Ash-Shu'araJuz 19 · Page 373

Ash-Shu'ara 26:148

The Poets · Juz 19 · Page 373

وَزُرُوعٖ وَنَخۡلٖ طَلۡعُهَا هَضِيمٞ ١٤٨

And fields of crops and palm trees with softened fruit?

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 26:141–159

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.

145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.

153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.

155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.

157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 373

Ash-Shu'araJuz 19 · Page 373

26:137

إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣٧

This is not but the custom of the former peoples,

26:138

وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ ١٣٨

And we are not to be punished."

26:139

فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٣٩

And they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

26:140

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٤٠

And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

26:141

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ١٤١

Thamūd denied the messengers

26:142

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٤٢

When their brother Ṣāliḥ said to them, "Will you not fear Allāh?

26:143

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ ١٤٣

Indeed, I am to you a trustworthy messenger.

26:144

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤

So fear Allāh and obey me.

26:145

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ١٤٥

And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds.

26:146

أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦

Will you be left in what is here, secure [from death],

26:147

فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ ١٤٧

Within gardens and springs

26:148

وَزُرُوعٖ وَنَخۡلٖ طَلۡعُهَا هَضِيمٞ ١٤٨

And fields of crops and palm trees with softened fruit?

26:149

وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتٗا فَٰرِهِينَ ١٤٩

And you carve out of the mountains, homes, with skill.

26:150

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥٠

So fear Allāh and obey me.

26:151

وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ١٥١

And do not obey the order of the transgressors,

26:152

ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ ١٥٢

Who cause corruption in the land and do not amend."

26:153

قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ ١٥٣

They said, "You are only of those affected by magic.

26:154

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ١٥٤

You are but a man like ourselves, so bring a sign, if you should be of the truthful."

26:155

قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٞ لَّهَا شِرۡبٞ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ ١٥٥

He said, "This is a she-camel.1 For her is a [time of] drink, and for you is a [time of] drink, [each] on a known day.

1 translator’s note
  1. Miraculously sent to them as a sign by Allāh. ↩

26:156

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٖ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ١٥٦

And do not touch her with harm, lest you be seized by the punishment of a terrible day."

26:157

فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ ١٥٧

But they hamstrung her and so became regretful.

26:158

فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ ١٥٨

And the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

26:159

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٥٩

And indeed, your Lord - He is the Exalted in Might, the Merciful.

As-Sa'diTafsir · 26:148

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском