Al-MukhtasarAl‑Ma'idah · 5:1–54

Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish

المائدة

Al-Ma'idah

The Table Spread · Medinan · 120 ayahs

5:1Page 106

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّي ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ ١

O you who have believed, fulfill [all] contracts.1 Lawful for you are the animals of grazing livestock except for that which is recited to you [in this Qur’ān] - hunting not being permitted while you are in the state of iḥrām.2 Indeed, Allāh ordains what He intends.

Ey iman edenler! Yaratıcınız ve kendi aranızda olan ve sizin ile Allah'ın yarattıkları arasında bulunan anlaşmaları yerine getiriniz. Yüce Allah sizlere merhamet ederek, haram olduğu sizlere okunup, açıklanan hayvanlar hariç, büyük ve küçük baş hayvanları (deve, sığır, koyun ve keçi) helal kılmıştır. Hac ve umre için ihramlı iken kara av hayvanlarını ise sizlere haram kılmıştır. Allah hikmeti gereğince istediğini haram kılar ve istediğini de helal kılar. O'nu hiçbir kimse zorlayamaz ve hükümlerine de itiraz edemez.

5:2Page 106

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُحِلُّواْ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهۡرَ ٱلۡحَرَامَ وَلَا ٱلۡهَدۡيَ وَلَا ٱلۡقَلَٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلۡبَيۡتَ ٱلۡحَرَامَ يَبۡتَغُونَ فَضۡلٗا مِّن رَّبِّهِمۡ وَرِضۡوَٰنٗاۚ وَإِذَا حَلَلۡتُمۡ فَٱصۡطَادُواْۚ وَلَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ أَن صَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ أَن تَعۡتَدُواْۘ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَلَا تَعَاوَنُواْ عَلَى ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ ٢

O you who have believed, do not violate the rites of Allāh or [the sanctity of] the sacred month or [neglect the marking of] the sacrificial animals and garlanding [them] or [violate the safety of] those coming to the Sacred House seeking bounty from their Lord and [His] approval. But when you come out of iḥrām, then [you may] hunt. And do not let the hatred of a people for having obstructed you from al-Masjid al-Ḥarām lead you to transgress. And cooperate in righteousness and piety, but do not cooperate in sin and aggression. And fear Allāh; indeed, Allāh is severe in penalty.

Ey iman edenler! Allah'ın haram kılıp sizlerin hürmet etmenizi ve yüceltmenizi emrettiğini helal saymayın. Dikişli elbise giymek, Harem bölgesinde avlanmak gibi ihram yasaklarını işlemekten uzak durun. Haram aylarda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb) savaşmayı helal kılmayın. Harem bölgesinde Allah için hedy kurbanı kesilmek üzere gönderilen hayvanları gasp ve hırsızlık yoluyla helal görüp almayın. Yahut yerine varmasına engel olmayın. Boynunda hedy (kurbanı) olduğunu gösteren yün vb. örülmüş gerdan bulunan hayvanları helal sayıp el koymayın. Beytullah'ı ticaret kazancı ve Allah rızasını kazanmak için kastedip gelenlerin (canlarını) helal görüp onları öldürmeyin. Hac ya da umre için girdiğiniz ihramdan ve Harem bölgesinden çıktıktan sonra isterseniz avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan geri çevirenlere karşı olan kininiz onlara zulmetmeye ve adil davranmamaya sebep olmamalı. -Ey Müminler!- Emrolunduğunuz fiilleri yapmada ve yasaklanan şeyleri terk etmede birbirinizle yardımlaşın. Sahibine günah kazandıran masiyetlerde ve insanların canlarına, mallarına ve ırzlarına saldırma hususunda yardımlaşmayın. İbadetlerini yerine getirip isyan etmekten uzak kalarak yüce Allah'tan korkup sakının. Zira kendisine isyan edene karşı Allah'ın cezası çok şiddetlidir. O'nun cezasından korkup, sakının.

5:3Page 107

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحۡمُ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلۡمُنۡخَنِقَةُ وَٱلۡمَوۡقُوذَةُ وَٱلۡمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسۡتَقۡسِمُواْ بِٱلۡأَزۡلَٰمِۚ ذَٰلِكُمۡ فِسۡقٌۗ ٱلۡيَوۡمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمۡ فَلَا تَخۡشَوۡهُمۡ وَٱخۡشَوۡنِۚ ٱلۡيَوۡمَ أَكۡمَلۡتُ لَكُمۡ دِينَكُمۡ وَأَتۡمَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ نِعۡمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلۡإِسۡلَٰمَ دِينٗاۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ فِي مَخۡمَصَةٍ غَيۡرَ مُتَجَانِفٖ لِّإِثۡمٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٣

Prohibited to you are dead animals,1 blood, the flesh of swine, and that which has been dedicated to other than Allāh, and [those animals] killed by strangling or by a violent blow or by a head-long fall or by the goring of horns, and those from which a wild animal has eaten, except what you [are able to] slaughter [before its death], and those which are sacrificed on stone altars,2 and [prohibited is] that you seek decision through divining arrows. That is grave disobedience. This day those who disbelieve have despaired of [defeating] your religion; so fear them not, but fear Me. This day I have perfected for you your religion and completed My favor upon you and have approved for you Islām as religion. But whoever is forced by severe hunger with no inclination to sin - then indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.

Allah sizlere şer'î üsullere göre kesilmeyen hayvanların etini, akıtılmış kanı ve domuz etini, kesim esnasında Allah'ın isminden başka bir isim zikredilerek kesilen hayvanı, boğularak öldürülen, darp edilerek öldürülen, yüksek yerden düşerek ölen, başka bir hayvanın süsmesiyle ölen hayvan, aslan, kaplan ve kurt gibi yırtıcı hayvanların öldürdükleri hayvanları haram kılmıştır. Ancak zikredilen hayvanlardan daha ölmeden önce yetişip kestikleriniz hariçtir. Böylesi hayvanlar size helaldir. Putlara kesilenleri de haram kıldı. Sizinle ilgili yüce Allah'ın belirlemiş olduğu gaybı bardak falı bakarak, o da üzerinde (yap) ve (yapma) gibi emir ve yasakların yazıldığı taşlar ve oklar olup, bir kimse kendisi için ondan çıkan sonuca göre hareket ettiği falcılıktır, bunu da size haram kılmıştır. Zikredilmiş olan o haramları yapmak Allah'ın taatinden çıkmaktır. Bugün kâfirler, görmüş oldukları kuvvetinden dolayı sizlerin İslam dininden çıkmanızdan ve cahiliyet dinine dönmenizden ümitlerini kestiler. Onlardan korkmayınız, yanlız benden korkunuz. Sizin üzerinize gizli ve açık nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam'ı seçtim. Ondan başka bir dini kabul etmem. Kim günah işlemek amacıyla değil de açlık sebebiyle ölü hayvandan yemek mecburiyetinde kalırsa üzerine herhangi bir günah yoktur. Şüphesiz yüce Allah çokça bağışlayandır, merhamet edendir.

5:4Page 107

يَسۡـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمۡۖ قُلۡ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُ وَمَا عَلَّمۡتُم مِّنَ ٱلۡجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُۖ فَكُلُواْ مِمَّآ أَمۡسَكۡنَ عَلَيۡكُمۡ وَٱذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهِۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ ٤

They ask you, [O Muḥammad], what has been made lawful for them. Say, "Lawful for you are [all] good foods and [game caught by] what you have trained of hunting animals1 which you train as Allāh has taught you. So eat of what they catch for you, and mention the name of Allāh upon it, and fear Allāh." Indeed, Allāh is swift in account.

-Ey Resul!- Ashabın, Allah'ın onlara yemek için neyi helal kıldığını soruyorlar?.-Ey Resul!- Allah sizlere yiyeceklerden temiz olanı, Allah'ın sizlere lütfettiği ilim ile öğretip eğittiğiniz av köpekleri, çita gibi azı dişleri olan yırtıcı hayvanlar ve avlanmaya alıştırılmış ve eğitilmiş kartal ve şahin gibi pençeli kuşların avladıklarını yemenizi size helal kıldı. Bu hayvanlar, sahipleri onlara emredince hemen o emrini yerine getirirler ve engellenmek istendiğinde de durup hareket etmezler. Onu (avı) öldürseler dahi onların tuttuklarını yiyiniz. Av hayvanlarını ava saldığınız zaman besmele çekiniz. Emirlerine itaat ederek ve yasaklarını da bırakarak Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah yapılan amellerin hesabını çabuk görür.

5:5Page 107

ٱلۡيَوۡمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ حِلّٞ لَّكُمۡ وَطَعَامُكُمۡ حِلّٞ لَّهُمۡۖ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ إِذَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِيٓ أَخۡدَانٖۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٥

This day [all] good foods have been made lawful, and the food of those who were given the Scripture is lawful for you and your food is lawful for them. And [lawful in marriage are] chaste women from among the believers and chaste women from among those who were given the Scripture before you, when you have given them their due compensation,1 desiring chastity, not unlawful sexual intercourse or taking [secret] lovers. And whoever denies the faith - his work has become worthless, and he, in the Hereafter, will be among the losers.

Bu gün Allah size temiz hoş/lezzetli yiyecekleri yemenizi helal kıldı. Ehlikitap (Yahudi ve Hristiyan) olanların kestiklerini yemenizi size helal kıldı. Sizin kestiğiniz hayvanları da onlara helal kıldı. Eğer mehirlerini verirseniz, hür ve iffetli Mümin kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilen Yahudi ve Hristiyanlar'dan hür ve iffetli kadınlarla kötü şey yapmaktan uzak olup iffetli olduğunuz, onlardan aşıklar edinip zina etmediğiniz takdirde onlarla evlenmenizi helal kıldı. Kim Allah'ın kullarına indirmiş olduğu şeriatın hükümlerini inkâr ederse amellerin kabul olmasının şartı olan iman şartını kaybettiğinden dolayı yapmış olduğu amelleri geçersiz olur. Bu vasıftaki kimse kıyamet gününde cehenneme girip orada ebedî kalacağından dolayı hüsrana uğrayanlardandır.

5:6Page 108

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قُمۡتُمۡ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغۡسِلُواْ وُجُوهَكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ إِلَى ٱلۡمَرَافِقِ وَٱمۡسَحُواْ بِرُءُوسِكُمۡ وَأَرۡجُلَكُمۡ إِلَى ٱلۡكَعۡبَيۡنِۚ وَإِن كُنتُمۡ جُنُبٗا فَٱطَّهَّرُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدٞ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءٗ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدٗا طَيِّبٗا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُم مِّنۡهُۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجۡعَلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ حَرَجٖ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمۡ وَلِيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ٦

O you who have believed, when you rise to [perform] prayer, wash your faces and your forearms to the elbows and wipe over your heads and wash your feet to the ankles. And if you are in a state of janābah,1 then purify yourselves. But if you are ill or on a journey or one of you comes from the place of relieving himself or you have contacted women2 and do not find water, then seek clean earth and wipe over your faces and hands with it. Allāh does not intend to make difficulty for you, but He intends to purify you and complete His favor upon you that you may be grateful.

Ey İman edenler! Namaz kılmak istediğinizde abdestiniz yoksa abdest alınız. Abdest alırken yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklere kadar yıkamanız, başlarınıza mesh etmeniz ve ayaklarınızı aşık kemikleriyle beraber ayak bileğine kadar yıkamanız gerekir. Eğer gusül almanız gereken bir durum varsa gusül alınız. Eğer hastaysanız ve gusülden dolayı hastalığınızın artacağından, hastalığın iyileşmesinin gecikmesinden korkuyorsanız, sağlıklı olduğunuz halde yolcuysanız, tuvalet ihtiyacını giderme sebebiyle abdestiniz bozulduysa veya eşleriniz ile cinsel ilişkiye girmeniz sebebiyle gusül almanız gerekiyorsa (bütün bu hallerde) abdest için su arayıp bulamazsanız yeryüzündeki toprağa yönelin. Ellerinizle toprağa vurduktan sonra yüzlerinize ve ellerinize sürünüz. Allah hükümlerinin yerine getirilmesinde sizlere darlık ve zorluk vermek istememiştir. Size zarar vereceğinden dolayı suyu kullanmanızı zorunlu kılıp darlık ve zorluk vermez. Bir hastalıktan dolayı suyun kullanılması imkansız olduğunda veya bulunmadığında onun yerine zarar görmeyesiniz diye sizin üzerinize nimetini tamamlamak için toprakla (teyemmüm yapmayı) meşru kıldı. Umulur ki Allah'ın size olan nimetine şükreder ve onu inkâr etmezsiniz.

5:7Page 108

وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِي وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذۡ قُلۡتُمۡ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَاۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٧

And remember the favor of Allāh upon you and His covenant with which He bound you when you said, "We hear and we obey"; and fear Allāh. Indeed, Allāh is Knowing of that within the breasts.

Allah'ın sizi İslam’a hidayet ettiği, üzerinize olan nimetini hatırlayın. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile anlaşma yaptığınız zaman ona kolaylıkta da zorlukta da işitmek ve itaat etmek üzere biat ettiğinizde verdiğiniz sözü hatırlayın: Senin sözünü işittik ve emrine itaat ettik. Emirlerine itaat ederek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun. -Ahitleşmeler de bu emir kapsamına girer- Muhakkak ki, yüce Allah kalplerde olanı hakkıyla bilendir ve hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz.

5:8Page 108

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُونُواْ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلۡقِسۡطِۖ وَلَا يَجۡرِمَنَّكُمۡ شَنَـَٔانُ قَوۡمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعۡدِلُواْۚ ٱعۡدِلُواْ هُوَ أَقۡرَبُ لِلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ٨

O you who have believed, be persistently standing firm for Allāh, witnesses in justice, and do not let the hatred of a people prevent you from being just. Be just; that is nearer to righteousness. And fear Allāh; indeed, Allāh is [fully] Aware of what you do.

Ey Allah'a ve resulüne iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki haklarını Allah'ın rızasını dileyerek yerine getiriniz. Ve adaletle şahitlik ediniz. Zulme şahitlik yapmayın. Bir topluluğa olan nefretiniz sizi onlara karşı adaleti terk etmeye itmesin. İstenilen husus, adaletin dosta ve düşmana karşı eşit olarak uygulanmasıdır. Adalet Allah'a karşı takvalı olmaya ve korkmaya en yakın olandır. Baskı ve zulüm Allah'a karşı en cesaret ettirici davranıştır. Emirlerine itaat ederek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Yapmış olduğunuz amellerden hiç biri O'na gizli kalmaz. Sizlere yapmış olduğunuz amellerinizin karşılığını verecektir.

5:9Page 108

وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةٞ وَأَجۡرٌ عَظِيمٞ ٩

Allāh has promised those who believe and do righteous deeds [that] for them there is forgiveness and great reward.

Yüce Allah -vermiş olduğu sözü hiç değiştirmeyen- Allah'a ve resullerine iman edip salih amel işleyenlerin günahlarını bağışlayacağını ve onlara büyük mükâfat olan cennete girmelerini vadetmiştir.

5:10Page 109

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ ١٠

But those who disbelieve and deny Our signs - those are the companions of Hellfire.

Allah'ı inkâr edenler ve ayetlerini yalanlayanlar işte onlar cehennem ehlidir. Küfürlerine ve yalanlamalarına karşılık cehenneme gireceklerdir. Arkadaşın arkadaşından ayrılmadığı gibi Allah'a küfredenler de cehennemden ayrılmayıp onda devamlı kalırlar.

5:11Page 109

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ هَمَّ قَوۡمٌ أَن يَبۡسُطُوٓاْ إِلَيۡكُمۡ أَيۡدِيَهُمۡ فَكَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ١١

O you who have believed, remember the favor of Allāh upon you when a people determined to extend their hands [in aggression] against you, but He withheld their hands from you; and fear Allāh. And upon Allāh let the believers rely.

Ey iman edenler! Allah'ın sizlere vermiş olduğu emniyet ve güven nimetini, kalpleriniz ve dilleriniz ile zikredin/anın. Düşmanlarınızın sizlere şiddetle saldırmak, kırıp geçirmek için ellerini sizlere uzatmak istediklerinde Allah kalplerine korku salarak onları sizden uzaklaştırdı ve sizi de onlara karşı korudu. Emirlerine itaat ederek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun. Müminler dinî ve dünyevi menfaatlerini elde etmek için yalnız Allah'a güvensinler.

5:12Page 109

۞ وَلَقَدۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَبَعَثۡنَا مِنۡهُمُ ٱثۡنَيۡ عَشَرَ نَقِيبٗاۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّي مَعَكُمۡۖ لَئِنۡ أَقَمۡتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيۡتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرۡتُمُوهُمۡ وَأَقۡرَضۡتُمُ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنٗا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَلَأُدۡخِلَنَّكُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ فَمَن كَفَرَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ مِنكُمۡ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ١٢

And Allāh had already taken a covenant from the Children of Israel, and We delegated from among them twelve leaders. And Allāh said, "I am with you. If you establish prayer and give zakāh and believe in My messengers and support them and loan Allāh a goodly loan,1 I will surely remove from you your misdeeds and admit you to gardens beneath which rivers flow. But whoever of you disbelieves after that has certainly strayed from the soundness of the way."

İsrailoğulları'ndan aşağıda ifade edilecek olan konularda kesin ve kuvvetli bir söz aldık. Onların başlarına on iki reis tayin ettik. Her reisin altındakilerden sorumlu olacağını belirledik. Allah İsrailoğulları'na şöyle dedi: Eğer namazı gerektiği gibi tam bir şekilde kılarsanız, mallarınızın zekâtını verirseniz, aralarında ayrımcılık yapmadan bütün resullerime inanırsanız, onları yüceltirseniz, onlara yardım ederseniz, hayır yollarda infakta bulunursanız ve bunların hepsini yerine getirirseniz işlemiş olduğunuz günahlarınızın hepsini bağışlarım. Kıyamet gününde sizi saraylarının altından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Kim bu kuvvetli söz alındıktan sonra küfrederse ve bozarsa bilmiş olsun ki, hak yoldan bilerek ve kasten sapmış olur.

5:13Page 109

فَبِمَا نَقۡضِهِم مِّيثَٰقَهُمۡ لَعَنَّٰهُمۡ وَجَعَلۡنَا قُلُوبَهُمۡ قَٰسِيَةٗۖ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَنَسُواْ حَظّٗا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٖ مِّنۡهُمۡ إِلَّا قَلِيلٗا مِّنۡهُمۡۖ فَٱعۡفُ عَنۡهُمۡ وَٱصۡفَحۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ١٣

So for their breaking of the covenant We cursed them and made their hearts hardened. They distort words from their [proper] places [i.e., usages] and have forgotten a portion of that of which they were reminded.1 And you will still observe deceit among them, except a few of them. But pardon them and overlook [their misdeeds]. Indeed, Allāh loves the doers of good.

Kendilerinden alınan kuvvetli sözü bozmaları sebebiyle (İsrailoğulları'nı) rahmetimizden kovduk. Kalplerini, hiçbir hayrın ulaşamayacağı ve hiçbir öğüdün fayda vermeyeceği şekilde kaskatı kıldık. Hevâlarına uyacak şekilde manalarını tevil ederek ve lafızlarını değiştirerek Allah'ın kelamının anlamını tahrif ediyorlar. Kendilerine emredilenlerle amel etmeyi terk ettiler. Ey resul! Hâlâ sen Allah'a ve Mümin kullarına karşı yaptıkları hainliklerini ortaya çıkarıyorsun. Ancak bunlardan azı hariç vermiş oldukları o sözü yerine getirmediler. Verdikleri söze uyanları affet ve azarlayıp paylama, bağışla. Bu ihsandandır. Şüphe yoktur ki Allah iyilik edenleri sever.

5:14Page 110

وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَٰرَىٰٓ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَهُمۡ فَنَسُواْ حَظّٗا مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِۦ فَأَغۡرَيۡنَا بَيۡنَهُمُ ٱلۡعَدَاوَةَ وَٱلۡبَغۡضَآءَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ وَسَوۡفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُواْ يَصۡنَعُونَ ١٤

And from those who say, "We are Christians" We took their covenant; but they forgot a portion of that of which they were reminded.1 So We caused among them2 animosity and hatred until the Day of Resurrection. And Allāh is going to inform them about what they used to do.

Biz Yahudilerden kuvvetli bir söz aldığımız gibi İsa -aleyhisselam-'a tabi olduklarını söyleyip kendilerini temize çıkaranlardan da güçlü, kuvvetli bir söz aldık. Kendilerinden önce selefleri olan Yahudiler gibi bunlar da kendilerine hatırlatılanların bir kısmıyla amel etmeyi terk ettiler. Kıyamet gününe kadar aralarına şiddetli husumet, birbirlerinden hoşlanmamak ve nefret etmeyi koyduk. Birbirleri ile savaşmaya, öldürmeye ve karşılıklı olarak tekfir etmeye başladılar. Yüce Allah, ileri ki zamanda onlara ne yapacaklarını bildirecek ve yaptıklarına karşılık da onları cezalandıracaktır.

5:15Page 110

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ قَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ كَثِيرٗا مِّمَّا كُنتُمۡ تُخۡفُونَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَعۡفُواْ عَن كَثِيرٖۚ قَدۡ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٞ وَكِتَٰبٞ مُّبِينٞ ١٥

O People of the Scripture, there has come to you Our Messenger making clear to you much of what you used to conceal of the Scripture and overlooking much.1 There has come to you from Allāh a light and a clear Book [i.e., the Qur’ān]

Tevrat ehli Yahudiler ve İncil ehli Hristiyanlardan oluşan ey Ehlikitap! Resulümüz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- size indirilen kitaptan gizlediklerinizin bir çoğunu açıklamaya geldi. Sizlere yarar sağlamayanları ise açıklamadan geçti. Rezilliklerinizi ise ortaya koydu. Kur'an size onunla aydınlanacağınız kitap olarak geldi. Aynı zamanda Kur'an, insanların dünyevi ve uhrevi işlerinde ihtiyaç duydukları her şeyi açıklayan bir kitaptır.

5:16Page 110

يَهۡدِي بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضۡوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذۡنِهِۦ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ١٦

By which Allāh guides those who pursue His pleasure to the ways of peace1 and brings them out from darknesses into the light, by His permission, and guides them to a straight path.

Allah bu Kur'an ile kendisinin razı olduğu şekilde uyup iman eden ve salih ameller işleyenleri yüce Allah'ın azabından koruyan selamet yollarına erdirir. O yollar Allah'ın Kur'an ile hidayet ettiği cennete ulaştırır. Yüce Allah izniyle insanları küfrün ve isyanın karanlıklarından çıkarıp imanın ve itaatin nuruna Kur'an ile ulaştırır. İman edenleri hak ve doğru yol olan İslam’ın yoluna yönelmeleri için muvaffak kılar.

5:17Page 110

لَّقَدۡ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ مَرۡيَمَۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ أَن يُهۡلِكَ ٱلۡمَسِيحَ ٱبۡنَ مَرۡيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗاۗ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ١٧

They have certainly disbelieved who say that Allāh is Christ, the son of Mary. Say, "Then who could prevent Allāh at all if He had intended to destroy Christ, the son of Mary, or his mother or everyone on the earth?" And to Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is between them. He creates what He wills, and Allāh is over all things competent.

Hristiyanlardan ‘’Allah Meryemoğlu Mesih İsa -aleyhisselam-'dır’’ diyenler kâfir olmuştur. -Ey Resul!- Onlara de ki: Allah Meryemoğlu Mesih İsa -aleyhisselam-'ı, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse, kim buna engel olabilir?. Madem hiçbir kimsenin bunu engellemeye gücü yetmiyorsa o zaman bu O'ndan başka bir ilah olmayan Allah olduğuna delildir. Şüphesiz hepsi, Meryemoğlu İsa, annesi ve diğerleri Allah'ın yarattıklarıdır. Göklerin, yerin ve aralarında bulunan bütün yaratılmışların mülkü Allah'ındır. Allah dilediğini dilediğinden yaratır. İsa -aleyhisselam- O'nun kulu ve resulüdür. Allah, her şeye gücü yetendir.

5:18Page 111

وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ وَٱلنَّصَٰرَىٰ نَحۡنُ أَبۡنَٰٓؤُاْ ٱللَّهِ وَأَحِبَّٰٓؤُهُۥۚ قُلۡ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُمۖ بَلۡ أَنتُم بَشَرٞ مِّمَّنۡ خَلَقَۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ١٨

But the Jews and the Christians say, "We are the children of Allāh and His beloved." Say, "Then why does He punish you for your sins?" Rather, you are human beings from among those He has created. He forgives whom He wills, and He punishes whom He wills. And to Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth and whatever is between them, and to Him is the [final] destination.

Yahudilerden ve Hristiyanlardan her biri Allah'ın çocukları ve sevdiği kimseler olduklarını iddia ettiler. -Ey Resul!- Onlara de ki: Öyleyse niçin sizi işlemiş olduğunuz günahlarınız sebebi ile cezalandırıyor? Şayet iddia ettiğiniz gibi O'nun sevdikleri olmuş olsaydınız, sizleri dünyada katlettirmez, domuz ve maymunlara dönüştürmezdi, ahirette de cehennem azabı ile cezalandırmazdı. Çünkü Allah sevdiklerine azap etmez. Bilakis sizler diğer insanlar gibisiniz. Onlardan kim iyilik yapmışsa cennet ile mükâfatlandırır ve kim kötülük yapmışsa cehennemle cezalandırır. Allah lütfuyla istediğini bağışlar ve istediğini de adaletiyle cezalandırır. Göklerin, yerin ve aralarında bulunanların hepsinin mülkü tek bir Allah'ındır ve dönüş yalnız O'nadır.

5:19Page 111

يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ قَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ عَلَىٰ فَتۡرَةٖ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُواْ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٖ وَلَا نَذِيرٖۖ فَقَدۡ جَآءَكُم بَشِيرٞ وَنَذِيرٞۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ١٩

O People of the Scripture, there has come to you Our Messenger to make clear to you [the religion] after a period [of suspension] of messengers, lest you say, "There came not to us any bringer of good tidings or a warner." But there has come to you a bringer of good tidings and a warner. And Allāh is over all things competent.

Yahudi ve Hristiyanlardan olan ey ehlikitap! Peygamberlerin gönderilmesine ara verildikten ve gönderilmesine şiddetli ihtiyaç olduktan sonra peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- size geldi. Bu, mazeret sunarak; Bizlere Allah'ın sevabını müjdeleyen ve azabını uyaran bir resul gelmedi dememeniz içindir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, yüce Allah'ın mükâfatını müjdeleyici ve cezalarına karşı uyarıcı olarak sizlere geldi. Allah her şeye gücü yetendir. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Resulleri göndermesi de Allah'ın kudretindendir. Gönderdiği bu elçilerin sonuncusu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir.

5:20Page 111

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَعَلَ فِيكُمۡ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكٗا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمۡ يُؤۡتِ أَحَدٗا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٠

And [mention, O Muḥammad], when Moses said to his people, "O my people, remember the favor of Allāh upon you when He appointed among you prophets and made you possessors1 and gave you that which He had not given anyone among the worlds.

-Ey Resul!- Hani Musa kendi kavmi olan İsrailoğullarına; ey kavmim! Allah'ın sizlere vermiş olduğu nimetlerini kalplerinizle ve dillerinizle zikredin demesini hatırla. Çünkü içinizden sizleri hidayete davet eden peygamberler çıkarmış ve sizi kölelikten kurtarıp çıkardıktan sonra kendi kendinizi idare eden hükümdarlar yapmıştır. Zamanınızda bulunan kimselere ve toplumlara vermediği (nimeti) size vermiştir.

5:21Page 111

يَٰقَوۡمِ ٱدۡخُلُواْ ٱلۡأَرۡضَ ٱلۡمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِي كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمۡ وَلَا تَرۡتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدۡبَارِكُمۡ فَتَنقَلِبُواْ خَٰسِرِينَ ٢١

O my people, enter the blessed land [i.e., Palestine] which Allāh has assigned to you and do not turn back [from fighting in Allāh's cause] and [thus] become losers."

Musa dedi ki: Ey kavmim! Mukaddes yere girin! Orası (Beytü'l-makdis ve etrafında bulunan bölge) Allah'ın sizin gireceğinizi ve orada bulunan kâfirlerle savaşacağınızı vadettiği yerdir. Zorbaların önünde hezimete ve yenilgiye uğramayın. Yoksa sonunuz dünyada ve ahirette hüsrana uğramak olur.

5:22Page 111

قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوۡمٗا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدۡخُلَهَا حَتَّىٰ يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا فَإِن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ ٢٢

They said, "O Moses, indeed within it is a people of tyrannical strength, and indeed, we will never enter it until they leave it; but if they leave it, then we will enter."

Kavmi ona şöyle dedi: Ey Musa! Şüphesiz bu mukaddes yerde zorba, kuvvetli ve zararlı bir toplum vardır. İşte bu durum bizlerin oraya girmemizi engellemektedir. Bunlar orada oldukları müddetçe biz asla oraya girmeyeceğiz. Çünkü bizim onlarla savaşacak ne bir gücümüz ve ne de bir kuvvetimiz var. Eğer onlar oradan çıkarlarsa biz de oraya gireriz.

5:23Page 111

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمَا ٱدۡخُلُواْ عَلَيۡهِمُ ٱلۡبَابَ فَإِذَا دَخَلۡتُمُوهُ فَإِنَّكُمۡ غَٰلِبُونَۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ ٢٣

Said two men from those who feared [to disobey] upon whom Allāh had bestowed favor, "Enter upon them through the gate, for when you have entered it, you will be predominant.1 And upon Allāh rely, if you should be believers."

Musa'nın ashabından Allah'tan korkup, cezasından sakınan, yüce Allah'ın onları kendisine itaat etmeye muvaffak kıldığı iki adam, kavimlerini Musa -aleyhisselâm-'ın emrine uymaya teşvik ediyorlar ve şehrin kapısından zorbaların üzerine giriniz, eğer kapıdan zorla içeri girerseniz, Allah'ın izniyle onları mağlup edeceksiniz diyorlardı. Yüce Allah'ın belirlediği kuralları yerine getirerek zaferi elde etmek için sebepleri düzenli sıraya koymak gerekir. Muzaffer olmak için önce Allah'a iman etmek, ardından maddi sebepleri hazırlamak gerekir. Gerçek müminler iseniz sadece tek ve bir olan Allah'a itimat edip tevekkül ediniz. İman Allah'a tevekkül etmeyi gerekli kılar.

5:24Page 112

قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدۡخُلَهَآ أَبَدٗا مَّا دَامُواْ فِيهَا فَٱذۡهَبۡ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَٰتِلَآ إِنَّا هَٰهُنَا قَٰعِدُونَ ٢٤

They said, "O Moses, indeed we will not enter it, ever, as long as they are within it; so go, you and your Lord, and fight. Indeed, we are remaining right here."

Musa -aleyhisselam-'ın İsrailoğulları'ndan olan kavmi peygamberleri Musa'nın kendilerine vermiş olduğu emre karşı gelmede ısrarcı davranmaya devam edip şöyle dediler: Şehirde zorbalar oldukları müddetçe biz asla oraya girmeyeceğiz. -Ey Musa!- Sen ve Rabbin gidin zorbalarla savaşınız. Biz ise burada oturup bekleyeceğiz ve seninle beraber onlara karşı savaşmayacağız.

5:25Page 112

قَالَ رَبِّ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ إِلَّا نَفۡسِي وَأَخِيۖ فَٱفۡرُقۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٥

[Moses] said, "My Lord, indeed I do not possess [i.e., control] except myself and my brother, so part us1 from the defiantly disobedient people."

Musa -aleyhisselam- Rabbine şöyle dedi: Ey Rabbim! Kendime ve kardeşim Harun'dan başka hiçbir kimseye gücüm yetmiyor. Ey Rabbim! Senin ve resulünün emrine itaat etmeyenlerle bizim aramızı ayır.

5:26Page 112

قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيۡهِمۡۛ أَرۡبَعِينَ سَنَةٗۛ يَتِيهُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَلَا تَأۡسَ عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٢٦

[Allāh] said, "Then indeed, it is forbidden to them for forty years [in which] they will wander throughout the land. So do not grieve over the defiantly disobedient people."

Yüce Allah, peygamberi Musa -aleyhisselam-'a şöyle buyurdu: Allah, İsrailoğulları'nın mukaddes yere girmelerini kesin olarak kırk sene boyunca haram etti. Bu müddet içerisinde çölde şaşkın, yollarını kaybetmiş olarak dolaşacaklar. -Ey Musa!- Allah'ın itaatine karşı gelenler hakkında üzüntü duyma. Muhakkak başlarına gelen ceza ve ukubet, yapmış oldukları isyanlar ve işlemiş oldukları günahlar sebebiyledir.

5:27Page 112

۞ وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ ٱبۡنَيۡ ءَادَمَ بِٱلۡحَقِّ إِذۡ قَرَّبَا قُرۡبَانٗا فَتُقُبِّلَ مِنۡ أَحَدِهِمَا وَلَمۡ يُتَقَبَّلۡ مِنَ ٱلۡأٓخَرِ قَالَ لَأَقۡتُلَنَّكَۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡمُتَّقِينَ ٢٧

And recite to them the story of Adam's two sons, in truth, when they both made an offering [to Allāh], and it was accepted from one of them but was not accepted from the other. Said [the latter], "I will surely kill you." Said [the former], "Indeed, Allāh only accepts from the righteous [who fear Him].

-Ey Resul!- Haset eden zalim Yahudilere doğru ve içinde hiçbir şüphenin olmadığı Âdem'in iki oğlu -Kâbil ve Hâbil-'in hikayesini anlat. Her biri Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'ya yakınlaşmak için birer kurban takdim ettiklerinde, Hâbil takva ehlinden olduğu için Allah onun kurbanını kabul etti. Kâbil takva ehlinden olmadığından onun adamış olduğu kurbanı yüce Allah kabul etmedi. Bu durumda Kâbil, Hâbil'in kurbanının kabul edilmiş olmasını, hasedinden ve kıskançlığından dolayı reddetti. Bunun üzerine Kâbil Hâbil'e, ben seni öldüreceğim dedi. Hâbil de, Kâbil'e, Allah sadece kendisine karşı emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak takva sahibi olanın kurbanını kabul eder diye cevap verdi.

5:28Page 112

لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقۡتُلَنِي مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطٖ يَدِيَ إِلَيۡكَ لِأَقۡتُلَكَۖ إِنِّيٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٢٨

If you should raise your hand toward me to kill me - I shall not raise my hand toward you to kill you. Indeed, I fear Allāh, Lord of the worlds.

Beni öldürmek için elini bana doğru uzatırsan, ben senin yaptığın gibi sana misliyle mukabelede bulunmayacağım. Bu senden korktuğum için değildir. Çünkü ben bütün mahlukatın Rabbi olan Allah'tan korkuyorum.

5:29Page 112

إِنِّيٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثۡمِي وَإِثۡمِكَ فَتَكُونَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلنَّارِۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُاْ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٩

Indeed, I want you to obtain [thereby] my sin and your sin so you will be among the companions of the Fire. And that is the recompense of wrongdoers."

Hâbil, Kâbil'in gözünü korkutmak amacıyla senin daha önce işlemiş olduğun günahların ve beni zulmederek öldürmenin günahıyla Allah'ın huzuruna dönmeni istiyorum. Böylece kıyamet gününde cehennem ehlinden olup oraya girenlerden birisi olmanı istiyorum. Bu ceza haddi aşanların cezalandırıldığı bir karşılıktır. Ben ise seni öldürme günahıyla oraya dönenlerden olmak istemiyorum.

5:30Page 112

فَطَوَّعَتۡ لَهُۥ نَفۡسُهُۥ قَتۡلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٣٠

And his soul permitted to him1 the murder of his brother, so he killed him and became among the losers.

Kâbil'e kendisine kötülüğü emreden ve yaptıran nefsi, kardeşi Hâbil'i zulmederek öldürmesini hoş gösterdi ve sonunda onu öldürdü. Kâbil bu suçu işledikten sonra bunun sebebiyle nefsinin dünyadaki ve ahiretteki nasiplerini eksiltenlerden oldu.

5:31Page 112

فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابٗا يَبۡحَثُ فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيُرِيَهُۥ كَيۡفَ يُوَٰرِي سَوۡءَةَ أَخِيهِۚ قَالَ يَٰوَيۡلَتَىٰٓ أَعَجَزۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِثۡلَ هَٰذَا ٱلۡغُرَابِ فَأُوَٰرِيَ سَوۡءَةَ أَخِيۖ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ ٣١

Then Allāh sent a crow searching [i.e., scratching] in the ground to show him how to hide the disgrace1 of his brother. He said, "O woe to me! Have I failed to be like this crow and hide the disgrace [i.e., body] of my brother?" And he became of the regretful.

(Kâbil, kardeşi Hâbil'i öldürdükten sonra ne yapacağını bilemedi.) Yüce Allah ona kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını öğretmek için önünde yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O karga da ölü kargayı gömmek için yeri eşeliyordu. Kardeşini öldürüp katil olan kardeş, "Yazıklar olsun bana kardeşimin cesedini, ölü kargayı gömen bu karga gibi olup gömemedim." dedi. Sonra kardeşinin cesedini gömerek (Kâbil) yapmış olduğu bu çirkin davranışına pişmanlık duyanlardan oldu.

5:32Page 113

مِنۡ أَجۡلِ ذَٰلِكَ كَتَبۡنَا عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفۡسَۢا بِغَيۡرِ نَفۡسٍ أَوۡ فَسَادٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعٗا وَمَنۡ أَحۡيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحۡيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعٗاۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُنَا بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرٗا مِّنۡهُم بَعۡدَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡأَرۡضِ لَمُسۡرِفُونَ ٣٢

Because of that, We decreed upon the Children of Israel that whoever kills a soul unless for a soul1 or for corruption [done] in the land2 - it is as if he had slain mankind entirely. And whoever saves one3 - it is as if he had saved mankind entirely. And Our messengers had certainly come to them with clear proofs. Then indeed many of them, [even] after that, throughout the land, were transgressors.4

Kâbil'in kardeşini öldürmesinden sonra İsrailoğulları'na yeryüzünde küfür, savaş etmek ve fesat çıkarmak gibi kısas gerektirecek bir sebepten ötürü değil de hiç bir sebep olmadan bir cana kıyan kimsenin, bütün insanları öldürmüş gibi olacağını bildirdik. Çünkü böyle davranan kimsenin nezdinde suçsuz ile katilin/suçlunun arasında bir fark yoktur. Kim Allah Teâlâ'nın öldürülmesini yasakladığı nefsi öldürülmesinin haram olduğuna inanıp bir cana el uzatmayıp, öldürmezse sanki bütün insanları yaşatmış gibi olur. Çünkü bu davranışıyla herkes selamet içinde yaşar. Kesinlikle resullerimiz İsrailoğulları'na açık deliller ve net kanıtlarla gelmişlerdi. Buna rağmen birçoğu günah işleyerek ve resullerine muhalefet ederek Allah'ın koymuş olduğu sınırları/yasakları çiğnediler.

5:33Page 113

إِنَّمَا جَزَٰٓؤُاْ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسۡعَوۡنَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓاْ أَوۡ يُصَلَّبُوٓاْ أَوۡ تُقَطَّعَ أَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم مِّنۡ خِلَٰفٍ أَوۡ يُنفَوۡاْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِۚ ذَٰلِكَ لَهُمۡ خِزۡيٞ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ٣٣

Indeed, the penalty1 for those who wage war2 against Allāh and His Messenger and strive upon earth [to cause] corruption is none but that they be killed or crucified or that their hands and feet be cut off from opposite sides or that they be exiled from the land. That is for them a disgrace in this world; and for them in the Hereafter is a great punishment,

Allah ve resulüyle savaşanların, düşmanlık ederek ve insanları öldürerek, mallarını alarak ve yollarını keserek savaşanların ve çekişenlerin akıbeti nasıl olur? Bunların cezası asılmadan idam edilerek öldürülmek ya da bir tahta ve benzeri bir şey üzerinde asılarak idam edilmektir. Yahut ceza olarak sağ eliyle sol ayağı çapraz kesilir. Tekrar bu suçu işlerlerse bu sefer sol eli ile sağ ayağı kesilir veya ülke sınırları içerisinde sürgün edilirler. Bu, onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette daha büyük bir azap vardır.

5:34Page 113

إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبۡلِ أَن تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهِمۡۖ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٣٤

Except for those who return [repenting] before you overcome [i.e., apprehend] them. And know that Allāh is Forgiving and Merciful.

-Ey devlet yetkilileri!- Savaşçılardan yakalanmadan önce tövbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki yüce Allah, tövbeden sonra çok bağışlayan ve merhamet edendir. Onlardan cezayı kaldırması yüce Allah'ın merhametindendir.

5:35Page 113

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱبۡتَغُوٓاْ إِلَيۡهِ ٱلۡوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُواْ فِي سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ٣٥

O you who have believed, fear Allāh and seek the means [of nearness] to Him and strive in His cause that you may succeed.

Ey iman edenler! Emirlerine uymakla ve yasaklarından sakınmakla Allah'tan korkun. Sizlere emir buyurduklarını yerine getirmekle ve yasaklarından uzaklaşmakla yüce Allah'a yakın olmayı talep edin. O'nun rızasını elde etmek ve istediğinize nail olmak ümidiyle kâfirlerle cihat ediniz. Bunları yerine getirdiğinizde korktuklarınızdan da uzak tutulursunuz.

5:36Page 113

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ أَنَّ لَهُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفۡتَدُواْ بِهِۦ مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنۡهُمۡۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ٣٦

Indeed, those who disbelieve - if they should have all that is in the earth and the like of it with it by which to ransom themselves from the punishment of the Day of Resurrection, it will not be accepted from them, and for them is a painful punishment.

Şüphesiz Allah'ı ve rasûllerini inkâr edenler var ya, onlardan her birisinin yeryüzü kadar mülkü ve onunla beraber bu mülkün bir misli daha olsa, kıyamet günü kendilerini Allah'ın azabından kurtarmak için o mülkü fidye olarak verseler, o fidye onlardan kabul edilmez. Onlar için acı verici bir azap vardır.

5:37Page 114

يُرِيدُونَ أَن يَخۡرُجُواْ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنۡهَاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ مُّقِيمٞ ٣٧

They will wish to get out of the Fire, but never are they to emerge therefrom, and for them is an enduring punishment.

Cehenneme girdikten sonra oradan çıkmak isterler. Onların cehennemden çıkmaları nasıl olacaktır? Ve asla oradan çıkamayacaklar. Cehennemde onlar için daimî bir azap vardır.

5:38Page 114

وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقۡطَعُوٓاْ أَيۡدِيَهُمَا جَزَآءَۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلٗا مِّنَ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٣٨

[As for] the thief, the male and the female, amputate their hands in recompense for what they earned [i.e., committed] as a deterrent [punishment] from Allāh. And Allāh is Exalted in Might and Wise.

-Ey Yöneticiler!- Hırsızlık yapan erkek ve kadının haksız yere almış oldukları mallara karşılık cezası sağ ellerinin kesilmesidir. Bu ceza onları ve başkalarını korkutmak içindir. Allah çok güçlüdür, O'na hiçbir şey galip gelemez. Takdirinde ve koyduğu kanunlarında hikmet sahibidir.

5:39Page 114

فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ٣٩

But whoever repents after his wrongdoing and reforms, indeed, Allāh will turn to him in forgiveness. Indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.

Kim yapmış olduğu hırsızlıktan sonra Allah'a tövbe eder ve salih amel işlerse, şüphesiz Allah o kula kendi katından lütfeder ve tövbesini kabul eder. Şüphesiz yüce Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını bağışlar. Onlara karşı merhametlidir. Ceza davası yöneticiye ulaştıktan sonra tövbe ederlerse onların üzerinden had cezası düşmez.

5:40Page 114

أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٤٠

Do you not know that to Allāh belongs the dominion of the heavens and the earth? He punishes whom He wills and forgives whom He wills, and Allāh is over all things competent.

-Ey Resul!- Kesinlikle biliyorsun ki, göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah'ındır. Gökler ve yerler hakkındaki tasarruf yalnızca yüce Allah'ındır. Dilediğine adaletiyle azap eder. Lütfu ve ihsanıyla da dilediğini bağışlar. Muhakkak Allah'ın her şeye gücü yeter. O'nu hiçbir şey aciz bırakamaz.

5:41Page 114

۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحۡزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡكُفۡرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِأَفۡوَٰهِهِمۡ وَلَمۡ تُؤۡمِن قُلُوبُهُمۡۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْۛ سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوۡمٍ ءَاخَرِينَ لَمۡ يَأۡتُوكَۖ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ مِنۢ بَعۡدِ مَوَاضِعِهِۦۖ يَقُولُونَ إِنۡ أُوتِيتُمۡ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمۡ تُؤۡتَوۡهُ فَٱحۡذَرُواْۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتۡنَتَهُۥ فَلَن تَمۡلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔاۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمۡ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمۡۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيٞۖ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٞ ٤١

O Messenger, let them not grieve you who hasten into disbelief – of those who say, "We believe" with their mouths, but their hearts believe not, and from among the Jews. [They are] avid listeners to falsehood, listening to another people who have not come to you.1 They distort words beyond their [proper] places [i.e., usages], saying, "If you are given this,2 take it; but if you are not given it, then beware." But he for whom Allāh intends fitnah3 - never will you possess [power to do] for him a thing against Allāh. Those are the ones for whom Allāh does not intend to purify their hearts. For them in this world is disgrace, and for them in the Hereafter is a great punishment.

-Ey Resul!- Seni öfkelendirmek için Mümin olduklarını açıklayıp küfürlerini gizleyen, küfür amellerini de çabucak yapan münafıklar asla seni üzmesinler. İleri gelenlerinin yalanlarına kulak verip, kabul eden ve liderlerini taklit eden Yahudiler senden yüz çevirdiklerinden dolayı asla sana gelmezler. Onlar da seni üzmesin. Allah'ın Tevrat'taki kelamını, hevâ ve arzularına uyacak şekilde değiştirirler. Kendilerine tabi olanlara şöyle söylerler: Eğer Muhammed'in size vermiş olduğu hüküm; hevâ ve arzularınıza uyarsa ona uyun. Eğer muhalefet ederse ondan sakınınız. -Ey Resul!- Hiç kimse Allah'ın saptırmak istediği kimselerden sapıklığı gideremez ve onları hak yoluna hidayet ettiremez. Bu vasıflarla nitelenen Yahudi ve münafıklar Allah'ın kalplerini küfürden temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için rezillik ve utanç, ahirette de büyük azap olan cehennem azabı vardır.

5:42Page 115

سَمَّٰعُونَ لِلۡكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحۡتِۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُمۡ أَوۡ أَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡۖ وَإِن تُعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيۡـٔٗاۖ وَإِنۡ حَكَمۡتَ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِٱلۡقِسۡطِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ٤٢

[They are] avid listeners to falsehood, devourers of [what is] unlawful. So if they come to you, [O Muḥammad], judge between them or turn away from them. And if you turn away from them - never will they harm you at all. And if you judge, judge between them with justice. Indeed, Allāh loves those who act justly.

Onlar (Yahudiler) yalana çok kulak verir, faiz gibi haram olan malı çokça yerler. -Ey Resul!- Eğer aralarında hüküm vermen için sana gelirlerse istersen aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevirip hüküm verme, sen her iki durum arasında seçim yapma hakkına sahipsin. Şayet aralarında hüküm vermeyi terk edersen sana hiçbir zarar veremezler. Onlar zalim ve senin düşmanın olsalar bile, hüküm verirken aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz yüce Allah hükümlerinde adil olan kimseleri sever. Yargılanmak için gelen kimselerin hakime düşman olması onun adaletsiz davranmasına sebep değildir.

5:43Page 115

وَكَيۡفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوۡرَىٰةُ فِيهَا حُكۡمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوۡنَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٤٣

But how is it that they come to you for judgement while they have the Torah, in which is the judgement of Allāh? Then they turn away, [even] after that; but those are not [in fact] believers.

Yahudilerin içinde bulundukları durum çok ilginçtir. Onlar seni bir taraftan inkâr eder diğer taraftan da onların hevâlarına uyan hüküm vermeni umarlar. Hâlbuki yanlarında içerisinde Allah'ın hükmü bulunan ve iman ettiklerini iddia ettikleri Tevrat vardır. Sonra onlara vermiş olduğun hüküm hevâlarına uygun olmayınca ondan yüz çevirirler. Böylece hem kendi kitaplarında bulunanları inkâr etmeyi ve hem de senin vermiş olduğun hükmü reddetmeyi bir araya getirirler. Bunların yaptıkları davranış, Mümin kimselerin yapacağı bir davranış değildir. Öyleyse bunlar ne sana ve ne de senin getirdiklerine iman edenlerden değildirler.

5:44Page 115

إِنَّآ أَنزَلۡنَا ٱلتَّوۡرَىٰةَ فِيهَا هُدٗى وَنُورٞۚ يَحۡكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسۡلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ بِمَا ٱسۡتُحۡفِظُواْ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيۡهِ شُهَدَآءَۚ فَلَا تَخۡشَوُاْ ٱلنَّاسَ وَٱخۡشَوۡنِ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنٗا قَلِيلٗاۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ ٤٤

Indeed, We sent down the Torah, in which was guidance and light. The prophets who submitted [to Allāh] judged by it for the Jews, as did the rabbis and scholars by that with which they were entrusted of the Scripture of Allāh, and they were witnesses thereto. So do not fear the people but fear Me, and do not exchange My verses for a small price [i.e., worldly gain]. And whoever does not judge by what Allāh has revealed - then it is those who are the disbelievers.

Doğrusu Tevrat'ı Musa -aleyhisselam-'a biz indirdik ve onda hayra irşat ve kılavuzluk vardır. Kendisi ile aydınlanılan bir nur vardır. Allah'a itaatle uyan İsrailoğulları'nın peygamberleri, onunla hükmederler. Aynı zamanda yüce Allah'ın kitabını korumayı kendilerine görev olarak verdiği ve insanları eğiten âlimler, fakihler de onun ile hükmederler. Allah onları güvenilir kılmıştır ve onlar Tevrat'ı tahriften ve değişiklikten korurlar. Ve onlar onun hak olduğuna şahitlik ederler. Tevrat'ın emirleri hakkında insanlar onlara başvururlar. -Ey Yahudiler!- İnsanlardan korkmayınız, yalnız benden korkunuz. Allah'ın indirmiş olduğu hükmün yerine liderlik, şan, şöhret veya para gibi bir karşılık alarak onu bir başkası ile asla değiştirmeyiniz. Kim Allah'ın indirdiği vahyin yerine başka bir şeyi helal yahut üstün sayarsa, veya ona denk görürse, işte onlar gerçek kâfirlerdir.

5:45Page 115

وَكَتَبۡنَا عَلَيۡهِمۡ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفۡسَ بِٱلنَّفۡسِ وَٱلۡعَيۡنَ بِٱلۡعَيۡنِ وَٱلۡأَنفَ بِٱلۡأَنفِ وَٱلۡأُذُنَ بِٱلۡأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلۡجُرُوحَ قِصَاصٞۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٞ لَّهُۥۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٤٥

And We ordained for them therein a life for a life, an eye for an eye, a nose for a nose, an ear for an ear, a tooth for a tooth, and for wounds is legal retribution. But whoever gives [up his right as] charity, it is an expiation for him. And whoever does not judge by what Allāh has revealed - then it is those who are the wrongdoers [i.e., the unjust].

Biz Tevrat'ta, Yahudilere kim bir nefsi haksız yere kasten öldürürse, o da ona karşılık öldürülür diyerek bu hükmü farz kıldık. Kim bir başkasının gözünü kasten çıkarırsa onun da gözü çıkarılır. Kim kasten bir başkasının burnunu keserse onun da burnu kesilir. Kim bir başkasının kulağını kasten kopartırsa onun da kulağı kopartılır. Kim bir başkasının dişini kasten sökerse, onun da dişi sökülür. Aynı şekilde yaralamalarda da kısas vardır ve cani/suçlu işlemiş olduğu suçun misliyle cezalandırılır. Bununla birlikte kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına, yapmış olduğu zulümlere ve zulmettiklerinin yerine bir kefaret olur. Kim kısas ile ilgili durumlarda ve diğer durumlarda Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte o Allah'ın koymuş olduğu sınırları aşıp terk etmiş olur.

5:46Page 116

وَقَفَّيۡنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡإِنجِيلَ فِيهِ هُدٗى وَنُورٞ وَمُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَهُدٗى وَمَوۡعِظَةٗ لِّلۡمُتَّقِينَ ٤٦

And We sent, following in their footsteps,1 Jesus, the son of Mary, confirming that which came before him in the Torah; and We gave him the Gospel, in which was guidance and light and confirming that which preceded it of the Torah as guidance and instruction for the righteous.

İsrailoğullarının peygamberlerinin ardından Meryemoğlu İsâ'yı kendinden önce gelen Tevrat'ın içindekilere iman eden ve onunla hükmeden bir kimse kıldık. Ona, hak ve hidayeti içinde barındıran İncil'i verdik. İncil'i delillerdeki şüpheleri ortadan kaldıran, hükümlerdeki sorunları çözen, kendinden önceki Tevrat'a muvafık kıldık. Sadece hükümlerden pek azını nesh edici olarak indirdik. İncil'i; müttakilere, yol gösterici ve onlara haram kıldıklarını yapmayı yasaklayıcı kıldık.

5:47Page 116

وَلۡيَحۡكُمۡ أَهۡلُ ٱلۡإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ٤٧

And let the People of the Gospel judge by what Allāh has revealed therein. And whoever does not judge by what Allāh has revealed - then it is those who are the defiantly disobedient.

Hristiyanlar, Allah'ın İncil'de indirdiğine iman etsinler. Onun ile hükmetsinler. Kendilerine Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- (gönderilmeden önce gelen doğrularla) hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse; işte onlar Allah'ın itaatinden çıkmış olanlardır. Hakkı terk edip batıla meyledenlerdir.

5:48Page 116

وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمُهَيۡمِنًا عَلَيۡهِۖ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ لِكُلّٖ جَعَلۡنَا مِنكُمۡ شِرۡعَةٗ وَمِنۡهَاجٗاۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمۡ أُمَّةٗ وَٰحِدَةٗ وَلَٰكِن لِّيَبۡلُوَكُمۡ فِي مَآ ءَاتَىٰكُمۡۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعٗا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ٤٨

And We have revealed to you, [O Muḥammad], the Book [i.e., the Qur’ān] in truth, confirming that which preceded it of the Scripture and as a criterion over it. So judge between them by what Allāh has revealed and do not follow their inclinations away from what has come to you of the truth. To each of you We prescribed a law and a method.1 Had Allāh willed, He would have made you one nation [united in religion], but [He intended] to test you in what He has given you; so race to [all that is] good.2 To Allāh is your return all together, and He will [then] inform you concerning that over which you used to differ.

-Ey Resul!- Biz sana Kur'an'ı Allah'tan olduğuna hiç şek şüphe barındırmayan doğruluk ile indirdik. Kendisinden önce indirilen kitapları doğrulayıcıdır ve güvenilirdir. Önceki kitapların Kur'an'a uyan kısımları hak, muhalefet edenleri de batıldır. İnsanların arasında Allah'ın sana indirdiğiyle hükmet. İçerisinde hiçbir şüphe olmayan sana indirilen hakkı terk edip hevâlarına heveslerine uyma. Kesinlikle biz, her ümmete bir şeriat ve amelî hükümler, hidayet bulacakları apaçık bir yol kıldık. Şayet Allah bütün şeriatları bir yapmak isteseydi tek bir şeriat yapardı. Lakin herkesi imtihan etmek, itaat eden ile isyan edeni ayırt etmek için, her bir ümmete ayrı bir şeriat verdi. Hayır işleri yapmada ve kötülükleri terk etmede acele ediniz. Kıyamet gününde hepinizin dönüşü yalnız Allah'a olacaktır. İhtilafa düştüğünüz hükümleri sizlere bildirecektir. Önceden yapmış olduğunuz amellerinizin karşılığını verecektir.

5:49Page 116

وَأَنِ ٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ وَٱحۡذَرۡهُمۡ أَن يَفۡتِنُوكَ عَنۢ بَعۡضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيۡكَۖ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعۡضِ ذُنُوبِهِمۡۗ وَإِنَّ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَٰسِقُونَ ٤٩

And judge, [O Muḥammad], between them by what Allāh has revealed and do not follow their inclinations and beware of them, lest they tempt you away from some of what Allāh has revealed to you. And if they turn away - then know that Allāh only intends to afflict them with some of their [own] sins. And indeed, many among the people are defiantly disobedient.

-Ey Resul!- Şu halde, Allah'ın sana indirdiği kitap ile hükmet. Hevâ ve heveslerine uymaktan kaynaklanan görüşlerine tabi olma. Allah'ın sana indirdiklerinin bazılarında seni saptırmalarından sakın. Çünkü bunun uğrunda hiçbir çaba harcamazlar. Eğer Allah'ın indirdiğiyle verilen hükümden yüz çevirip kabul etmezlerse; bilmiş ol ki, yüce Allah bazı günahlarından dolayı onları dünyevi bir ceza ile cezalandıracaktır. Bütün günahlarıyla da onları ahirette cezalandıracaktır. İnsanların çoğu Allah'ın itaatinden çıkmaktadırlar.

5:50Page 116

أَفَحُكۡمَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ يَبۡغُونَۚ وَمَنۡ أَحۡسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكۡمٗا لِّقَوۡمٖ يُوقِنُونَ ٥٠

Then is it the judgement of [the time of] ignorance they desire? But who is better than Allāh in judgement for a people who are certain [in faith].

Onlar senin hükmünden yüz çevirip putlara tapan cahiliye ehlinin (müşriklerin) hevâlarına tabi olarak verdikleri hükümleri mi istiyorlar? Yakin ehlinin yanında Allah'tan daha iyi hükmeden hiçbir kimse yoktur. Ki onlar Allah'ın resulune indirdiğini akıl ederler. Batıl olsa dahi kendi arzularına uymayanların hükmünü kabul etmeyen cehalet ve hevâ ehli gibi değildirler.

5:51Page 117

۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ ٱلۡيَهُودَ وَٱلنَّصَٰرَىٰٓ أَوۡلِيَآءَۘ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمۡ فَإِنَّهُۥ مِنۡهُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٥١

O you who have believed, do not take the Jews and the Christians as allies. They are [in fact] allies of one another. And whoever is an ally to them among you - then indeed, he is [one] of them. Indeed, Allāh guides not the wrongdoing people.

Ey Allah'a ve resulüne iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost edinmeyiniz. Şüphesiz Yahudiler, ancak kendi dinlerinden olanlarla samimi dost olurlar. Hristiyanlar da ancak kendi milletleriyle samimi dost olurlar. Her iki milleti birleştiren size karşı olan düşmanlıklarıdır. Sizden kim onlara dost ve taraftar olursa, o da onlardan sayılır. Allah, kâfirlere dost olmaları sebebiyle zalim olan kavmi hidayete erdirmez.

5:52Page 117

فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ يُسَٰرِعُونَ فِيهِمۡ يَقُولُونَ نَخۡشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٞۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأۡتِيَ بِٱلۡفَتۡحِ أَوۡ أَمۡرٖ مِّنۡ عِندِهِۦ فَيُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ نَٰدِمِينَ ٥٢

So you see those in whose hearts is disease [i.e., hypocrisy] hastening into [association with] them, saying, "We are afraid a misfortune may strike us." But perhaps Allāh will bring conquest or a decision from Him, and they will become, over what they have been concealing within themselves, regretful.

-Ey Resul!- İmanları zayıf olan münafıklar; Yahudilere ve Hristiyanlara dost olmak için acele ederler, onların üstün gelmelerinden ve hakimiyetin ellerine geçmesinden korkup onlardan kendilerine bir zarar gelmemesi için böyle yapmaları gerektiğini söylerler. Belki Allah, resulünü ve Müminleri muzaffer kılar. Veya kendi katından bir güç verir ve böylece Yahudilerin ve taraftarlarının saldırısı ve kuvveti geçip gider. Böylece Yahudilerin dostluğunda acele edenlerin pişman olup, kalplerinde zayıf sebeplerle edinmiş oldukları bu münafıklık geçersiz olmuş olur.

5:53Page 117

وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ إِنَّهُمۡ لَمَعَكُمۡۚ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فَأَصۡبَحُواْ خَٰسِرِينَ ٥٣

And those who believe will say,1 "Are these the ones who swore by Allāh their strongest oaths that indeed they were with you?" Their deeds have become worthless, and they have become losers.

Münafıkların bu haline şaşan Müminler şöyle derler: Ey Müminler! Bunlar iman ve yardım etme hususunda var güçleriyle sizinle beraber olacaklarına dair Allah'a yemin etmişlerdi. Onların amelleri boşa çıkmıştır. Kendilerine hazırlanan azap ve amaçlarına kavuşamamaları sebebiyle hüsrana uğrayanlardan oldular.

5:54Page 117

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَن يَرۡتَدَّ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَسَوۡفَ يَأۡتِي ٱللَّهُ بِقَوۡمٖ يُحِبُّهُمۡ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ يُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوۡمَةَ لَآئِمٖۚ ذَٰلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ٥٤

O you who have believed, whoever of you should revert from his religion - Allāh will bring forth [in place of them] a people He will love and who will love Him [who are] humble toward the believers, strong against the disbelievers; they strive in the cause of Allāh and do not fear the blame of a critic. That is the favor of Allāh; He bestows it upon whom He wills. And Allāh is all-Encompassing and Knowing.

Ey iman edenler! İçinizden her kim, dinden küfre dönerse, Allah böyle yapanların yerine öyle bir kavim getirir ki, dosdoğru olduklarından dolayı onları sever, onlar da O'nu severler. Müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı sert davranırlar. Allah'ın dininin en üstün olması için, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşırlar. Allah'ın rızasını yaratılmışların rızasına takdim ettiklerinden dolayı kendilerine zorluk çıkaran hiçbir kimsenin güçlük çıkarmasından korkmazlar. Bu Allah'ın kullarından dilediğine vermiş olduğu lütfu ve ihsanıdır. Allah bol ihsan ve lütuf sahibidir. Hak etmeyen kullarını da ihsanından ve lütfundan mahrum eder.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском