Ас-СаадиЮнус · 10:75–106

Ас-Саади · Тафсир · на турецком

Юнус 10:75–106

10:75–93Страница 217

ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمٗا مُّجۡرِمِينَ ٧٥

После них Мы послали Мусу (Моисея) и Харуна (Аарона) с Нашими знамениями к Фараону и его знати, но они возгордились. Они были грешным народом.

فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰذَا لَسِحۡرٞ مُّبِينٞ ٧٦

Когда к ним явилась истина от Нас, они сказали: «Воистину, это - очевидное колдовство».

قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمۡۖ أَسِحۡرٌ هَٰذَا وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ ٧٧

Муса (Моисей) сказал: «Неужели, когда истина явилась к вам, вы говорите: «Колдовство ли это?». Воистину, колдуны не преуспеют».

قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَلۡفِتَنَا عَمَّا وَجَدۡنَا عَلَيۡهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلۡكِبۡرِيَآءُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا نَحۡنُ لَكُمَا بِمُؤۡمِنِينَ ٧٨

Они сказали: «Неужели ты пришел для того, чтобы сбить нас с пути, по которому шли наши отцы, и чтобы вам обоим досталось величие на земле? Мы не уверуем в вас».

وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ٱئۡتُونِي بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٖ ٧٩

Фараон сказал: «Приведите ко мне всех знающих колдунов».

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ ٨٠

Когда колдуны явились, Муса (Моисей) сказал им: «Бросайте то, что вы хотите бросить!».

فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئۡتُم بِهِ ٱلسِّحۡرُۖ إِنَّ ٱللَّهَ سَيُبۡطِلُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُصۡلِحُ عَمَلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ٨١

Когда они бросили, Муса (Моисей) сказал: «Вы явили колдовство. Воистину, Аллах сделает его тщетным. Аллах не исправляет деяний распространяющих нечестие.

وَيُحِقُّ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٨٢

Аллах утвердит истину Своими Словами, даже если это ненавистно грешникам».

فَمَآ ءَامَنَ لِمُوسَىٰٓ إِلَّا ذُرِّيَّةٞ مِّن قَوۡمِهِۦ عَلَىٰ خَوۡفٖ مِّن فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِمۡ أَن يَفۡتِنَهُمۡۚ وَإِنَّ فِرۡعَوۡنَ لَعَالٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ٨٣

Из-за страха перед тем, что Фараон и его знать будут преследовать их, Мусе (Моисею) поверили лишь немногие потомки из его народа. Воистину, Фараон был деспотичным тираном на земле. Воистину, он был одним из тех, кто излишествует.

وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰقَوۡمِ إِن كُنتُمۡ ءَامَنتُم بِٱللَّهِ فَعَلَيۡهِ تَوَكَّلُوٓاْ إِن كُنتُم مُّسۡلِمِينَ ٨٤

Муса (Моисей) сказал: «О мой народ! Если вы уверовали в Аллаха и стали мусульманами, то уповайте на Него».

فَقَالُواْ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا فِتۡنَةٗ لِّلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٥

Они сказали: «Мы уповаем на одного Аллаха. Господь наш, не делай нас искушением для людей несправедливых!

وَنَجِّنَا بِرَحۡمَتِكَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَٰفِرِينَ ٨٦

По Своей милости спаси нас от людей неверующих».

وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰ وَأَخِيهِ أَن تَبَوَّءَا لِقَوۡمِكُمَا بِمِصۡرَ بُيُوتٗا وَٱجۡعَلُواْ بُيُوتَكُمۡ قِبۡلَةٗ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٨٧

Мы ниспослали откровение Мусе (Моисею) и его брату: «Обеспечьте свой народ жилищами в Египте, превратите свои жилища в места для поклонения и совершайте намаз. Обрадуй же верующих!».

وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيۡتَ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةٗ وَأَمۡوَٰلٗا فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِكَۖ رَبَّنَا ٱطۡمِسۡ عَلَىٰٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ وَٱشۡدُدۡ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُواْ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ٨٨

Муса (Моисей) сказал: «Господь наш! Ты даровал Фараону и его знати в мирской жизни украшения и богатства. Господь наш! Они сбили других с Твоего пути. Господь наш! Уничтожь их богатство и ожесточи их сердца, чтобы они не могли уверовать, пока не увидят мучительные страдания».

قَالَ قَدۡ أُجِيبَت دَّعۡوَتُكُمَا فَٱسۡتَقِيمَا وَلَا تَتَّبِعَآنِّ سَبِيلَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ ٨٩

Он сказал: «Ваша молитва принята. Ступайте прямым путем и не следуйте за теми, кто не обладает знанием».

۞ وَجَٰوَزۡنَا بِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡبَحۡرَ فَأَتۡبَعَهُمۡ فِرۡعَوۡنُ وَجُنُودُهُۥ بَغۡيٗا وَعَدۡوًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَدۡرَكَهُ ٱلۡغَرَقُ قَالَ ءَامَنتُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱلَّذِيٓ ءَامَنَتۡ بِهِۦ بَنُوٓاْ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَأَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ٩٠

Мы переправили сынов Исраила (Израиля) через море, а Фараон и его войско последовали за ними, бесчинствуя и поступая враждебно. Когда же Фараон стал тонуть, он сказал: «Я уверовал в то, что нет Бога, кроме Того, в Кого уверовали сыны Исраила (Израиля). Я стал одним из мусульман».

ءَآلۡـَٰٔنَ وَقَدۡ عَصَيۡتَ قَبۡلُ وَكُنتَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ٩١

Аллах сказал: «Только сейчас! А ведь раньше ты ослушался и был одним из распространяющих нечестие.

فَٱلۡيَوۡمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنۡ خَلۡفَكَ ءَايَةٗۚ وَإِنَّ كَثِيرٗا مِّنَ ٱلنَّاسِ عَنۡ ءَايَٰتِنَا لَغَٰفِلُونَ ٩٢

Сегодня Мы спасем твое тело, чтобы ты стал знамением для тех, кто будет после тебя». Воистину, многие люди пренебрегают Нашими знамениями.

وَلَقَدۡ بَوَّأۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مُبَوَّأَ صِدۡقٖ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ فَمَا ٱخۡتَلَفُواْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ٩٣

Мы поселили сынов Исраила (Израиля) в славной стране и одарили их благами. Между ними не было разногласий, пока к ним не явилось знание. Воистину, в День воскресения твой Господь рассудит между ними в том, в чем они расходились во мнениях.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız “Hârûn’u” Yüce Allah’ın tevhidini, Allah’ın dışındaki varlıklara ibadet etmeyi yasaklamayı ihtiva eden ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine” Firavun’un devletinin büyüklerine, önderlerine “gönderdik.” Çünkü avam da bu önderlerin arkasından giderdi. “Fakat onlar” bu âyetlerin doğruluğuna kesin olarak inanmakla birlikte büyüklenerek ve haksızlığa saparak bu aâyetlere karşı “büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi.” Onların ayrılmaz vasfı, günahkârlık ve vahyi yalanlamaktı.

76. “Katımızdan kendilerine” hakkın en büyük ve en muazzam türü olan, azameti önünde boyunların eğildiği ve bütün mahlukatı nimetleri ile terbiye eden âlemlerin Rabbi Allah nezdinden olan “hak geldiği zaman” Allah tarafından Mûsâ vasıtası ile kendilerine hak geldiğinde onu reddettiler, kabul etmediler ve:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir, dediler.” Kahrolasıcalar, haktan yüz çevirmekle ve onu reddetmekle kalmadılar, onu en batıl şey olan sihirle nitelendirdiler. Sihir ise gerçekte bir göz boyamadır. Hatta onlar bununla da yetinmeyip apaçık olan bu hakkı, apaçık ve aşikar bir sihir olarak kabul ettiler. Bundan dolayı Mûsâ onlara şöyle cevap vermişti:

77. “Mûsâ” en zalim insanlardan başkasının reddetmeyeceği hakkı reddetmeleri dolayısı ile onları azarlayarak şöyle dedi: “Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz?” Yani siz onun için “apaçık bir sihirdir” mi diyorsunuz? “Bu mu sihirdir?” Getirdiğim hakkın niteliklerine ve muhtevasına bir bakın. Yalnızca bu bile onun hakkın ta kendisi olduğunu kesin olarak anlamaya yeterlidir. “Halbuki sihirbazlar” dünyada olsun âhirette olsun “kurtuluşa eremezler, dedi.” İşte siz de güzel akıbetin ve kurtuluşun kimin olacağını ve kimin başarıya ulaşacağını göreceksiniz. Daha sonra onlar ve herkes açıkça şunu anladı ki kurtuluşa eren, dünya ve âhirette zafere kavuşan, Musa aleyhisselam olmuştu.

78. Mûsâ’nın sözlerini olmayacak şekilde reddederek ona şöyle dediler:“Sen bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan” atalarımızı üzerinde bulduğumuz şirkten, Allah’tan başkasına ibadetten “döndürmek için” ve bize yalnızca Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmeyi emretmek “ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin?” Siz bize sizler başkanlar olasınız ve bizi yurdumuzdan çıkartasınız diye mi geldiniz? Bu ifadeleri ile onlar, sapık atalarının sözlerini, Mûsâ aleyhisselam’ın kendilerine getirmiş olduğu hakkı reddedecekleri bir dayanak olarak değerlendirdiler. Ayrıca “ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi” şeklindeki sözleri de gerçeği ters yüz etmek, aralarından cahil olanları kandırmak, halkı Mûsâ aleyhisselam’a düşmanlık edip ona iman etmemek için kışkırtmak kastı ile söylenmiş sözlerdi. Gerçekleri bilen, işleri birbirinden ayırt edebilen bir kimse böyle şeyleri gerekçe göstermez. Çünkü deliller, ancak onlar gibi bir delil ve belge ile reddedilebilir. Kendisine gelen hakkı bu gibi şeylerle reddetmeye kalkışan bir kimsenin bu hali, hasmı olan karşı tarafın söylediği sözü reddedecek bir şey bulmaktan aciz olduğunu gösterir. Çünkü hakkı reddeden kimsenin eğer bir delili bulunsaydı, elbette onu ortaya koyar ve hiçbir zaman “Senin maksadın şudur, gayen budur” demeye sığınmazdı. O, söylediği bu sözde ve hasmının maksadına dair verdiği bu haberde ister doğru olsun, ister yalancı olsun fark etmez, böyle bir şey yapmazdı. Üstelik Mûsâ aleyhisselam’ı tanıyan ve onun neye davet ettiğini bilen herkes, onun hiçbir zaman yeryüzünde üstünlük sağlamak gibi bir maksadı olmadığını çok iyi bilir. Onun maksadı, ancak diğer peygamber kardeşlerinin maksadında olduğu gibi insanları hidâyete iletmek ve onlara faydalarına olan şeyleri göstermektir. Ancak işin gerçek mahiyeti, onların bizzat kendi ağızları ile de ifade ettikleri gibi şuydu:“Biz ikinize de inanmıyoruz” yani kibir ve inadımız dolayısı ile dediklerini kabul etmiyoruz. Yoksa Mûsâ ile Hârûn’un getirdiklerinin batıl oluşundan ve hakkında herhangi bir şüphelerinin olduğundan yahut da başka herhangi bir sebep dolayısı ile değil. Bunun tek sebebi, onların zalimlikleri, haksızlıkları ve Mûsâ ile Hârûn’a -ikisine de selam olsun- iftira ile yakıştırdıkları üstünlük sağlama arzularından başkası değildir.

79. “Firavun” Mûsâ aleyhisselam’ın getirdiği hakka karşı çıkarak ve ileri gelenleri ile kavminin galip gelmesini isteyerek: “Bütün bilgin sihirbazları bana getirin, dedi.” Yani sihirde becerikli ve bunu çok iyi bilen kim varsa getirin. Sonra da Mısır şehirlerine, çeşitli tür ve seviyeleri ile değişik sihirbazları kendilerine getirecek kimseler gönderdi.

80. “Nihâyet sihirbazlar” Mûsâ ile yarışmak üzere “gelince Mûsâ onlara: Atacağınızı atın, dedi” Yani siz neyi atmak istiyorsanız atabilirsiniz. Ben size, belirli bir şeyi atın, demiyorum. Çünkü Mûsâ kesin olarak galip geleceğini biliyordu. Onlara ve onların neler yapacaklarına da hiç aldırış etmiyordu.

81. “Onlar” iplerini ve sopalarını “atınca” hepsi de yürüyen yılanlarmış gibi göründü. Bunun üzerine “Mûsâ dedi ki: Sizin bu yaptığınız sihirdir.” Yani bu, büyük ve gerçek bir sihirdir. Fakat büyüklüğüne rağmen “şüphesiz Allah onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” Onlar bu yaptıkları ile hakka karşı batılın zafere kavuşmasını istemişlerdi. Bundan daha büyük bir bozgunculuk olabilir mi? İşte herhangi bir iş yapan, herhangi bir tuzak kurmaya çalışan veya herhangi bir komplo düzenleyen her bir fesatçının durumu böyledir. Onun yaptığı mutlaka boşa çıkar, darmadağın olur gider. Bir süre, onun yaptığı iş revaç bulsa da önünde sonunda o yok olacaktır, boşa çıkacaktır. Yaptıkları işlerle maksatları Yüce Allah’ın rızasına kavuşmak olan ve bu işleri esas itibari ile işlenmesi emredilen faydalı işler olan ıslah edicilere gelince şüphesiz Yüce Allah, onların amellerini düzeltir, ilerletir ve sürekli olarak geliştirir.

82. Mûsâ asasını atınca büyük bir olup onların yaptıkları büyüleri yutuvermeye başladı. Böylelikle onların büyüleri boşa çıktı ve batılları yok olup gitti. Böylece Allah, hakkı ortaya koymuş oldu. Sihirbazlar hakkı açıkça görünce secdeye kapandılar. Firavun onları asmakla, el ve ayaklarını kesmekle tehdit ettiyse de buna aldırış etmeyip imanları üzere sebat gösterdiler. Ne Firavun, ne onun yanındaki ileri gelenler ne de onların tabilerinden hiç kimse iman etmedi. Aksine bunlar azgınlıkları içinde bocalamaya devam ettiler. Bu nedenle şöyle buyrulmuştur:

83. “Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi.” Yani İsrailoğullarına mensup birtakım gençler, korkmalarına rağmen iman kalplerinde iyice yerleştiği için sabredip imanlarını sürdürdüler. “Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini” dinlerinden çevirmek suretiyle “fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi.” Onun ülkeden üstünlüğü ve baskın bir gücü vardı. O bakımdan onun cezalandırmasından korkmakta haklı idiler. Özellikle de “o, gerçekten” azgınlıkta ve düşmanlıkta “haddi aşanlardandı.” Mûsâ’ya ancak kavminin gençlerinden bir topluluğun iman edip başka kimselerin iman etmeyişindeki hikmet -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- gençlerin ve çocukların hakkı kabule daha yatkın, hakka daha çok itaat edip boyun eğen kimseler oluşundan dolayı olsa gerektir. Küfür üzere yetişen yaşlı ve yetişkinler ise böyle değildir. Çünkü bu yaşlılar, kalplerinde bozuk akidelerin yer etmiş olması ve uzun bir süre öylece kalması dolayısı ile başkalarına göre haktan daha uzaktırlar.

84. Mûsâ kavmine sabrı tavsiye ederek ve bu hususta kimin yardımını alacaklarını hatırlatarak:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız” Allah’a imanın gereğini yerine getirin ve “artık O’na güvenip dayanın, dedi.”

85. “Onlar da” Mûsâ’nın bu emrine uyarak “şöyle dediler: Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma!” Yani onları bize musallat etme! Çünkü o vakit onlar bizi dinimizden çevirmek kastı ile bize işkence yaparlar yahut da bize galip gelirler de böylelikle kendileri de fitneye düşüp: Eğer bunlar hak üzere olsalardı yenik düşmezlerdi, derler.

86. “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar” ki onların şerlerinden kurtulalım ve dinimiz üzere kalmaya devam edelim. Dinimizi ve şer’î hükümlerini, herhangi bir karşı çıkan ve bu konuda bizimle anlaşmazlık çıkartan olmaksızın uygulama imkânını bulabilelim.

87. Firavun ve kavminin İsrailoğulları üzerindeki baskıları ağırlaşıp da onları dinlerinden çevirmeye çalışmaları üzerine “Mûsâ’ya ve kardeşine: Mısır’da kavminize evler hazırlayın” yani onlara içlerinde gizlenebilecekleri şekilde evler yapmalarını emredin. “O evlerinizi namazgah yapın” yani halka açık mabedlerde namaz kılma imkânını bulamadığınızda evlerinizi içlerinde namaz kılabileceğiniz bir yer haline getirin “ve namazı dosdoğru kılın.” Çünkü namaz her türlü sıkıntılara karşı bir yardımcıdır. “Müminleri de” zafer, yardım ve dinlerinin üstün geleceği müjdesiyle “müjdele, diye vahyettik.”“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık (daha) vardır.”(el-İnşirah, 94/5-6) Sıkıntılar artık bunalım haline dönüştü mü Allah onları giderip ferahlık verir.

88. Mûsâ Firavun’un ve ileri gelenlerin katılığını ve yüz çevirişlerini görünce onlara beddua etmiş, Hârûn da “Amin” demişti. Şöyle ki: “Mûsâ: Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam” süslenecekleri türlü süs eşyaları, elbiseler, dayalı döşeli evler, gösterişli binekler, hizmetçiler “ve nice” pek çok miktarda “mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar!” Yani onlar, bu malları Senin yolundan insanları saptırmak için kullanıyorlar; hem kendileri sapıyorlar hem de başkalarının da sapmasına sebep oluyorlar. “Rabbimiz, mallarını yok et” onları helak etmek yahut da taşa dönüştürmek gibi mallarını yararlanılmayacak bir şekle sokarak telef et! “ve kalplerini de mühürle” yani katılaştır da “onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler!” Mûsâ aleyhisselam bu sözlerini onlara olan öfkesinden dolayı söylemişti. Çünkü onlar, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemek cüretkârlığını göstermiş, Allah’ın kullarını fesada boğmuş ve insanları Allah’ın yolundan alıkoymuşlardı. Ayrıca Mûsâ aleyhisselam Rabbinin, yüzlerine karşı iman kapısını kapatmak sureti ile yaptıklarına karşılık olarak onları cezalandıracağını tam anlamı ile bildiğinden dolayı böyle yapmıştı.

89. Yüce Allah “buyurdu ki: İkinizin de duası kabul olundu.” Bu, Mûsâ’nın dua ettiğine Hârûn’un da onun duasına “Âmin” dediğine, ayrıca “Âmin” diyen kimsenin de yapılan duada dua edene ortak olduğuna delil vardır. “O halde” dininiz üzere “dosdoğru yürümeye devam edin” davetinizi sürdürün. “Sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” Yani dosdoğru yoldan ayrılmış, cehenneme götüren yolu izleyen sapmışların, dalalete düşen cahillerin yoluna asla uymayın.

90. Şanı Yüce Allah, Musa’ya İsrailoğulları ile birlikte geceleyin yola koyulmayı emretti ve ona Firavun ve beraberindekilerin onu izleyeceklerini haber verdi. Firavun ise şehirlere toplayıcılar göndermişti: Onlar şöyle diyorlardı: “Gerçekten bunlar (Mûsâ ve kavmi) az bir topluluktur ve onlar bizi gerçekten kızdırdılar. Biz ise uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”(eş-Şuarâ, 26/54-56) Böylece Firavun, uzak yakın bütün askerlerini topladı. Askerleri ile “haddi aşıp saldırganlık etmek üzere” yani yeryüzünde de haddi aşmak ve Mûsâ ile kavmine saldırmak üzere arkalarından yola koyuldu. Haddi aşma iyice artıp günah pekişti mi, artık geriye cezayı beklemekten başka bir şey kalmaz. “İsrailoğullarını denizden geçirdik.” Şöyle ki Yüce Allah, Mûsâ’ya denize ulaştı mı ona asasıyla vurmasını emretmişti. Mûsâ da asasıyla denize vurdu ve deniz yarılıp on iki yola ayrıldı. İsrailoğulları da o yolları izledi. Firavun ve askerleri de arkalarından denizin içerisine girerek yola koyuldular. Mûsâ ve kavmi denizin dışına çıktıklarında ve Firavun ile askerleri de hala denizin içerisinde bulunuyorken Yüce Allah, denize emretti ve deniz, Firavun ve askerlerinin üzerine kapandı. İsrailoğullarının gçzü önünde hepsini suda boğdu. Nihâyet Firavun da boğulma noktasına gelip artık kesinlikle öleceğini anlayınca “şöyle dedi: İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim.” İşte kendisinden başka ilah olmayan, tek hak ilah olan Allah O’dur, “ben de müslümanlardanım!” Allah’ın dinine ve Mûsâ’nın getirdiklerine itaat edenlerdenim.

91. Yüce Allah böyle bir durumda iman etmenin kendisine herhangi bir fayda sağlamayacağını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Şimdi mi?” iman ediyor ve Allah’ın Rasûlünü tasdik ettiğini ifade ediyorsun? “Halbuki sen bundan önce isyan etmiş” masiyetlerle, küfür ve yalanlamakla meydan okumuş “ve fesatçılardan olmuştun.” Bu konuda Yüce Allah’ın uygulayageldiği kanunu gereği iman etmenin sana hiçbir faydası olmayacaktır. Çünkü kâfirler, iman etmenin artık kaçınılmaz olduğu böyle bir duruma ulaştıkları takdirde edecekleri imandan yararlanamayacaklardır. Zira onların imanları, tıpkı Kıyamet gününe ulaşan kimsenin iman etmesi gibi gözle görme sonucu iman etmeye benzer. Oysa fayda veren iman, görmeden olan imandır.

92. “Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız.” Müfessirler derler ki: İsrailoğulları, Firavun’a karşı duydukları büyük korku dolayısı ile onun suda boğulduğunu kabul etmemiş ve bundan şüphe etmişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah denize onun bedenini -onlara bir ibret ve alamet olsun diye- yüksekçe bir tepeye bırakmasını emretmişti. “Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler.” Bundan dolayıdır ki bu deliller gözlerinin önünde geçer, tekrarlanır durur; fakat onlara yönelmeyişleri dolayısı ile bu âyetlerden gereği gibi yararlanamazlar. Uyanık bir akıl ve dikkatli bir kalbe sahip olan kimse ise Yüce Allah’ın âyetleri ile delillerinden, peygamberlerin bildirdiklerinin doğruluğuna delalet eden en büyük delilleri görürler.

93. “Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik.” Yani Yüce Allah, onları Firavun hanedanının meskenlerine yerleştirdi, onların yerlerini ve ülkelerini İsrailoğullarına miras verdi. “Onları hoş ve temiz” yiyecek, içecek ve bunların dışında kalan “şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine” bir araya gelip toplanmalarını ve birbirleri ile kaynaşmalarını gerektiren “ilim gelinceye kadar da” hakka dair “anlaşmazlığa düşmediler.” Ancak kendilerine bu ilim gelince birbirlerine haksızlık ettiler. Onların pek çoğu hakka muhalif birtakım nefsi görüş ve maksatlara sahip oldu. Böylelikle aralarında pek çok konuda ayrılıklar ortaya çıktı. “Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.” Eksiksiz ilmi ve herşeyi kapsayan kudretinin tecellisi olan adaletli hükmünü verecektir. İşte bu, doğru dine mensup kimselerin karşı karşıya kaldıkları bir hastalıktır. Şeytan artık büsbütün dinlerini terk etmelerini sağlayarak onları kendisine itaate yöneltmekten aciz kalınca aralarını bozmaya, aralarına kin ve düşmanlık sokmaya çalışır ve bunun neticesinde de birtakım ihtilaflar ortaya çıkar. Daha sonra da biri diğerini sapıklıkla itham eder ve birbirlerine düşman olurlar. Bu da o lanetli şeytanın çok sevdiği bir sonuçtur. Yoksa hak dine iman edenlerin Rableri bir, peygamberleri bir, dinleri bir ve genel menfaatleri de birbirine uygun olduğu halde ne diye birliklerini dağıtacak, vahdetlerini parçalayacak, bağlarını çözecek ve düzenlerini bozacak bir şekilde ihtilafa düşüyorlar da dini ve dünyevi bir yığın maslahatları gerçekleştiremedikleri ve dinlerinin de pek çok hükmünün adeta ölü hale geldiği bir duruma düşsünler! Ey celal ve ikram sahibi Allahım! Senden mü’min kullarına onları bir araya getirmeni, parçalanmışlıklarını gidermeni ve uzak olanları birbirlerine yaklaştırmanı lütfetmeni niyaz ederiz!

10:94–95Страница 219

فَإِن كُنتَ فِي شَكّٖ مِّمَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ فَسۡـَٔلِ ٱلَّذِينَ يَقۡرَءُونَ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكَۚ لَقَدۡ جَآءَكَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُمۡتَرِينَ ٩٤

Если ты сомневаешься в том, что Мы ниспослали тебе, то спроси тех, кто начал читать Писание раньше тебя. Воистину, к тебе явилась истина от твоего Господа. Не будь же в числе тех, кто сомневается.

وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٩٥

Не будь в числе тех, которые считают ложью знамения Аллаха, а не то окажешься одним из потерпевших убыток.

94- Eğer sana indirdiğimizden yana şüphede isen senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun ki hak, sana Rabbinden gelmiştir. O halde sakın şüphe edenlerden olma! 95- Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra zarara uğrayanlardan olursun.

94. Yüce Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Eğer sana indirdiğimizden yana” acaba o doğru mudur, değil midir, diye “şüphede isen, senden önce kitabı okuyanlara sor.” Yani Kitap ehli arasından insaflı ve gerçekten derin bilgi sahibi olanlara sor. Onlar sana senin bildirdiklerinin doğru olduğunu ve yanlarında bulunan bilgilere uygun düştüğünü ifade edeceklerdir. Şayet “Yahudi ve hristiyanlardan oluşan kitap ehlinin bir çoğu hatta büyük çoğunluğu, Allah Rasûlünü yalanladılar, ona karşı inat ettiler ve onun çağrısını kabul etmediler. Yüce Allah ise Peygamberine onların tanıklıklarına başvurmasını ve tanıklıklarının, getirdiğinin doğruluğuna bir delil, gerçek söylediğine bir belge olarak kabul etmesini emretmektedir. Bu nasıl olur?” denilecek olursa buna birkaç şekilde cevap verilebilir: 1. Tanıklık/şahitlik, herhangi bir kesime yahut mezhebe veya beldeye vs. izafe edilecek olursa bu, ancak aralarından adaletli ve doğru söyleyen kimseleri kapsar. Bunların dışında kalanlara gelince çoğunluk onlar olsa bile onlara itibar edilmez. Çünkü şahitliğin esası, adalet ve doğruluktur. Nitekim bu tanıklık da onların Rabbani alimlerinin birçoğunun imana gelmesi ile gerçekleşmiştir. Mesela Abdullah b. Selam ve arkadaşları ile gerek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in döneminde gerekse de halifeleri ile onlardan sonraki dönemlerde İslâm’a giren pek çok kitap ehli gibi. 2. Kitap ehlinin Peygamber lehine yapacakları şahitlikleri, onların mensubu bulundukları kitapları Tevrat’a dayanmaktadır. Şâyet Tevrat’ta Kur’an’a uygun ve Kur’an’ı tasdik eden, onun doğuluğuna tanıklık eden şeyler varsa yahudiler baştan sona kadar onları inkârda birleşseler dahi bu, Allah Rasûlünün getirdiklerini tenkit etmeye yeterli bir sebep değildir. 3. Yüce Allah, peygamberine kitap ehlinden, getirdiklerinin doğruluğuna tanıklık etmelerini istemeyi emretmiş ve bunu açıkça ortaya koyup herkese ilan etmişti. Bilindiği gibi onların pek çoğu, insanlar arasında Allah’ın Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in çağrısını çürütmeye en çok gayret edenlerlerdendir. Eğer onlar gerçekten Yüce Allah’ın sözünü ettiği şeyleri reddedecek bilgilere sahip olsalardı hiç şüphesiz bunu açıklar ve ortaya koyarlardı. Bunların hiçbirisi olmadığına göre düşmanlık edenin, bu iddiayı reddetmeyerek böyle bir şeyi kabul ve ikrar etmesi, Kur’an-ı Kerim’in doğruluğunun ve gerçekliğinin en büyük delillerinden birisidir. 4. Şu da bir gerçek ki Kitap ehlinin pek çoğu Allah Rasûlünün davetini reddetmiş değildir. Aksine onların çoğu bu daveti kabul etmiş, kendi istek ve iradesi ile buna uymuştur. Allah Rasûlü, peygamber olarak gönderildiğinde yeryüzü insanlarının arasında dine mensup olanların çoğunluğu kitap ehli idi. Onun getirdiği bu din üzerinden fazla bir zaman geçmeden Şam’ın (Suriye’nin), Mısır’ın, Irak’ın ve onlara komşu olan kitap ehli dininin yerleşmiş olduğu beldelerin büyük çoğunluğu İslâm’a boyun eğdi. Geriye liderliklerini hakka tercih eden ileri konumdaki kimseler ile onlara uyan cahil avamdan, gerçek anlamda değil de ismen onların dinlerine bağlı bulunanlardan başkaları kalmadı. Bu tür ismen kitap ehli olanlara misal, gerçekte bütün peygamberlerin dinlerini terk etmiş ve dehrî/ateist olan batılılar gösterilebilir. Bunların hristiyanlığa mensubiyetleri, sadece kendi yönetimlerinin propagandasını yapmak ve kendi batıllarını güzel göstermek için olmuştur. Nitekim onların aşikar hallerini bilen kimseler de bu gerçeği açıkça bilirler. “Andolsun ki hak sana Rabbinden gelmiştir.” ki onda hiçbir bakımdan şüphe söz konusu olmaz. “O halde sakın şüphe edenlerden olma!” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“(Bu), sana indirilen bir kitaptır. Sakın ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.”(el-A’raf, 7/2)

95. “Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra zarara uğrayanlardan olursun.” Bu son iki âyet-i kerime ile Yüce Allah, iki hususu yasaklamaktadır: Bu Kur’an hakkında şüphe ve tereddüde düşmek, bundan daha ileri derecede olmak üzere de onu yalanlamaktır. Oysa bu Kur’an, Yüce Allah’ın hiçbir şekilde yalanlamayı kabul etmeyen apaçık âyetleridir. Yalanlanması halinde ise zarar ve ziyan söz konusudur. Zarar ise asla kâr etmemek demektir. Bu da dünya ve âhirette mükâfatın elden kaçırılması, buna karşılık dünya ve âhirette cezanın söz konusu olmasıyla olur. Diğer taraftan bir şeyin yasaklanması, onun zıddını emredilmesi demektir. O halde bu Kur’ân’ı Kerim’in tam anlamı ile tasdik edilmesi, kalbin ondan yana mutmain olması, ilim ve amel ile ona yönelmesi bu ayette emrediliyor demektir. Böylelikle kul, en üstün maksadı gerçekleştirmiş, en değerli arzuyu ve en üstü şerefi elde etmiş bulunan “kâr edenlerden” olur ve zarara uğramaktan uzak kalır.

10:96–97Страница 219

إِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتۡ عَلَيۡهِمۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤۡمِنُونَ ٩٦

Воистину, те, о которых подтвердилось Слово Аллаха, не уверуют,

وَلَوۡ جَآءَتۡهُمۡ كُلُّ ءَايَةٍ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ ٩٧

пока их не постигнут мучительные страдания, даже если им явятся любые знамения.

96-97- Doğrusu üzerlerine Rabbinin sözü hak olmuş bulunanlar, onlara her türlü mucize gelse bile yine de can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.

96-97. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Doğrusu üzerlerine Rabbinin sözü hak olmuş bulunanlar” yani cehennem ehlinden, azgın ve sapıklardan olanlar, mutlaka Allah’ın kader ve kazası ile tayin ettiği duruma gelirler ve onlara her türlü mucize gelse bile iman etmezler. Mucizeler onların ancak tuğyanlarını artırır, azgınlıklarına azgınlık katar. Allah bu yolla onlara zulmetmemiştir, ancak onlar hak kendilerine geldiği ilk seferinde hakkı reddetmek sureti ile kendi kendilerine zulmetmişlerdir. Yüce Allah da kalplerine, kulaklarına ve gözlerine mühür vurmakla onları cezalandırmıştır. O bakımdan onlar tehdit olunageldikleri can yakıcı azabı görünceye kadar iman etmezler. İşte o vakit üzerinde bulundukları halin kesinlikle sapıklık olduğunu, peygamberlerin kendilerine getirdiklerinin ise hakkın ta kendisi olduğunu bileceklerdir. Fakat bu zamanda iman etmelerinin kendilerine bir faydası olmayacaktır. O zaman zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyeceği gibi mazeret belirtmelerine ve rızalık almaya çalışmalarına da müsaade edilmeyecektir. Ayetler ve mucizeler, ancak kalbi bulunanlara ve hazır bulunup kalpten kulak verene faydalı olur.

10:98Страница 220

فَلَوۡلَا كَانَتۡ قَرۡيَةٌ ءَامَنَتۡ فَنَفَعَهَآ إِيمَٰنُهَآ إِلَّا قَوۡمَ يُونُسَ لَمَّآ ءَامَنُواْ كَشَفۡنَا عَنۡهُمۡ عَذَابَ ٱلۡخِزۡيِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ ٩٨

Разве были селения, жители которых уверовали после того, как они узрели наказание, и им помогла вера, кроме народа Йунуса (Ионы)? Когда они уверовали, Мы избавили их от позорных мучений в мирской жизни и дозволили им пользоваться мирскими благами до определенного времени.

98- (Azabı gördüğünde) iman edip de imanı kendisine fayda sağlamış bir ülke olaydı ya! Ancak (böyle bir şey olmamıştır) Yunus’un kavmi müstesna. Onlar iman edince üzerlerinden dünya hayatındaki rüsvay edici azabı kaldırdık ve onları bir süreye kadar faydalandırdık.

98. Yalanlayan ülke halkları arasında azabı gördüğü vakit “iman edip de imanı kendisine fayda sağlamış bir ülke olaydı ya!” Yani azabı gördüğü vakit iman edip de imanından fayda sağlayan hiçbir kimse olmamıştır. Tıpkı Yüce Allah'ın az önce (90 ve 91. ayette) Firavun hakkında belirttiği gibi. Zira Firavun azabı gördüğünde:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilahın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım” demişti, ancak ona şöyle karşılık verilmişti:“Şimdi mi? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun.” Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlar bizim azabımızı gördüklerinde: Yalnızca Allah’a iman ettik ve O’na eş tutmakta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik, dediler. Ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında geçerli olagelen sünnetidir/kanunudur.”(el-Mü’min, 40/84-85); “Onların her birine ölüm geldiğinde: Rabbim beni döndürün, umulur ki geride bırak(ıp zayi ettiğim ömrüme) karşılık salih amel işlerim, der. Asla! Bu, onun söylemiş olduğu bir sözden ibarettir.”(el-Mü’mimûn, 23/99-100) Buradaki hikmet açıktır. Çünkü zorunlu hallerdeki iman, gerçek bir iman değildir. Eğer bu azap uzaklaştırılacak ve kişiyi imana mecbur eden bu durum kaldırılacak olsa o kimse, yine küfre döner. “Yunus’un kavmi müstesna. Onlar iman edince üzerlerinden dünya hayatındaki rüsvay edici azabı kaldırdık ve onları bir süreye kadar faydalandırdık.” İşte onlar, sözü geçen bu genel durumdan istisna edilmişlerdir. Elbette bunun gizliyi de açığı da bilen Allah'ın bize ulaşmamış ve zihnimizin idrak edemediği bir hikmeti vardır. Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak Yunus da gönderilen (peygamber)lerdendi... Biz onu yüz bin hatta daha fazlasına gönderdik. Onlar imana geldiler, biz de onları bir zamana kadar faydalandırdık.”(es-Sâffât, 37/139-148) Buradaki hikmet şu olabilir: Onların dışında helak edilenler, eğer azap kaldırılıp geri döndürülecek olsalardı yine onlara yasak kılınan şeylere dönerlerdi. Yûnus kavminin ise Yüce Allah, imanlarının devam edeceğini bilmiştir. Hatta fiilen de imanları devam etmiş ve onlar imanları üzerinde sebat göstermişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

10:99–100Страница 220

وَلَوۡ شَآءَ رَبُّكَ لَأٓمَنَ مَن فِي ٱلۡأَرۡضِ كُلُّهُمۡ جَمِيعًاۚ أَفَأَنتَ تُكۡرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ ٩٩

Если бы твой Господь пожелал, то уверовали бы все, кто на земле. Разве ты стал бы принуждать людей обратиться в верующих?

وَمَا كَانَ لِنَفۡسٍ أَن تُؤۡمِنَ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَجۡعَلُ ٱلرِّجۡسَ عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَعۡقِلُونَ ١٠٠

Ни один человек не уверует без дозволения Аллаха. Он обрушивает ярость на тех, кто не разумеет.

99- Eğer Rabbin dileseydi elbette yeryüzünde bulunanların hepsi, istisnasız iman ederlerdi. Böyle iken sen mümin olsunlar diye insanları zorlayacak mısın? 100- Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, murdarlığı akıl etmeyenlerin üzerine bırakır.

99. Yüce Allah Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Eğer Rabbin dileseydi elbette yeryüzünde bulunanların hepsi, istisnasız birden iman ederlerdi.” Onlara iman etmeleri ilhamını verip kalplerini takvaya doğru yöneltmesi ile bunu yapardı. Çünkü bu, O’nun kudreti için basittir. Ancak hikmeti, onların kimilerinin mü’min, kimilerinin de kâfir olmalarını gerektirmiştir. “Böyle iken sen mümin olsunlar diye insanları zorlayacak mısın?” Yani senin buna gücün yetmez, bu senin gücün çerçevesinde olan bir şey değildir. Böyle bir şeye Yüce Allah’tan başka hiçbir kimse kadir olamaz.

100. “Allah’ın izni” irade ve meşîeti, O’nun kaderî ve şer’î izni “olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir.” O bakımdan insanlar arasından bu imanı kabule yatkın ve imanını geliştirecek durumda olanlara Allah, tevfikini ihsan edip hidâyet verir. Buna karşılık “murdarlığı” şerri ve sapıklığı da “akıl etmeyenlerin” Allah’ın emir ve yasaklarını düşünmeyenlerin, O’nun öğüt ve nasihatlerine iltifat etmeyenlerin “üzerine bırakır.”

10:101–103Страница 220

قُلِ ٱنظُرُواْ مَاذَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَمَا تُغۡنِي ٱلۡأٓيَٰتُ وَٱلنُّذُرُ عَن قَوۡمٖ لَّا يُؤۡمِنُونَ ١٠١

Скажи: «Понаблюдайте за тем, что на небесах и на земле». Но знамения и увещевания не приносят пользы тем, кто не уверовал!

فَهَلۡ يَنتَظِرُونَ إِلَّا مِثۡلَ أَيَّامِ ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلِهِمۡۚ قُلۡ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ ١٠٢

Неужели они ждут дней, подобных тем, которые наступили для их предшественников? Скажи: «Ждите, и я подожду вместе с вами».

ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ كَذَٰلِكَ حَقًّا عَلَيۡنَا نُنجِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٠٣

Потом Мы спасем Наших посланников и тех, которые уверовали. Так Нам надлежит спасать верующих.

101- De ki:“Göklerde ve yerde neler var bir bakın!” Ama âyetler ve uyarılar, iman etmeyen bir topluluğa fayda vermez. 102- Yoksa onlar ille de kendilerinden önce geçmiş olan kimselerin (başına gelen azap) günlerinin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Haydi bekleyin. Ben de sizinle beraber beklemekteyim.” 103- Sonunda biz (yalanlayan kavimleri helak edip) peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte mü’minleri böyle kurtarırız ki bu, üzerimize bir haktır.

101. Yüce Allah, kullarını göklerde ve yerde bulunanlara dikkatle bakmaya çağırmaktadır. Bundan kasıt ise onların ihtiva ettiği şeyler üzerinde düşünmek, bunlardan ibret almak, onlara dikkat etmek ve basiretini kullanmaktır. Çünkü bunlarda iman eden bir topluluk için âyetler, kesin kanaate sahip olan bir topluluk için ibretler vardır. Bunlar, Yüce Allah’ın vahdaniyetine, mabud oluşuna, övülmeye layık olduğuna, celal ve ikram sahibi, yüce isim ve vasıfların yegane sahibi olduğuna delalet eder. “Ama âyetler ve uyarılar, iman etmeyen bir topluluğa fayda vermez.” Çünkü bunlar Allah’ın âyetlerinden yüz çevirmeleri ve inatları dolayısı ile onlardan gereği gibi yararlanamazlar.

102. “Yoksa onlar” yani Allah’ın âyetleri gereği gibi açıklandıktan sonra onlara iman etmeyen şu kimseler “ille de kendilerinden önce geçmiş olan kimselerin (başına gelen azap) günlerinin benzerini mi bekliyorlar?” Helak edilmek ve cezaya çarptırılmaktan başka ne bekliyorlar ki? Çünkü bunlar da onların yaptıklarını yaptılar. Yüce Allah’ın sünneti/kanunu ise öncekilerde de sonrakilerde de aynı şekilde geçerlidir. “De ki: Haydi bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim.” O vakit güzel akıbetin, dünya ve âhiretteki kurtuluşun kimin olacağını bileceksiniz. Bu da ancak Peygamberlere ve onlara tâbi olanlara aittir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 103. “Sonunda biz (yalanlayan kavimleri helak edip) peygamberlerimizi ve iman edenleri” dünya ve âhirette hoşlanılmayan şeylerden ve sıkıntılardan “kurtarırız. İşte mü’minleri böyle kurtarırız ki bu, üzerimize” vacip kıldığımız “bir haktır.” Şüphesiz Yüce Allah, iman edenleri savunur. O bakımdan kulun, hoşuna gitmeyecek şeylerden kurtuluşu sahip olduğu imana göre olur.

10:104–106Страница 220

قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي شَكّٖ مِّن دِينِي فَلَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِينَ تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِنۡ أَعۡبُدُ ٱللَّهَ ٱلَّذِي يَتَوَفَّىٰكُمۡۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٠٤

Скажи: «О люди! Если вы сомневаетесь в моей религии, то ведь я не поклоняюсь тем, кому вы поклоняетесь вместо Аллаха. Я поклоняюсь Аллаху, Который умертвит вас, и мне приказано быть одним из верующих».

وَأَنۡ أَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفٗا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ١٠٥

Искренне обрати свой лик к религии и не будь одним из многобожников.

وَلَا تَدۡعُ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۖ فَإِن فَعَلۡتَ فَإِنَّكَ إِذٗا مِّنَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٠٦

Не взывай вместо Аллаха к тому, что не приносит тебе пользы и не причиняет тебе вреда. Если же ты поступишь так, то окажешься в числе беззаконников.

104- De ki:“Ey insanlar! Eğer benim dinimden yana bir şüphe içinde iseniz (bilin ki) ben, sizin Allah’ın dışında taptıklarınıza tapmam. Ben ancak sizin canınızı alacak olan Allah’a ibadet ederim. Bana mü’minlerden olmam emredildi. 105- Yine (bana): “Yüzünü hanif olarak dine döndür ve sakın müşriklerden olma!” 106- “Allah’tan başka sana ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere de dua etme! Eğer böyle bir şey yaparsan o takdirde kesinlikle zalimlerden olursun.”(dendi.)

104. Yüce Allah, peygamberlerin efendisi, takvâ sahiplerinin önderi ve kesin inanca sahip olanların en hayırlısı olan Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“De ki: Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir şüphe içinde iseniz” ondan yana bir tereddüdünüz varsa haberiniz olsun ki benim ondan yana hiçbir şüphe ve tereddüdüm yoktur. Aksine ben kesinlikle onun hak olduğunu ve sizin Allah’tan başka yalvardıklarınızın ise batıl olduğunu biliyor ve buna dair elimde açık deliller ve kesin belgeler bulunduğunu da size bildiriyorum. O nedenle “Ben, sizin Allah’ın dışında taptıklarınıza tapmam.” Putlara, heykellere ve diğerlerine ibadet etmem. Çünkü bunlar, hiçbir şey yaratamaz, rızık veremez, hiçbir işi çekip çeviremezler. Bunlar, Allah tarafından yaratılmış ve O’nun emrine tabi varlıklardır. Bunların kendilerine ibadet edilmesini gerektiren bir özellikleri yoktur. “Ben ancak canınızı alacak olan Allah’a ibadet ederim.” Yani sizi yaratan Allah’tır ve sizi öldürecek olan da O’dur. Sonra amellerinizin karşılığını vermek üzere sizi öldükten sonra diriltecektir. İşte ibadete, kendisi için namaz kılınmaya, duaya, huzurunda secde edilmeye layık olan da yalnız O’dur.

105. “Yine (bana): “Yüzünü hanif olarak dine döndür” Yani zahiri ve batıni bütün amellerini yalnız Allah için ihlasla yap! Dinin şer’î bütün emirlerini bir “hanif” olarak, yani O’nun dışındaki her şeyden yüz çevirmiş olarak Yüce Allah’a yönelen bir kimse olarak yerine getir. “ve sakın müşriklerden olma!” onların hallerine sahip olma ve onlarla berbaer de bulunma!

106. “Allah’tan başka sana ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere de dua etme!” Fayda sağlayamamak ve zarar verememek, bütün yaratıkların sıfatıdır. Hiçbiri de fayda sağlayamaz, zarar veremez. Fayda da veren, zarar da veren ancak Yüce Allah’tır. “Eğer böyle bir şey yaparsan” yani Allah’tan başka sana fayda sağlayamayan ve zarar veremeyen varlıklara dua edersen “o takdirde kesinlikle zalimlerden olursun.” Nefsini helâke sürüklemek sureti ile onu zarara uğratanlardan olursun. Buradaki zulümden kasıt, Yüce Allah’ın:“Şüphesiz ki şirk, çok büyük bir zulümdür”(Lokman, 31/13) buyruğunda olduğu gibi, şirktir. Şayet insanların en hayırlısı, faraza Allah ile birlikte başkasına dua edecek olursa müşrik ve zalimlerden oluyorsa peki, ya başkasının hali ne olur?

Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Вид

Read in English