Al-HijrJuz 14 · Page 266

Al-Hijr 15:71

The Rocky Tract · Juz 14 · Page 266

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ ٧١

[Lot] said, "These are my daughters1 - if you would be doers [of lawful marriage]."

1 translator’s note
  1. i.e., the women of his community who were lawful for marriage. ↩

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 15:57–77

57- Dedi ki:“O halde, ey elçiler, (esas) göreviniz nedir?” 58- Dediler ki:“Gerçek şu ki biz, günahkar bir kavme gönderildik.” 59- “Ancak Lût ailesi müstesnâ. Onların hepsini mutlaka kurtaracağız. 60- “Karısı hariç. Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” 61- Nihâyet elçiler Lût ailesine geldikleri vakit… 62- O dedi ki:“Doğrusu siz, tanınmayan kimselersiniz.” 63- Dediler ki:“Bilakis biz, sana onların hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.” 64- “Biz sana hak ile geldik ve şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.” 65- “O nedenle gecenin bir vaktinde aile efradını yola çıkar, sen de arkalarından git ve sizden hiç kimse arkasına dönüp bakmasın. Emrolunduğunuz yere gidin!” 66- Ona şu gerçeği vahyettik:“Sabaha karşı onların ardı arkası mutlaka kesilmiş olacaktır.” 67- Derken şehir halkı (birbirlerine) müjde vererek geldiler. 68- (Lut) dedi ki: “Bunlar, benim misâfirlerimdir, beni rezil etmeyin.” 69- “Allah’tan korkun ve beni mahcup etmeyin!” 70- “Biz seni birilerini misafir etmekten men etmedik mi?” dediler. 71- Dedi ki:“İşte kızlarım (onlarla evlenin, bunu yapın) eğer yapacaksanız!” 72- Hayatın hakkı için (ey Muhammed), onlar gerçekten sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı. 73- Nihayet sabah güneş doğarken o çığlık onları yakalayıverdi. 74- Oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. 75- Elbette bunda basiret sahibi olanlar için ibretler vardır. 76- Elbette o (Lut kavminin) şehri, işlek bir yol üzerindedir. 77- Elbette bunda iman edenler için bir ibret vardır.

57. Melekler, İbrahim’e bu müjdeyi verdikten sonra o, onların önemli bir iş için gönderilmiş olduklarını anladı ve meleklere “dedi ki: “O halde, ey elçiler, (esas) göreviniz nedir?” Ne için gönderildiniz?

58. “Dediler ki: “Gerçek şu ki biz, günahkar” fesatları çok, kötülükleri büyük “bir kavme” onlara azap ve ceza indirmek üzere “gönderildik.”

59-60. “Ancak Lût ailesi müstesnâ. Onların hepsini mutlaka kurtaracağız.” Lût ve onun aile halkı müstesnâdır ve azaptan kurtarılacaklardır. “Karısı hariç, onun” azap içerisinde “geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” Lût ve diğer aile halkını ise bu azaptan kurtaracağız. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam, helâklerinin ertelenmesi hususunda elçilerle tartışmaya, bu konuda onlara karşı savunmaya koyuldu. Bunun üzerine ona:“Ey İbrahim, bundan vazgeç, çünkü Rabbinin emri gelmiştir, onlara geri çevrilemeyecek bir azap gelip çatmıştır”(Hud, 11/76) diye cevap verdiler ve yanından ayrıldılar.

61-62. “Nihâyet elçiler Lût ailesine geldikleri vakit” Lût onlara “Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz.” ben sizi tanımıyorum, kim olduğunuzu bilmiyorum, dedi.

63. “Dediler ki: Bilakis biz sana onların, hakkında şüphe ettikleri şeyi getirdik.” Yani biz, sana hakkında şüphe ettikleri ve onları kendisi ile tehdit ettiğin vakit seni yalanladıkları şeyi, başlarına gelecek olan o azabı getirmek için geldik.

64. “Biz sana” şaka değil “hak ile geldik ve şüphesiz biz” sana söylediğimiz bu sözlerimizle “doğru söyleyenleriz.”

65. “O nedenle gecenin bir vaktinde aile efradını yola çıkar.” Uykuya dalınacağı ve kimsenin senin yola çıkışını bilmeyeceği bir sırada onları yola çıkar. “Sen de arkalarından git ve sizden kimse arkasına dönüp bakmasın!” Yani çabucak yola koyulun ve hızlıca uzaklaşın. “Emrolunduğunuz yere gidin.” Sanki onlarla birlikte nereye yöneleceklerini gösteren bir kılavuz da var gibiydi.

66. “Ona şu gerçeği vahyettik:” Yani istisnası olmayan şu kat’i haberi verdik: “Sabaha karşı onların ardı arkası mutlaka kesilmiş olacaktır.” Yani onları kökten imha edecek olan azap, sabah vakti başlarına gelecektir.

67. “Derken” Lût kavminin içinde yaşadığı “şehir halkı (birbirlerine) müjde vererek” biri diğerine Lût’un misâfirlerinin bulunduğunu, bunların yüzlerinin güzelliğini ve bunları ellerine geçirebilecekleri müjdesini vererek “geldiler.” Çünkü onlar bu misâfirlere hayasızca işlerini yapmak istiyorlardı. 68-69. Lût’un evine varınca misâfirlerini almak için Lut’la uğraşmaya başladılar. Lût ise onlara karşı koyup şöyle dedi: “Bunlar benim misâfirlerimdir, sakın beni rezil etmeyin. Allah’tan korkun ve beni mahcup etmeyin.” Sizde Allah korkusundan eser yoksa da bir defa olsun Allah’tan korkup sakının; misâfirlerime karşı beni rezil etmeyin! O çirkin işi yapmaya kalkışarak onların saygınlıklarını ayaklar altına almayın!

70. Lût’un:“Sakın beni rezil etmeyin” sözüne karşı cevap olmak üzere sadece: “Biz seni birilerini misafir etmekten men etmedik mi? dediler.” Başkalarını misâfir etmeni yasaklamadık mı? Biz seni uyarmış bulunuyorduk, daha önce uyarıda bulunan mazeret kapsını kapatmış olur.

71. Lût, karşı karşıya kaldığı bu zorlu hâl dolayısı ile onlara:“Dedi ki: “İşte kızlarım (onlarla evlenin, bunu yapın) eğer yapacaksanız!” Ancak onlar, Lût’un sözlerine aldırmadılar bile. İşte bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır: 72. “Hayatın hakkı için (ey Muhammed) onlar gerçekten sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.” Bu şarhoşluk, onları herhangi bir ayıplama ve kınanmaya aldırmamaları noktasına götüren ve yaptıkları hayasızca işe duydukları sevgiden kaynaklanan bir sarhoşluktu.

73. Gelen elçiler Lût’a durumlarını açıklayınca Lût, duyduğu sıkıntı ve kederden kurtuldu. Rabbinin emrine uyarak aile halkını alıp geceleyin yola koyuldu ve kurtuldular. Kasaba halkına gelince:“Nihayet sabah güneş doğarken” azabın kendileri için daha çetin ve ağır olacağı bir vakit olan güneşin doğuşu zamanında “o çığlık onları yakalayıverdi.”

74. “Oranın üstünü altına getirdik” Şehirlerini kaldırıp başlarına geçirdik “ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.” Bu taşlar, onlardan şehrin dışında olanların da arkasına takılıp onları bulmuştu.

75. “Elbette bunda basiret sahibi olanlar için ibretler vardır.” Düşüncesi, tefekkürü, feraseti bulunan, dikkatle düşünen ve bununla neyin kastedildiğini anlayan kimseler için ibretler vardır. Bu ibret de şudur: Allah’a isyanı gerektiren işleri yapma cesaretini gösterenleri, özellikle de bu büyük hayasızlığı işlemeye kalkışanları Yüce Allah -en çirkin günahı işleme cesaretini göstermelerine karşılık- en ağır cezalarla cezalandıracaktır.

76. “Elbette o (Lut kavminin) şehri” gidip gelenler için “işlek bir yol üzerindedir.” Oralara gidip gelen herkes bunu bilmektedir.

77. “Elbette bunda iman edenler için bir ibret vardır.” Bu kıssadaki ibretlerin bazıları şunlardır: Şanı Yüce Allah’ın, halili İbrahim’e özel bir inâyeti vardı. Zira Lût aleyhisselam ona uyanlardan ve ona iman edenlerdendi, adeta onun bir öğrencisi gibiydi. Yüce Allah, Lût kavmini -helâki hak ettiklerinde- helâk etmeyi murat edince elçilerine oğlunu müjdelemeleri ve ne için gönderildiklerini haber vermeleri için İbrahim’e de uğramalarını emretmişti. İbrahim de elçilerle Lût kavminin helâkinin ertelenmesi hususunda tartışmıştır. Sonunda onlar, onu ikna etmişler ve gönlü tatmin olmuştur. Aynı şekilde Lût da kendi vatanını paylaşan kimseler olduklarından belki onlara şefkat edip acıyabilirdi. Yüce Allah da onun kavmine karşı daha çok öfkelenmesini gerektirecek sebepleri takdir etmişti. Hatta Lût, kendisine:“Onlara vaat edilen (azap) vakti sabahtır, sabah da yakın değil mi?”(Hûd, 11/8) denilince onların helâk edilecekleri bu vakti bile geç bulmuştu. Diğer taraftan Yüce Allah, bir ülkeyi helâk etmeyi murad etti mi o ülke halkının kötülükleri ve azgınlıkları daha da artar. Artık en ileri derecesine ulaştı mı da onlara hak ettikleri azabı gönderir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 266

Al-HijrJuz 14 · Page 266

15:71

قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ ٧١

[Lot] said, "These are my daughters1 - if you would be doers [of lawful marriage]."

1 translator’s note
  1. i.e., the women of his community who were lawful for marriage. ↩

15:72

لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ٧٢

By your life, [O Muḥammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly.

15:73

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ ٧٣

So the shriek1 seized them at sunrise.

1 translator’s note
  1. See footnote to 11:67. ↩

15:74

فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن سِجِّيلٍ ٧٤

And We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay.

15:75

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ ٧٥

Indeed in that are signs for those who discern.

15:76

وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٖ مُّقِيمٍ ٧٦

And indeed, they [i.e., those cities] are [situated] on an established road.

15:77

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ٧٧

Indeed in that is a sign for the believers.

15:78

وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ ٧٨

And the companions of the thicket [i.e., the people of Madyan] were [also] wrongdoers,

15:79

فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٖ مُّبِينٖ ٧٩

So We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway.

15:80

وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٨٠

And certainly did the companions of al-Ḥijr1 [i.e., the Thamūd] deny the messengers.

1 translator’s note
  1. The valley of stone. ↩

15:81

وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ ٨١

And We gave them Our signs, but from them they were turning away.

15:82

وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ٨٢

And they used to carve from the mountains, houses, feeling secure.

15:83

فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ ٨٣

But the shriek seized them at early morning,

15:84

فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ٨٤

So nothing availed them [from] what they used to earn.

15:85

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةٞۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ ٨٥

And We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness.

15:86

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ٨٦

Indeed, your Lord - He is the Knowing Creator.

15:87

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعٗا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ ٨٧

And We have certainly given you, [O Muḥammad], seven of the often repeated [verses]1 and the great Qur’ān.

1 translator’s note
  1. Referring to Sūrah al-Fātiḥah. ↩

15:88

لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجٗا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ٨٨

Do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of them [i.e., the disbelievers], and do not grieve over them. And lower your wing [i.e., show kindness] to the believers.

15:89

وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ ٨٩

And say, "Indeed, I am the clear warner" -

15:90

كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ ٩٠

Just as We had revealed [scriptures] to the separators1

1 translator’s note
  1. Those who separated from the teachings of their prophets. Another meaning is "As We sent down [punishment] on the sworn opponents [to Allāh's message]." ↩
As-Sa'diTafsir · 15:71

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском