Al-Baqarah 2:83
The Cow · Juz 1 · Page 12
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ لَا تَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَانٗا وَذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسۡنٗا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلٗا مِّنكُمۡ وَأَنتُم مُّعۡرِضُونَ ٨٣
And [recall] when We took the covenant from the Children of Israel, [enjoining upon them], "Do not worship except Allāh; and to parents do good and to relatives, orphans, and the needy. And speak to people good [words] and establish prayer and give zakāh." Then you turned away, except a few of you, and you were refusing.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 2:83
83- Hani İsrailoğullarından “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anneye babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik yapacaksınız” diye söz almış ve “İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin”(diye emretmiştik). Sonra içinizden pek azınız hariç (sözünüzden) dönüp büsbütün yüz çevirdiniz.
83. İşte bunlar Yüce Allah’ın bütün şeriatlarda emrettiği dinin esasları arasındadır. Çünkü bunlar her zaman ve her mekânda genel maslahatları kapsayan hükümlerdir. Bu bakımdan dinin aslı (itikadî hükümleri) gibi bunlar hakkında da nesih söz konusu olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah:“Hiç bir şeyi ortak tutmadan (yalnız) Allah’a ibadet edin...”(en-Nisa, 4/36) buyruğunda ve devamında bize de aynı şeyleri emretmektedir. “Hani İsrailoğullarından… söz almıştık” İşte bu onların katılıkları yüzündendir. Onlara her bir emir verildiğinde isyana kalkıştılar. Ancak ağır ahitler ve pekiştirilmiş sözler alındıktan sonra onu kabule yanaşıyorlardı. “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz!” Bu, yalnızca Allah’a ibadet etmeyi emretmekte ve O’na ortak koşmayı yasaklamaktadır. İşte bu, dinin aslıdır. Eğer bu temele bağlı olarak yapılmayacak olursa, hiç bir iyi amel kabul olmaz. Zira bu, Allah’ın kulları üzerindeki bir hakkıdır. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“anneye babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik yapacaksınız.” Yani anneye babaya güzel bir şekilde davranın, iyilik edin. Bu buyruk gerek sözlü gerekse fiili her türlü iyi davranışı kapsamaktadır. Ayrıca anne babaya kötülük yapmayı veya onlara iyilikte bulunmayı terk ederek kötülük yapmayı da yasaklamaktadır. Çünkü farz olan, onlara iyilik yapmaktır, bir şeyin emredilmesi ise onun zıddı olan şeylerin yasaklanması demektir. İyiliğin zıddı ise iki şeydir: Birincisi kötülük yapmaktır ki bu daha büyük bir günahtır. İkincisi ise kötülük yapmaksızın onlara iyilik yapmayı terk etmektir. Bu da haramdır, ancak birinci türle aynı kabul edilmemesi gerekir. Aynı şekilde akraba, yetimler ve yoksulların gözetilmesi, onlara iyilik yapılması hakkında da bu söylediklerimiz aynen söz konusudur. İyiliğin ayrıntılı şekilde sayılıp dökülmesi mümkün değildir. Bu yüzden iyilik ancak -az önce geçtiği gibi- tarif edilebilir. Daha sonra Yüce Allah genel olarak bütün insanlara iyilikte bulunmayı emrederek:“İnsanlara güzel söyleyin” diye buyurmaktadır. İnsanlara güzel söylemenin kapsamına iyiliği emredip kötülükten alıkoymak, ilim öğretmek, selamlaşmayı yaygınlaştırmak, tatlı dillilik ve buna benzer her türlü hoş söz girer. İnsan malıyla bütün insanları gözetemeyeceğinden dolayı ona her bir yaratılmışa iyilik yapmaya güç yetirebileceği bir emir verilmiştir. Bu da sözlü olarak iyilik yapmaktır. İnsanlara -hatta kâfirlere dahi- kötü söz söylemenin yasak kılınması da bunun kapsamına girmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Aralarından zulmedenler müstesna olmak üzere Kitab ehli ile ancak en güzel yolla mücadele edin”(el-Ankebut, 29/46) diye buyurmaktadır. Yüce Allah’ın kullarından sahip olmalarını istediği âdâb arasında söz ve fiillerde nezih olmak, çirkin ve seviyesiz sözler söylememek, sövmekten ve anlamsız tartışmalarda bulunmaktan kaçınmak da vardır. Bunun yerine insan güzel ahlak sahibi, yumuşak huylu, herkesle güzel geçinen, insanların kendisine verebilecekleri eziyetlere karşı sabreden ve bütün bunları Allah’ın emrine uymak ve onun mükâfatını elde etmek üzere yapan bir kimse olmalıdır. Daha sonra Yüce Allah İsrailoğullarına namaz kılmalarını ve zekât vermelerini emretmektedir. Çünkü önceden de geçtiği üzere namaz, mabud olan Allah’a ihlâsla ibadeti, zekât da Allah’ın kullarına iyilikte bulunmayı içerir. Aklı başında basiret sahibi bir kimse bu güzel emirler hakkında ibretle düşünecek olursa, bunların Allah’ın kullarına ihsanının bir parçası olduğunu anlar. Allah’ın bu emirleri onlara vermekle onlara lütufta bulunduğunu kavrar. İşte Allah sizlere bu emirleri verdikten ve sizden birtakım ahitler aldıktan sonra “Sonra içinizden pek azınız hariç (sözünüzden) dönüp büsbütün yüz çevirdiniz.” Ve bu yüz çevirmeniz bir daha dönmemek üzere olmuştu. Çünkü bir kimse yüz çevirdiği şeye sonradan dönmek niyeti ile de yüz çevirebilir. Bunların ise tekrar bu emirlere geri dönme arzuları yoktu. Allah’ın tevfikinden mahrum kalmaktan Allah’a sığınırız. Yüce Allah’ın:“pek azınız hariç” buyruğu bir istisnadır ki, onların hepsinin yüz çevirdikleri kanaati doğmasın. Böylelikle Yüce Allah az bir bölümünü Allah’ın sözlerinden dönmekten koruduğunu ve onlara sebat vermiş olduğunu haber vermektedir.
Page 12
2:77
أَوَلَا يَعۡلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ ٧٧
But do they not know that Allāh knows what they conceal and what they declare?
2:78
وَمِنۡهُمۡ أُمِّيُّونَ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِيَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَظُنُّونَ ٧٨
And among them are unlettered ones who do not know the Scripture except [indulgement in] wishful thinking, but they are only assuming.
2:79
فَوَيۡلٞ لِّلَّذِينَ يَكۡتُبُونَ ٱلۡكِتَٰبَ بِأَيۡدِيهِمۡ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشۡتَرُواْ بِهِۦ ثَمَنٗا قَلِيلٗاۖ فَوَيۡلٞ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَوَيۡلٞ لَّهُم مِّمَّا يَكۡسِبُونَ ٧٩
So woe1 to those who write the "scripture" with their own hands, then say, "This is from Allāh," in order to exchange it for a small price. Woe to them for what their hands have written and woe to them for what they earn.
1 translator’s note
- i.e., death and destruction. ↩
2:80
وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامٗا مَّعۡدُودَةٗۚ قُلۡ أَتَّخَذۡتُمۡ عِندَ ٱللَّهِ عَهۡدٗا فَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ عَهۡدَهُۥٓۖ أَمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٨٠
And they say, "Never will the Fire touch us, except for [a few] numbered days." Say, "Have you taken a covenant with Allāh? For Allāh will never break His covenant. Or do you say about Allāh that which you do not know?"
2:81
بَلَىٰۚ مَن كَسَبَ سَيِّئَةٗ وَأَحَٰطَتۡ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٨١
Yes, [on the contrary], whoever earns evil and his sin has encompassed him - those are the companions of the Fire; they will abide therein eternally.
2:82
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٨٢
But they who believe and do righteous deeds - those are the companions of Paradise; they will abide therein eternally.
2:83
وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِيثَٰقَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ لَا تَعۡبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَانٗا وَذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسۡنٗا وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلٗا مِّنكُمۡ وَأَنتُم مُّعۡرِضُونَ ٨٣
And [recall] when We took the covenant from the Children of Israel, [enjoining upon them], "Do not worship except Allāh; and to parents do good and to relatives, orphans, and the needy. And speak to people good [words] and establish prayer and give zakāh." Then you turned away, except a few of you, and you were refusing.