Al-MukhtasarYa-Sin · 36:1–83

Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish

يس

Ya-Sin

Ya Sin · Meccan · 83 ayahs

36:1Page 440

يسٓ ١

Yā, Seen.1

(Yâ Sîn) Bu hususta benzer bir açıklama Bakara suresinin başında zikredilmiştir.

36:2Page 440

وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ ٢

By the wise1 Qur’ān,

Allah Teâlâ; ayetleri muhkem kılınmış olan Kur'an'a yemin etmiştir. Zira ona ne önünden ve ne de arkasından bir batıl yaklaşabilir.

36:3Page 440

إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٣

Indeed you, [O Muḥammad], are from among the messengers,

Ey Resul! Şüphesiz sen; Allah'ın kullarına, O'nu birlemeleri ve sadece O'na ibadet etmelerini emretmek için gönderdiği peygamberlerden birisin.

36:4Page 440

عَلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ٤

On a straight path.

Sen; dosdoğru bir yol ve din üzerinesin. Dosdoğru olan bu yol ve bu din; hiç kimsenin kendisine üstün gelemeyeceği Azîz olan Rabbin tarafından indirilmiştir. O; iman eden kullarına karşı çok merhametlidir.

36:5Page 440

تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٥

[This is] a revelation of the Exalted in Might, the Merciful,

Sen; dosdoğru bir yol ve din üzeresin. Dosdoğru olan bu yol ve din, hiç kimsenin kendisine üstün gelemeyeceği Azîz olan Rabbin tarafından indirilmiştir. O; iman eden kullarına karşı çok merhametlidir.

36:6Page 440

لِتُنذِرَ قَوۡمٗا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ ٦

That you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware.

Bunu sana; kendilerine daha önce onları uyaracak bir peygamber gelmemiş olan Arap bir kavmi korkutman ve uyarman için indirdik. Onlar; imandan ve tevhitten uzak idiler. İşte kendilerine gönderilen uyarı ile aralarındaki bağ kesilmiş olan her ümmetin durumu böyledir. Bu ümmetler, kendilerine (imanı ve tevhidi) hatırlatacak ve uyaracak peygamberlere ihtiyaç duyarlar.

36:7Page 440

لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ٧

Already the word [i.e., decree] has come into effect upon most of them, so they do not believe.

Şüphesiz peygamberlerinin dili ile Allah'tan gelen hak kendilerine ulaştıktan sonra bunların çoğunun üzerine Allah tarafından gelen azap kaçınılmaz olmuştur. Ona iman etmeyip küfürleri üzerinde kalmışlardır. Onlar, Allah'a da resulüne de iman etmez ve haktan getirdikleri ile de amel etmezler.

36:8Page 440

إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلٗا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ ٨

Indeed, We have put shackles on their necks, and they are to their chins, so they are with heads [kept] aloft.

Bunların misali, boyunlarına halkalar takılmış olan kimselerin misali gibidir. Onların elleri boyunları ile bir araya getirilip çenelerinin altında toplanmıştır. Bundan dolayı başlarını semaya doğru kaldırmak zorunda kalmışlardır. Başlarını aşağı doğru indiremezler. Bunlar, Allah'a imanı kabul etmezler ve O'na boyun eğmezler. Bundan dolayı başlarını indirmezler.

36:9Page 440

وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدّٗا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدّٗا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ ٩

And We have put before them a barrier and behind them a barrier and covered them, so they do not see.

Onların önlerine ve arkalarına hak ile onların arasını ayıran setler çektik ve onların gözlerini hakka karşı kapattık. Onlar; hakkı kendilerine fayda verecek şekilde göremezler. Bu durum, onların küfürlerinde ısrar etmelerinin ve inat etmelerinin ortaya çıkmasından sonra olmuştur.

36:10Page 440

وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ١٠

And it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe.

Ey Muhammed! İnatla hakka karşı çıkan bu kâfirleri korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir. Onlar, senin Allah katından getirdiklerine iman etmezler.

36:11Page 440

إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٖ وَأَجۡرٖ كَرِيمٍ ١١

You can only warn one who follows the message and fears the Most Merciful unseen. So give him good tidings of forgiveness and noble reward.

Gerçekten senin uyarmandan ancak bu Kur'an'ı doğrulayan, Kur'an'da gelen şeylere tabi olan ve kimsenin görmeyeceği yerde yalnız başına iken Rabbinden korkan kimse istifade eder. Böyle özelliklere sahip olan kimseye, Allah tarafından günahlarının silinip bağışlanması kendisini sevindiren ve ahirette kendisini bekleyen büyük bir mükâfatı haber ver. İşte bu mükâfat cennettir.

36:12Page 440

إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامٖ مُّبِينٖ ١٢

Indeed, it is We who bring the dead to life and record what they have put forth and what they left behind, and all things We have enumerated in a clear register.

Şüphesiz hesap için kıyamet günü ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların dünya hayatında iken işlemiş oldukları salih amelleri ve kötü amelleri yazarız. Aynı şekilde ölümlerinden sonra onlardan geriye kalan sadaka-i câriye gibi salih olan şeyleri yahut küfür gibi kötü amelleri de yazarız. Biz, her şeyi kesin bir şekilde apaçık bir kitapta yazmışızdır ki, o kitap Levh-i Mahfûz'dur.

36:13Page 441

وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ١٣

And present to them an example: the people of the city, when the messengers came to it -

Ey Resul! Yalanlayan ve inatçılık eden bu kimselere ibret olması için, kendilerine elçiler gelmiş olan belde halkının kıssasını anlat.

36:14Page 441

إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثٖ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ ١٤

When We sent to them two but they denied them, so We strengthened [them] with a third, and they said, "Indeed, we are messengers to you."

Kendilerini Allah'ı birlemeye ve Allah'a ibadet etmeye davet etmeleri için onlara iki elçi gönderdiğimizde o iki elçiyi yalanladılar. Bunun üzerine biz, üçüncü bir elçi daha göndererek o iki elçiyi güçlendirdik. O üç elçi belde halkına şöyle dediler: -Biz üç kişi- "Sizleri Allah'ı birlemeye ve O'nun dinine tabi olmaya davet etmek için gönderilmiş olan elçileriz."

36:15Page 441

قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ ١٥

They said, "You are not but human beings like us, and the Most Merciful has not revealed a thing. You are only telling lies."

Belde halkı gönderilen elçilere şöyle dediler: Sizler bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Rahman size bir vahiy indirmemiştir ve siz, iddianızla ancak Allah'a yalan isnatta bulunuyorsunuz.

36:16Page 441

قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ ١٦

They said, "Our Lord knows that we are messengers to you,

O üç elçi, belde halkının yalanlamasına karşılık olarak şöyle dediler: "Ey belde halkı! Rabbimiz biliyor ki bizler, size O'nun katından gönderilmiş elçileriz. Delil olarak bu bize yeter."

36:17Page 441

وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ ١٧

And we are not responsible except for clear notification."

"Bizim görevimiz, size tebliğ etmekle emrolunduğumuz şeyleri apaçık tebliğ etmektir. Biz, size hidayet etmekle sorumlu değiliz."

36:18Page 441

قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٞ ١٨

They said, "Indeed, we consider you a bad omen. If you do not desist, we will surely stone you, and there will surely touch you, from us, a painful punishment."

Belde halkı, gönderilmiş olan elçilere şöyle dediler: "Şüphesiz siz, bize uğursuz geldiniz. Eğer bizleri tevhide davet etmekten vazgeçmezseniz; sizi ölünceye kadar taşlamakla ve acıklı bir azap ile cezalandıracağız."

36:19Page 441

قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٞ مُّسۡرِفُونَ ١٩

They said, "Your omen [i.e., fate] is with yourselves. Is it1 because you were reminded? Rather, you are a transgressing people."

Elçiler onlara cevap olarak şöyle dediler: "Allah'ı inkâr etmeniz ve O'nun peygamberlerine tabi olmayı terk etmeniz sebebi ile uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size Allah'ı hatırlattığımız ve sizi O'na davet ettiğimiz için mi bizi uğursuz sayıyorsunuz? Hayır! Bilakis siz; günah işleyip isyan ederek aşırı giden bir topluluksunuz."

36:20Page 441

وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلٞ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٢٠

And there came from the farthest end of the city a man, running. He said, "O my people, follow the messengers.

Derken beldenin uzak bir yerinden bir adam; kavminin elçileri yalanlamasından, onları öldürmek ve eziyet etmekle tehdit etmesinden korkarak koşarak geldi ve şöyle dedi: "Ey Kavmim! Bu elçilerin getirdiklerine uyunuz."

36:21Page 441

ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرٗا وَهُم مُّهۡتَدُونَ ٢١

Follow those who do not ask of you [any] payment, and they are [rightly] guided.

Ey Kavmim! Size tebliğ ettikleri şey karşılığında sizden herhangi bir ücret istemeyen kimselere uyun. Onlar Allah'ın vahyinden tebliğ ettikleri şeyler hususunda hidayet üzeredirler. Kim böyle ise işte tabi olunmaya layık olan kimse odur.

36:22Page 441

وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٢٢

And why should I not worship He who created me and to whom you will be returned?

Nasihatçı olan bu adam şöyle dedi: "Ve hangi engel beni yaratan Allah'a ibadet etmekten alıkoyabilir? Ve hangi engel sizleri yaratan Allah'a ibadet etmekten alıkoyabilir? Öyle ki, yeniden dirilme ile birlikte hepiniz karşılık için sadece O'na döndürüleceksiniz."

36:23Page 441

ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرّٖ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـٔٗا وَلَا يُنقِذُونِ ٢٣

Should I take other than Him [false] deities [while], if the Most Merciful intends for me some adversity, their intercession will not avail me at all, nor can they save me?

"Ben, beni yaratan Allah'tan başka ilahlara hak etmemelerine rağmen ibadet edip, onları ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman; bana bir kötülük isabet ettirmek isterse, kendilerine ibadet olunan bu ilahlar bana bir fayda veremedikleri gibi benden bir kötülüğü de savamazlar. Eğer ben küfür üzere ölürsem Allah'ın benim hakkımda dilediği kötülükten de beni kurtaramazlar."

36:24Page 441

إِنِّيٓ إِذٗا لَّفِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ ٢٤

Indeed, I would then be in manifest error.

"Eğer ben Allah'tan gayrı kendilerine ibadet olunanları ilahlar edinirsem, apaçık bir hata içinde olurum. Öyle ki ibadeti hak etmeyenlere ibadet edip, ibadeti hak eden Allah'a ibadet etmeyi terk ederek apaçık bir sapıklık ile sapmış olurum."

36:25Page 441

إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ ٢٥

Indeed, I have believed in your Lord, so listen to me."

"Ey Kavmim! Şüphesiz ben; sizin Rabbiniz ve benim Rabbim olan Allah'a iman ettim. Beni dinleyin. Ben sizin, beni kendisiyle tehdit ettiğiniz ölümden de korkmuyorum." dedi. Kavmi onu öldürdü. Allah da onu cennetine koydu.

36:26Page 441

قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ ٢٦

It was said, "Enter Paradise."1 He said, "I wish my people could know

Şehit edilmesinden sonra kendisine ikram olarak şöyle denildi: "Cennete gir." O, cennete girip de oradaki nimetleri müşahede edince temenni içinde şöyle dedi: "Keşke beni yalanlayan ve öldüren kavmim de günahlarımın bağışlandığını ve Rabbimin bana olan ikramını bilseydi. Benim gibi İman eder ve benim ulaştığım mükâfata ulaşırdı."

36:27Page 441

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ ٢٧

Of how my Lord has forgiven me and placed me among the honored."

Şehit edilmesinden sonra kendisine ikram olarak şöyle denildi: "Cennete gir." O, cennete girip de oradaki nimetleri müşahede edince temenni ederek şöyle dedi: "Keşke beni yalanlayan ve öldüren kavmim de günahlarımın bağışlandığını ve Rabbimin bana olan ikramını bilseydi. Benim gibi iman eder ve benim ulaştığım mükâfata ulaşırdı."

36:28Page 442

۞ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ ٢٨

And We did not send down upon his people after him any soldiers from the heaven, nor would We have done so.

Kendisini yalanlayan ve öldüren kavmini helak etmek için üzerlerine gökten bir melek ordusu indirmedik. Bir kavmi helak ettiğimizde her zaman onların üzerine melek indirmeyiz. Onları başka yollarla helak etmemiz melek indirmekten bizim için daha kolaydır. Onların helakını azap meleklerini üzerlerine indirerek değil, gökten korkunç bir ses ile olmasını takdir ettik.

36:29Page 442

إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةٗ وَٰحِدَةٗ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ ٢٩

It was not but one shout,1 and immediately they were extinguished.

Onun kavminin helak edilme kıssası ise sadece onlara gönderdiğimiz korkunç bir sesten ibarettir. Sonra onlar yanıp sönen ateşten geride bir iz kalmadığı gibi kendilerinden de geriye herhangi bir iz kalmamıştır.

36:30Page 442

يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٣٠

How regretful for the servants. There did not come to them any messenger except that they used to ridicule him.

Kıyamet günü, azabı gördüklerinde hüsrana uğrayan ve yalanlayan kulların pişmanlıklarına yazıklar olsun. Şüphesiz onlar, dünyadayken Allah tarafından kendilerine gönderilen her peygamberi küçümser ve onunla alay ederlerdi. Onların kıyamet günündeki akıbeti, Allah'ın emirlerine karşı gelmelerinden dolayı pişmanlıktır.

36:31Page 442

أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ ٣١

Have they not considered how many generations We destroyed before them - that they to them1 will not return?

Resullerle alay edip yalanlayanlar, kendilerinden önce helak ettiğimiz ümmetleri görüp ibret almadılar mı? Kesinlikle onların hepsi öldüler ve dünyaya bir daha asla dönmeyecekler. Bilakis daha önce yaptıkları ameller ile karşılaşacaklar ve Yüce Allah, bu yaptıklarının karşılığını onlara verecektir.

36:32Page 442

وَإِن كُلّٞ لَّمَّا جَمِيعٞ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ٣٢

And indeed, all of them will yet be brought present before Us.

Kıyamet günü, istisnasız bütün ümmetler yeniden diriltildikten sonra yaptıkları amellerin karşılığını almaları için huzurumuza çıkarılacaklardır.

36:33Page 442

وَءَايَةٞ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبّٗا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ ٣٣

And a sign for them is the dead earth. We have brought it to life and brought forth from it grain, and from it they eat.

Gökyüzünden üzerine yağmur indirdiğimiz, bununla çeşit çeşit bitkiyi ve insanların yemesi için farklı farklı daneleri çıkardığımız bu kurak verimsiz toprak, ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr edenler için bir delildir. Yağmur yağdırıp bitkiyi çıkararak bu yeryüzüne hayat veren, ölüleri tekrar diriltip hayat vermeye kadirdir.

36:34Page 442

وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتٖ مِّن نَّخِيلٖ وَأَعۡنَٰبٖ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ ٣٤

And We placed therein gardens of palm trees and grapevines and caused to burst forth therefrom some springs -

Üzerine yağmur yağdırdığımız yerden nice hurma ve üzüm bahçeleri çıkardık. Bunları sulayan pınarlar fışkırttık.

36:35Page 442

لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ٣٥

That they may eat of His fruit.1 And their hands have not produced it,2 so will they not be grateful?

İnsanlar, Allah'ın kendilerine nimet olarak vermiş olduğu ve hiçbir çaba sarf etmedikleri bahçelerin ürünlerinden yesinler diye. Hâlâ bu nimetlerinden dolayı yalnızca Allah'a ibadet edip resullerine iman ederek şükretmeyecekler mi?

36:36Page 442

سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ ٣٦

Exalted is He who created all pairs1 - from what the earth grows and from themselves and from that which they do not know.

Yüce Allah, yarattığı çeşitli bitkiler ve ağaçlardan, erkek ve kadın olarak yarattığı insanlardan, kara, deniz ve bu ikisinin dışında insanların bilmediği mahlukatından münezzehtir.

36:37Page 442

وَءَايَةٞ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ ٣٧

And a sign for them is the night. We remove1 from it the [light of] day, so they are [left] in darkness.

Gündüzün gitmesi ve gecenin gelmesi ile gündüzü çekip alıp aydınlığı gidermemiz, insanlar için Yüce Allah'ın birliğinin delilidir. Gündüzün gitmesi ile karanlığı getiririz de insanlar karanlık içinde kalırlar.

36:38Page 442

وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرّٖ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ٣٨

And the sun runs [on course] toward its stopping point. That is the determination of the Exalted in Might, the Knowing.

Yüce Allah'ın ilmi dahilinde olup takdirinin dışına çıkmadan yörüngesinde akıp giden bu Güneş, onlar için Allah'ın birliğinin delilidir. İşte bu takdir, kimsenin kendisine galip gelemediği Azîz ve yarattıklarının işlerinden hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı Alîm olan Allah'ın takdiridir.

36:39Page 442

وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ ٣٩

And the moon - We have determined for it phases, until it returns [appearing] like the old date stalk.

Küçük olarak başlayıp sonra büyüyen sonra da tekrar küçülüp incelik, eğrilik, sararma, eskime ve gözden kaybolma bakımından hurma salkımı gibi (hilal) olan her gece yörüngesini belirlediğimiz bu Ay, onlar için Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın birliğine delalet eden bir delildir.

36:40Page 442

لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلّٞ فِي فَلَكٖ يَسۡبَحُونَ ٤٠

It is not allowable [i.e., possible] for the sun to reach the moon, nor does the night overtake the day, but each, in an orbit, is swimming.

Güneş, Ay, gece ve gündüz Allah'ın dilemesi ile takdir edilmiş delillerdir. Takdir edildikleri şeyi aşıp geçemezler. Ne Güneş, Ay'ın yörüngesini değiştirmek ya da aydınlığını gidermek için Ay'a yetişebilir. Ne de gece, vakti dolmadan önce girip gündüzü geçebilir. Bütün ilahi emre boyun eğen bu mahlukat, bunların dışındaki diğer gezegen ve galaksilerin hepsinin Allah'ın takdiri ve muhafazası altında kendilerine has yörüngeleri vardır.

36:41Page 443

وَءَايَةٞ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ ٤١

And a sign for them is that We carried their forefathers1 in a laden ship.

Yüce Allah'ın birliğine delalet eden ve kullarına olan nimetinin bir delili de Nuh zamanında Âdem'in zürriyetinden tufandan kurtulanları Allah'ın mahlukatı ile dolu olan gemide taşımamızdır. Şüphesiz Yüce Allah, onlardan her cinsten bir çift taşımıştır.

36:42Page 443

وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ ٤٢

And We created for them from the likes of it that which they ride.

Yüce Allah'ın birliğine delalet eden ve kullarına olan nimetinin bir delili olarak Nuh'un gemisi gibi binekleri yarattık.

36:43Page 443

وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ ٤٣

And if We should will, We could drown them; then no one responding to a cry would there be for them, nor would they be saved

Eğer biz onları boğmak isteseydik, onları suda boğardık. Şayet onların boğulmasını dileseydik, onlara hiçbir yardımcı yardım edemezdi. Eğer onlar emrimiz ve hükmümüzle boğulsalardı, hiçbir kurtarıcı da onları kurtaramazdı.

36:44Page 443

إِلَّا رَحۡمَةٗ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٖ ٤٤

Except as a mercy from Us and provision for a time.

Ancak onları boğulmaktan kurtararak rahmet etmemiz ve aşamayacakları belirli bir zamana kadar istifade etmeleri için hayatta bırakmamız bundan müstesnadır. Umulur ki, bundan ibret alıp iman ederler.

36:45Page 443

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ٤٥

But when it is said to them, "Beware of what is before you and what is behind you;1 perhaps you will receive mercy..."2

İman etmekten yüz çeviren bu müşriklere: "Kendisine doğru ilerlediğiniz ahiretten ve geride bıraktığınız dünyadan ve onun zorluklarından sakının. Umulur ki, Yüce Allah rahmeti ile lütufta bulunur denildiğinde, buna riayet etmezler. Bilakis bundan hiç umursamadan yüz çevirirler.

36:46Page 443

وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةٖ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ ٤٦

And no sign comes to them from the signs of their Lord except that they are from it turning away.

Bu inatçı müşriklere, Allah'ın birliğine ve ibadetin yalnızca O'na layık olduğunu gösteren ayetler her geldiğinde, onlardan ibret almadan mutlaka yüz çevirirlerdi.

36:47Page 443

وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ ٤٧

And when it is said to them, "Spend from that which Allāh has provided for you," those who disbelieve say to those who believe, "Should we feed one whom, if Allāh had willed, He would have fed? You are not but in clear error."

Bu inatçı kâfirlere; "Allah'ın size rızık olarak verdiği mallardan fakirlere ve miskinlere yardım edin." denildiği zaman; büyüklük taslayanlar iman edenlere: "Allah'ın dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi acaba biz mi doyuracağız? Biz O'nun dilemesine muhalefet etmiyoruz. Ey Müminler! Siz ancak apaçık bir hatanın içinde ve haktan uzaksınız." derler.

36:48Page 443

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٤٨

And they say, "When is this promise, if you should be truthful?"

Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr edenler ve yalanlayıp onun imkânsız olduğunu düşünenler; "Ey Müminler! Bu iddianızda sadıksanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir?" derler.

36:49Page 443

مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةٗ وَٰحِدَةٗ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ ٤٩

They do not await except one blast1 which will seize them while they are disputing.

Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden ve onun imkânsız olduğunu düşünenler, Sur'a ilk olarak üfürülmesinden başkasını beklemiyorlar. Bu korkunç ses onları alışveriş, tarla sulama ve hayvanları otlatma gibi dünya meşgaleleriyle uğraştıkları zaman ansızın yakalayacaktır.

36:50Page 443

فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةٗ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ ٥٠

And they will not be able [to give] any instruction, nor to their people can they return.

Bu korkunç ses, onları ansızın yakaladığı zaman birbirlerine herhangi bir vasiyette bulunmaya, evlerine ve ailelerine dönmeye güç yetiremezler. Bilakis onlar, bu meşgaleleri ile uğraşırken öleceklerdir.

36:51Page 443

وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ ٥١

And the Horn will be blown;1 and at once from the graves to their Lord they will hasten.

Yeniden dirilmeleri için Sur'a ikinci defa üfürüldüğünde, bütün hepsi hesap ve karşılıklarını görmeleri için kabirlerinden çıkarak Rablerinin huzuruna doğru süratle giderler.

36:52Page 443

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٥٢

They will say, "O woe to us! Who has raised us up from our sleeping place?" [The reply will be], "This is what the Most Merciful had promised, and the messengers told the truth."

Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden bu kâfirler buna pişman olarak: "Eyvah bize! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı?" derler. Bu sorularına şöyle cevap alırlar: "İşte bu muhakkak gerçekleşecek olan Allah'ın size vaadidir. Rasûller de Rablerinden tebliğ ettiklerinde doğru söylemiştir."

36:53Page 443

إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةٗ وَٰحِدَةٗ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعٞ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ ٥٣

It will not be but one blast, and at once they are all brought present before Us.

Kabirlerden yeniden dirilmek, Sur'a ikinci kez üfürülmesinin neticesinde gerçekleşir. Bunun akabinde kıyamet günü, bütün yaratılmışlar hesapları görülmesi için huzurumuzda hazır bulunacaklardır.

36:54Page 443

فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسٞ شَيۡـٔٗا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ٥٤

So today [i.e., the Day of Judgement] no soul will be wronged at all, and you will not be recompensed except for what you used to do.

O gün adaletle hükmedilir. -Ey Kullar!- İşlemiş olduğunuz günahlar artırılarak ya da salih amelleriniz azaltılarak size zulmedilmez. Sadece dünyada yapmış olduğunuzun karşılığını tastamam alırsınız.

36:55Page 444

إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلٖ فَٰكِهُونَ ٥٥

Indeed the companions of Paradise, that Day, will be amused in [joyful] occupation -

Şüphesiz kıyamet gününde cennet ehli gördükleri daimî nimetler ve büyük başarıyı elde etmelerinden dolayı başkalarını düşünmezler. Orada mutluluk içinde hoşça vakit geçirirler.

36:56Page 444

هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ ٥٦

They and their spouses - in shade, reclining on adorned couches.

Cennet ehli ve eşleri cennetin geniş gölgesinde bol nimetler içerisinde yaşarlar.

36:57Page 444

لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةٞ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ ٥٧

For them therein is fruit, and for them is whatever they request [or wish]

Onlar için bu cennette üzüm, incir ve nar gibi çok güzel meyve çeşitleri vardır. Canlarının istediği bütün zevkler, lezzetler ve her türlü nimetler onlar için mevcuttur.

36:58Page 444

سَلَٰمٞ قَوۡلٗا مِّن رَّبّٖ رَّحِيمٖ ٥٨

[And] "Peace," a word from a Merciful Lord.

Cennettekiler için her türlü nimetlerin üzerine, Rahim olan Rab’den sözlü bir selam vardır. Rableri onlara selam verdiği zaman, onlar selamete bütün yönlerden kavuşmuş olurlar ve aynı zamanda kendisinden daha üstünü olmayan selamlama da onlar için hasıl olmuştur.

36:59Page 444

وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٥٩

[Then He will say], "But stand apart today, you criminals.1

Kıyamet gününde müşriklere: "Müminlerden ayrılın!" denilir. "Sizin özelliklerinizle onların özellikleri ve sizin karşılığınız ile onların karşılığı birbirinden farklı olduğu için sizin (Müminlerin) onlarla beraber kalmanız uygun olmaz." denilir.

36:60Page 444

۞ أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٞ ٦٠

Did I not enjoin upon you, O children of Adam, that you not worship Satan - [for] indeed, he is to you a clear enemy -

Ey âdemoğulları! Çeşitli küfür ve günahlar işleyerek şeytana itaat etmeyin diye resullerimin dili ile vasiyet edip emretmedim mi? Şüphesiz şeytan size husumeti apaçık olan bir düşmandır. Akıllı olan bir kimse kendisine karşı düşmanlığı apaçık görünen böylesi bir düşmana nasıl itaat eder!

36:61Page 444

وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطٞ مُّسۡتَقِيمٞ ٦١

And that you worship [only] Me? This is a straight path.

Ey Âdemoğulları! Size, yalnız bana ibadet etmenizi ve bana hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emrettim. Yalnız bana ibadet edip ve itaat etmeniz; rızama ve Cennet'e girmenize ulaştıran dosdoğru yoldur. Fakat siz, size vasiyet ettiğime ve yapmanızı emrettiğime itaat etmediniz.

36:62Page 444

وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلّٗا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ ٦٢

And he had already led astray from among you much of creation, so did you not use reason?

Kesinlikle şeytan, sizden birçok topluluğu saptırmıştı. Rabbinize itaat etmeyi, sadece Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya ibadet etmeyi, size düşman olan ve düşmanlığı da apaçık olan şeytana itaat etmekten sakınmanızı emreden aklınız yok muydu?

36:63Page 444

هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ ٦٣

This is the Hellfire which you were promised.

İşte size dünyada küfür üzerinde yaşarken vadedilen ve göremediğiniz cehennem budur. Ancak bugün, onu gözlerinizle ayan beyan görüyorsunuz.

36:64Page 444

ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ٦٤

[Enter to] burn therein today for what you used to deny."1

Dünya hayatında Allah'a olan küfrünüz sebebiyle bugün oraya girin ve sıcaklığının acısını çekin.

36:65Page 444

ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ٦٥

That Day, We will seal over their mouths, and their hands will speak to Us, and their feet will testify about what they used to earn.

O gün, onların ağızlarını mühürleriz. Üzerinde bulundukları küfür ve işlemiş oldukları günahları konuşup inkâr edemeyen dilsiz gibi olurlar. Bizimle elleri dünyada yaptıklarını konuşacak ve ayakları da işlemiş oldukları ve gittikleri günahlara şahitlik edecektir.

36:66Page 444

وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ ٦٦

And if We willed, We could have obliterated their eyes, and they would race to [find] the path, and how could they see?1

Eğer onların gözlerini kör etmeyi dileseydik, kör ederdik ve hiç görmezlerdi. Sonra, Sırat köprüsünden cennete doğru geçmek için birbirleriyle yarışırlardı. Fakat gözleri kör olduktan sonra onu geçmeleri artık çok uzak bir ihtimal olurdu.

36:67Page 444

وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيّٗا وَلَا يَرۡجِعُونَ ٦٧

And if We willed, We could have deformed them, [paralyzing them] in their places so they would not be able to proceed, nor could they return.1

Eğer onların yaratılışını ve ayakları üzerine oturmalarını dileseydik, bunu yapardık. Oldukları yerden bir yere kımıldamaya güç yetiremezlerdi. Ne ileri, ne de geri gidebilirlerdi.

36:68Page 444

وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ ٦٨

And he to whom We grant long life We reverse in creation;1 so will they not understand?

İnsanlardan kime uzun ömür verirsek, onu sonra ömrünün zayıflık merhalesine geri döndürürüz. Bu gerçeklere rağmen, dünya yurdunun bir bekâ ve ebedilik yurdu olmadığını, ebedilik yurdunun ahiret diyarı olduğunu hâlâ akledip idrak etmeyecekler mi?

36:69Page 444

وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٞ وَقُرۡءَانٞ مُّبِينٞ ٦٩

And We did not give him [i.e., Prophet Muḥammad (ﷺ)] knowledge of poetry, nor is it befitting for him. It is not but a message and a clear Qur’ān

Biz, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şiiri öğretmedik ve bu ona yakışmaz da. Onun şair olduğundaki iddianız doğru değildir. Çünkü ne onun mizacı, ne de yaratılışı bunu kabul eder. Bizim ona öğrettiğimiz, düşünenler için apaçık Kur'an ve öğütten başka bir şey değildir.

36:70Page 444

لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّٗا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ٧٠

To warn whoever is alive1 and justify the word [i.e., decree] against the disbelievers.

(Kur'an) Kalbi diri olan ve basireti ile aydınlanan kimse için bir uyarıcıdır. Bundan ancak onlar istifade ederler. (Bu Kur'an) Üzerlerine indirilmesi ile hüccetin ikame edildiği ve kendilerine davetinin ulaştığı kâfirlere ise azabın hak olması için indirilmiştir ki, onların mazeret olarak sunacakları bir özrü bulunmasın.

36:71Page 445

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمٗا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ ٧١

Do they not see that We have created for them from what Our hands1 have made, grazing livestock, and [then] they are their owners?

Onlar için yarattığımız hayvanları görmüyorlar mı? Onlar bu hayvanlara sahiplerdir. Maslahatları doğrultusunda onlar üzerinde tasarrufta bulunmaktadırlar.

36:72Page 445

وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ ٧٢

And We have tamed them for them, so some of them they ride, and some of them they eat.

O hayvanları, onların hizmetine sunup kendilerine boyun eğdirdik. Bazılarının sırtlarına binip yüklerini sırtlarında taşırlar ve bazılarının da etlerinden yerler.

36:73Page 445

وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ٧٣

And for them therein are [other] benefits and drinks, so will they not be grateful?

O hayvanlarda birçok faydalar vardır. Üzerine binmek, etlerinden yemek, yünlerinden yararlanmak ve (satarak) kıymetini almak gibi nice faydalar vardır. Onlardan elbiseler ve halılar yapılır ve sütlerinden içerek faydalanırlar. Onlara bu nimetleri ve başkalarını da veren Yüce Allah'a hâlâ şükretmiyorlar mı?

36:74Page 445

وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةٗ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ ٧٤

But they have taken besides Allāh [false] deities that perhaps they would be helped.

Belki kendilerine yardım eder ve onları Allah'ın azabından kurtarırlar diye müşrikler ibadet etmek için Allah'tan başka ilahlar edindiler.

36:75Page 445

لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندٞ مُّحۡضَرُونَ ٧٥

They are not able to help them, and they [themselves] are for them soldiers in attendance.1

İlah olarak edindikleri o putlar, kendi nefislerine yardım etmeye güçleri olmadığı gibi; Allah'tan başka kendilerine ibadet edenlere de yardım edemezler. Müşrikler ve putları hepsi birlikte cehennemin azabında bulunurlar ve her birisi diğerinden uzaklaşacaktır.

36:76Page 445

فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ ٧٦

So let not their speech grieve you. Indeed, We know what they conceal and what they declare.

Ey Resul! Onların, şüphesiz sen resul değilsin, sen bir şairsin veya benzeri yalan ve iftiraları sakın seni üzmesin. Muhakkak biz, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da biliyoruz. Bu hususta onların hallerinden hiçbir şey bize gizli kalmaz. Bu yaptıklarının karşılığını onlara vereceğiz.

36:77Page 445

أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةٖ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٞ مُّبِينٞ ٧٧

Does man not consider that We created him from a [mere] sperm-drop - then at once1 he is a clear adversary?

Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr eden insan, onu bir meni damlasından yarattığımızı düşünmez mi? Sonra bütün evreleri geçerek doğmuş ve yetişip büyümüştür. Sonra da çokça tartışan, düşmanlık yapan olmuştur. Bunların hepsinin, yeniden dirilişin olacağına delalet ettiğini görmedi mi?

36:78Page 445

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلٗا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمٞ ٧٨

And he presents for Us an example1 and forgets his [own] creation. He says, "Who will give life to bones while they are disintegrated?"

Bu gafil kâfir, cahillik ederek çürümüş kemikleri yeniden dirilişin imkansız olduğuna delil getirerek: "Kim bunları eski haline döndürecek?" diyor. Yoktan var edilmesini unutmuştur.

36:79Page 445

قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٖۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ ٧٩

Say, "He will give them life who produced them the first time; and He is, of all creation, Knowing."

Ey Muhammed! Ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr edene şöyle cevap ver: "Bu çürümüş kemikleri ilk yaratan diriltir. Kim bunları ilk defa yarattıysa onlara tekrar hayat vermekten aciz değildir. O -Subhanehu ve Teâlâ- bütün yarattıklarını bilir. Bu hususta hiçbir şey O'na gizli kalamaz."

36:80Page 445

ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارٗا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ ٨٠

[It is] He who made for you from the green tree, fire, and then from it you ignite.

Ey insanlar! Sizin için yeşil, taze ağaçtan ateş çıkaran O'dur. İşte siz ondan yakıp duruyorsunuz. İki zıddı bir araya getiren -yeşil ağacın ıslaklığını ve ondan tutuşturulan ateşi- kim ise, ölüleri diriltmeye de kadirdir.

36:81Page 445

أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ٨١

Is not He who created the heavens and the earth Able to create the likes of them? Yes, [it is so]; and He is the Knowing Creator.

Hacimlerinin büyüklüğüne rağmen gökleri ve yeri yaratan, öldükten sonra ölüleri tekrar yaratmaya gücü yetmez mi? Elbette O'nun buna gücü yeter. Çünkü O, her şeyi yaratan ve bilen yaratıcıdır. Bu hususta hiçbir şey O'na gizli kalmaz.

36:82Page 445

إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٨٢

His command is only when He intends a thing that He says to it, "Be," and it is.

Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, bir şeyi meydana getirmeyi dilediği zaman, O'nun emri ona yalnızca: "Ol!" demesidir, o husus dilediği gibi oluverir. Hayat verme, öldürme, yeniden diriltme ve bunun dışındaki hususlarda istediği şekilde oluverir.

36:83Page 445

فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءٖ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ٨٣

So exalted is He in whose hand is the realm of all things, and to Him you will be returned.

Yüce Allah, müşriklerin kendisine nispet ettiği acizlikten münezzehtir. Her şeyin mülkü O'nundur ve dilediği şekilde mülkünde tasarrufta bulunur. Her şeyin anahtarı O'nun elindedir. Ahirette siz yalnız O'na döndürüleceksiniz ve sizin yapmış olduğunuz amellerinizin karşılığını verecektir.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском