Maryam 19:26
Mary · Juz 16 · Page 307
فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنٗاۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدٗا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمٗا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيّٗا ٢٦
So eat and drink and be contented. And if you see from among humanity anyone, say, 'Indeed, I have vowed to the Most Merciful abstention, so I will not speak today to [any] man.'"
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 19:22–26
22- Derken ona hamile kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. 23- Nihayet doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine (dayanmaya) sevketti. “Ah keşke, bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş biri olsaydım.” dedi. 24- (Cebrail) ona alt tarafından şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin senin alt tarafında bir su arkı yarattı.” 25- “Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele de üzerine olgunlaşmış taze hurmalar dökülsün.” 26- “Artık ye, iç ve gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen (işaret diliyle) de ki: “Ben Rahmân’a (susma) orucu adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”
22. Yani Meryem, İsa’ya hamile kalınca rezil olmaktan korktu ve insanlardan uzaklaşarak “uzak bir yere çekildi.”
23. Doğum vakti yaklaşınca doğum sancısı, onu bir hurma ağacının gövdesine dayanmaya mecbur etti. Doğum ağrılarından, yeme ve içmekten uzak kalmaktan ve insanların dedikodularından dolayı kalbi ızdırap duyup bu duruma sabredemeyeceğinden endişeye kapılınca bu olaydan önce ölmeyi ve unutulup gitmiş olmayı, kimse tarafından hatırlanmayan biri olmayı temenni etti. Bu temenni, bu şekildeki tedirgin eden zorlu bir hale binaen yapılmıştır. Aslında böyle bir temenninin onun faydasına ve hayrına olacak bir tarafı yoktur. Hayır ve fayda, takdir edilenin meydana gelmesindedir.
24. İşte o vakit melek, endişesini teskin etti, bu ızdırabını dindirerek ona sebat verdi ve ona alt tarafından seslendi. Meleğin ona alttan seslenmesi, seslendiği yerin bulunduğu yerden biraz daha aşağıda olması ihtimalini hatıra getiriyor. Melek ona:“Üzülme”, yani bu işten dolayı tedirgin olma, kederlenme, dedi. “Rabbin senin alt tarafında” su içebileceğin “bir su arkı yarattı.”
25. “Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele de üzerine olgunlaşmış” lezzetli ve faydalı “taze hurmalar dökülsün.”
26. “Artık” o hurmadan “ye” ve o arktan su “iç, gözün” İsa sebebiyle “aydın olsun.” Bu sözler, doğum sancılarından kurtulacağından, afiyetle yiyip içeceği şeylerin hazır olacağından yana ona bir teskin ve huzur vermek içindi. İnsanların dedikodularına gelince ona karşı da herhangi bir insan görecek olursa işaret yoluyla şunları söylemesini emretti:“Ben Rahmân’a (susma) orucu adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.” Yani onlara hiçbir söz söyleme, böylelikle onlarla konuşup da onların sözlerini dinlemekten yana rahata kavuşacaksın. Susma orucu, onlarca bilinen meşru bir ibadet idi. Meryem’e kendisine yöneltilebilecek ithamı reddetme hususunda insanlarla konuşmamasını emredilmesi, insanların onu tasdik etmeyeceklerinden, dolaysıyla da bunda bir fayda olmayacağından dolayıdır. Diğer taraftan beşikte bulunan İsa’nın söyleceği sözlerle onun tertemiz olduğunun açıklanması içindir ki bu, onun temiz oluşunun en büyük şahididir. Çünkü kocasız bir kadının çocuk sahibi olması ve buna karşılık onun herhangi bir babasının olmadığını iddia etmesi, ileri sürülecek en ağır iddialardandır ki buna dair birçok şahit getirilecek olsa dahi bu iddiayı kimse kabul edilmez. Onun için bu olağanüstü hadisenin doğruluğunun delili de kendi türünden olağanüstü bir hadise kılınmıştır ki bu da son derece küçük (bebek) olan İsa’nın konuşmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
Page 307
19:26
فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنٗاۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدٗا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمٗا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيّٗا ٢٦
So eat and drink and be contented. And if you see from among humanity anyone, say, 'Indeed, I have vowed to the Most Merciful abstention, so I will not speak today to [any] man.'"
19:27
فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـٔٗا فَرِيّٗا ٢٧
Then she brought him to her people, carrying him. They said, "O Mary, you have certainly done a thing unprecedented.
19:28
يَٰٓأُخۡتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءٖ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيّٗا ٢٨
O sister [i.e., descendant] of Aaron, your father was not a man of evil, nor was your mother unchaste."
19:29
فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِۖ قَالُواْ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي ٱلۡمَهۡدِ صَبِيّٗا ٢٩
So she pointed to him. They said, "How can we speak to one who is in the cradle a child?"
19:30
قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيّٗا ٣٠
[Jesus] said, "Indeed, I am the servant of Allāh. He has given me the Scripture and made me a prophet.
19:31
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيّٗا ٣١
And He has made me blessed wherever I am and has enjoined upon me prayer and zakāh as long as I remain alive
19:32
وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارٗا شَقِيّٗا ٣٢
And [made me] dutiful to my mother, and He has not made me a wretched tyrant.
19:33
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيّٗا ٣٣
And peace is on me the day I was born and the day I will die and the day I am raised alive."
19:34
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِي فِيهِ يَمۡتَرُونَ ٣٤
That is Jesus, the son of Mary - the word of truth about which they are in dispute.
19:35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٖۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرٗا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٣٥
It is not [befitting] for Allāh to take a son; exalted is He!1 When He decrees an affair, He only says to it, "Be," and it is.
1 translator’s note
- i.e., far removed is He from any such need. ↩
19:36
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطٞ مُّسۡتَقِيمٞ ٣٦
[Jesus said], "And indeed, Allāh is my Lord and your Lord, so worship Him. That is a straight path."
19:37
فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡۖ فَوَيۡلٞ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ٣٧
Then the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day.
19:38
أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ ٣٨
How [clearly] they will hear and see the Day they come to Us, but the wrongdoers today are in clear error.