is an old man."

İnsanların su aldıkları Medyen suyuna ulaştığı zaman, hayvanlarını sulayan bir insan topluluğuyla karşılaştı. Orada insanların sulamalarını bitirene kadar, koyunlarını sulamayıp onlardan uzakta duran iki kadın gördü. Musa -aleyhisselam- o iki kadına, "Neden insanlarla beraber hayvanlarınızı sulamıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da cevap olarak: “Çobanlarla iç içe bulunmaktan sakınarak acele etmeden onlar ayrılana kadar hayvanları sulamamak bizim alışkanlığımızdır. Babamız, hayvanlara su vermeye gücü yetmeyen yaşı büyük ihtiyar bir adamdır. Bu yüzden koyunlarımızı sulamaya biz mecbur kaldık.'' diye cevap verdiler.

28:24Page 388

فَسَقَىٰ لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّىٰٓ إِلَى ٱلظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَآ أَنزَلۡتَ إِلَيَّ مِنۡ خَيۡرٖ فَقِيرٞ ٢٤

So he watered [their flocks] for them; then he went back to the shade and said, "My Lord, indeed I am, for whatever good You would send down to me, in need."

O ikisine merhamet ederek onların koyunlarını suladı. Sonra da yanlarından ayrılıp bir gölgeye giderek orada dinlendi. Sonra da Rabbine ihtiyacını sunarak şöyle dedi: "Rabbim! Senin bana göndereceğin her türlü hayra muhtacım.''

28:25Page 388

فَجَآءَتۡهُ إِحۡدَىٰهُمَا تَمۡشِي عَلَى ٱسۡتِحۡيَآءٖ قَالَتۡ إِنَّ أَبِي يَدۡعُوكَ لِيَجۡزِيَكَ أَجۡرَ مَا سَقَيۡتَ لَنَاۚ فَلَمَّا جَآءَهُۥ وَقَصَّ عَلَيۡهِ ٱلۡقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفۡۖ نَجَوۡتَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٥

Then one of the two women came to him walking with shyness. She said, "Indeed, my father invites you that he may reward you for having watered for us." So when he came to him1 and related to him the story, he said, "Fear not. You have escaped from the wrongdoing people."

İkisi gidince, babalarına onu haber verdiler. Babaları da onu davet etmesi için onlardan birini gönderdi. Kadın utana utana yürüyerek onun yanına geldi ve şöyle dedi: "Babam, bizim hayvanları sulamandan ötürü, ücretini ödeyerek ödüllendirmek amacıyla seni yanına davet ediyor.” Musa, o ikisinin babasının yanına gelip ona, başına gelenleri anlatınca, babaları sakinleştirmek için ona şöyle dedi: “Artık korkma! Sen, zalimler topluluğu olan Firavun ve ahalisinden kurtuldun. Şüphesiz onların Medyen şehrinde bir hükümdarlıkları yoktur. Sana burada bir eziyet edemezler.''

28:26Page 388

قَالَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا يَٰٓأَبَتِ ٱسۡتَـٔۡجِرۡهُۖ إِنَّ خَيۡرَ مَنِ ٱسۡتَـٔۡجَرۡتَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡأَمِينُ ٢٦

One of the women said, "O my father, hire him. Indeed, the best one you can hire is the strong and the trustworthy."

Kızlarından biri şöyle dedi: “Ey babacığım! Bu kimsede güç ve güvenilir olma özellikleri bir arada toplanmış. Bundan dolayı koyunlarımıza çobanlık yapması için onu ücret karşılığı kirala. Zira gücüyle sorumluluğunu yerine getirir, güvenirliliğiyle de kendisine emanet edilenleri muhafaza eder.''

28:27Page 388

قَالَ إِنِّيٓ أُرِيدُ أَنۡ أُنكِحَكَ إِحۡدَى ٱبۡنَتَيَّ هَٰتَيۡنِ عَلَىٰٓ أَن تَأۡجُرَنِي ثَمَٰنِيَ حِجَجٖۖ فَإِنۡ أَتۡمَمۡتَ عَشۡرٗا فَمِنۡ عِندِكَۖ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أَشُقَّ عَلَيۡكَۚ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ٢٧

He said, "Indeed, I wish to wed you one of these, my two daughters, on [the condition] that you serve me for eight years; but if you complete ten, it will be [as a favor] from you. And I do not wish to put you in difficulty. You will find me, if Allāh wills, from among the righteous."

Kadınların babası, Musa -aleyhisselam-'a hitap ederek şöyle dedi: "Ben, mehir olarak bu koyunlara sekiz sene çobanlık etmen karşılığında, bu iki kızımdan biriyle seni evlendirmek istiyorum. Eğer bunu on seneye tamamlarsan, bu senin lütfun olur. Bunu yapmakta mecbur değilsin. Çünkü anlaşma sekiz sene üzerinedir. Bunun üstünde iki sene daha çalışırsan gönüllü olarak yapmış olursun. Sana meşakkat olacak bir işi yapmaya seni mecbur bırakmak istemem.-İnşallah- Beni, seninle yaptığım bu anlaşmayı bozmadan ona bağlı kalan salih bir kimse olarak bulacaksın.”

28:28Page 388

قَالَ ذَٰلِكَ بَيۡنِي وَبَيۡنَكَۖ أَيَّمَا ٱلۡأَجَلَيۡنِ قَضَيۡتُ فَلَا عُدۡوَٰنَ عَلَيَّۖ وَٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلٞ ٢٨

[Moses] said, "That is [established] between me and you. Whichever of the two terms I complete - there is no injustice to me, and Allāh, over what we say, is Witness."

Musa -aleyhisselam- şöyle dedi: "Bu yaptığımız anlaşma benimle senin arandadır. Senin için, sekiz veya on sene olan bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayayım, vermiş olduğum sözü yerine getirmiş olacağım. Benden bu süreyi uzatmamı isteme. Yüce Allah yapmış olduğumuz anlaşmanın vekili ve denetleyicisidir."

28:29Page 389

۞ فَلَمَّا قَضَىٰ مُوسَى ٱلۡأَجَلَ وَسَارَ بِأَهۡلِهِۦٓ ءَانَسَ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ نَارٗاۖ قَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارٗا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ جَذۡوَةٖ مِّنَ ٱلنَّارِ لَعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ ٢٩

And when Moses had completed the term and was traveling with his family, he perceived from the direction of the mount a fire. He said to his family, "Stay here; indeed, I have perceived a fire. Perhaps I will bring you from there [some] information or burning wood from the fire that you may warm yourselves."

Musa, belirlenen iki vakitten on sene çalışmayı tamamlayınca ailesiyle beraber Medyen’den Mısır’a doğru yola çıktı. Tûr dağının yanında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: "Bekleyin! Ben bir ateş gördüm. Umarım size onun haberini veya ateşinizi tutuşturacağınız bir parça kor getiririm. Umulur da soğuğa karşı ısınırsınız."

28:30Page 389

فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ مِن شَٰطِيِٕ ٱلۡوَادِ ٱلۡأَيۡمَنِ فِي ٱلۡبُقۡعَةِ ٱلۡمُبَٰرَكَةِ مِنَ ٱلشَّجَرَةِ أَن يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّيٓ أَنَا ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٣٠

But when he came to it, he was called from the right side of the valley in a blessed spot - from the tree,1 "O Moses, indeed I am Allāh, Lord of the worlds."

Musa -aleyhisselam- gördüğü ateşin yanına gelince, Rabbi Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, Allah’ın bereketlendirdiği o yerdeki vadinin sağ tarafında bulunan ağaç tarafından konuşarak, Musa -aleyhisselam-’a seslendi: "Ey Musa! Şüphesiz ben bütün mahlukatın Rabbi olan Allah’ım."

28:31Page 389

وَأَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنّٞ وَلَّىٰ مُدۡبِرٗا وَلَمۡ يُعَقِّبۡۚ يَٰمُوسَىٰٓ أَقۡبِلۡ وَلَا تَخَفۡۖ إِنَّكَ مِنَ ٱلۡأٓمِنِينَ ٣١

And [he was told], "Throw down your staff." But when he saw it writhing as if it was a snake, he turned in flight and did not return.1 [Allāh said], "O Moses, approach and fear not. Indeed, you are of the secure.

“Âsânı yere at!” Musa -aleyhisselam- Rabbinin emrini yerine getirerek onu yere bıraktı. Onun bir yılan gibi hareket ettiğini ve sallandığını görünce ondan korkarak süratlice arkasını dönüp kaçtı ve geriye dönmedi. Rabbi ona seslendi: “Ey Musa! Buraya gel ve ondan korkma! Şüphesiz sen ondan ve onun dışında korkulan şeylerden güven içindesin.''

28:32Page 389

ٱسۡلُكۡ يَدَكَ فِي جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءٖ وَٱضۡمُمۡ إِلَيۡكَ جَنَاحَكَ مِنَ ٱلرَّهۡبِۖ فَذَٰنِكَ بُرۡهَٰنَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمٗا فَٰسِقِينَ ٣٢

Insert your hand into the opening of your garment; it will come out white, without disease. And draw in your arm close to you [as prevention] from fear, for those are two proofs from your Lord to Pharaoh and his establishment. Indeed, they have been a people defiantly disobedient."

“Sağ elini gömleğinin boyun altında kalan yaka kısmından içeri sok! Alaca hastalığı olmadan bembeyaz olarak çıkacaktır.” Musa -aleyhisselam- da elini koynuna soktu ve kar gibi bembeyaz olarak çıktı. “Korkunun dinmesi için ise kollarını bağla.” Musa -aleyhisselam- kollarını bağlayınca korkusu gidiverdi. İşte bu iki zikredilen -asa ve el- Rabbinden, Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderilmiş delillerdir. Onlar, küfür ve günahlar işleyerek Allah Teâlâ'ya itaat etmekten uzaklaşmış bir topluluktu.

28:33Page 389

قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلۡتُ مِنۡهُمۡ نَفۡسٗا فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ ٣٣

He said, "My Lord, indeed I killed from among them someone, and I fear they will kill me.

Musa -aleyhisselam- Rabbine tevessül ederek şöyle dedi: "Ben onlardan bir kişiyi öldürdüm. Gönderildiğim şeyi onlara tebliğ etmek için yanlarına gidersem, onun sebebiyle beni öldürmelerinden korkuyorum."

28:34Page 389

وَأَخِي هَٰرُونُ هُوَ أَفۡصَحُ مِنِّي لِسَانٗا فَأَرۡسِلۡهُ مَعِيَ رِدۡءٗا يُصَدِّقُنِيٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ ٣٤

And my brother Aaron is more fluent than me in tongue, so send him with me as support, verifying me. Indeed, I fear that they will deny me."

Kardeşim Harun benden daha anlaşılır sözlüdür. Firavun ve kavmi beni yalanladığı zaman benim sözümü desteklemesi için, onu yardımcım olarak benimle beraber gönder. Ben, daha önce kendisine peygamber gönderilip, onları yalanlayan ümmetlerin adeti olduğu gibi, onların da beni yalanlamasından korkuyorum.

28:35Page 389

قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجۡعَلُ لَكُمَا سُلۡطَٰنٗا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيۡكُمَا بِـَٔايَٰتِنَآۚ أَنتُمَا وَمَنِ ٱتَّبَعَكُمَا ٱلۡغَٰلِبُونَ ٣٥

[Allāh] said, "We will strengthen your arm through your brother and grant you both supremacy so they will not reach you. [It will be] through Our signs; you and those who follow you will be the predominant."

Allah Teâlâ, Musa -aleyhisselam-'ın duasına icabet ederek şöyle buyurmuştur: "Ey Musa! Seninle beraber yardımcı bir elçi olarak göndermek suretiyle, seni kardeşinle güçlendireceğiz. Siz ikiniz için bir delil ve destek kılacağız. Sizinle beraber gönderdiğimiz mucizelerimiz sebebiyle, ikinize de hoşlanmadığınız bir kötülük yapamayacaklar ve siz ikiniz ve ikinize tabi olan Müminler muzaffer olacaksınız."

28:36Page 390

فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا بَيِّنَٰتٖ قَالُواْ مَا هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّفۡتَرٗى وَمَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِيٓ ءَابَآئِنَا ٱلۡأَوَّلِينَ ٣٦

But when Moses came to them with Our signs as clear evidences, they said, "This is not except invented magic, and we have not heard of this [religion] among our forefathers."

Musa -aleyhisselam- apaçık mucizelerimizle onların yanına geldiği zaman insanlar şöyle dediler: "Bunlar Musa’nın uydurduğu, düzmece yalanlardan başka bir şey değildir. Bunları bizlerden önceki atalarımızdan hiç duymadık.”

28:37Page 390

وَقَالَ مُوسَىٰ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَن جَآءَ بِٱلۡهُدَىٰ مِنۡ عِندِهِۦ وَمَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٣٧

And Moses said, "My Lord is more knowing [than we or you] of who has come with guidance from Him and to whom will be succession in the home.1 Indeed, wrongdoers do not succeed."

Musa -aleyhisselam- Firavun'a hitap ederek şöyle dedi: "Rabbim Allah -Subhanehu ve Teâlâ- katından hidayetle gelen hak sahibi kimseyi hakkıyla bilir. Ahirette de övülmüş bir akıbet sahibinin kim olacağını da çok iyi bilir. Şüphesiz zalimler, arzu ettiklerini elde edemeyecek ve korkup kaçtıklarından da kurtulamayacaklardır.''

28:38Page 390

وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ مَا عَلِمۡتُ لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرِي فَأَوۡقِدۡ لِي يَٰهَٰمَٰنُ عَلَى ٱلطِّينِ فَٱجۡعَل لِّي صَرۡحٗا لَّعَلِّيٓ أَطَّلِعُ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُۥ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ٣٨

And Pharaoh said, "O eminent ones, I have not known you to have a god other than me. Then ignite for me, O Hāmān, [a fire] upon the clay1 and make for me a tower that I may look at the God of Moses. And indeed, I do think he is among the liars."

Firavun, kavminin ileri gelenlerine hitap ederek şöyle dedi: "Ey soylular topluluğu! Sizin için benden başka bir mabut bilmiyorum. Ey Hamân! Benim için, güçlenip sertleşene kadar çamur üzerinde bir ateş yak ve bununla bana yüksek bir bina inşa et! Böylece Musa’nın mabuduna bakmayı ve binanın üzerinde durmayı umut ediyorum. Çünkü ben, Musa’nın Allah’ın bana ve kavmime gönderdiği bir peygamber olduğuna dair iddiasında bir yalancı olduğunu düşünüyorum.''

28:39Page 390

وَٱسۡتَكۡبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُۥ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ إِلَيۡنَا لَا يُرۡجَعُونَ ٣٩

And he was arrogant, he and his soldiers, in the land, without right, and they thought that they would not be returned to Us.

Firavun ve askerlerinin kibirleri iyice arttı ve Mısır topraklarında haksız yere büyüklük tasladılar. Yeniden dirilişi inkâr ederek, kıyamet günü hesap verip karşılığını görmek üzere bize geri döndürülmeyeceklerini zannettiler.

28:40Page 390

فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ ٤٠

So We took him and his soldiers and threw them into the sea.1 So see how was the end of the wrongdoers.

Bu yüzden biz de, onu ve ordusunu yakalayıverdik ve topluca helak olana kadar onları denizde boğulmaya bıraktık. -Ey Peygamber!- Zalimlerin akıbetine ve sonuna dikkatli bak! Onların sonu ve akıbetleri helak olmak oldu.

28:41Page 390

وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةٗ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا يُنصَرُونَ ٤١

And We made them leaders1 inviting to the Fire, and on the Day of Resurrection they will not be helped.

Onları, yaydıkları küfür ve sapkınlıklar sebebiyle, ateşe davet eden azgın ve sapkın kimselere birer örnek kıldık. Onlar kıyamet günü kendilerini azaptan kurtaracak bir yardım da göremeyecekler. Bilakis, uydurdukları kötü gelenekler ve davet ettikleri sapıklıklar sebebiyle onların azapları misliyle arttırılır. Onlara, işledikleri bu kötü amellerin günahı yazıldığı gibi, onlara uyarak bu amelleri işleyenlerin günahı da yazılır.

28:42Page 390

وَأَتۡبَعۡنَٰهُمۡ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةٗۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ هُم مِّنَ ٱلۡمَقۡبُوحِينَ ٤٢

And We caused to overtake them in this world a curse, and on the Day of Resurrection they will be of the despised.1

Onlara, bu dünyadaki cezalarına ek olarak bir utanç ve sürgün ekledik. Onlar, kıyamet günü de ayıplanmış ve Allah Teâlâ’nın rahmetinden uzak kılınmış kimseler arasında olacaklardır.

28:43Page 390

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ ٱلۡأُولَىٰ بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ وَهُدٗى وَرَحۡمَةٗ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ٤٣

And We gave Moses the Scripture, after We had destroyed the former generations, as enlightenment for the people and guidance and mercy that they might be reminded.

Şüphesiz biz, geçmiş ümmetlere peygamberlerimizi gönderdik ve onları yalanladılar. Yalanlamaları sebebiyle biz de onları helak ettik ve ardından Musa’ya Tevrat’ı verdik. Tevrat faydalı olan şeyleri gösterir ta ki bu faydalı şeylerle insanlar amel etsinler. Bir de bırakıp terk etsinler diye zararlı şeyleri onlara haber verir. Ayrıca Tevrat’ta insanları hayırlı amellere irşat eden, dünya ve ahiret hayırlarının içinde bulunduğu bir rahmet vardır. Umulur ki, onlar Yüce Allah’ın bahşetmiş oldukları nimetlerini hatırlarlar da O'na şükredip iman ederler.

28:44Page 391

وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلۡغَرۡبِيِّ إِذۡ قَضَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَى ٱلۡأَمۡرَ وَمَا كُنتَ مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ ٤٤

And you, [O Muḥammad], were not on the western side [of the mount] when We revealed to Moses the command, and you were not among the witnesses [to that].

-Ey Peygamber!- Musa -aleyhisselam-'ı, Firavun ve soylular topluluğuna gönderme işini ona bildirerek sonuca bağladığımız zaman sen Musa’ya göre dağın doğusunda bulunmuyordun. Sen orada hazır bulunanlardan biri değildin ki, bunun haberini bilip onu insanlara anlatasın. Senin onlara haber verdiklerin yalnızca Allah’ın sana vahyettikleridir.

28:45Page 391

وَلَٰكِنَّآ أَنشَأۡنَا قُرُونٗا فَتَطَاوَلَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيٗا فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ تَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ ٤٥

But We produced [many] generations [after Moses], and prolonged was their duration.1 And you were not a resident among the people of Madyan, reciting to them Our verses, but We were senders [of this message].2

Fakat biz, Musa’nın ardından çeşitli milletler ve yaratıklar var ettik. Ancak aradan çok uzun zaman geçmesiyle Allah’a verdikleri sözleri unuttular. Sen, Medyen halkıyla beraber yaşıyor değildin ki, ayetlerimizi onlardan okuyup öğrenesin. Fakat biz seni kendi katımızdan gönderdik ve sana Musa’nın haberini ve Medyen’de ki yaşamını vahyettik. Böylece sen de bu konuda Yüce Allah’ın sana vahyettiklerini insanlara haber verdin.

28:46Page 391

وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذۡ نَادَيۡنَا وَلَٰكِن رَّحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمٗا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٖ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ٤٦

And you were not at the side of the mount when We called [Moses] but [were sent] as a mercy from your Lord to warn a people to whom no warner had come before you that they might be reminded.

Musa’ya seslendiğimiz ve vahyettiğimiz zaman, sen Tûr Dağı'nın yanında değildin ki bunları haber veriyorsun. Fakat biz seni Rabbinden bir rahmet olarak insanlara gönderdik. Daha önce kendilerine uyaran bir peygamber gelmemiş bir kavmi belki öğüt alırlar ve Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın katından onlara getirdiğine iman eder diye uyarman için sana onun haberini vahyettik.

28:47Page 391

وَلَوۡلَآ أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَيَقُولُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولٗا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ وَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٤٧

And if not that a disaster should strike them for what their hands put forth [of sins] and they would say, "Our Lord, why did You not send us a messenger so we could have followed Your verses and been among the believers?"...1

Üzerinde bulundukları küfür ve günahlar sebebiyle başlarına ilahi bir ceza gelecek olmasaydı kendilerine bir peygamber gönderilmemesini delil getirerek şöyle diyeceklerdi: “Bize, ayetlerine tabi olup onlarla amel ederek Rablerinin emirlerini yerine getiren Müminlerden olmamız için bir peygamber göndermez misin?" Şayet böyle olmasaydı onları cezalandırmada acele ederdik. Fakat bu azabı erteledik ki, böylece onlara bir peygamber göndererek onları mazur görelim.

28:48Page 391

فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ لَوۡلَآ أُوتِيَ مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ مُوسَىٰٓۚ أَوَلَمۡ يَكۡفُرُواْ بِمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۖ قَالُواْ سِحۡرَانِ تَظَٰهَرَا وَقَالُوٓاْ إِنَّا بِكُلّٖ كَٰفِرُونَ ٤٨

But when the truth came to them from Us, they said, "Why was he not given like that which was given to Moses?" Did they not disbelieve in that which was given to Moses before? They said, "[They are but] two works of magic supporting each other,1 and indeed we are, in both, disbelievers."

Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, Rabbinin elçisi olarak gelince, Kureyş Yahudilere gelerek onun hakkında soru sordular. Yahudiler onlara delil öğreterek şöyle dediler: “Muhammed’e Rabbinin elçisi olduğuna delalet eden, Musa’ya verilen el (mucizesi), asa gibi mucizeler verilmedi mi?” -Ey Peygamber!- Onlara cevap olarak de ki: “Yahudiler daha önce Musa’ya verilen ayetleri inkâr etmediler mi?” Onlar, Tevrat ve Kur'an hakkında şöyle dediler: “Muhakkak bu ikisi, birbirini destekleyen birer sihirdir.” Ve; “Elbette biz, Tevrat ve Kur’an’da bulunanların hepsini inkâr eden kâfirleriz.”

28:49Page 391

قُلۡ فَأۡتُواْ بِكِتَٰبٖ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ هُوَ أَهۡدَىٰ مِنۡهُمَآ أَتَّبِعۡهُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٤٩

Say, "Then bring a scripture from Allāh which is more guiding than either of them that I may follow it, if you should be truthful."

-Ey Peygamber!- Onlara de ki: "Eğer Tevrat ve Kur’an’ın sihir olduğuna dair iddianızda doğru söylüyorsanız, Allah’ın katından indirilmiş, Tevrat’tan ve Kur’an’dan daha doğru olan bir kitap getirin. Böyle bir kitap getirebilirseniz ben de ona tabi olurum''

28:50Page 391

فَإِن لَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكَ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّنِ ٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ بِغَيۡرِ هُدٗى مِّنَ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٥٠

But if they do not respond to you - then know that they only follow their [own] desires. And who is more astray than one who follows his desire without guidance from Allāh? Indeed, Allāh does not guide the wrongdoing people.

Eğer Kureyş, Tevrat ve Kur’an’dan daha doğru olan bir kitap getirmelerine dair, onları davet ettiğin çağrıya icabet etmezlerse; şundan kesin olarak emin ol ki, onların bu ikisini yalanlaması bir kanıta dayanarak değildir. Bu, yalnızca hevâya ittiba etmelerindendir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- katından bir hidayet olmaksızın hevâsına tâbi olan kimseden daha sapık hiç kimse yoktur. Şüphesiz Allah Teâlâ, kâfir olmalarından dolayı nefislerine zulüm eden bir kavmi hidayete ve rüşde muvaffak kılmaz.

28:51Page 392

۞ وَلَقَدۡ وَصَّلۡنَا لَهُمُ ٱلۡقَوۡلَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ ٥١

And We have [repeatedly] conveyed to them the word [i.e., the Qur’ān] that they might be reminded.

Muhakkak biz, öğüt alıp iman etmelerini umarak, müşriklere ve İsrailoğulları'ndan Yahudilere, geçmiş ümmetlerin başına gelenler kendilerinin de başına gelmesin diye geçmiş milletlerin kıssalarına ve elçilerimizi yalanladıkları zaman onlara gönderdiğimiz azaba dair sözleri ardı ardına ulaştırdık.

28:52Page 392

ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِهِۦ هُم بِهِۦ يُؤۡمِنُونَ ٥٢

Those to whom We gave the Scripture before it - they1 are believers in it.

Kur’an’ın indirilmeden önce Tevrat’a iman etmekte sebat edenler, hakkında verilen haberleri ve özelliklerini kendi kitaplarında görüp, okudukları için Kur’an’a da iman ederler.

28:53Page 392

وَإِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦٓ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّنَآ إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلِهِۦ مُسۡلِمِينَ ٥٣

And when it is recited to them, they say, "We have believed in it; indeed, it is the truth from our Lord. Indeed we were, [even] before it, Muslims [i.e., submitting to Allāh]."

Onlara okuduğun zaman derler ki: “Biz buna iman ettik. Şüphesiz bu hiç kuşku bulunmayan Rabbimizden indirilmiş bir haktır. Zaten biz bu Kur’an’dan önce de, önceki peygamberin getirdiğine imanımız sebebiyle Müslümandık."

28:54Page 392

أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡتَوۡنَ أَجۡرَهُم مَّرَّتَيۡنِ بِمَا صَبَرُواْ وَيَدۡرَءُونَ بِٱلۡحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ ٥٤

Those will be given their reward twice for what they patiently endured and [because] they avert evil through good, and from what We have provided them they spend.

İşte zikredilen vasıflara sahip olan bu kimselere Allah, kitaplarına iman üzerine sabır göstermeleri ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gönderildiği zaman iman etmeleri sebebiyle, amellerinin sevabını iki defa verecektir. Onlar, işledikleri günahları salih amellerinin sevaplarıyla savuşturur ve onlara verdiğimiz rızıkları hayırlı işlerde infak ederler.

28:55Page 392

وَإِذَا سَمِعُواْ ٱللَّغۡوَ أَعۡرَضُواْ عَنۡهُ وَقَالُواْ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ لَا نَبۡتَغِي ٱلۡجَٰهِلِينَ ٥٥

And when they hear ill speech, they turn away from it and say, "For us are our deeds, and for you are your deeds. Peace will be upon you;1 we seek not the ignorant."

O Müminler, kitap ehlinden batıl sözler işitirlerse, ona hiç bakmadan yüz çevirirler ve bu sözün sahiplerine seslenerek şöyle derler: “Bize, amellerimizin karşılığı verilecektir, size de amellerinizin karşılığı verilecektir. Bizden yana kötü söz ve eziyetlerden esenliktesiniz. Biz, din ve dünya hayatına zarar ve eza barındırdığı için cahillerle arkadaşlık yapmayı arzu etmiyoruz."

28:56Page 392

إِنَّكَ لَا تَهۡدِي مَنۡ أَحۡبَبۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ ٥٦

Indeed, [O Muḥammad], you do not guide whom you like, but Allāh guides whom He wills. And He is most knowing of the [rightly] guided.

-Ey Peygamber!- Muhakkak sen, Ebû Tâlib ve onun dışındaki sevdiklerini iman etmeye muvaffak kılarak hidayet edemezsin. Fakat tek olarak Yüce Allah, dilediği kimseleri hidayete muvaffak kılar. O, geçmiş ilmiyle kimin dosdoğru yola hidayet olacağını en iyi bilendir.

28:57Page 392

وَقَالُوٓاْ إِن نَّتَّبِعِ ٱلۡهُدَىٰ مَعَكَ نُتَخَطَّفۡ مِنۡ أَرۡضِنَآۚ أَوَلَمۡ نُمَكِّن لَّهُمۡ حَرَمًا ءَامِنٗا يُجۡبَىٰٓ إِلَيۡهِ ثَمَرَٰتُ كُلِّ شَيۡءٖ رِّزۡقٗا مِّن لَّدُنَّا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٥٧

And they [i.e., the Quraysh] say, "If we were to follow the guidance with you, we would be swept1 from our land." Have We not established for them a safe sanctuary to which are brought the fruits of all things as provision from Us? But most of them do not know.

Mekke müşrikleri, İslam’a uyma ve iman etme konusunda bahaneler sunarak şöyle dediler: “Biz, senin getirdiğin bu İslam’a ittiba edersek düşmanlarımız bizi topraklarımızdan çabucak çıkarırlar.” Oysa biz bu müşrikleri, orada başkalarının onlara ansızın baskın yaparak saldırmasından güven içinde olacakları, zulmün ve kan dökmenin haram kılındığı Harem’e yerleştirmedik mi? Rızık olarak kendi katımızdan onlara gönderdiğimiz her şeyin meyveleri oraya gelir. Fakat onların çoğu Allah’ın onlara verdiği nimetleri bilmezler ve bunlara karşılık O'na şükretmezler.

28:58Page 392

وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةِۭ بَطِرَتۡ مَعِيشَتَهَاۖ فَتِلۡكَ مَسَٰكِنُهُمۡ لَمۡ تُسۡكَن مِّنۢ بَعۡدِهِمۡ إِلَّا قَلِيلٗاۖ وَكُنَّا نَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثِينَ ٥٨

And how many a city have We destroyed that was insolent in its [way of] living, and those are their dwellings which have not been inhabited after them except briefly.1 And it is We who were the inheritors.

Yüce Allah’ın üzerlerine olan nimetlerini inkâr eden, günah ve isyanlarda haddi aşmış ne kadar da çok şehirler vardır. Biz de üzerlerine azap gönderdik ve o azapla onları helak ettik. Onların yaşadığı yurtlar; helak olan halkının ardından az bir yolcu geçmesinin dışında içinde hiç kimsenin ikamet etmediği, izleri silinip gitmiş meskenlerdir. Göklerde, yeryüzünde ve bu ikisinin içinde bulunanlara varis/mirasçı olan mirasçılar bizlerdik.

28:59Page 392

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبۡعَثَ فِيٓ أُمِّهَا رَسُولٗا يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهۡلِكِي ٱلۡقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهۡلُهَا ظَٰلِمُونَ ٥٩

And never would your Lord have destroyed the cities until He had sent to their mother [i.e., principal city] a messenger reciting to them Our verses. And We would not destroy the cities except while their people were wrongdoers.

-Ey Peygamber!- Rabbin, büyük şehre bir peygamber gönderip halkın bahanesini ortadan kaldırmadan o şehri helak edecek değildir. Zira seni de şehirlerin anası olan Mekke’ye bunun için göndermiştir. Biz, hak üzerinde dosdoğru oldukları halde şehir halkını helak edecek değiliz. Fakat küfre girerek ve günah işleyerek zalim olurlarsa onları helak ederiz.

28:60Page 393

وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءٖ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتُهَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ ٦٠

And whatever thing you [people] have been given - it is [only for] the enjoyment of worldly life and its adornment. And what is with Allāh is better and more lasting; so will you not use reason?

Rabbinizin size verdiği, sizin dünya hayatında kendisinden faydalandığınız ve süslendiğiniz ziynetler nihayet bir gün tükenip yok olacaktır. Yüce Allah’ın katından verilecek olan ahiret hayatındaki büyük sevap ise dünyada olan mallardan ve süslerden daha hayırlı ve kalıcıdır. Bunu hiç düşünmüyor fani olanı, kalıcı olanı mı tercih ediyorsunuz?

28:61Page 393

أَفَمَن وَعَدۡنَٰهُ وَعۡدًا حَسَنٗا فَهُوَ لَٰقِيهِ كَمَن مَّتَّعۡنَٰهُ مَتَٰعَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ هُوَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ٦١

Then is he whom We have promised a good promise which he will meet [i.e., obtain] like he for whom We provided enjoyment of worldly life [but] then he is, on the Day of Resurrection, among those presented [for punishment in Hell]?

Ahiret hayatında, Cennet ve içindeki kalıcı nimetleri vadettiğimiz kimse, bunları kaçınılmaz olarak elde edecektir. Dünya hayatında verdiğimiz mal ve süslerle faydalandırdığımız, sonra da kıyamet günü Cehennem'e getirilen kimse gibi olur mu hiç?

28:62Page 393

وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ ٦٢

And [warn of] the Day He will call them and say, "Where are My 'partners' which you used to claim?"

O gün Rableri -Subhânehu ve Teâlâ- onlara seslenerek şöyle der: "Nerede sizin benim dışımda ibadet edip, benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz?"

28:63Page 393

قَالَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَغۡوَيۡنَآ أَغۡوَيۡنَٰهُمۡ كَمَا غَوَيۡنَاۖ تَبَرَّأۡنَآ إِلَيۡكَۖ مَا كَانُوٓاْ إِيَّانَا يَعۡبُدُونَ ٦٣

Those upon whom the word1 will have come into effect will say, "Our Lord, these are the ones we led to error. We led them to error just as we were in error. We declare our disassociation [from them] to You. They did not used to worship [i.e., obey] us."2

Azap edilmeleri gerekli olan küfre davet eden davetçiler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! İşte bu azdırdığımız kimseler; kendimiz azdığımız gibi kendilerini azdırdıklarımızdır. Onlardan uzaklaşarak sana geldik. Zaten onlar bize ibadet etmiyorlar, Şeytanlara ibadet ediyorlardı.''

28:64Page 393

وَقِيلَ ٱدۡعُواْ شُرَكَآءَكُمۡ فَدَعَوۡهُمۡ فَلَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُمۡ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۚ لَوۡ أَنَّهُمۡ كَانُواْ يَهۡتَدُونَ ٦٤

And it will be said, "Invoke your 'partners,'" and they will invoke them; but they will not respond to them, and they will see the punishment. If only they had followed guidance!

Onlara şöyle denilir: “Haydi şirk koştuklarınızı çağırın da sizi bu içinde bulunduğunuz rezillikten kurtarsınlar!” Onlar da ortak koştuklarına seslenirler, fakat onların çağrılarına karşılık vermezler. Kendileri için hazırlanmış azabı karşılarında görünce, dünyada olup hakka hidayet etmiş olmayı arzu ederler.

28:65Page 393

وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ مَاذَآ أَجَبۡتُمُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٦٥

And [mention] the Day He will call them and say, "What did you answer the messengers?"

O gün Rableri onlara seslenerek şöyle der: “Sizlere göndermiş olduğum peygamberlerime ne cevap verdiniz?"

28:66Page 393

فَعَمِيَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَنۢبَآءُ يَوۡمَئِذٖ فَهُمۡ لَا يَتَسَآءَلُونَ ٦٦

But the information1 will be unapparent to them that Day, so they will not [be able to] ask one another.

Delil getirdikleri şeyler onlara gizli kalarak hiçbir şey zikretmezler. Kendilerinin azap göreceklerini kesin olarak bilmeleri sebebiyle içine düştükleri şokun dehşetiyle birbirlerine dahi soramazlar.

28:67Page 393

فَأَمَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحٗا فَعَسَىٰٓ أَن يَكُونَ مِنَ ٱلۡمُفۡلِحِينَ ٦٧

But as for one who had repented, believed, and done righteousness, it is expected [i.e., promised by Allāh] that he will be among the successful.

Fakat o müşriklerden, küfürlerinden tövbe ederek Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve salih amel işleyen kimse, umulur ki isteklerini elde etmiş ve korktuklarından kurtulmuş olanlardan biri olur.

28:68Page 393

وَرَبُّكَ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُ وَيَخۡتَارُۗ مَا كَانَ لَهُمُ ٱلۡخِيَرَةُۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٦٨

And your Lord creates what He wills and chooses; not for them was the choice. Exalted is Allāh and high above what they associate with Him.

-Ey Peygamber!- Senin Rabbin yaratmak istediğini yaratır, kendisine itaat etmesi ve elçiliği için dilediğini seçer. Müşriklerin bir seçim hakkı olmadığı için Allah'a karşı bir itirazları da olamaz. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- onların kendisiyle beraber ibadet ettikleri ortaklardan münezzeh ve mukaddestir.

28:69Page 393

وَرَبُّكَ يَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ ٦٩

And your Lord knows what their breasts conceal and what they declare.

Şüphesiz Rabbin, kullarının kalplerinde gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Bundan hiçbir şey Ona gizli kalmaz. Buna göre onlara karşılığını verecektir.

28:70Page 393

وَهُوَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلۡأُولَىٰ وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَهُ ٱلۡحُكۡمُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٧٠

And He is Allāh; there is no deity except Him. To Him is [due all] praise in the first [life] and the Hereafter. And His is the [final] decision, and to Him you will be returned.

O, Allah -Subhanehu ve Teâlâ- kendisi dışında başka hak mabut (ilah) olmayan Allah’tır. Dünyada da hamt bir tek O'na mahsustur. Ahirette de hamt O'na mahsustur. Geri çevrilemez tek geçerli hüküm ona aittir. Kıyamet günü hesap vermek ve karşılık görmek için bir tek O'na döndürüleceksiniz.

28:71Page 394

قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلَّيۡلَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِضِيَآءٍۚ أَفَلَا تَسۡمَعُونَ ٧١

Say, "Have you considered:1 if Allāh should make for you the night continuous until the Day of Resurrection, what deity other than Allāh could bring you light? Then will you not hear?"

-Ey Peygamber!- O müşriklere de ki: "Bana haber verin bakalım. Allah kıyamet gününe kadar sürekli olarak gündüzünüzü geceye çevirse, Allah’tan başka hangi mabut size gündüzün aydınlığı gibi bir aydınlık getirebilir? Bu kanıtları duymuyor musunuz? Ve yalnızca kendisinden başka hak ilah olmayan Allah’ın bunu size getirdiğini bilip, anlamıyor musunuz?"

28:72Page 394

قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلنَّهَارَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِلَيۡلٖ تَسۡكُنُونَ فِيهِۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ ٧٢

Say, "Have you considered: if Allāh should make for you the day continuous until the Day of Resurrection, what deity other than Allāh could bring you a night in which you may rest? Then will you not see?"

-Ey Peygamber!- Onlara de ki: "Bana haber verin bakalım! Allah kıyamet gününe kadar, sürekli olarak gecenizi gündüze çevirse, Allah Teâlâ'dan başka hangi mabut gündüz çalışmanın yorgunluğundan içinde dinlenmek için sükûnet bulduğunuz geceyi size getirebilir? Bu delilleri görmüyor musunuz? Ve yalnızca kendisinden başka hak ilah olmayan Allah’ın bunu size getirdiğini bilip, anlamıyor musunuz?"

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском