An-Nisa 4:100
The Women · Juz 5 · Page 94
۞ وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمٗا كَثِيرٗا وَسَعَةٗۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٠٠
And whoever emigrates for the cause of Allāh will find on the earth many [alternative] locations and abundance. And whoever leaves his home as an emigrant to Allāh and His Messenger and then death overtakes him - his reward has already become incumbent upon Allāh. And Allāh is ever Forgiving and Merciful.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:100
100- Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur. Her kim Allah’a ve Rasûlüne hicret etmek maksadı ile evinden çıkar da sonra ona ölüm erişirse artık onun mükâfatı Allah’a aittir. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.
100. Bu ayette hicrete teşvik edilmekte, hicretin üstünlüğünü anlatılmakta ve hicretteki faydalar açıklanmaktadır. Vaadinde sadık olan Yüce Allah, kendi yolunda kendi rızasını arayarak hicret eden kimsenin yeryüzünde gidecek çok yer ve genişlik bulacağını bildirmektedir. “Gidecek çok yer” ifadesi dini maslahatları, “genişlik” ifadesi de dünyevi maslahatları kapsamaktadır. Çünkü insanların pek çoğu hicret sebebi ile önceki kaynaşmanın kaybolacağını, dağınıklıkla karşı karşıya kalacaklarını, varlıktan sonra fakir düşeceklerini, azizken zelil olacaklarını, bolluk içindeyken darlığa düşeceklerini zannederler. Durum ise böyle değildir. Mü’min müşrikler arasında kaldığı sürece dini son derece eksiktir. Namaz ve buna benzer faydası kişinin kendisiyle sınırlı ibadetlerde de eksiklik söz konusu olduğu gibi sözlü ve fiili cihad gibi başkasına faydası dokunan ibadetlerde de durum böyledir. Çünkü bu ibadetlerini tam anlamıyla yerine getirme imkânını bulamaz. Zira o, özellikle mustazaf bir kimse ise dini dolayısı ile baskı ve işkenceye maruz kalır. Allah yolunda hicret edecek olursa Allah’ın dinini uygulamak, Allah’ın düşmanlarına karşı cihad etmek ve onları öfkelendirecek işler yapma imkânını bulur. Çünkü “gidecek çok yer” ifadesi, Allah’ın düşmanlarını öfkelendiren her türlü söz ve davranışı da içeren kapsamlı bir ifadesid. Aynı şekilde hicret eden kimsenin rızkında da genişlik meydana gelir. Nitekim Yüce Allah'ın haber verdiği şekilde de olmuştur. Zira bunu ashab-ı kiram radıyallahu anhum’un hayatında ibretli bir şekilde görebiliriz. Onlar Allah yolunda hicret edip yurtlarını, çocuklarını ve mallarını Allah için terk etmekle imanlarını kemale erdirmiş ve tam bir imana sahip olmuşlardır. Büyük bir cihada girişmişler ve Allah’ın dinine yardımda bulunmuşlardır. Bu suretle de kendilerinden sonra gelenlerin önderleri olmuşlardır. Aynı şekilde bu hicretin bir sonucu olarak pek çok fetihler gerçekleştirmişler, ganimetler almışlar ve bu yolla da insanların en varlıklıları olmuşlardır. Kıyamet gününe kadar onların yaptıkları gibi yapan herkes de onların elde ettiklerinin benzerini elde edecektir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Her kim Allah’a ve Rasûlüne hicret etmek maksadı ile” Rabbinin rızasını, Rasûlünün sevgisini isteyerek ve Allah’ın dinine yardım maksadı ile -başka hiçbir maksad söz konusu olmaksızın- “evinden çıkar da sonra” öldürülmek veya başka bir sebeple “ölüm ona erişirse onun mükâfatı Allah’a aittir.” Yani o kimse Yüce Allah’ın teminatı ile maksat olarak gözettiği hicret etme ecrini elde eder. Çünkü o kesin olarak niyet edip kararlılığını göstermiş ve bu işe fiilen başlamış ve bu amele girişmiştir. Yüce Allah’ın buna ve benzerlerine rahmetinin bir tecellisi olarak O onlara ecirlerini eksiksiz olarak verir. Velev ki onlar amellerini tamamlayamasınlar. Ayrıca hicret ve diğer amellerindeki kusurlarını da bağışlar. Bundan dolayı bu âyet-i kerime Yüce Allah’ın şu iki güzel ismi ile sona ermektedir:“Allah Ğafûrdur, Rahîmdir” mü’minlerin günahlarını bağışlar, mağfiret eder. Özellikle de Rablerine yönelen tevbekârlarınkini. Bütün insanlara karşı da çok merhametlidir. Bu merhameti ile onları var etmiştir, onlara afiyet vermiştir, onlara mal, evlat, güç ve benzeri şeyleri rızık olarak ihsan etmiştir. Özellikle de mü’minlere çok merhametlidir, çünkü onlara iman etme muvaffakiyetini ihsan etmiş, kesin bir imana sahip olmalarını sağlayacak bir ilim öğretmiş, mutluluk ve başarıya giden yolları onlara kolaylaştırmıştır. Kendisi vasıtası ile en ileri derecede kârları sağlayacakları yolları açmıştır. O’nun rahmet ve lütfunun bir tecellisi olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın da hatırına gelmeyen şeyleri göreceklerdir. Yüce Allah’tan bizim kötülüklerimiz sebebi ile nezdinde bulunan bu hayırlardan bizi mahrum etmemesini niyaz ederiz
Page 94
4:95
لَّا يَسۡتَوِي ٱلۡقَٰعِدُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ غَيۡرُ أُوْلِي ٱلضَّرَرِ وَٱلۡمُجَٰهِدُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ دَرَجَةٗۚ وَكُلّٗا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ عَلَى ٱلۡقَٰعِدِينَ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٩٥
Not equal are those believers remaining [at home] - other than the disabled - and the mujāhideen, [who strive and fight] in the cause of Allāh with their wealth and their lives. Allāh has preferred the mujāhideen through their wealth and their lives over those who remain [behind], by degrees. And to all [i.e., both] Allāh has promised the best [reward]. But Allāh has preferred the mujāhideen over those who remain [behind] with a great reward -
4:96
دَرَجَٰتٖ مِّنۡهُ وَمَغۡفِرَةٗ وَرَحۡمَةٗۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمًا ٩٦
Degrees [of high position] from Him and forgiveness and mercy. And Allāh is ever Forgiving and Merciful.
4:97
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ ظَالِمِيٓ أَنفُسِهِمۡ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمۡۖ قَالُواْ كُنَّا مُسۡتَضۡعَفِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ قَالُوٓاْ أَلَمۡ تَكُنۡ أَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٗ فَتُهَاجِرُواْ فِيهَاۚ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرًا ٩٧
Indeed, those whom the angels take [in death] while wronging themselves1 - [the angels] will say, "In what [condition] were you?" They will say, "We were oppressed in the land." They [the angels] will say, "Was not the earth of Allāh spacious [enough] for you to emigrate therein?" For those, their refuge is Hell - and evil it is as a destination.
1 translator’s note
- By preferring to remain among the disbelievers, although they have the means to emigrate, in an environment where a Muslim is unable to practice his religion freely. ↩
4:98
إِلَّا ٱلۡمُسۡتَضۡعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلۡوِلۡدَٰنِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ حِيلَةٗ وَلَا يَهۡتَدُونَ سَبِيلٗا ٩٨
Except for the oppressed among men, women and children who cannot devise a plan nor are they directed to a way1 -
1 translator’s note
- They are prevented by circumstances beyond their control. ↩
4:99
فَأُوْلَٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعۡفُوَ عَنۡهُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورٗا ٩٩
For those it is expected that Allāh will pardon them, and Allāh is ever Pardoning1 and Forgiving.
1 translator’s note
- Refer to footnote in 4:43. ↩
4:100
۞ وَمَن يُهَاجِرۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُرَٰغَمٗا كَثِيرٗا وَسَعَةٗۚ وَمَن يَخۡرُجۡ مِنۢ بَيۡتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدۡرِكۡهُ ٱلۡمَوۡتُ فَقَدۡ وَقَعَ أَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ١٠٠
And whoever emigrates for the cause of Allāh will find on the earth many [alternative] locations and abundance. And whoever leaves his home as an emigrant to Allāh and His Messenger and then death overtakes him - his reward has already become incumbent upon Allāh. And Allāh is ever Forgiving and Merciful.
4:101
وَإِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٌ أَن تَقۡصُرُواْ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنۡ خِفۡتُمۡ أَن يَفۡتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْۚ إِنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ كَانُواْ لَكُمۡ عَدُوّٗا مُّبِينٗا ١٠١
And when you travel throughout the land, there is no blame upon you for shortening the prayer,1 [especially] if you fear that those who disbelieve may disrupt [or attack] you.2 Indeed, the disbelievers are ever to you a clear enemy.