MaryamJuz 16 · Page 307

Maryam 19:27

Mary · Juz 16 · Page 307

فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـٔٗا فَرِيّٗا ٢٧

Then she brought him to her people, carrying him. They said, "O Mary, you have certainly done a thing unprecedented.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 19:27–33

27- Derken onu taşıyarak kavmine getirdi. (Ona) dediler ki: “Ey Meryem, gerçekten sen vahim bir iş yaptın!” 28- “Ey Hârûn’un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi.” 29- Bunun üzerine o da çocuğa işaret etti. Onlar da:“Beşikte bulunan küçük bir çocukla nasıl konuşalım?!” dediler. 30- (İsa) dedi ki: “Ben, Allah’ın kuluyum. O, bana Kitab verdi ve beni peygamber yaptı.” 31- “Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum sürece bana namazı ve zekâtı emretti.” 32- “Beni anneme karşı itaatkar kıldı. Zorba ve bedbaht kılmadı.” 33- “Doğduğum günde, öldüğüm günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir.”

27. Yani Meryem, loğusalığından şifa bulunca İsa’yı taşıyarak hiç aldırış etmeksizin ve hiç sıkılmaksızın kavminin yanına vardı. Bu şekilde davranması kendisinin tertemiz ve her türlü ithamdan uzak olduğunu bilmesindendir. Ona:“Ey Meryem, gerçekten sen vahim” son derece büyük ve kötü “bir iş yaptın!” dediler, bununla -haşa- hayasızlık ettiğini kasdetmişlerdi.

28. “Ey Hârûn’un kızkardeşi!” İfadenin zahirinden Hârûn’un, onun gerçek kardeşi olduğu anlaşılmaktadır. Meryem’i Hârûn’a nispet ederek ona seslendiler. Geçmiş peygamberlerin isimleri ile isimlenmek onların âdeti idi. Yoksa o, Musa’nın kardeşi Harun b. İmran değildi. Çünkü ikisi arasında uzun asırlar vardır. “Senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi.” Senin annen de baban da salih kimseler, kötülükten uzak kişilerdi. Özellikle de bu işaret ettikleri kötülükten uzak bir kimse idi. Bu sözden maksatları da şuydu: Sen, nasıl onların niteliklerinden ayrı düştün ve onların yapmadıkları bir işi yaptın? Çünkü soy sop çoğunlukla iyilikte olsun kötülükte olsun birbirine benzerler. Onlar da kalplerinde doğan duygu doğrultusunda böyle bir işi nasıl yaptı diye hayret ettiler.

29. Meryem de çocuğa işaret etti. Yani onunla konuşun, demek istedi. Bu şekilde işaret etmesine sebep, insanların kendisiyle konuşmaları halinde bu şekilde davranmasının emrolunmuş olmasıydı. Zira ona, insanlara:“Ben Rahmân’a (susma) orucu adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım” demesi emredilmişti. İsa ile konuşmalarını işaret edince bundan hayrete düşerek:“Beşikte bulunan bir çocukla nasıl konuşalım? dediler.” Çünkü bu, görülmüş bir şey değildir ve bu yaşta hiç kimse konuşmamıştır.

30. O vakit İsa aleyhisselam henüz beşikte bir bebek olduğu halde onlara hitap edip Allah’ın kulu olduğunu söyledi ve kendisinde ilâh olmaya yahut ilâhın oğlu olmaya layık bir sıfat bulunmadığını söyledi. Yüce Allah, İsa’ya uyduklarını iddia edip de:“Ben, Allah’ın kuluyum” sözünde ona muhalefet eden hristiyanların sözlerinden yüce ve münezzehtir. “O, bana Kitap verdi” Kitap vermeyi hükmetti “ve beni peygamber yaptı.” Böylelikle İsa aleyhisselam onlara Allah’ın kulu olduğunu, Allah’ın kendisine Kitabı öğrettiğini ve onu peygamberlerinden birisi kıldığını haber vermiş oldu. Bütün bunlar, İsa’nın bizzat sahip kılındığı kemal özelliklerindendir.

31. Daha sonra kendisinin başkalarını da kemale eriştireceğini söz konusu ederek şunları söyledi:“Nerede” hangi zaman ve mekânda “olursam olayım beni mübarek kıldı.” Hayrı öğretmek, ona davet etmek ve kötülükten alıkoymak hususlarında Allah beni mübarek/bereketli kıldı. Allah’a daveti hem sözlerinde hem de davranışlarında idi. Onunla birlikte oturan yahut onunla bir araya gelen herkes, onun bereketine nail olur ve onunla arkadaşlık eden onunla mutlu olurdu. “Hayatta olduğum sürece bana namazı ve zekâtı emretti.” Yani Allah, bana en büyükleri namaz olan kendi haklarını, en değerli ve üstünü zekât olan kul haklarını hayatta kaldığım sürece yerine getirmemi emretti. Yani ben, Rabbimin bana tavsiye edip emrettiğini yerine getirecek, gereğince amel edecek ve onu ifa edeceğim.

32. Yine Rabbim bana anneme itaat edip ona son derece güzel davranmamı, ona karşı gereken şekilde muamele etmemi de emretti. Çünkü onun üstün bir şerefi ve fazileti vardır. Diğer taraftan onun annelik hakkı ve buna bağlı diğer hakları da vardır. “Beni zorba” Allah’a karşı kibirlenen ve kullarına karşı da büyüklük taslayan biri “ve” dünya ve âhirette “bedbaht kılmadı.” Allah beni böyle birisi kılmadı, aksine kendisine itaat eden, O’na karşı zilletle boyun eğen, Allah’ın kullarına karşı alçak gönüllü ve beni bana uyanlarla birlikte dünya ve âhirette mutluluğa kavuşan birisi kıldı.

33. İsa bu kemal sıfatlara ve övülecek güzel hasletlere sahip olduğundan ötürü devamla şunları söylemiştir:“Doğduğum günde, öldüğüm günde ve diri olarak kabirden kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir.” Yani Rabbimin lütuf ve keremi sayesinde ben doğduğum günde de öldükten sonra diriltileceğim günde de kötülüklerden, şeytandan ve cezaya çarptırılmaktan kurtulup esenliğe kavuşturuldum. Bu, İsa’nın her türlü dehşetten ve günahkârlar yurdundan esenlikte olmasını, buna karşılık esenlik yurdu olan cennetin ahalisinden olmasını gerektirir. İşte bu, onun Allah’ın rasûlü ve O’nun gerçek bir kulu olduğuna dair pek büyük bir mucize ve göz kamaştırıcı bir delildir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 307

MaryamJuz 16 · Page 307

19:26

فَكُلِي وَٱشۡرَبِي وَقَرِّي عَيۡنٗاۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلۡبَشَرِ أَحَدٗا فَقُولِيٓ إِنِّي نَذَرۡتُ لِلرَّحۡمَٰنِ صَوۡمٗا فَلَنۡ أُكَلِّمَ ٱلۡيَوۡمَ إِنسِيّٗا ٢٦

So eat and drink and be contented. And if you see from among humanity anyone, say, 'Indeed, I have vowed to the Most Merciful abstention, so I will not speak today to [any] man.'"

19:27

فَأَتَتۡ بِهِۦ قَوۡمَهَا تَحۡمِلُهُۥۖ قَالُواْ يَٰمَرۡيَمُ لَقَدۡ جِئۡتِ شَيۡـٔٗا فَرِيّٗا ٢٧

Then she brought him to her people, carrying him. They said, "O Mary, you have certainly done a thing unprecedented.

19:28

يَٰٓأُخۡتَ هَٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمۡرَأَ سَوۡءٖ وَمَا كَانَتۡ أُمُّكِ بَغِيّٗا ٢٨

O sister [i.e., descendant] of Aaron, your father was not a man of evil, nor was your mother unchaste."

19:29

فَأَشَارَتۡ إِلَيۡهِۖ قَالُواْ كَيۡفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي ٱلۡمَهۡدِ صَبِيّٗا ٢٩

So she pointed to him. They said, "How can we speak to one who is in the cradle a child?"

19:30

قَالَ إِنِّي عَبۡدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِيَ ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلَنِي نَبِيّٗا ٣٠

[Jesus] said, "Indeed, I am the servant of Allāh. He has given me the Scripture and made me a prophet.

19:31

وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيۡنَ مَا كُنتُ وَأَوۡصَٰنِي بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمۡتُ حَيّٗا ٣١

And He has made me blessed wherever I am and has enjoined upon me prayer and zakāh as long as I remain alive

19:32

وَبَرَّۢا بِوَٰلِدَتِي وَلَمۡ يَجۡعَلۡنِي جَبَّارٗا شَقِيّٗا ٣٢

And [made me] dutiful to my mother, and He has not made me a wretched tyrant.

19:33

وَٱلسَّلَٰمُ عَلَيَّ يَوۡمَ وُلِدتُّ وَيَوۡمَ أَمُوتُ وَيَوۡمَ أُبۡعَثُ حَيّٗا ٣٣

And peace is on me the day I was born and the day I will die and the day I am raised alive."

19:34

ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَۖ قَوۡلَ ٱلۡحَقِّ ٱلَّذِي فِيهِ يَمۡتَرُونَ ٣٤

That is Jesus, the son of Mary - the word of truth about which they are in dispute.

19:35

مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٖۖ سُبۡحَٰنَهُۥٓۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرٗا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٣٥

It is not [befitting] for Allāh to take a son; exalted is He!1 When He decrees an affair, He only says to it, "Be," and it is.

1 translator’s note
  1. i.e., far removed is He from any such need. ↩

19:36

وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ هَٰذَا صِرَٰطٞ مُّسۡتَقِيمٞ ٣٦

[Jesus said], "And indeed, Allāh is my Lord and your Lord, so worship Him. That is a straight path."

19:37

فَٱخۡتَلَفَ ٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَيۡنِهِمۡۖ فَوَيۡلٞ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن مَّشۡهَدِ يَوۡمٍ عَظِيمٍ ٣٧

Then the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day.

19:38

أَسۡمِعۡ بِهِمۡ وَأَبۡصِرۡ يَوۡمَ يَأۡتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلۡيَوۡمَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ ٣٨

How [clearly] they will hear and see the Day they come to Us, but the wrongdoers today are in clear error.

As-Sa'diTafsir · 19:27

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском