Al-AnbyaJuz 17 · Page 323

Al-Anbya 21:18

The Prophets · Juz 17 · Page 323

بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٞۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٨

Rather, We dash the truth upon falsehood, and it destroys it,1 and thereupon it departs. And for you is destruction from that which you describe.2

2 translator’s notes
  1. Literally, "strikes its brain," disabling or killing it.

    [880] Of untruth concerning Allāh, particularly here, the claim that He has a son or other "partner" in divinity.

    ↩
  2. ↩

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 21:18–20

18- Aksine biz, hakkı batılın üzerine bırakırız da o, onu darmadağın eder. Bir de bakarsın ki batıl yok olup gitmiş. (Allah hakkındaki) nitelendirmelerinizden ötürü yazıklar olsun size! 19- Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. O’nun katında olanlar da O’na ibadetten ne büyüklenip yüz çevirirler ne de usanırlar. 20- Gece ve gündüz aralıksız tesbih ederler.

18. Şanı Yüce Allah, hakkı ortaya koymayı batılı da iptal edip çürütmeyi teminatı altına aldığını haber vermektedir. Eğer batıl bir şey iddia edilecek ve onunla tartışılacak olsa bile Yüce Allah, onu darmadağın edecek ve böylelikle yok olmasını sağlayacak şekilde hakkı, ilmi ve beyanı indirir ve böylelikle herkes onun, batıl olduğunu açıkça anlar. “Bir de bakarsın ki batıl yok olup gitmiş.” Sonu gelir, biter, tükenir. Bu durum, bütün dini meselelerde geçerlidir. Batıl taraftarı herhangi bir kimse batılı hak yerine koymak veya hakkı reddetmek maksadı ile aklî ya da naklî herhangi bir şüpheyi gündeme getirecek olursa şüphesiz Yüce Allah’ın delilleri arasında bu batıl sözü ortadan kaldıracak ve onu silip süpürecek türden aklî ve naklî kat’i deliller bulunur. O takdirde batılın gerçek mahiyeti herkes tarafından da açıkça anlaşılır. Bu ise meselelerin tek tek ele alınıp incelenmesi ile ortaya çıkar. Hepsi incelenecek olursa durumun böyle olduğu görülür. aha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Ey Yüce Allah’ı kendisine layık olmayan şekilde vasfederek evlat ve eş edindiğini, ortaklarının, O’na denk varlıkların bulunduğunu ileri süren kimseler, bu “nitelendirmelerinizden ötürü yazıklar olsun size” Sizin payınız ancak azap, pişmanlık ve hüsran olacaktır. Sizin söylediklerinizden herhangi bir fayda sağlamanız mümkün değildir. Umduğunuz, kendisini elde etmek için amel ettiğiniz, ulaşmak maksadı ile çabalayıp durduğunuz her ne varsa maksadınızın aksi ile karşılaşacaksınız ki o da mahrum kalmak ve hüsrana uğramaktır.

19. Daha sonra Yüce Allah göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkünün/egemenliğinin kendisinin olduğunu haber vermektedir. Hepsi O’nun kulları ve mülküdür. O yüzden hiç kimsenin mülke, hatta mülkün bir kısmına dahi sahip olması söz konusu değildir. Allah’a yardımcı olması da mümkün değildir. Allah’ın izni olmaksızın kimse şefaatçi de olamaz. Peki, bunlar arasından nasıl birtakım varlıklar ilâh edinilebilir ve nasıl olur da bunlardan birinin Allah’ın oğlu olduğu iddia edilebilir? O bundan yücedir, münezzehtir. O, her şeye malik olan yüce Zattır. Boyunlar O’nun önünde zillet ile eğilmiştir. O’nun için zor diye bir şey yoktur. Mukarreb melekler tevazu ile O’nun önünde eğilmişlerdir. Hepsi de sürekli ve kesintisiz ibadet ile O’na itaat ederler. Bundan dolayı Yüce Allah “O’nun katında olanlar” yani melekler “O’na ibadetten ne büyüklenip yüz çevirirler ne de usanırlar.” O’na ibadete aşırı istekleri, kemâl derecesindeki muhabbetleri ve bedenlerinin güçleri dolayısı ile bundan bıkmazlar, usanmazlar.

20. “Gece ve gündüz aralıksız tesbih ederler.” Yani onların bütün vakitleri Yüce Allah’a ibadet ve tesbih ile doludur. Vakitlerinde boş bir zaman yahut bu ibadetin olmadığı bir an dahi bulunmaz. Onlar, sayılarının çok olmasına rağmen hep böyledirler. Bu buyruk ile Yüce Allah’ın azameti, O’nun egemenliğinin yüceliği, ilim ve hikmetinin kemali beyan edilmektedir ki bütün bunlar, O’ndan başka hiçbir kimseye ibadet etmemeyi, ibadetin O’ndan başkasına yöneltilmemesini gerektirmektedir.

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 323

Al-AnbyaJuz 17 · Page 323

21:11

وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةٖ كَانَتۡ ظَالِمَةٗ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ١١

And how many a city which was unjust1 have We shattered and produced after it another people.

1 translator’s note
  1. i.e., its inhabitants persisting in wrongdoing. ↩

21:12

فَلَمَّآ أَحَسُّواْ بَأۡسَنَآ إِذَا هُم مِّنۡهَا يَرۡكُضُونَ ١٢

And when they [i.e., its inhabitants] perceived Our punishment, at once they fled from it.

21:13

لَا تَرۡكُضُواْ وَٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰ مَآ أُتۡرِفۡتُمۡ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡـَٔلُونَ ١٣

[Some angels said], "Do not flee but return to where you were given luxury and to your homes - perhaps you will be questioned."1

1 translator’s note
  1. About what happened to you. This is said to them in sarcasm and ridicule. ↩

21:14

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ١٤

They said, "O woe to us! Indeed, we were wrongdoers."

21:15

فَمَا زَالَت تِّلۡكَ دَعۡوَىٰهُمۡ حَتَّىٰ جَعَلۡنَٰهُمۡ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ ١٥

And that declaration of theirs did not cease until We made them [as] a harvest [mowed down], extinguished [like a fire].

21:16

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ ١٦

And We did not create the heaven and earth and that between them in play.

21:17

لَوۡ أَرَدۡنَآ أَن نَّتَّخِذَ لَهۡوٗا لَّٱتَّخَذۡنَٰهُ مِن لَّدُنَّآ إِن كُنَّا فَٰعِلِينَ ١٧

Had We intended to take a diversion,1 We could have taken it from [what is] with Us - if [indeed] We were to do so.

1 translator’s note
  1. Such as a wife or a child. ↩

21:18

بَلۡ نَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَى ٱلۡبَٰطِلِ فَيَدۡمَغُهُۥ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٞۚ وَلَكُمُ ٱلۡوَيۡلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٨

Rather, We dash the truth upon falsehood, and it destroys it,1 and thereupon it departs. And for you is destruction from that which you describe.2

2 translator’s notes
  1. Literally, "strikes its brain," disabling or killing it.

    [880] Of untruth concerning Allāh, particularly here, the claim that He has a son or other "partner" in divinity.

    ↩
  2. ↩

21:19

وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَنۡ عِندَهُۥ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَلَا يَسۡتَحۡسِرُونَ ١٩

To Him belongs whoever is in the heavens and the earth. And those near Him [i.e., the angels] are not prevented by arrogance from His worship, nor do they tire.

21:20

يُسَبِّحُونَ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لَا يَفۡتُرُونَ ٢٠

They exalt [Him] night and day [and] do not slacken.

21:21

أَمِ ٱتَّخَذُوٓاْ ءَالِهَةٗ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ هُمۡ يُنشِرُونَ ٢١

Or have they [i.e., men] taken for themselves gods from the earth who resurrect [the dead]?

21:22

لَوۡ كَانَ فِيهِمَآ ءَالِهَةٌ إِلَّا ٱللَّهُ لَفَسَدَتَاۚ فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلۡعَرۡشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٢

Had there been within them [i.e., the heavens and earth] gods besides Allāh, they both would have been ruined. So exalted is Allāh, Lord of the Throne, above what they describe.

21:23

لَا يُسۡـَٔلُ عَمَّا يَفۡعَلُ وَهُمۡ يُسۡـَٔلُونَ ٢٣

He is not questioned about what He does, but they will be questioned.

21:24

أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةٗۖ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡۖ هَٰذَا ذِكۡرُ مَن مَّعِيَ وَذِكۡرُ مَن قَبۡلِيۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٱلۡحَقَّۖ فَهُم مُّعۡرِضُونَ ٢٤

Or have they taken gods besides Him? Say, [O Muḥammad], "Produce your proof. This [Qur’ān] is the message for those with me and the message of those before me."1 But most of them do not know the truth, so they are turning away.

1 translator’s note
  1. All previous prophets called for the worship of Allāh alone. ↩

Translation: Saheeh International · Text and layout: Quran Foundation · Mushaf fonts: King Fahd Complex, provided by Quran Foundation · Privacy

As-Sa'diTafsir · 21:18

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском