Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish
An-Nisa 4:56–117
4:56Page 87
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا سَوۡفَ نُصۡلِيهِمۡ نَارٗا كُلَّمَا نَضِجَتۡ جُلُودُهُم بَدَّلۡنَٰهُمۡ جُلُودًا غَيۡرَهَا لِيَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمٗا ٥٦
Indeed, those who disbelieve in Our verses - We will drive them into a fire. Every time their skins are roasted through, We will replace them with other skins so they may taste the punishment. Indeed, Allāh is ever Exalted in Might and Wise.
Ayetlerimizi inkâr edenleri, kıyamet günü çepeçevre saran cehennem ateşine sokacağız. Üzerlerine azap devam etsin diye de her derileri yandığında derilerini yenileriyle değiştireceğiz. Şüphesiz Allah güçlüdür, hiç bir şey O'na galip gelemez. İşleri çekip çevirmesinde ve takdirinde hikmet sahibidir.
4:57Page 87
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَنُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ لَّهُمۡ فِيهَآ أَزۡوَٰجٞ مُّطَهَّرَةٞۖ وَنُدۡخِلُهُمۡ ظِلّٗا ظَلِيلًا ٥٧
But those who believe and do righteous deeds - We will admit them to gardens beneath which rivers flow, wherein they abide forever. For them therein are purified spouses, and We will admit them to deepening shade.
Allah’a iman edip, resulüne tabi olan ve emirleri yerine getirenleri kıyamet günü saraylarının altından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalacakları cennetlere sokacağız. Onlar için bu cennetlerde bütün pisliklerden arınmış tertemiz eşler vardır. Aynı zamanda onları, soğuğu ve sıcağı olmayan, uzun, sık gölgeliklere yerleştireceğiz.
4:58Page 87
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تُؤَدُّواْ ٱلۡأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهۡلِهَا وَإِذَا حَكَمۡتُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحۡكُمُواْ بِٱلۡعَدۡلِۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرٗا ٥٨
Indeed, Allāh commands you to render trusts to whom they are due and when you judge between people to judge with justice. Excellent is that which Allāh instructs you. Indeed, Allāh is ever Hearing and Seeing.
Allah sizlere emanet edilen her şeyi sahiplerine ulaştırmanızı ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletli olmanızı, taraf tutmamanızı ve verdiğiniz hükümde haksızlık etmemenizi emrediyor. Şüphesiz Allah size her koşulda ne güzel şeyler hatırlatıyor ve yol gösteriyor. Şüphesiz Allah sözlerinizi işiten, yaptıklarınızı görendir.
4:59Page 87
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنكُمۡۖ فَإِن تَنَٰزَعۡتُمۡ فِي شَيۡءٖ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرٞ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلًا ٥٩
O you who have believed, obey Allāh and obey the Messenger and those in authority among you. And if you disagree over anything, refer it to Allāh and the Messenger, if you should believe in Allāh and the Last Day. That is the best [way] and best in result.
Ey Allah'a iman eden ve resulüne tabi olanlar! Emrettiklerini yerine getirerek ve yasakladıklarından sakınarak Allah'a itaat edin ve resulüne itaat edin. Size günahı emretmedikleri sürece sizden olan yöneticilerinize de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir konuda ayrılığa düştüğünüz zaman, o konuda Allah'ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine dönün. Sizin, Kur'an ve sünnete dönmeniz, ayrılığa düştüğünüz konuyu sürdürmenizden ve görüşlere dayalı söz söylemenizden daha hayırlı ve sonuç olarak da daha güzeldir.
4:60Page 88
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزۡعُمُونَ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓاْ إِلَى ٱلطَّٰغُوتِ وَقَدۡ أُمِرُوٓاْ أَن يَكۡفُرُواْ بِهِۦۖ وَيُرِيدُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَن يُضِلَّهُمۡ ضَلَٰلَۢا بَعِيدٗا ٦٠
Have you not seen those who claim to have believed in what was revealed to you, [O Muḥammad], and what was revealed before you? They wish to refer legislation to ṭāghūt,1 while they were commanded to reject it; and Satan wishes to lead them far astray.
Ey Peygamber! Münafıkların, sana ve senden önceki peygamberlere indirilenlere dair çelişkilerini görmüyor musun? Onlar aralarındaki anlaşmazlıklarda, Allah’ın dini dışında insanların koyduğu hükümlerle hükmedilmesini istiyorlar. Oysa onlar bunu inkâr etmekle emrolunmuşlardı. Doğrusu şeytan onları doğru yolu asla bulamayacakları şekilde haktan çok çok uzaklaştırmak istiyor.
4:61Page 88
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡاْ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيۡتَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودٗا ٦١
And when it is said to them, "Come to what Allāh has revealed and to the Messenger," you see the hypocrites turning away from you in aversion.
Ey Peygamber! O münafıklara: "Aranızdaki anlaşmazlıklarda hükmetmesi için Allah'ın kitabında indirdiği hükme ve resulünün hükmüne gelin!" denilse, başkasının hüküm vermesi için onların senden büsbütün olarak yüz çevirdiklerini görürsün.
4:62Page 88
فَكَيۡفَ إِذَآ أَصَٰبَتۡهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنۡ أَرَدۡنَآ إِلَّآ إِحۡسَٰنٗا وَتَوۡفِيقًا ٦٢
So how [will it be] when disaster strikes them because of what their hands have put forth and then they come to you swearing by Allāh, "We intended nothing but good conduct and accommodation."
Ey Peygamber! O münafıklar, işledikleri günahlar sebebiyle başlarına musibetler geldiğinde, sana gelerek, özür dileyip, Allah’a yemin ederek: “Bizler, aramızda senin yerine başkasının hüküm vermesini isteyerek birbiriyle anlaşamayan bu iki kişinin arasını bulmak ve iyilik etmekten başka bir şey kastetmedik” dediklerinde halleri nasıl olur? Onlar bu söylediklerinde yalancıdırlar. Şüphesiz iyilik, kulları üzerinde Allah'ın şeriatıyla hükmetmektir.
4:63Page 88
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُ ٱللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَعِظۡهُمۡ وَقُل لَّهُمۡ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَوۡلَۢا بَلِيغٗا ٦٣
Those are the ones of whom Allāh knows what is in their hearts, so turn away from them1 but admonish them and speak to them a far-reaching [i.e., effective] word.
Allah, onların kalplerinde gizledikleri ikiyüzlülüğü ve adi maksatlarını bilir. Ey Peygamber! Onları bırak ve onlardan yüz çevir. Özendirerek ve korkutarak onlara Allah'ın hükmünü açıkla. Onlara nefislerinde yer edecek çok etkileyici büyük sözler söyle.
4:64Page 88
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ إِذ ظَّلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ جَآءُوكَ فَٱسۡتَغۡفَرُواْ ٱللَّهَ وَٱسۡتَغۡفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُواْ ٱللَّهَ تَوَّابٗا رَّحِيمٗا ٦٤
And We did not send any messenger except to be obeyed by permission of Allāh. And if, when they wronged themselves, they had come to you, [O Muḥammad], and asked forgiveness of Allāh and the Messenger had asked forgiveness for them, they would have found Allāh Accepting of Repentance and Merciful.
Şüphesiz her bir peygamberi sadece, Allah'ın dilemesi ve takdirine göre emrettikleri konularda, kendilerine itaat edilmesi gayesiyle gönderdik. Ey Peygamber! Şayet onlar daha sen hayattayken işledikleri günah sebebiyle kendilerine zulmettiklerinde, günahlarını kabullenip, pişmanlık içinde tövbe ederek sana gelseler ve Allah'tan affedilmeyi dileselerdi, sen de onların bağışlanmalarını talep etseydin, muhakkak ki Allah’ı kendilerine karşı bağışlayıcı ve merhametli olarak bulurlardı.
4:65Page 88
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيۡنَهُمۡ ثُمَّ لَا يَجِدُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ حَرَجٗا مِّمَّا قَضَيۡتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسۡلِيمٗا ٦٥
But no, by your Lord, they will not [truly] believe until they make you, [O Muḥammad], judge concerning that over which they dispute among themselves and then find within themselves no discomfort from what you have judged and submit in [full, willing] submission.
Durum hiç de bu münafıkların iddia ettiği gibi değildir. Allah -Azze ve Celle-, onların aralarında meydana gelen bütün anlaşmazlıklarda, hayattayken peygamberin kendisine, ölümünün ardından ise şeriatının hükmüne başvurmadan tasdik etmiş olmayacaklarını belirterek zatı adına yemin ediyor. Sonra da kalplerinde hiçbir sıkıntı ve şüphe duymadan peygamberin hükmüne razı olurlar. Bu hükme kalben ve bedenen boyun eğerek tam bir teslimiyetle teslim olurlar.
4:66Page 89
وَلَوۡ أَنَّا كَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ أَنِ ٱقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ أَوِ ٱخۡرُجُواْ مِن دِيَٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٞ مِّنۡهُمۡۖ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ فَعَلُواْ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۡ وَأَشَدَّ تَثۡبِيتٗا ٦٦
And if We had decreed upon them, "Kill yourselves" or "Leave your homes," they would not have done it, except for a few of them. But if they had done what they were instructed, it would have been better for them and a firmer position [for them in faith].
Onlara, birbirlerini öldürmeyi veya ülkelerinden çıkıp gitmelerini farz kılmış olsaydık, onlardan pek az kimse dışında çoğu bu emrimizi yerine getirmezdi. Allah’a hamt etsinler ki, Allah onları meşakkatli şeylerle mükellef kılmadı. Şayet onlar kendilerine söylenen Allah'a itaat olan emirleri yapmış olsalardı, muhalefet etmelerinden daha hayırlı, imanları için de çok daha sağlam olurdu. Biz de onlara kendi katımızdan çok büyük sevap verir ve onları Allah’a ve cennetine ulaştıran yola ulaştırırdık.
4:67Page 89
وَإِذٗا لَّأٓتَيۡنَٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٦٧
And then We would have given them from Us a great reward.
Onlara, birbirlerini öldürmeyi veya ülkelerinden çıkıp gitmelerini farz kılmış olsaydık onlardan pek az kimse dışında çoğu bu emrimizi yerine getirmezdi. Allah’a hamt etsinler ki, Allah onları meşakkatli şeylerle mükellef kılmadı. Şayet onlar kendilerine söylenen Allah'a itaat olan emirleri yapmış olsalardı, muhalefet etmelerinden daha hayırlı, imanları için de çok daha sağlam olurdu. Biz de onlara kendi katımızdan çok büyük sevap verir ve onları Allah’a ve cennetine ulaştıran yola ulaştırırdık.
4:68Page 89
وَلَهَدَيۡنَٰهُمۡ صِرَٰطٗا مُّسۡتَقِيمٗا ٦٨
And We would have guided them to a straight path.
Onlara birbirlerini öldürmeyi veya ülkelerinden çıkıp gitmelerini farz kılmış olsaydık onlardan pek az kimse dışında çoğu bu emrimizi yerine getirmezdi. Allah’a hamt etsinler ki, Allah onları meşakkatli şeylerle mükellef kılmadı. Şayet onlar kendilerine söylenen Allah'a itaat olan emirleri yapmış olsalardı, muhalefet etmelerinden daha hayırlı, imanları için de çok daha sağlam olurdu. Biz de onlara kendi katımızdan çok büyük sevap verir ve onları Allah’a ve cennetine ulaştıran yola ulaştırırdık.
4:69Page 89
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَۚ وَحَسُنَ أُوْلَٰٓئِكَ رَفِيقٗا ٦٩
And whoever obeys Allāh and the Messenger - those will be with the ones upon whom Allāh has bestowed favor of the prophets, the steadfast affirmers of truth, the martyrs and the righteous. And excellent are those as companions.
Her kim Allah’a ve resulüne itaat ederse o, Allah’ın cennete sokarak nimetlendirdiği peygamberler, peygamberlerin getirdiği dine imanları tam olan ve öylece amel eden sıddıklar, Allah yolunda şehit olanlar, görünüşleri ve kalpleri salih olduğu için amelleri de salih olan salih kimselerle beraber olur. Bu kimseler cennette ne güzel yoldaştırlar.
4:70Page 89
ذَٰلِكَ ٱلۡفَضۡلُ مِنَ ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمٗا ٧٠
That is the bounty from Allāh, and sufficient is Allāh as Knower.
Bu zikredilen sevap, Allah’ın kullarına bir ikramı ve lütfudur. Onların bu hallerini bilen olarak Allah yeter ve herkese, amellerine göre karşılığını verecektir.
4:71Page 89
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ خُذُواْ حِذۡرَكُمۡ فَٱنفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُواْ جَمِيعٗا ٧١
O you who have believed, take your precaution and [either] go forth in companies or go forth all together.
Ey Allah’a iman eden ve resulüne tabi olanlar! Düşmanlarınızla savaşta size yardımcı olacak sebepleri (araç-gereç ve diğerleri) edinerek tedbirinizi alın. Onların karşısına bölük bölük ya da toplu olarak çıkın. Bunlardan hangisi sizin maslahatınıza uygun ve düşmanlarınızı yenmenizi sağlayacaksa onu yapın.
4:72Page 89
وَإِنَّ مِنكُمۡ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنۡ أَصَٰبَتۡكُم مُّصِيبَةٞ قَالَ قَدۡ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيَّ إِذۡ لَمۡ أَكُن مَّعَهُمۡ شَهِيدٗا ٧٢
And indeed, there is among you he who lingers behind; and if disaster strikes you, he says, "Allāh has favored me in that I was not present with them."
Ey Müslümanlar! Elbette aranızdaki bazı topluluklar korkaklıklarından ötürü düşmanlarınızla savaşmak için yola çıkmada geri kalmaktadır. Ayrıca başkalarını da geride bırakırlar. Onlar münafıklar ve zayıf imanlı kimselerdir. Şayet size bir ölüm veya hezimet gelip çatsa, onlardan biri kendisinin selamette olmasına sevinerek şöyle der: "Allah bana lütfetti de savaşta onlarla beraber bulunmadım ve onların başına gelen musibet benim başıma gelmedi."
4:73Page 89
وَلَئِنۡ أَصَٰبَكُمۡ فَضۡلٞ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمۡ تَكُنۢ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُۥ مَوَدَّةٞ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ مَعَهُمۡ فَأَفُوزَ فَوۡزًا عَظِيمٗا ٧٣
But if bounty comes to you from Allāh, he will surely say, as if [i.e., showing that] there had never been between you and him any affection, "Oh, I wish I had been with them so I could have attained a great attainment."1
Ey Müslümanlar! Şayet Allah’ın lütfuyla bir zafer veyahut ganimet elde etseniz, cihattan geri kalmış olan bu kimse, sanki sizlerden biri değilmiş ve sizinle onun arasında bir sevgi ve arkadaşlık yokmuş gibi davranıp, şöyle der: "Bana yazıklar olsun! Keşke onlarla birlikte olsaydım da bu savaşlarında kazandıkları zaferden ben de büyük bir başarı elde etseydim."
4:74Page 89
۞ فَلۡيُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشۡرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا بِٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَن يُقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقۡتَلۡ أَوۡ يَغۡلِبۡ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٧٤
So let those fight in the cause of Allāh who sell the life of this world for the Hereafter. And he who fights in the cause of Allāh and is killed or achieves victory - We will bestow upon him a great reward.
Vazgeçtikleri dünya hayatını satıp, karşılığında arzuladıkları ahiret hayatını alan sadık Müminler, Allah’ın kelimesinin en yüce olması için Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda onun kelimesi en yüce olsun diye savaşanlar, şehit olarak öldürülürse veyahut düşmanının karşısına çıkar ve ona galip gelirse, Allah onlara çok büyük mükâfat verecektir. O mükâfat da, cennet ve Allah’ın rızasıdır.
4:75Page 90
وَمَا لَكُمۡ لَا تُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا مِنۡ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهۡلُهَا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّٗا وَٱجۡعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا ٧٥
And what is [the matter] with you that you fight not in the cause of Allāh and [for] the oppressed among men, women and children who say, "Our Lord, take us out of this city of oppressive people and appoint for us from Yourself a protector and appoint for us from Yourself a helper"?
Ey Müminler! Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye O'nun yolunda cihat etmenize ve aciz erkek, kadın ve çocukları kurtarmanıza ne engeldir? Ki onlar Allah'a şöyle seslenerek dua ederler: "Ey Rabbimiz! Ahalisi Allah'a şirk koşarak ve kullarına saldırarak zulmettiği için bizi bu Mekke’den çıkar. Bize senin katından bizim gözetim ve koruma sorumluluğumuzu yüklenecek ve bizden zararı def ederek yardımcı olacak birini gönder."
4:76Page 90
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱلطَّٰغُوتِ فَقَٰتِلُوٓاْ أَوۡلِيَآءَ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّ كَيۡدَ ٱلشَّيۡطَٰنِ كَانَ ضَعِيفًا ٧٦
Those who believe fight in the cause of Allāh, and those who disbelieve fight in the cause of ṭāghūt.1 So fight against the allies of Satan. Indeed, the plot of Satan has ever been weak.
Samimi Müminler Allah'ın kelimesi en yüce olsun diye, O'nun yolunda savaşırlar. Kâfirler ise ilahlarının uğruna savaşırlar. Öyleyse sizler, şeytanın yardımcılarına karşı savaşın. Eğer onlarla savaşırsanız onları yenersiniz. Çünkü şeytanın düzeni zayıftır. Allah Teâlâ’ya tevekkül edenlere bir zarar veremez.
4:77Page 90
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمۡ كُفُّوٓاْ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقِتَالُ إِذَا فَرِيقٞ مِّنۡهُمۡ يَخۡشَوۡنَ ٱلنَّاسَ كَخَشۡيَةِ ٱللَّهِ أَوۡ أَشَدَّ خَشۡيَةٗۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبۡتَ عَلَيۡنَا ٱلۡقِتَالَ لَوۡلَآ أَخَّرۡتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٖ قَرِيبٖۗ قُلۡ مَتَٰعُ ٱلدُّنۡيَا قَلِيلٞ وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظۡلَمُونَ فَتِيلًا ٧٧
Have you not seen those who were told, "Restrain your hands [from fighting]1 and establish prayer and give zakāh"? But then when battle was ordained for them, at once a party of them feared men as they fear Allāh or with [even] greater fear. They said, "Our Lord, why have You decreed upon us fighting? If only You had postponed [it for] us for a short time." Say, "The enjoyment of this world is little, and the Hereafter is better for he who fears Allāh. And injustice will not be done to you, [even] as much as a thread [inside a date seed]."
Ey Peygamber! Üzerlerine cihadın farz kılınmasını isteyerek bu hususta sana soru soran bazı sahabelerin durumunu bilmiyor musun? Onlara şöyle denildi: "Savaştan ellerinizi çekin ve namazlarınızı kılın ve zekâtlarınızı verin!" Tabi ki bu durum Müslümanlar Medine’ye hicret edip, cihadın farz kılınmasından önceydi. İslam’ın bir mukavemet gücü olunca savaş farz kılındı. Cihadın farz kılınması bazılarına zor geldi ve Allah'tan korkar gibi veya daha şiddetli bir şekilde insanlardan korkmaya başladılar ve şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Neden bize savaşı farz kıldın? Onu yakın bir zamana ertelesen de, bizler dünyadan biraz daha lezzet alsak olmaz mı?" Ey Peygamber! Onlara de ki: "Dünya malı ne kadar artarsa artsın az ve geçicidir. Oysa ahiret hayatı içindeki nimetlerin sürekli olması sebebiyle, Allah'tan korkan kimse için daha hayırlıdır. Sizin yaptığınız salih amellerinizden hurma çekirdeğinin üzerindeki ip (ince zar) kadar dahi bir şey eksiltilmeyecektir.
4:78Page 90
أَيۡنَمَا تَكُونُواْ يُدۡرِككُّمُ ٱلۡمَوۡتُ وَلَوۡ كُنتُمۡ فِي بُرُوجٖ مُّشَيَّدَةٖۗ وَإِن تُصِبۡهُمۡ حَسَنَةٞ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةٞ يَقُولُواْ هَٰذِهِۦ مِنۡ عِندِكَۚ قُلۡ كُلّٞ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ فَمَالِ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلۡقَوۡمِ لَا يَكَادُونَ يَفۡقَهُونَ حَدِيثٗا ٧٨
Wherever you may be, death will overtake you, even if you should be within towers of lofty construction. But if good comes to them, they say, "This is from Allāh"; and if evil befalls them, they say,1 "This is from you." Say, "All [things] are from Allāh." So what is [the matter] with those people that they can hardly understand any statement?
Nerede olursanız olun, isterseniz bir savaş alanından uzak dayanıklı kaleler içinde olun. Eğer ecel vaktiniz gelmişse ölüm sizi bulacaktır. O münafıklar onları sevindiren, pek çok çocuk ve rızık elde ederlerse şöyle derler: "İşte bunlar Allah’ın katındandır.” Eğer onların çocuk ve rızıklarında bir sıkıntı meydana gelirse, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in uğursuzluğunu iddia ederek şöyle derler: "Bu sıkıntı senin yüzünden gelmiştir.” Ey Peygamber! Onlara cevap olarak de ki: "Bütün bolluk da, sıkıntı da Allah’ın takdiri ve kaderiyledir.” Bu sözü söyleyen o kimselerin nesi var? Neredeyse onlara söylediğin sözü anlamıyorlar.
4:79Page 90
مَّآ أَصَابَكَ مِنۡ حَسَنَةٖ فَمِنَ ٱللَّهِۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٖ فَمِن نَّفۡسِكَۚ وَأَرۡسَلۡنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولٗاۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدٗا ٧٩
What comes to you of good is from Allāh, but what comes to you of evil, [O man], is from yourself.1 And We have sent you, [O Muḥammad], to the people as a messenger, and sufficient is Allāh as Witness.2
Ey Âdemoğlu! Elde etmiş olduğun seni mutlu eden rızık ve çocuklar Allah'tandır. O, sana lütfetmiştir. Rızık ve çocuklara dair seni üzen şeyler ise işlediğin günahlar sebebiyle kendi nefsin yüzündendir. Ey Peygamber! Biz seni Rabbinin mesajını tebliğ etmen için bütün insanlara, Allah’ın bir elçisi olarak gönderdik. Sana verdiği deliller ve kanıtlarla, O'ndan tebliğ ettiklerinde doğru söylediğine şahit olarak Allah yeter.
4:80Page 91
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدۡ أَطَاعَ ٱللَّهَۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظٗا ٨٠
He who obeys the Messenger has obeyed Allāh; but those who turn away - We have not sent you over them as a guardian.
Kim peygamberin emrettiklerini yerine getirip yasakladıklarından sakınarak itaat ederse, şüphesiz Allah’ın emrini yerine getirmiş olur. Ey Peygamber! Her kim de sana itaat etmekten yüz çevirirse, onun adına sakın üzülme. Biz seni onu gözetesin, amellerini muhafaza edesin diye göndermedik. Kuşkusuz onun amellerini sadece biz sayar ve hesabını görürüz.
4:81Page 91
وَيَقُولُونَ طَاعَةٞ فَإِذَا بَرَزُواْ مِنۡ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٞ مِّنۡهُمۡ غَيۡرَ ٱلَّذِي تَقُولُۖ وَٱللَّهُ يَكۡتُبُ مَا يُبَيِّتُونَۖ فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ٨١
And they say, "[We pledge] obedience." But when they leave you, a group of them spend the night determining to do other than what you say. But Allāh records what they plan by night. So leave them alone and rely upon Allāh. And sufficient is Allāh as Disposer of affairs.
Münafıklar dilleriyle sana şöyle derler: "Emirlerine itaat ediyor ve yerine getiriyoruz.” Fakat yanından ayrıldıkları zaman, onların bir kısmı gizlice sana söylediklerinin tam aksine kuruntular tertip eder. Allah onların tertip ettiği kuruntuları çok iyi biliyor. Onları bu kurdukları tuzaklar sebebiyle cezalandıracaktır. Sen onlara bakma, sana hiçbir zarar veremezler. İşini Allah'a havale et ve ona güven. Kendisine güvendiğin vekil olarak Allah sana yeter.
4:82Page 91
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَۚ وَلَوۡ كَانَ مِنۡ عِندِ غَيۡرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ ٱخۡتِلَٰفٗا كَثِيرٗا ٨٢
Then do they not reflect upon the Qur’ān?1 If it had been from [any] other than Allāh, they would have found within it much contradiction.
Onlar içinde hiçbir çelişki ve düzensizliğin olmadığını tespit edene kadar, neden Kur’an’a dikkat etmiyor ve onu iyice okumuyorlar? Böylece getirmiş olduğun şeyin doğruluğunu öğrenirlerdi. Eğer o, Allah Teâlâ’dan başka bir varlığın katından gelmiş olsaydı, içindeki hükümlerinde birçok düzensizlik ve manasında birçok çelişki bulurlardı.
4:83Page 91
وَإِذَا جَآءَهُمۡ أَمۡرٞ مِّنَ ٱلۡأَمۡنِ أَوِ ٱلۡخَوۡفِ أَذَاعُواْ بِهِۦۖ وَلَوۡ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنۡهُمۡ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسۡتَنۢبِطُونَهُۥ مِنۡهُمۡۗ وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَرَحۡمَتُهُۥ لَٱتَّبَعۡتُمُ ٱلشَّيۡطَٰنَ إِلَّا قَلِيلٗا ٨٣
And when there comes to them something [i.e., information] about [public] security or fear, they spread it around. But if they had referred it back to the Messenger or to those of authority among them, then the ones who [can] draw correct conclusions from it would have known about it. And if not for the favor of Allāh upon you and His mercy, you would have followed Satan, except for a few.
Eğer o münafıklara, içinde Müslümanların güvenliği, mutluluğu veya endişeleri ve üzüntüleri hakkında bir haber gelirse onu hemen ifşa eder ve yayarlar. Acele etmeyip, konuyu Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e fikir, ilim ve nasihat ehline götürseler, kanaat sahibi insanlar onun hakkında yayılması veya gizlenmesine dair yapılması gerekli olan şeyi kavrar ve ondan hüküm çıkarırdı. Ey Müminler! Allah'ın sizin üzerinize olan İslam lütfu ve Kur'an'ı gönderme merhameti olmasaydı ve o münafıkları imtihan ettiği şeyden sizi afiyette kılmasaydı kesinlikle çok azınız dışında çoğunuz Şeytan'ın vesvesesine tabi olmuş olurdunuz
4:84Page 91
فَقَٰتِلۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفۡسَكَۚ وَحَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأۡسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأۡسٗا وَأَشَدُّ تَنكِيلٗا ٨٤
So fight, [O Muḥammad], in the cause of Allāh; you are not held responsible except for yourself. And encourage the believers [to join you] that perhaps Allāh will restrain the [military] might of those who disbelieve. And Allāh is greater in might and stronger in [exemplary] punishment.1
Ey Peygamber! Allah’ın kelimesini yüceltmek için O'nun yolunda savaş! Sen başkasından sorumlu değilsin ve böyle bir yükümlülüğün de yok. Çünkü sen sadece kendi nefsini savaşa taşımakla sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et ve onları savaşa çağır. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü sizin savaşınızla defeder. Allah her şeyden daha güçlüdür ve cezası çok daha ağırdır.
4:85Page 91
مَّن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةً حَسَنَةٗ يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٞ مِّنۡهَاۖ وَمَن يَشۡفَعۡ شَفَٰعَةٗ سَيِّئَةٗ يَكُن لَّهُۥ كِفۡلٞ مِّنۡهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ مُّقِيتٗا ٨٥
Whoever intercedes for a good cause will have a share [i.e., reward] therefrom; and whoever intercedes for an evil cause will have a portion [i.e., burden] therefrom. And ever is Allāh, over all things, a Keeper.1
Kim başkasına bir hayrın ulaşması için çabalarsa onun bu sevaptan bir hissesi vardır. Her kim de başkasına bir kötülük yapmak için çabalarsa onun bu günahtan bir hissesi vardır. Şüphesiz Allah, insanın yaptığı her şeye şahittir ve ona karşılığını verecektir. Sizlerden kim bir iyiliğe vesile olursa, ona bu iyilikten bir pay ve hisse vardır. Her kim de bir kötülüğe vesile olursa, o kötülüğün bir parçası muhakkak ona bulaşır.
4:86Page 91
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٖ فَحَيُّواْ بِأَحۡسَنَ مِنۡهَآ أَوۡ رُدُّوهَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَسِيبًا ٨٦
And when you are greeted with a greeting, greet [in return] with one better than it or [at least] return it [in a like manner]. Indeed Allāh is ever, over all things, an Accountant.
Eğer birisi size selam verirse, selamına ondan daha güzel bir selamla veyahut onun size verdiği selamın aynısıyla karşılık verin. En güzeliyle karşılık vermek muhakkak daha faziletlidir. Şüphesiz Allah yapmakta olduğunuz şeyleri muhafaza eder ve herkese yaptığı amelin karşılığını verir.
4:87Page 92
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ لَيَجۡمَعَنَّكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِۗ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثٗا ٨٧
Allāh - there is no deity except Him. He will surely assemble you for [account on] the Day of Resurrection, about which there is no doubt. And who is more truthful than Allāh in statement.
Allah’tan başka hak mabut yoktur. Sizlere amellerinizin karşılığını vermek için, ilk yaratılanınızdan sonuncunuza kadar hepinizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Hiç kimse Allah'tan daha doğru sözlü değildir.
4:88Page 92
۞ فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلٗا ٨٨
What is [the matter] with you [that you are] two groups concerning the hypocrites,1 while Allāh has made them fall back [into error and disbelief] for what they earned.2 Do you wish to guide those whom Allāh has sent astray? And he whom Allāh sends astray - never will you find for him a way [of guidance].3
Ey Müminler! Sizin sorununuz nedir ki münafıklara karşı muamele hususunda; birinin, küfürleri sebebiyle onlarla savaşalım dediği, diğerinin ise imanları sebebiyle onlarla savaşmayalım dediği ayrı iki grup oldunuz? Onlar hakkında ayrılığa düşmeniz doğru değildir. Yaptıkları amelleri sebebiyle Allah onları küfür ve sapıklığa geri döndürdü. Sizler Allah’ın hakkı bulmaya muvaffak kılmadığı kimseyi doğru yola mı iletmek istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı kimseyi doğru yola ulaştıracak bir yol bulamazsınız.
4:89Page 92
وَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءٗۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ أَوۡلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ وَلِيّٗا وَلَا نَصِيرًا ٨٩
They wish you would disbelieve as they disbelieved so you would be alike. So do not take from among them allies until they emigrate for the cause of Allāh. But if they turn away [i.e., refuse], then seize them and kill them [for their betrayal] wherever you find them and take not from among them any ally or helper,
Münafıklar, kendilerinin inkâr ettiği gibi, sizin de Allah’ın üzerinize indirdiğini inkâr ederek onlarla inkârda aynı seviyede olmanızı temenni ettiler. İmanlarının göstergesi olarak Allah yolunda şirk diyarından İslam beldesine hicret edinceye kadar içlerindeki düşmanlıkları sebebiyle onların hiçbirini dost edinmeyin. Şayet yüz çevirir ve oldukları halde devam ederlerse onları yakalayın ve nerede bulursanız orada öldürün. Onların hiçbirini işlerinizi idare eden bir veli ve de düşmanlarınıza karşı size yardım eden bir yandaşlar edinmeyin.
4:90Page 92
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوۡ جَآءُوكُمۡ حَصِرَتۡ صُدُورُهُمۡ أَن يُقَٰتِلُوكُمۡ أَوۡ يُقَٰتِلُواْ قَوۡمَهُمۡۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمۡ عَلَيۡكُمۡ فَلَقَٰتَلُوكُمۡۚ فَإِنِ ٱعۡتَزَلُوكُمۡ فَلَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ وَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سَبِيلٗا ٩٠
Except for those who take refuge with a people between yourselves and whom is a treaty or those who come to you, their hearts strained at [the prospect of] fighting you or fighting their own people. And if Allāh had willed, He could have given them power over you, and they would have fought you. So if they remove themselves from you and do not fight you and offer you peace, then Allāh has not made for you a cause [for fighting] against them.
Ancak sizinle onlar arasında savaş yapmamak üzerine kesin bir anlaşma olan bir kavme sığınanlara veya ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmak istemediklerinden yürekleri daralmış olarak size gelmiş olanlara dokunmayın. Eğer Allah dileseydi onları sizlere karşı güçlü kılar ve onlar da sizinle savaşırdı. O halde Allah’tan gelen bu esenliğini kabul edin ve onları öldürmek veya esir almak için saldırmayın. Eğer sizden uzak durarak sizinle savaşmazlar, savaşmayı terk ederek kendi çıkarları için sizlere aman dilemeye gelirlerse, artık Allah sizlerin onları öldürmeniz ve esir almanız için bir yol bırakmamıştır.
4:91Page 92
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأۡمَنُوكُمۡ وَيَأۡمَنُواْ قَوۡمَهُمۡ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلۡفِتۡنَةِ أُرۡكِسُواْ فِيهَاۚ فَإِن لَّمۡ يَعۡتَزِلُوكُمۡ وَيُلۡقُوٓاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكُمۡ جَعَلۡنَا لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٗا مُّبِينٗا ٩١
You will find others who wish to obtain security from you and [to] obtain security from their people. Every time they are returned to [the influence of] disbelief, they fall back into it. So if they do not withdraw from you or offer you peace or restrain their hands, then seize them and kill them wherever you overtake them. And those - We have made for you against them a clear authorization.
-Ey Müminler!- Münafıklardan başka bir grubu da kendilerini güvende kılmak için size imanlarını gösterirken, kâfir kavimlerine döndüklerinde onların kendilerine güvenmeleri için de küfrü izhar ediyor bulacaksınız. Allah’ı inkâr etmeye ve ona ortak koşmaya her çağrılmalarında şiddetli bir biçimde bu işe dalarlar. Onlar sizinle savaşmayı bırakmaz, barış yapmak üzere size gelmez ve sizin üzerinizden ellerini çekmezlerse onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Bu özelliklere sahip olan o kimseleri, ihanet ve tuzaklarından ötürü yakalamanız ve öldürmeniz için size apaçık kanıtlar verdik.
4:92Page 93
وَمَا كَانَ لِمُؤۡمِنٍ أَن يَقۡتُلَ مُؤۡمِنًا إِلَّا خَطَـٔٗاۚ وَمَن قَتَلَ مُؤۡمِنًا خَطَـٔٗا فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةٖ مُّؤۡمِنَةٖ وَدِيَةٞ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُواْۚ فَإِن كَانَ مِن قَوۡمٍ عَدُوّٖ لَّكُمۡ وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةٖ مُّؤۡمِنَةٖۖ وَإِن كَانَ مِن قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٞ فَدِيَةٞ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ وَتَحۡرِيرُ رَقَبَةٖ مُّؤۡمِنَةٖۖ فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ شَهۡرَيۡنِ مُتَتَابِعَيۡنِ تَوۡبَةٗ مِّنَ ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ٩٢
And never is it for a believer to kill a believer except by mistake. And whoever kills a believer by mistake - then the freeing of a believing slave and a compensation payment [diyah] presented to his [i.e., the deceased's] family [is required], unless they give [up their right as] charity. But if he [i.e., the deceased] was from a people at war with you and he was a believer - then [only] the freeing of a believing slave; and if he was from a people with whom you have a treaty - then a compensation payment presented to his family and the freeing of a believing slave. And whoever does not find [one or cannot afford to buy one] - then [instead], a fast for two months consecutively,1 [seeking] acceptance of repentance from Allāh.2 And Allāh is ever Knowing and Wise.
Mümin bir kimseye, yanlışlıkla meydana gelmesi dışında başka bir Mümini öldürmek asla yakışmaz. Kim yanlışlıkla Mümin birini öldürürse yaptığı işin kefareti olarak, Mümin bir köle azat etmesi, katilin mirasçıları olan akrabalarının da öldürülen kişinin mirasçılarına bir diyet ödemeleri gerekir. Onların diyeti affetmeleri durumu ise bunun dışındadır. O halde diyet düşer. Eğer öldürülen kişi sizlerle savaş halindeki bir topluluktan olan Mümin biriyse, katilin Mümin bir köle azat etmesi gerekir, diyet ödemez. Eğer öldürülen Mümin değil fakat zimmiler gibi sizin ile onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluktan ise, katilin mirasçıları olan akrabalarının öldürülen kişinin mirasçılarına diyet ödemesi, katilin de yaptığı işin kefareti olarak Mümin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer azat edebileceği bir köle bulamaz veya ücretini ödemeye gücü yetmezse, bu durumda yapmış olduğu bu işten dolayı Allah’ın tövbesini kabul etmesi için, ardı ardına kesintisiz hiçbir gün dahi oruç açıp ara vermeden iki ay boyunca oruç tutması gerekir. Allah kullarının yaptıklarını ve niyetlerini bilir. Kanunlarında ve yönetiminde hikmet sahibidir.
4:93Page 93
وَمَن يَقۡتُلۡ مُؤۡمِنٗا مُّتَعَمِّدٗا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدٗا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمٗا ٩٣
But whoever kills a believer intentionally - his recompense is Hell, wherein he will abide eternally, and Allāh has become angry with him and has cursed him and has prepared for him a great punishment.
Kim bir Mümini haksız yere ve kasıtlı olarak öldürürse, bunu helal görür ya da tövbe etmezse karşılığı ebedî olarak Cehennem'de kalmaktır. Allah ona gazap etmiş, onu rahmetinden kovmuştur. Bu büyük günahı işlemesinden dolayı da onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
4:94Page 93
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنۡ أَلۡقَىٰٓ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسۡتَ مُؤۡمِنٗا تَبۡتَغُونَ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٞۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبۡلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَتَبَيَّنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٗا ٩٤
O you who have believed, when you go forth [to fight] in the cause of Allāh, investigate; and do not say to one who gives you [a greeting of] peace, "You are not a believer,"1 aspiring for the goods of worldly life; for with Allāh are many acquisitions. You [yourselves] were like that before; then Allāh conferred His favor [i.e., guidance] upon you, so investigate. Indeed Allāh is ever, of what you do, Aware.
Ey Allah'a iman eden ve resulüne ittiba edenler! Eğer Allah yolunda cihada çıkarsanız savaşacağınız kişiler konusunu iyice araştırıp anlayınız. Sizlere Müslüman olduğuna delalet eden şeyleri gösteren kimselere; "Sen Mümin değilsin! Kendini Müslüman gibi gösterme sebebin canının ve malının korkusudur." demeyin. Ondan elde edilecek ganimet gibi değersiz dünya malını arzulayarak onu öldürmeyin. Oysa Allah’ın katında birçok ganimetler vardır. Onlar dünya malından daha hayırlı ve daha büyüktürler. Sizler de daha önce bunun gibi kendi kavminizden imanınızı gizleyenlerdendiniz. Allah da sizi İslam diniyle nimetlendirdi ve canlarınızı korudu. Öyleyse sizler de iyice araştırıp anlayınız. Şüphesiz amellerinizden hiçbir şey ne kadar az olursa olsun Allah'a gizli kalmaz ve sizlere bu amellerinizin karşılığını verecektir.
4:95Page 94
لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةٗۚ وَكُلّٗا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٩٥
Not equal are those believers remaining [at home] - other than the disabled - and the mujāhideen, [who strive and fight] in the cause of Allāh with their wealth and their lives. Allāh has preferred the mujāhideen through their wealth and their lives over those who remain [behind], by degrees. And to all [i.e., both] Allāh has promised the best [reward]. But Allāh has preferred the mujāhideen over those who remain [behind] with a great reward -
Müminlerden hasta ve kör olanlar gibi mazeretli kimseler dışında Allah yolunda cihat etmekten geri kalanlarla, mallarını ve canlarını harcayıp Allah yolunda savaşan mücahitler eşit değildir. Allah, mallarını ve canlarını harcayan mücahitleri derece olarak cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Mücahitler ve özürler sebebiyle cihattan geri kalanların her birine hak ettiği ecri vardır. Allah, kendi katından çok büyük sevap vererek mücahitleri savaşa katılmayanlara üstün kılmıştır.
4:96Page 94
دَرَجَٰتٖ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةٗ وَرَحۡمَةٗۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمًا ٩٦
Degrees [of high position] from Him and forgiveness and mercy. And Allāh is ever Forgiving and Merciful.
Bu vaat olunan sevaplar, birbirinden üstün makamlardır. Bununla beraber günahları bağışlanacak ve onlara rahmet edilecektir. Allah kullarını bağışlar ve onlara merhamet eder.
4:97Page 94
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٗ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ٩٧
Indeed, those whom the angels take [in death] while wronging themselves1 - [the angels] will say, "In what [condition] were you?" They will say, "We were oppressed in the land." They [the angels] will say, "Was not the earth of Allāh spacious [enough] for you to emigrate therein?" For those, their refuge is Hell - and evil it is as a destination.
Melekler, küfür diyarından İslam beldesine hicret etmeyi terk ederek kendilerine zulmeden kimselerin canlarını alıp ruhlarını kabzederken onları kınayarak şöyle derler: "Sizler ne işte idiniz? Hangi özelliğinizle müşriklerden ayırt ediliyordunuz?" Onlar da mazeret sunarak şöyle cevap verirler: "Bizler kendimizi savunabilecek bir güç ve kuvveti olmayan zayıf kimselerdik." Bunun üzerine melekler onları azarlayarak şöyle derler: "Allah’ın beldeleri çok geniş değil miydi? Oralara gitseydiniz de, dininizle ve canınızla küçük düşürülmekten ve kahredilmekten güvende olsaydınız ya!" İşte o hicret etmeyenlerin yerleşip karar kılacakları varış yeri cehennemdir. Onlar için ne kötü bir dönüş yeri ve sığınaktır.
4:98–99Page 94
إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةٗ وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلٗا ٩٨
Except for the oppressed among men, women and children who cannot devise a plan nor are they directed to a way1 -
فَأُوْلَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورٗا ٩٩
For those it is expected that Allāh will pardon them, and Allāh is ever Pardoning1 and Forgiving.
Yapılan haksızlığa ve eziyetlere karşı kendilerini savunacak güçleri bulunmayan, zayıf, özür sahibi erkek, kadın ve çocuklar bu tehdidin dışında kalırlar. Bu kişiler içinde bulundukları zorluktan kurtulmak için bir yol bulamayan kimselerdir. Umulur ki Allah, rahmeti ve lütfuyla onları affeder. Allah kullarını affeden, tövbe edenleri de bağışlayandır.
4:100Page 94
۞ وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمٗا كَثِيرٗا وَسَعَةٗۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٠٠
And whoever emigrates for the cause of Allāh will find on the earth many [alternative] locations and abundance. And whoever leaves his home as an emigrant to Allāh and His Messenger and then death overtakes him - his reward has already become incumbent upon Allāh. And Allāh is ever Forgiving and Merciful.
Kim, Allah’ın rızasını arzulayarak küfür beldesinden İslam beldesine hicret ederse, hicret ettiği yerde terk ettiği topraklardan daha farklı yeni bir yer bulur. Orada izzet ve geniş rızık elde edeceği başka topraklar vardır. Kim Allah’a ve resulüne hicret etmek için evinden çıkar ve hicret ettiği yere ulaşamadan ölüm kendisine yetişirse, Allah’ın katında onun sevabı yazılır. Hicret ettiği yere ulaşamamış olmasının ona bir zararı yoktur. Allah tövbe eden kullarını bağışlar ve onlara merhamet eder.
4:101Page 94
وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْۚ إِنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمۡ عَدُوّٗا مُّبِينٗا ١٠١
And when you travel throughout the land, there is no blame upon you for shortening the prayer,1 [especially] if you fear that those who disbelieve may disrupt [or attack] you.2 Indeed, the disbelievers are ever to you a clear enemy.
Eğer yeryüzünde bir yolculuğa çıkarsanız kâfirlerin size bir kötülük yapmasından korktuğunuzda dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirlerin size olan düşmanlığı çok açık bir düşmanlıktır. Sahih sünnette yolculuğa çıkıldığında eman, güven anında da namazların kısaltılmasının caiz olduğu sabittir
4:102Page 95
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمۡ فَأَقَمۡتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلۡتَقُمۡ طَآئِفَةٞ مِّنۡهُم مَّعَكَ وَلۡيَأۡخُذُوٓاْ أَسۡلِحَتَهُمۡۖ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلۡيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمۡ وَلۡتَأۡتِ طَآئِفَةٌ أُخۡرَىٰ لَمۡ يُصَلُّواْ فَلۡيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلۡيَأۡخُذُواْ حِذۡرَهُمۡ وَأَسۡلِحَتَهُمۡۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ تَغۡفُلُونَ عَنۡ أَسۡلِحَتِكُمۡ وَأَمۡتِعَتِكُمۡ فَيَمِيلُونَ عَلَيۡكُم مَّيۡلَةٗ وَٰحِدَةٗۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِن كَانَ بِكُمۡ أَذٗى مِّن مَّطَرٍ أَوۡ كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓاْ أَسۡلِحَتَكُمۡۖ وَخُذُواْ حِذۡرَكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٗا مُّهِينٗا ١٠٢
And when you [i.e., the commander of an army] are among them and lead them in prayer,1 let a group of them stand [in prayer] with you and let them carry their arms. And when they have prostrated, let them be [in position] behind you and have the other group come forward which has not [yet] prayed and let them pray with you, taking precaution and carrying their arms. Those who disbelieve wish that you would neglect your weapons and your baggage so they could come down upon you in one [single] attack. But there is no blame upon you, if you are troubled by rain or are ill, for putting down your arms, but take precaution. Indeed, Allāh has prepared for the disbelievers a humiliating punishment.
-Ey Peygamber!- orduda askerlerle beraber düşmanla savaş zamanı onlara namaz kıldırmak istersen, orduyu iki cemaate ayır: Onlardan bir cemaat silahlarını namazlarında yanlarında bulundurarak seninle beraber namaza dursun. Diğer cemaat ise sizi korusun. Birinci cemaat imamla beraber ilk rekâtı kılınca namazın geri kalanını kendi başlarına tamamlasınlar. Namazı bitirince arkanızda düşmanın karşısına geçsinler ve bu defa koruyan namaz kılmamış olan cemaat gelsin. Onlarda imamla beraber bir rekât kılsın ve imam selam verdiği zaman namazlarından geri kalanını tamamlasınlar. Düşmanlarına karşı tedbir alarak, silahlarını yanlarında taşısınlar. O kâfirler siz namaz kılarken silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olduğunuz bir an hemen üzerinize tek bir saldırıyla saldırıp sizi gaflet halindeyken yakalamayı temenni ederler. Yağmur sebebiyle bir zorluk olur, hastaysanız veya bunlara benzer durumlarda silahlarınızı taşımayıp onları bir kenara bırakmanızda size bir günah yoktur. Yine de dikkatli olun ve gücünüz yettiğince düşmanlarınızın yapabileceği şeylerden sakının. Şüphesiz Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamıştır.
4:103Page 95
فَإِذَا قَضَيۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ قِيَٰمٗا وَقُعُودٗا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمۡۚ فَإِذَا ٱطۡمَأۡنَنتُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتۡ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ كِتَٰبٗا مَّوۡقُوتٗا ١٠٣
And when you have completed the prayer, remember Allāh standing, sitting, or [lying] on your sides. But when you become secure, re-establish [regular] prayer. Indeed, prayer has been decreed upon the believers a decree of specified times.
-Ey Müminler!- Namazınızı bitirdiğiniz zaman, her durumunuzda ayakta, oturarak veya yanınız üzerine uzanmış olarak, tespih ederek, hamt ederek ve kelime-i tevhidi söyleyerek Allah’ı zikredin. Eğer korkunuz geçer ve güven içinde olursanız namazlarınızı bütün rükûları, farzları ve müstehaplarıyla beraber, emrolunduğunuz üzere tam bir şekilde eda edin. Şüphesiz namaz, belli ve sınırlı vakitlerle Müminlere farz kılınmıştır. Mazeretsiz olarak onu geciktirmek caiz değildir. Bu hüküm yerleşik hayatta böyledir. Fakat yolculukta namazlarınızı cem edebilirsiniz ve kısaltabilirsiniz.
4:104Page 95
وَلَا تَهِنُواْ فِي ٱبۡتِغَآءِ ٱلۡقَوۡمِۖ إِن تَكُونُواْ تَأۡلَمُونَ فَإِنَّهُمۡ يَأۡلَمُونَ كَمَا تَأۡلَمُونَۖ وَتَرۡجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرۡجُونَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٠٤
And do not weaken in pursuit of the enemy. If you should be suffering - so are they suffering as you are suffering, but you expect from Allāh that which they expect not. And Allāh is ever Knowing and Wise.
-Ey Müminler!- Düşmanlarınızdan kâfir olanların peşine düşmede zayıflık gösterip, tembellik etmeyin. Başınıza gelen ölüm ve yaralanmalardan ızdırap çekiyorsanız muhakkak ki, onlar da sizin ızdırap çektiğiniz gibi, aynı şekilde ızdırap çekiyorlar. Ve onların başına da sizin başınıza gelenler geliyor. Onların sabrı sizin sabrınızın üzerinde olmasın. Şüphesiz siz onların ummadığı sevap, yardım ve desteği yüce Allah’tan umuyorsunuz. Allah Teâlâ kullarının durumlarını çok iyi bilir. Hükümlerinde ve yönetmesinde hikmet sahibidir.
4:105Page 95
إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُۚ وَلَا تَكُن لِّلۡخَآئِنِينَ خَصِيمٗا ١٠٥
Indeed, We have revealed to you, [O Muḥammad], the Book in truth so you may judge between the people by that which Allāh has shown you. And do not be for the deceitful an advocate.
-Ey Peygamber!- İnsanların bütün işlerinde hevâ ve görüşüne göre değil de, Allah’ın sana öğrettiği ve ilham ettiği şekilde onların aralarında hükmetmen için biz sana tamamen doğruları içeren Kur’an’ı indirdik. Öyle ise sen de, onlardan haklarını arayıp, isteyenleri geri çevirerek, hainlerin canlarını ve emanetlerini savunma.
4:106Page 96
وَٱسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٠٦
And seek forgiveness of Allāh. Indeed, Allāh is ever Forgiving and Merciful.
Yüce Allah'tan bağışlanma ve af dile. Allah kullarından kendisine tövbe edeni bağışlar, ona merhamet eder.
4:107Page 96
وَلَا تُجَٰدِلۡ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخۡتَانُونَ أَنفُسَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمٗا ١٠٧
And do not argue on behalf of those who deceive themselves. Indeed, Allāh loves not one who is a habitually sinful deceiver.
Sen, kim olursa olsun ihanet eden ve ihanetini gizlemek için aşırı çaba gösteren kimseyi savunma! Çünkü Allah, çokça hainlik eden ve günah işleyenleri sevmez
4:108Page 96
يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسۡتَخۡفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمۡ إِذۡ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرۡضَىٰ مِنَ ٱلۡقَوۡلِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعۡمَلُونَ مُحِيطًا ١٠٨
They conceal [their evil intentions and deeds] from the people, but they cannot conceal [them] from Allāh, and He is with them [in His knowledge] when they spend the night in such as He does not accept of speech. And ever is Allāh, of what they do, encompassing.
Onlar bir günah işleyecekleri zaman insanlardan korkarak ve utanarak gizlenirler ama Allah’tan bir şey gizleyemezler. Allah onları kuşatmış olarak onların yanı başındadır. Günahkârı savunmak, suçsuz kimseleri itham etmek gibi, gizli işler çevirdikleri zaman Allah’ın razı olmadığı sözlerden söyledikleri hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Allah onların gizlice ve açıkça yaptıkları bütün işleri kuşatmıştır. O'na hiç bir şey gizli kalmaz. Yaptıkları amellerin karşılığında onları cezalandıracaktır.
4:109Page 96
هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلۡتُمۡ عَنۡهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلٗا ١٠٩
Here you are - those who argue on their behalf in [this] worldly life - but who will argue with Allāh for them on the Day of Resurrection, or who will [then] be their representative?
Ey suç işleyen bu kimselerin durumu kendilerini ilgilendiren kimseler! İşte siz, onların suçsuz olduklarının ispatlanması ve cezalarının geri çevrilmesi için onları dünya hayatında müdafaa ettiniz. Peki, kıyamet günü, kim gerçek hallerini bilen Allah'a karşı onları savunacak? Kim o gün onlara vekil olacak? Şüphesiz buna hiç kimsenin gücü yetmez.
4:110Page 96
وَمَن يَعۡمَلۡ سُوٓءًا أَوۡ يَظۡلِمۡ نَفۡسَهُۥ ثُمَّ يَسۡتَغۡفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١١٠
And whoever does a wrong or wrongs himself but then seeks forgiveness of Allāh will find Allāh Forgiving and Merciful.
Kim kötü bir iş yapar veya bir günah işleyerek kendine zulmeder de sonrasında günahından dönmüş pişman bir halde onu itiraf ederek Allah'tan bağışlanma dilerse, ebediyete kadar yüce Allah’ı günahları çokça bağışlayan ve ona karşı çokça merhamet eden olarak bulacaktır.
4:111Page 96
وَمَن يَكۡسِبۡ إِثۡمٗا فَإِنَّمَا يَكۡسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١١١
And whoever earns [i.e., commits] a sin only earns it against himself. And Allāh is ever Knowing and Wise.
Kim küçük veya büyük bir günah işlerse o günahın cezasını sadece kendisi çekecektir. Bu ceza ondan başkasını etkilemez. Allah, kullarının yaptıklarını çok iyi bilir, hükümlerinde ve yönetiminde hikmet sahibidir.
4:112Page 96
وَمَن يَكۡسِبۡ خَطِيٓـَٔةً أَوۡ إِثۡمٗا ثُمَّ يَرۡمِ بِهِۦ بَرِيٓـٔٗا فَقَدِ ٱحۡتَمَلَ بُهۡتَٰنٗا وَإِثۡمٗا مُّبِينٗا ١١٢
But whoever earns an offense or a sin and then blames it on an innocent [person] has taken upon himself a slander and manifest sin.
Kim istemeden bir hata yapar veya bilerek bir günah işler de ardından o günahla suçsuz bir insanı itham ederse, bu yaptığı işle kesinlikle büyük bir yalan ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.
4:113Page 96
وَلَوۡلَا فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ وَرَحۡمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٞ مِّنۡهُمۡ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمۡۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيۡءٖۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُۚ وَكَانَ فَضۡلُ ٱللَّهِ عَلَيۡكَ عَظِيمٗا ١١٣
And if it was not for the favor of Allāh upon you, [O Muḥammad], and His mercy, a group of them would have determined to mislead you. But they do not mislead except themselves, and they will not harm you at all. And Allāh has revealed to you the Book and wisdom and has taught you that which you did not know. And ever has the favor of Allāh upon you been great.
-Ey Peygamber!- Şayet Allah’ın seni masum kılarak sana lütfu olmasaydı, kendi nefislerine ihanet edenlerden bir topluluk seni haktan saptırmaya azmederlerdi de böylece sen de adaletsizce hükmedenlerden olurdun. Gerçekte onlar yalnızca kendilerini saptırıyorlar. Çünkü onların saptırma girişimlerinin sonucu kendilerine dönmektedir. Allah senin üzerine Kur’an’ı ve sünneti indirmiştir. Sana doğru yolu, aydınlığı ve daha önceden bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Peygamberlik ve masumiyet ihsan ederek, Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür
4:114Page 97
۞ لَّا خَيۡرَ فِي كَثِيرٖ مِّن نَّجۡوَىٰهُمۡ إِلَّا مَنۡ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوۡ مَعۡرُوفٍ أَوۡ إِصۡلَٰحِۭ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوۡفَ نُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمٗا ١١٤
No good is there in much of their private conversation, except for those who enjoin charity or that which is right or conciliation between people. And whoever does that seeking means to the approval of Allāh - then We are going to give him a great reward.
Bir sadaka vermeyi veya şeriatın getirdiği ve aklın delalet ettiği bir iyilikte bulunmayı emretmek ya da aralarında anlaşmazlık bulunan insanların arasını ıslah etmeye çağırmak dışında insanların gizledikleri birçok konuşmanın onlara bir hayrı ve faydası yoktur. Kim de bunu Allah’ın rızasını umarak yapıyorsa ona çok büyük sevap vereceğiz.
4:115Page 97
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَتَّبِعۡ غَيۡرَ سَبِيلِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصۡلِهِۦ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ١١٥
And whoever opposes the Messenger after guidance has become clear to him and follows other than the way of the believers - We will give him what he has taken1 and drive him into Hell, and evil it is as a destination.
Kim, hak ona apaçık beyan olduktan sonra getirdiği şeylerde peygamberle inatlaşır ve ona muhalefet eder, Müminlerin gittikleri yoldan başka bir yola tabi olursa, kendisi için tercih ettiği yolda onu bir başına bırakırız. Bilerek yüz çevirdiği için onu hakka ulaşmaya muvaffak kılmayız. Onu ateşinde ızdırap çekeceği cehenneme sokarız. Orası, ahalisi için kötü bir dönüş yeridir.
4:116Page 97
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدۡ ضَلَّ ضَلَٰلَۢا بَعِيدًا ١١٦
Indeed, Allāh does not forgive association with Him, but He forgives what is less than that for whom He wills. And he who associates others with Allāh has certainly gone far astray.
Şüphesiz yüce Allah, bir kimsenin kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bilakis müşrikleri cehennemde ebediyen tutacaktır. Şirk ve küfrün dışında o kalan günahları ise, lütfu ve merhametiyle dilediği kimseden affedecektir. Kim bir kimseyi Allah'a ortak koşarsa haktan ayrılmış ve çokça uzaklaşmış olur. Çünkü o, yaratıcıyla yaratılanı birbirine eş tutmuştur.
4:117Page 97
إِن يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَٰثٗا وَإِن يَدۡعُونَ إِلَّا شَيۡطَٰنٗا مَّرِيدٗا ١١٧
They call upon instead of Him none but female [deities], and they [actually] call upon none but a rebellious Satan,
Bu müşrikler Allah’la beraber ancak Lât, Uzza gibi dişi isimleriyle isimlendirilmiş, hiçbir faydası ve zararı olmayan putlara ibadet ediyorlar. Gerçekte ise onlar Allah'a itaat etmekten ayrılmış hiçbir hayrı olmayan şeytana ibadet ediyorlar. Çünkü şeytan onlara putlara ibadet etmeyi emretmiştir.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences