An-Nisa 4:88
The Women · Juz 5 · Page 92
۞ فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلٗا ٨٨
What is [the matter] with you [that you are] two groups concerning the hypocrites,1 while Allāh has made them fall back [into error and disbelief] for what they earned.2 Do you wish to guide those whom Allāh has sent astray? And he whom Allāh sends astray - never will you find for him a way [of guidance].3
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 4:88–91
88- Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermişken münafıklar hakkında ne diye iki gruba ayrıldınız? Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Halbuki Allah’ın saptırdığına asla doğru bir yol bulamazsın. 89- Onlar sizin de kendileri gibi küfre girmenizi böylece onlarla eşit olmanızı arzu ederler. O halde onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden hiç kimseyi dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları bulduğunuz yerde yakalayıp öldürün. Onlardan hiçbir dost ve hiçbir yardımcı da edinmeyin. 90- Sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlar yahut hem sizinle hem kendi kavimleri ile savaşmaktan içleri daralarak size gelenler müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize salardı da onlar da sizinle savaşırlardı. O halde onlar sizden uzak durur da sizinle savaşmazlar ve sizinle barış içinde kalmak isterlerse artık Allah size onların aleyhine bir yol bırakmamıştır. 91- Hem sizden emin olmak hem kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başka insanlar olduğunu da göreceksiniz. Onlar her ne zaman fitneye çağırılırlarsa onun içine başaşağı atılırlar. Şâyet sizden uzak durmaz, size barış teklif etmez ve ellerini (savaştan) çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte böylelerine karşı size apaçık bir yetki verdik.
88-89. Bu âyet-i kerimelerde kastedilen münafıklar kâfir olmakla birlikte müslüman olduklarını açığa vuran ve hicret etmeyen münafıklardır. Onlar hakkında ashab-ı kiram şüphe ve tereddüde düşmüşlerdi. Sahabeden kimileri bunlar ile savaşmaktan ve onlarla dostluk bağını kesmekten yana şüphe içine düşmüşlerdi. Çünkü o kimseler, mü’min olduklarını açığa vurmuşladı. Saahbeden kimileri de onların yaptıklarından hareketle durumlarını bildiğinden dolayı onların kâfir oldukları hükmüne varmıştı. İşte Yüce Allah da şunu haber vermektedir: Bu gibi kimseler hakkında şüphe ve tereddüde düşmemelisiniz, aksine bunların durumu açıktır ve anlaşılmayacak bir tarafı yoktur. Bunlar münafık kimselerdir, defalarca küfre girmiş, bununla birlikte sizin de kâfir olmanızı ve kendileri ile aynı duruma gelmenizi şiddetle arzulamışlardır. Onların bu halde oldukları tarafınızdan kesinlikle anlaşıldığına göre atık “içlerinden hiç kimseyi dost edinmeyin.” Bu da onları sevmemeyi gerektirmektedir. Çünkü dost edinmek sevmenin bir sonucudur. Aynı şekilde bu onlara buğz etmeyi ve düşmanlık beslemeyi de gerektirmektedir. Çünkü bir şeyi yasaklamak onun zıddının emredilmesi demektir. Bu emrin süresi ise onların hicretlerine kadardır. Şayet hicret edecek olurlarsa o takdirde müslümanlar hakkında söz konusu olan uygulamalar onlar hakkında da söz konusu olur. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem beraberinde bulunan ve yanına hicret eden herkese İslâm ahkâmını uyguluyordu. Bu kimselerin gerçekten mü’min olmaları ile zahiren imanını açığa vuran kimseler olmaları arasında fark gözetmiyordu. Eğer bunlar hicret etmeyip hicretten yüz çevirecek olurlarsa “onları bulduğunuz yerde” yani ne zaman ve nerede bulursanız “yakalayıp öldürün.” Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun (cumhurunun) kabul ettiği şekilde haram aylarda savaşmanın nesholduğunun delilleri arasındadır. Bu kanaate sahip olmayanlar ise şöyle derler: Buradaki naslar mutlaktır ve haram aylarda savaşmayı haram kılan mukayyed (kayıtlı) buyruklarla ele alınmalıdır.
90. Daha sonra Yüce Allah bu gibi münafıklarla savaşma hükmünden, üç kesimi istisna etmektedir. Bunlardan ikisiyle savaşı bırakmayı kesin olarak emretmektedir: Birincisi: Kendileri ile müslümanlar arasında savaşılmayacağına dair antlaşma bulunan bir topluluğa gidip onlara katılan kimselerdir. Böyleleri, mal ve canın korunması bakımından o gidip katıldığı toplumun hükmünü alır. İkincisi: Bu grup ise: “Hem sizinle hem kendi kavimleri ile savaşmaktan içleri daralan” kimselerdir. Yani bunlar ne sizinle savaşmak istemektedirler, ne de kendi kavimleri ile savaşmak. Her iki kesimle de savaşmamayı tercih ederler. İşte Allah, bunlarla da savaşı bırakmayı emretmekte ve bundaki hikmeti de şu buyruğu ile dile getirmektedir:“Allah dileseydi elbette onları üzerinize salardı da onlar da sizinle savaşırlardı.” Bu açıdan onlar hakkında üç şık mümkündür: Ya bunlar sizin yanınızda yer alır ve sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşırlar ki bunlar için böyle bir tutum mümkün değildir. O halde geriye iki şık kalmaktadır: Ya kavimlerinin yanında yer alıp size karşı savaşacaklar yahut da her iki kesimle de savaşmayacaklar ki bu sonuncusu sizin için diğerinden daha hafif ve uygundur. Bununla birlikte Allah onları size saldırtmaya kadirdir. O halde siz, size esenlik verişini kabul edin ve aksi mümkün olmakla birlikte onların ellerini size saldırmaktan geri tutan Rabbinize hamd edin. İşte bunlar “şâyet sizden uzak durup da sizinle savaşmazlar ve sizinle barış içinde kalmak isterlerse artık Allah size onların aleyhine bir yol bırakmamıştır.”
91. Üçüncü kesime gelince bunlar, sizin saygınlığınızı göz önünde bulundurmaksızın kendi menfaatlerini isteyen bir kesimdir. İşte Yüce Allah bunlar hakkında şöyle buyurmaktadır:“Hem sizden” korktukları için “emin olmak, hem kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başka insanlar” bu münafıklar içinden bazıları “olduğunu da göreceksiniz. Ne zaman fitneye çağırılırlarsa onun işine baş aşağı atılırlar.” Yani bunlar küfür ve nifakları üzere kalmaya devam ederler. Fitne ile karşı karşıya kaldıkları her seferinde gözleri kör olur, tepetaklak yıkılırlar, küfür ve nifakları daha da artar. İşte bunlar görünüş itibari ile ikinci kesim gibi olmakla birlikte gerçekte onlardan farklıdırlar. Çünkü ikinci kesim, kendilerine gelecek bir zarardan korktukları için değil mü’minlere saygılarından dolayı onlarla savaşı terk etmişlerdir. Bu kesim ise savaşı mü’minlere karşı bir saygıdan dolayı değil, kendileri adına korktukları için terk etmişlerdir. Hatta bunlar mü’minlerle savaşmak için uygun bir fırsat bulacak olurlarsa bu fırsatı değerlendirmeye kalkışacaklardır. İşte böylelerinin mü’minlerden uzak kaldıkları, onlara ilişmeyip onlarla savaşı terk ettikleri açık seçik ortaya çıkmadığı sürece onlarla savaşılır. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Şâyet sizden uzak durmaz, size barış teklif etmez” sizden barış ve ateşkes talebinde bulunmaz “ve ellerini (savaştan) çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte böylelerine karşı size apaçık bir yetki verdik.” Yani bunlar size karşı saldırgan, zalim ve barışı terk eden kimseler olduklarından dolayı, sizin lehinize onların alyehine olmak üzere size apaçık bir delil vermiş bulunuyoruz. O bakımdan onlar kendilerinden başkasını kınamasınlar.
Page 92
4:87
ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ لَيَجۡمَعَنَّكُمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا رَيۡبَ فِيهِۗ وَمَنۡ أَصۡدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثٗا ٨٧
Allāh - there is no deity except Him. He will surely assemble you for [account on] the Day of Resurrection, about which there is no doubt. And who is more truthful than Allāh in statement.
4:88
۞ فَمَا لَكُمۡ فِي ٱلۡمُنَٰفِقِينَ فِئَتَيۡنِ وَٱللَّهُ أَرۡكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓاْۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهۡدُواْ مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلٗا ٨٨
What is [the matter] with you [that you are] two groups concerning the hypocrites,1 while Allāh has made them fall back [into error and disbelief] for what they earned.2 Do you wish to guide those whom Allāh has sent astray? And he whom Allāh sends astray - never will you find for him a way [of guidance].3
4:89
وَدُّواْ لَوۡ تَكۡفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَآءٗۖ فَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ أَوۡلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ فَإِن تَوَلَّوۡاْ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ وَجَدتُّمُوهُمۡۖ وَلَا تَتَّخِذُواْ مِنۡهُمۡ وَلِيّٗا وَلَا نَصِيرًا ٨٩
They wish you would disbelieve as they disbelieved so you would be alike. So do not take from among them allies until they emigrate for the cause of Allāh. But if they turn away [i.e., refuse], then seize them and kill them [for their betrayal] wherever you find them and take not from among them any ally or helper,
4:90
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٌ أَوۡ جَآءُوكُمۡ حَصِرَتۡ صُدُورُهُمۡ أَن يُقَٰتِلُوكُمۡ أَوۡ يُقَٰتِلُواْ قَوۡمَهُمۡۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمۡ عَلَيۡكُمۡ فَلَقَٰتَلُوكُمۡۚ فَإِنِ ٱعۡتَزَلُوكُمۡ فَلَمۡ يُقَٰتِلُوكُمۡ وَأَلۡقَوۡاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سَبِيلٗا ٩٠
Except for those who take refuge with a people between yourselves and whom is a treaty or those who come to you, their hearts strained at [the prospect of] fighting you or fighting their own people. And if Allāh had willed, He could have given them power over you, and they would have fought you. So if they remove themselves from you and do not fight you and offer you peace, then Allāh has not made for you a cause [for fighting] against them.
4:91
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأۡمَنُوكُمۡ وَيَأۡمَنُواْ قَوۡمَهُمۡ كُلَّ مَا رُدُّوٓاْ إِلَى ٱلۡفِتۡنَةِ أُرۡكِسُواْ فِيهَاۚ فَإِن لَّمۡ يَعۡتَزِلُوكُمۡ وَيُلۡقُوٓاْ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓاْ أَيۡدِيَهُمۡ فَخُذُوهُمۡ وَٱقۡتُلُوهُمۡ حَيۡثُ ثَقِفۡتُمُوهُمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكُمۡ جَعَلۡنَا لَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٗا مُّبِينٗا ٩١
You will find others who wish to obtain security from you and [to] obtain security from their people. Every time they are returned to [the influence of] disbelief, they fall back into it. So if they do not withdraw from you or offer you peace or restrain their hands, then seize them and kill them wherever you overtake them. And those - We have made for you against them a clear authorization.