Al-Anfal 8:42
The Spoils of War · Juz 10 · Page 182
إِذۡ أَنتُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلۡقُصۡوَىٰ وَٱلرَّكۡبُ أَسۡفَلَ مِنكُمۡۚ وَلَوۡ تَوَاعَدتُّمۡ لَٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرٗا كَانَ مَفۡعُولٗا لِّيَهۡلِكَ مَنۡ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةٖ وَيَحۡيَىٰ مَنۡ حَيَّ عَنۢ بَيِّنَةٖۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ ٤٢
[Remember] when you were on the near side of the valley, and they were on the farther side, and the caravan was lower [in position] than you. If you had made an appointment [to meet], you would have missed the appointment. But [it was] so that Allāh might accomplish a matter already destined - that those who perished [through disbelief] would perish upon evidence and those who lived [in faith] would live upon evidence; and indeed, Allāh is Hearing and Knowing.
Tafsir · in Turkish
As-Sa'di
Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.
Change
Commentary on 8:41–42
41- Eğer Allah’a ve iki ordunun birbirleri ile karşılaştıkları Furkan gününde kulumuza indirdiğimize iman ettiyseniz bilin ki ganimet olarak aldığınız her bir şeyin beşte biri Allah’a, Rasûlüne, (onun) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye gücü yetendir. 42- Hani siz vadinin yakın kenarında idiniz. Onlar ise uzak kenarında idiler. Kervan ise sizden daha aşağıda idi. Eğer siz, anlaşma yapacak olsaydınız bile muhakkak karşılaşma yeri veya zamanı hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah, takdir edilmiş bir işi yerine getirmek için (sizi bir araya getirdi) ki helak olan apaçık bir delil üzere helak olsun, yaşayan da apaçık bir delil üzere yaşasın. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, her şeyi bilendir.
41. “Eğer Allah’a ve iki ordunun” müslümanlarla kâfirlerin ordularının “birbirleri ile karşılaştıkları Furkan gününde” Allah’ın hakkı batıldan ayırt edip hakkı üstün kıldığı ve batılı yok ettiği Bedir gününde ” “kulumuza indirdiğimize iman ettiyseniz…” Yani eğer Allah’a ve Allah’ın peygamberinin getirdiklerinin hakkın ta kendisi olduğunu göteren belge ve delillerin ortaya çıktığı Furkan gününde Allah’ın, Rasûlüne indirmiş olduğu hakka “iman ettiyseniz bilin ki ganimet olarak” kâfirlerin malından, onları hakkı ile yenerek, az olsun çok olsun “aldığınız her bir şeyin beşte biri Allah’a” ait olup geri kalanı -ey ganimeti alanlar- sizidir. Çünkü Yüce Allah burada ganimeti (“aldığınız” buyruğu ile) onlara izafe etmiş ve bundan beşte birlik payı istisna etmiştir. Bu da geri kalanın onlara ait olduğuna delildir. Bu da Allah Rasûlü’nün paylaştırdığı şekilde piyadeye bir pay süvariye ise -biri atına birisi de kendisine olmak üzere- iki pay vermek sureti ile paylaştırılır. Burada sözü edilen beşte bir ise beş paya bölünür: Bir pay, Allah’a ve Rasûlüne ait olup belirlenmiş herhangi bir maslahat söz konusu olmaksızın bütün müslümanların genel maslahatlarına harcanır. Çünkü Yüce Allah bu payı kendisine ve Rasûlüne ayırmıştır. Allah ve Rasûlünün ise buna ihtiyacı yoktur. Böylece bunun Allah’ın kullarına ait olduğu ortaya çıkmaktadır. Yüce Allah, bunun için belirli bir harcama yeri de tespit etmediğine göre bunun, müslümanların genel maslahatına harcanacağı ortaya çıkmaktadır. Gazilere paylaştırılmayan beşte birin ikinci payı ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Haşimoğulları ile Muttaliboğularından olan akrabalarına aittir. Yüce Allah’ın bunu akrabalara izafe etmesi bundaki asıl illetin, sadece akrabalık olduğuna delildir. Dolayısı ile bu konuda zenginleri de fakirleri de erkekleri de kadınları da birbirine eşittir. Beşte birin üçüncü payı yetimlere verilir. Bunlar, küçük yaşta babalarını kaybedenlerdir. Allah, bunlara ganimetin beşte birinin beşte birini -onlara bir rahmet olmak üzere- ayırmıştır. Çünkü yetimler, kendi maslahatlarını yerine getirmekten acizdirler. Menfaatlerine olan işlerini görüp gözetecek kimseleri de yoktur. Beşte birin dördüncü payı, yoksullara yani küçük olsun büyük olsun erkek olsun kadın olsun ihtiyaç sahiplerine verilir. Beşinci pay da yolda kalmışlara aittir. Yolda kalmış ise yabancı bir beldede seferde iken muhtaç düşen yabancı kimse demektir. Kimi müfessirler de şöyle demişlerdir: Ganimetin bu beşte birlik kısmı, bu kesimlerin dışında kimseye verilmez. Ayrıca bu kesimlerin bu beşte birden eşit pay almaları da gerekmez. Aksine onlara maslahata göre pay verilir. En uygun görüş de budur. Yüce Allah, bu beşte birlik kısmın bu şekilde ayrılıp yerlerine dağıtılmasının, imanın bir şartı olduğunu belirtmiştir. Zira “Eğer Allah’a… iman ettiyseniz” buyruğu buna delalet etmektedir. “Allah her şeye gücü yetendir.” Kendisine karşı çıkan herkesi mutlaka yenik düşürür.
42. “Hani siz vadinin” Medine’ye “yakın” olan “kenarında idiniz. Onlar ise” Medine’den “uzak” olan “kenarında idiler.” Böylece aynı vadide bir araya geldiniz. Kendisini ele geçirmek üzere yola çıktığınız, Yüce Allah’ın ise başkasını murad ettiği “kervan ise sizden daha aşağıda” deniz sahiline yakın tarafta “idi. Eğer” siz de onlar da bu şekilde ve böyle bir durumda bir araya gelmek üzere “anlaşma yapacak olsaydınız bile muhakkak karşılaşma yeri veya zamanı hususunda anlaşmazlığa düşerdiniz” yani ya kiminiz önce gelirdi ya kiminiz sonra gelirdi yahut da yerin seçimi konusunda veya bunun dışında sizin ya da onların uygun göreceği başka nedenlerden dolayı anlaşmazlığa düşerdiniz. “Fakat Allah” ezelde “takdir edilmiş” ve meydana gelmesi kaçınılmaz olan “bir işi yerine getirmek için” sizi bu şekilde bir araya getirdi. “ki helak olan, apaçık bir delil üzere helak olsun” Yani inat edene karşı açık bir delil bulunsun. O da basiret üzere ve tercihinin batıl olduğunu kesin olarak bile bile küfrü seçsin, böylece Allah’a karşı ileri sürebilecek herhangi bir mazereti kalmasın. “yaşayan da apaçık bir delil üzere yaşasın.” Mü’minlerin de basireti ve yakini daha bir artsın. Zira Yüce Allah’ın her iki kesime de göstermiş olduğu hakka dair delil ve belgelerde akıl sahibi kimseler için gerçekten ibretli bir öğüt vardır. “Şüphesiz ki Allah” türlü ihtiyaçları dile getiren ve çeşitli diller ile ifade edilen bütün sesleri “hakkı ile işitendir, her şeyi” görüleni, görülmeyeni, kalplerde olanı, gizliyi ve açığı “bilendir.”
Page 182
8:41
۞ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَا غَنِمۡتُم مِّن شَيۡءٖ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُۥ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ عَبۡدِنَا يَوۡمَ ٱلۡفُرۡقَانِ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٤١
And know that anything you obtain of war booty - then indeed, for Allāh is one fifth of it and for the Messenger1 and for [his] near relatives2 and the orphans, the needy, and the [stranded] traveler,3 if you have believed in Allāh and in that which We sent down to Our Servant4 on the day of criterion [i.e., decisive encounter] - the day when the two armies met [at Badr]. And Allāh, over all things, is competent.
8:42
إِذۡ أَنتُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُم بِٱلۡعُدۡوَةِ ٱلۡقُصۡوَىٰ وَٱلرَّكۡبُ أَسۡفَلَ مِنكُمۡۚ وَلَوۡ تَوَاعَدتُّمۡ لَٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡمِيعَٰدِ وَلَٰكِن لِّيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرٗا كَانَ مَفۡعُولٗا لِّيَهۡلِكَ مَنۡ هَلَكَ عَنۢ بَيِّنَةٖ وَيَحۡيَىٰ مَنۡ حَيَّ عَنۢ بَيِّنَةٖۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ ٤٢
[Remember] when you were on the near side of the valley, and they were on the farther side, and the caravan was lower [in position] than you. If you had made an appointment [to meet], you would have missed the appointment. But [it was] so that Allāh might accomplish a matter already destined - that those who perished [through disbelief] would perish upon evidence and those who lived [in faith] would live upon evidence; and indeed, Allāh is Hearing and Knowing.
8:43
إِذۡ يُرِيكَهُمُ ٱللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلٗاۖ وَلَوۡ أَرَىٰكَهُمۡ كَثِيرٗا لَّفَشِلۡتُمۡ وَلَتَنَٰزَعۡتُمۡ فِي ٱلۡأَمۡرِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ سَلَّمَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٤٣
[Remember, O Muḥammad], when Allāh showed them to you in your dream as few; and if He had shown them to you as many, you [believers] would have lost courage and would have disputed in the matter [of whether to fight], but Allāh saved [you from that]. Indeed, He is Knowing of that within the breasts.
8:44
وَإِذۡ يُرِيكُمُوهُمۡ إِذِ ٱلۡتَقَيۡتُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِكُمۡ قَلِيلٗا وَيُقَلِّلُكُمۡ فِيٓ أَعۡيُنِهِمۡ لِيَقۡضِيَ ٱللَّهُ أَمۡرٗا كَانَ مَفۡعُولٗاۗ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٤٤
And [remember] when He showed them to you, when you met, as few in your eyes, and He made you [appear] as few in their eyes so that Allāh might accomplish a matter already destined. And to Allāh are [all] matters returned.
8:45
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا لَقِيتُمۡ فِئَةٗ فَٱثۡبُتُواْ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرٗا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ٤٥
O you who have believed, when you encounter a company [from the enemy forces], stand firm and remember Allāh much that you may be successful.