Al-AnbyaJuz 17 · Page 331

Al-Anbya 21:102

The Prophets · Juz 17 · Page 331

لَا يَسۡمَعُونَ حَسِيسَهَاۖ وَهُمۡ فِي مَا ٱشۡتَهَتۡ أَنفُسُهُمۡ خَٰلِدُونَ ١٠٢

They will not hear its sound, while they are, in that which their souls desire, abiding eternally.

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 21:98–103

98- Siz de Allah’ın dışında taptıklarınız da cehennem odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz. 99- Eğer bunlar ilâh olsalardı oraya girmezlerdi. Hepsi de orada ebediyen kalacaklardır. 100- Onlar orada inleyerek nefes verecekler ve (azabın şiddetinden hiçbir şey) işitmeyeceklerdir. 101- Kendileri için daha önce tarafımızdan en güzel (akıbet) takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan uzak tutulacaklardır. 102- Onlar, ateşin sesini dahi işitmezler. (Aksine) onlar canlarının arzu ettiği şeyler içinde ebedi kalacaklardır. 103- En büyük dehşet, onları endişelendirmez. Melekler onları karşılayıp:“İşte bu, size vaat edilen gündür” derler.

98. Siz ey Allah ile birlikte başkasına da ibadet edenler! “Siz de Allah’ın dışında taptıklarınız da” cehennemin tutuşturucusu, yakıtı, “odunusunuz.” Putlarınızla beraber “oraya gireceksiniz.”

99. Putların cansız, aklı bulunmayan ve günahsız varlıklar olmalarına rağmen cehennem ateşine girmelerindeki hikmet, onları ilâh edinenlerin yalanlarını açıklamak ve onların azaplarını daha da artırmaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Eğer bunlar ilâh olsalardı oraya girmezlerdi.” Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “(Böylece) hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklayacak ve kafirler de kendilerinin gerçekten yalancı kimseler olduklarını bileceklerdir.”(en-Nahl, 16/39) İbadet edenler olsun, ibadet olunanlar olsun cehennemde ebediyen kalacaklardır, oradan çıkamayacaklar ve oradan başka bir yere geçemeyeceklerdir.

100. Azabın şiddetinden dolayı “Onlar orada inleyerek nefes verecekler ve (azabın şiddetinden hiçbir şey) işitmeyeceklerdir.” Orada dilsiz, sağır ve kör kalacaklardır. Yahut da cehennemin ileri derecedeki kaynama sesinden ve uğultusundan başka bir ses işitmeyeceklerdir.

101. Müşriklerin tapındıkları ilâhların ateşe girmeleri, sadece putlar hakkında yahut kendisine ibadet olunmasına rıza gösteren batıl mabudlar hakkında söz konusudur. Mesih, Üzeyr, melekler ve bu kabilden kendilerine ibadet olunan Allah’ın dostlarına gelince onlar elbette ki azap görmeyeceklerdir. Aksie onlar şu buyruğun kapsamına dahildirler:“Kendileri için daha önce tarafımızdan en güzel (akıbet) takdir edilmiş olanlar” Yüce Allah’ın ilminde, Levh-i Mahfuz’da haklarında dünya hayatında iyilikler ve salih ameller kolaylaştırılarak mutlu ve bahtiyar kimseler arasında oldukları takdir edilmiş bulunanlar “işte onlar, oradan” cehennemden “uzak tutulacaklardır.” Oraya girmeyecekler, hatta yaklaşmayacaklar bile. Aksine onlar oradan alabildiğine uzaklaştırılacaklardır. 102. O kadar ki oranın sesini dahi işitmeyecek ve cehennemin kendisini bile görmeyeceklerdir. “(Aksine) onlar canlarının arzu ettiği” yiyecek, içecek, eşler ve manzaralardan oluşan hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından geçirmediği “şeyler içinde ebedi kalacaklardır” ve bu, onlar için süreklidir, zaman geçtikçe bu nimetlerin güzelliği de artıp duracaktır.

103. “En büyük dehşet onları endişelendirmez” İnsanlar ileri derecede korkup dehşete düşeceklerinde kendileri tedirgin olmayacaklardır. Bu, Kıyamet gününde cehennem ateşinin yakınlaştırılacağı vakit olacaktır. O vakit cehennem kâfirlere ve isyankârlara karşı öfkelenip köpürecek, insanlar bu işten dolayı alabildiğine korkacaklardır. Onlar kendilerini bekleyen nimetleri bildiklerinden ve Yüce Allah da korktuklarından yana onlara güvenlik altında olacakları teminatını verdiğinden dolayı bu durumdan tasalanmayacaklardır. Kabirlerinden diriltilecekleri ve amel defterlerini almak üzere asil binekler üzerinde konuk heyetler halinde gelecekleri vakit “melekler onları” tebrik ederek “karşılayıp: İşte bu, size vaat edilen gündür, derler.” Allah’ın size vaat ettiğinden dolayı ne mutlu sizlere! Karşı karşıya kalacağınız lütuf ve ihsanlardan ötürü müjde size! Alabildiğine sevinebilir, neşelenebilirsiniz. Çünkü hoşunuza gitmeyecek ve sizi korkutacak her şeye karşı Allah, sizi güvenlik altına almıştır.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 331

Al-AnbyaJuz 17 · Page 331

21:102

لَا يَسۡمَعُونَ حَسِيسَهَاۖ وَهُمۡ فِي مَا ٱشۡتَهَتۡ أَنفُسُهُمۡ خَٰلِدُونَ ١٠٢

They will not hear its sound, while they are, in that which their souls desire, abiding eternally.

21:103

لَا يَحۡزُنُهُمُ ٱلۡفَزَعُ ٱلۡأَكۡبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوۡمُكُمُ ٱلَّذِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ ١٠٣

They will not be grieved by the greatest terror,1 and the angels will meet them, [saying], "This is your Day which you have been promised" -

1 translator’s note
  1. The events of the Last Hour or of the Resurrection. ↩

21:104

يَوۡمَ نَطۡوِي ٱلسَّمَآءَ كَطَيِّ ٱلسِّجِلِّ لِلۡكُتُبِۚ كَمَا بَدَأۡنَآ أَوَّلَ خَلۡقٖ نُّعِيدُهُۥۚ وَعۡدًا عَلَيۡنَآۚ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ ١٠٤

The Day when We will fold the heaven like the folding of a [written] sheet for the records. As We began the first creation, We will repeat it. [That is] a promise binding upon Us. Indeed, We will do it.1

1 translator’s note
  1. More literally, "Indeed, We are ever doers" of what We will. ↩

21:105

وَلَقَدۡ كَتَبۡنَا فِي ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعۡدِ ٱلذِّكۡرِ أَنَّ ٱلۡأَرۡضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ ٱلصَّٰلِحُونَ ١٠٥

And We have already written in the book [of Psalms]1 after the [previous] mention2 that the land [of Paradise] is inherited by My righteous servants.

2 translator’s notes
  1. Az-Zabūr can also mean "scriptures" in general.

    [910] i.e., the Torah. The "mention" may also refer to the original inscription with Allāh, i.e., the Preserved Slate (al-Lawḥ al-Maḥfūẓ).

    ↩
  2. ↩

21:106

إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَٰغٗا لِّقَوۡمٍ عَٰبِدِينَ ١٠٦

Indeed, in this [Qur’ān] is notification for a worshipping people.

21:107

وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةٗ لِّلۡعَٰلَمِينَ ١٠٧

And We have not sent you, [O Muḥammad], except as a mercy to the worlds.

21:108

قُلۡ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهٞ وَٰحِدٞۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ ١٠٨

Say, "It is only revealed to me that your god is but one God; so will you be Muslims [in submission to Him]?"

21:109

فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَقُلۡ ءَاذَنتُكُمۡ عَلَىٰ سَوَآءٖۖ وَإِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٞ مَّا تُوعَدُونَ ١٠٩

But if they turn away, then say, "I have announced to [all of] you equally.1 And I know not whether near or far is that which you are promised.

1 translator’s note
  1. The Prophet (ﷺ) made this message known to all people, not concealing any of it from anyone or preferring any group over another. ↩

21:110

إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَيَعۡلَمُ مَا تَكۡتُمُونَ ١١٠

Indeed, He knows what is declared of speech, and He knows what you conceal.

21:111

وَإِنۡ أَدۡرِي لَعَلَّهُۥ فِتۡنَةٞ لَّكُمۡ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٖ ١١١

And I know not; perhaps it1 is a trial for you and enjoyment for a time."

1 translator’s note
  1. The postponement of punishment. ↩

21:112

قَٰلَ رَبِّ ٱحۡكُم بِٱلۡحَقِّۗ وَرَبُّنَا ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ ١١٢

[The Prophet (ﷺ)] has said, "My Lord, judge [between us] in truth. And our Lord is the Most Merciful, the one whose help is sought against that which you describe."1

1 translator’s note
  1. i.e., their lies and disbelief. ↩

Translation: Saheeh International · Text and layout: Quran Foundation · Mushaf fonts: King Fahd Complex, provided by Quran Foundation · Privacy

As-Sa'diTafsir · 21:102

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском