Ас-СаадиМухаммад · 47:1–31

Ас-Саади · Тафсир · на турецком

محمد

Мухаммад

Мухаммад · Мединская · 38 аятов

47:1–3Страница 507

ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ أَضَلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ ١

Он сделал тщетными деяния тех, которые не уверовали и сбивали других с пути Аллаха.

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَءَامَنُواْ بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٖ وَهُوَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡ كَفَّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَأَصۡلَحَ بَالَهُمۡ ٢

Он простил грехи и исправил положение тех, которые уверовали, совершали праведные деяния и уверовали в истину, ниспосланную Мухаммаду от их Господа.

ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱتَّبَعُواْ ٱلۡبَٰطِلَ وَأَنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّبَعُواْ ٱلۡحَقَّ مِن رَّبِّهِمۡۚ كَذَٰلِكَ يَضۡرِبُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ أَمۡثَٰلَهُمۡ ٣

Это - за то, что неверующие последовали за ложью, а верующие последовали за истиной от их Господа. Так Аллах приводит людям их притчи.

1- Kâfir olup Allah’ın yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkartır. 2- İman eden, salih ameller işleyen ve Muhammed’e indirilene -ki o, Rablerinden gelen hakkın ta kendisidir- iman edenlerin ise kötülüklerini örter ve hallerini düzeltir. 3- Bunun sebebi, kâfir olanların batıla uymaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen hakka uymalarıdır. İşte Allah, insanlara misallerini/durumlarını böyle açıklar.

(Medine’de inmiştir. 38 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu âyet-i kerimeler, mü’minlerin mükâfatlarını, isyankârların cezasını ve bunların sebebini ifade etmekte ve insanları bu hususlardan gereği gibi ibret almaya davet etmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’ı ve âyetlerini inkâr ederek “kâfir olup” hem kendilerini hem başkalarını, peygamberlerin davet ettiği şeylere iman etmek ve onlara tabi olmak demek olan “Allah’ın yolundan alıkoyanların” ve bu özellikleriyle küfrün elebaşılığını ve sapıklığın önderliğini yapanların “amellerini” Allah “boşa çıkartır.” Amelleri sebebiyle Allah, onları bedbaht kılar. Bu, hem onların hakka ve Allah’ın dostlarına karşı tuzak kurmak üzere hazırladıkları amellerini kapsamaktadır ki Allah, onların tuzaklarını başlarına geçirir ve maksatlarına uygun hiçbir sonuç elde edemezler. Hem de karşılığında mükâfat alacaklarını umdukları amellerini kapsar ki Yüce Allah, onları da boşa çıkartır. Buna sebep ise onların batıla tabi olmalarıdır. Batıl ise put ve heykellere ibadet etmek başta olmak üzere kendisiyle Allah rızasının gözetilmediği her türlü maksat ve yöneliştir. Batıla yardım olsun diye yapılan ameller batıl olduklarından dolayı bu uğurda yapılan tüm ameller batıldır.

2. Allah’ın genel olarak bütün rasûllerine “iman eden” özellikle de “Muhammed’e indirilene” inanan ve üzerlerinde bulunan -vacib ve müstehap kabilinden- gerek Allah’ın haklarını gerekse de kulların haklarını yerine getirerek “salih ameller işleyen” kimselerin ise Allah, “kötülüklerini” küçükleriyle, büyükleriyle “örter.” Kötülükleri örtüldüğü takdirde de hem dünya hem de âhiret azabından kurtulurlar. “...ve hallerini düzeltir.” Yani onların dinlerini, dünyalarını, kalplerini ve amellerini düzeltir. Mükâfat ve sevaplarını da artırarak, arındırarak düzeltir, kısaca her türlü hallerini düzeltir.

3. Buna sebep ise onların “Rablerinden gelen hakka uymalarıdır.” Hak; doğruluk, kesin inanç ve Rablerinden gelen bu yüce Kur’ân’ın ihtiva ettiği gerçeklerdir. Bu Kur’ân’ı, insanları nimetleri ile besleyen, görüp gözeten, lütfuyla onların işlerini çekip çeviren indirmiştir. O, onları hak ile terbiye etmiş, onlar da bu hakka uyduklarından ötürü işleri salâh bulmuştur. Onların nihai maksatları, bâki ve apaçık hak olan Allah’a ait hak ile alakalı olduğundan, onları buna ulaştıran yol da buna elverişli, kalıcı ve mükâfaatı da bâki olan bir yoldur. “İşte Allah, insanlara misallerini/durumlarını böyle açıklar.” Çünkü Yüce Allah, onlara kimlerin hayırlı, kimlerin şerli olduğunu açıklamış, onların her birinin hangi niteliklerle tanınıp ayırt edilebileceklerini belirtmiştir:“Ta ki helâk olan kişi apaçık bir delil üzere helâk olsun. Hayatta kalan kişi de apaçık bir delil üzere yaşasın.”(el-Enfâl, 8/42)

47:4–6Страница 507

فَإِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَضَرۡبَ ٱلرِّقَابِ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَثۡخَنتُمُوهُمۡ فَشُدُّواْ ٱلۡوَثَاقَ فَإِمَّا مَنَّۢا بَعۡدُ وَإِمَّا فِدَآءً حَتَّىٰ تَضَعَ ٱلۡحَرۡبُ أَوۡزَارَهَاۚ ذَٰلِكَۖ وَلَوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَٱنتَصَرَ مِنۡهُمۡ وَلَٰكِن لِّيَبۡلُوَاْ بَعۡضَكُم بِبَعۡضٖۗ وَٱلَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٤

Когда вы встречаетесь с неверующими на поле боя, то рубите головы. Когда же вы ослабите их, то крепите оковы. А потом или милуйте, или же берите выкуп до тех пор, пока война не сложит свое бремя. Вот так! Если бы Аллах пожелал, то отомстил бы им сам, но Он пожелал испытать одних из вас посредством других. Он никогда не сделает тщетными деяния тех, кто был убит на пути Аллаха.

سَيَهۡدِيهِمۡ وَيُصۡلِحُ بَالَهُمۡ ٥

Он поведет их прямым путем, исправит их положение

وَيُدۡخِلُهُمُ ٱلۡجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمۡ ٦

и введет их в Рай, с которым Он их ознакомил (или который Он умастил для них благовониями).

4- İnkâr edenlerle (savaşta) karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Onları öldürüp sindirdiğiniz zaman da artık (esirleri) sıkıca bağlayın. Sonra da onları ya bir lütuf olarak (fidye almaksızın) yahut da fidye karşılığında bırakırsınız. Savaş sona erinceye kadar (yapılması gerken budur). Bununla beraber eğer Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı. Fakat kiminizi kiminizle sınamak için (cihadı emretmiştir). Allah yolunda öldürülenlere gelince Allah, onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. 5- Onlara yol gösterecek ve hallerini düzeltecektir. 6- Ve onları kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

4. Yüce Allah, kullarına kendilerinin maslahatına olan ve düşmanlarına karşı zafer kazanmalarını sağlayacak hususları beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“İnkâr edenlerle” savaş için “karşılaştığınızda” onlarla samimiyetle savaşın ve bu maksatla “boyunlarını vurun. Onları öldürüp sindirdiğiniz” ve onların güçlerini kırıp şerlerini önlediğinizde onları esir almanın daha uygun olduğunu görecek olursanız; “artık (esirleri) sıkıca bağlayın.” Bu kaçmalarını önlemek için bir tedbirdir. Zira onlar sıkıca bağlandığında Müslümanlar onların savaşmalarından ve şerlerinden yana güvende olurlar. Elinize esir düştüler mi, artık istediğinizi yapabilirsiniz: Dilerseniz onları “bir lütuf olarak” onlardan mal ve fidye almadan serbest bırakırsınız; “yahut da fidye karşılığında bırakırsınız.” Bu da bizzat kendilerinin ya da yakınlarının onları mal karşılığında satın alması ile yahut da onların elindeki müslüman bir esir ile takas etmek suretiyle olur. İşte bu emir, “savaş sona erinceye kadar” yani aradaki savaş sona erip barış ve antlaşma dönemi içerisine girinceye kadar sürekli geçerli bir emirdir. Çünkü her bir konumun hükmü kendisine göredir. Bundan önceki hal, savaş halidir. Hükmü de ona göredir. Herhangi bir sebep dolayısıyla savaşın söz konusu olmadığı hallerde ise öldürmek de esir almak da söz konusu değildir. “Bununla beraber” ilâhî hüküm, mü’minlerin kâfirlerle sınanması ve aralarında zafer günlerinin dönüp dolaştırılması, birinin diğerine karşı zafer kazanması şeklindedir; ama “eğer Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı.” Çünkü Yüce Allah, her şeye güç yetirendir. Tek bir sefer olsun kâfirleri muzaffer kılmamaya ve müslümanlara onları toptan imha etme imkânını vermeye kadirdir. “Fakat” bu hükmü vermesi “kiminizi kiminizle sınamak için” cihad pazarı kurulsun, bu yolla kimin doğru, kimin yalancı olduğu ortaya çıksın, iman edenler galip gelenlere tabi olmak için değil de samimi bir şekilde ve basiret içinde iman etsin, diyedir. Çünkü başkasına uyarak edilen iman, oldukça zayıftır ve böylesi bir iman, sıkıntı ve belâlarla karşılaşılması halinde sabit kalmaz. “Allah yolunda öldürülenlere gelince” onlar için pek büyük bir mükâfat ve pek güzel bir ecir vardır. Onlar, Allah’ın dini en üstün olsun diye savaşmakla emrolundukları düşmanlarıyla savaşanlardır. İşte Allah onların “amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” Aksine onları kabul eder, onlar için sürekli artırır; dünya ve âhirette amellerinin hayırlı sonuçlarını ortaya çıkartır.

5. Allah “onlara” cennete ulaştıran “yolu gösterecek ve hallerini” ve işlerini “düzeltecektir” Mükâfatları da güzel ve eksiksiz olacaktır. Hiçbir şekilde onu olumsuz yönde etkileyecek bir husus içermeyecektir.

6. Öncelikle O, onların cennete olan şevklerini artırmak üzere vasıflarını onlara bildirerek tanıtmış ve kendilerine o cennete ulaştıran amelleri de bildirmiştirki bu ameller arasında Allah yolunda şehit olmak da vardır. Ayrıca onları kendilerine vermiş olduğu emirleri ve yaptığı teşvikleri yerine getirmeye muvaffak kılmıştır. İkinci olarak da O, cennete girecekleri vakit onlara kalacakları yerleri, bu cennetlerin ihtiva ettiği ebedi nimetleri ve esenlikli yaşayışı tanıtacaktır.

47:7–9Страница 507

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَنصُرُواْ ٱللَّهَ يَنصُرۡكُمۡ وَيُثَبِّتۡ أَقۡدَامَكُمۡ ٧

О те, которые уверовали! Если вы поможете Аллаху, то и Он поможет вам и утвердит ваши стопы.

وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَتَعۡسٗا لَّهُمۡ وَأَضَلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٨

Гибель тем, которые не уверовали! Он сделает тщетными их деяния.

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَرِهُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأَحۡبَطَ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٩

Это потому, что они возненавидели ниспосланное Аллахом, и Он сделал тщетными их деяния!

7- Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. 8- Kâfir olanlara gelince onlar için helâk vardır ve Allah, amellerini de boşa çıkarmıştır. 9- Bunun sebebi, onların Allah’ın indirdiğinden hoşlanmamalarıdır. Bundan dolayı Allah, amellerini boşa çıkartmıştır.

7. Bu buyrukla Yüce Allah, mü’minlere dinin gereklerini yerine getirmeyi, ona davet etmeyi, bu dinin düşmanlarına karşı cihad etmeyi ve bütün bunlarla yalnızca Yüce Allah’ın rızasını gözetmeyi emretmektedir. İşte Allah’a yardım budur. Onlar da bunu yapacak olurlarsa Allah onlara yardım eder ve ayaklarına sebat verir. Yani sabır, huzur, sükûn ve sebat ile kalplerine metanet verir. Bedenlerine de buna dayanma gücünü verir, düşmanlarına karşı onlara yardım eder. Bu, pek cömert ve sözünde duranın, söz ve fiiller ile kendisine/dinine yardım eden kimseye mevlâsının da yardım edeceğine, sebat gibi yardım ve zaferin sebeplerini ona kolaylaştıracağına dair verdiği ilâhî bir sözdür.

8. Rablerini inkâr edip batıla yardımcı olanlara gelince “onlar için helâk vardır.” Yani onların işleri tepetaklaktır ve onlara işlerinde yardım da olunmaz. “Allah, amellerini de boşa çıkarmıştır.” Hakka karşı kurdukları tuzaklarını boşa çıkartarak onların kendi başına geçirmiştir. Allah’ın rızasını umduklarını iddia ettikleri amelleri de boşa gitmiş, hiçbir işe yaramamıştır.

9. Kâfirlerin bu helakinin ve amellerinin boşa çıkartılmasının sebebi onların, “Allah’ın indirdiğinden” kulların menfaati ve onların kurtuluşları için indirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’den “hoşlanmamalarıdır.” Onlar, bu Kur’ân’ı kabul etmediler. Aksine ondan nefret ettiler. “Bundan dolayı” Allah da “amellerini boşa çıkartmıştır.”

47:10–11Страница 507

۞ أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ دَمَّرَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۖ وَلِلۡكَٰفِرِينَ أَمۡثَٰلُهَا ١٠

Неужели они не странствовали по земле и не видели, каким был конец их предшественников? Аллах уничтожил их, и неверующих ожидает подобное этому.

ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَأَنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ لَا مَوۡلَىٰ لَهُمۡ ١١

Это потому, что Аллах является Покровителем верующих, а у неверующих нет покровителя.

10- Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. Kâfirleri de (onlarınkine) benzer akıbetler beklemektedir. 11- Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin dostudur; kâfirlerin ise hiçbir dostu yoktur.

10. Peygamberi yalanlayan bu kimseler “Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğuna bakmazlar mı?” Onlar, böylelerinin âkıbetlerinin ancak en kötü âkıbet olduğunu göreceklerdir. Onlar sağlarına ve sollarına bakacak olurlarsa mutlaka kendilerinden öncekilerin helâk edildiklerini, yalanlama ve küfür dolayısı ile kökten imha edildiklerini göreceklerdir. Öyle ki artık onların ses ve sedaları çıkmamaktadır. Allah mallarını da yurtlarını da hatta onların amellerini, hile ve tuzaklarını bile başlarına geçirmiştir. Her zaman ve her mekânda kâfirler için bu gibi vahim âkıbetler ve kötü cezalar vardır. Mü’minlere gelince, Allah onları azaptan kurtarır ve onlara pek büyük mükâfatlar verir.

11. “Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin dostudur.” O, rahmeti ile onların dostu olmuştur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkartmıştır. Amellerinin karşılığını vermeyi ve onlara yardım etmeyi üstlenmiştir. Allah’ı inkâr eden “kâfirlerin ise” bu şekilde Allah’ın dostluğunu ve yardım bağını kesip kopardıklarından, O’nun rahmet kapılarını yüzlerine kendileri kapattıklarından dolayı onların, kendilerini esenlik yollarına iletecek ve Allah’ın azap ve cezasından kurtaracak “hiçbir dostu yoktur.” Aksine “kâfirlerin dostları tâğûttur. Onları nurdan karanlıklara çıkartırlar. İşte onlar cehennemliklerdir ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.”(el-Bakara, 2/257)

47:12Страница 508

إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَتَمَتَّعُونَ وَيَأۡكُلُونَ كَمَا تَأۡكُلُ ٱلۡأَنۡعَٰمُ وَٱلنَّارُ مَثۡوٗى لَّهُمۡ ١٢

Воистину, Аллах введет тех, которые уверовали и совершали праведные деяния, в Райские сады, в которых текут реки. А неверующие пользуются благами и едят, подобно скоту. Их обителью будет Огонь.

12- Şüphesiz ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kâfirlere gelince onlar (dünyadan) faydalanırlar ve davarların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ise ateştir.

12. Yüce Allah, mü’minlerin dostu ve yardımcısı olduğunu söz konusu ettikten sonra âhirette onlara neler vereceğini de zikretmektedir. Onlar, altından ırmaklar akan cennetlere gireceklerdir. Bu ırmaklar, o göz alıcı bahçeleri, göz kamaştırıcı her bir çiftten ve lezzetli her türlü meyveden mahsul veren muhteşem ağaçları sularlar. Yine yüce Allah kâfirlerin herhangi bir dost ve yardımcılaırnın olmayacağını söz konusu ettikten sonra burada da onların nefisleriyle baş başa bırakıldıklarını, herhangi bir erdemli vasfa ve insani hiçbir niteliğe sahip olmadıklarını zikretmektedir. Bu gibi vasıflara sahip olmak bir yana onlar, çok daha aşağılara, aklı ve herhangi bir erdemi bulunmayan davarlar seviyesine düşmüşlerdir. Zira onların bütün gaye ve maksatları, dünya lezzet ve şehvetlerinden yararlanmaktan ibarettir. O bakımdan onların gizli ve açık bütün davranışları bu eksen etrafında döner durur. Bunları aşarak kendileri için hayır ve saadet olan işlere yönelmezler. Bundan dolayı ateş, onların barınacakları yer olacaktır. Orası onlar için hazırlanmış bir barınaktır. Oradan çıkmayacakları gibi azapları da kısa bir süre dahi olsun hafifletilmeyecektir.

47:13Страница 508

وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةٗ مِّن قَرۡيَتِكَ ٱلَّتِيٓ أَخۡرَجَتۡكَ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡ فَلَا نَاصِرَ لَهُمۡ ١٣

Сколько же селений, которые превосходили силой твое селение, изгнавшее тебя, Мы погубили! У них не было помощников.

13- Seni (aralarından) çıkartan şu memleketinin (halkından) çok daha güçlü nice memleket (halkları) vardı ki biz onları helâk ettik de onlara yardım eden kimse olmadı.

13. Senin şu şehrinin halkından mal, evlât, yardımcı, yapı, araç ve gereç bakımından çok daha güçlü inkarcıların yaşadıkları nice şehrşer vardı ki; onlar, peygamberlerimizi yalanlayıp öğütlerden hiçbir şekilde yararlanmayınca Biz de onları helâk ettik. Ama onlara yardım eden kimse olmadı. Allah’ın azabına karşı kuvvetleri de kendilerine bir fayda sağlamadı. O halde peygamberlerin en faziletlisi, öncekilerin de sonrakilerin de en hayırlıları olan seni vatanından çıkartan, yalanlayan ve sana düşmanlık eden senin şehrinin şu zayıf ahalisinin hali ne olacaktır? Helâk edilip cezalandırılmaya başkalarından çok daha layık değiller midir? Eğer Yüce Allah, Rasûlünü rahmet ile her bir kâfir ve inkârcıya karşı da teenni ile hareket etmek üzere göndermemiş olsaydı elbette bu gerçekleşirdi.

47:14Страница 508

أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّهِۦ كَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم ١٤

Разве тот, кто следует ясному доказательству от своего Господа, подобен тем, которым представилось прекрасным зло их деяний и которые потакали своим желаниям?

14- Rabbinden apaçık bir delil üzere olan kimse, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevâlarına uyan kimseler gibi olur mu hiç?

14. Yani dini hususunda, ilim ve ameli itibari ile basiret üzere olan, hakkı bilip ona uyan, Allah’ın hak ehline vaad ettiği şeyleri uman kimseler hiçbir zaman hakkı inkâr etmiş, ondan sapmış, Allah’tan gelen herhangi bir hidâyet olmaksızın hevâsına tabi olmuş, bununla birlikte kendisinin hak üzere olduğunu düşünen kör kalpli bir kimse gibi olmaz. Bu iki kesim arasındaki mesafe ne kadar büyüktür! Biri hak biri dalâlet ehli olan bu iki kesim arasındaki fark ne kadar büyüktür!

47:15Страница 508

مَّثَلُ ٱلۡجَنَّةِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۖ فِيهَآ أَنۡهَٰرٞ مِّن مَّآءٍ غَيۡرِ ءَاسِنٖ وَأَنۡهَٰرٞ مِّن لَّبَنٖ لَّمۡ يَتَغَيَّرۡ طَعۡمُهُۥ وَأَنۡهَٰرٞ مِّنۡ خَمۡرٖ لَّذَّةٖ لِّلشَّٰرِبِينَ وَأَنۡهَٰرٞ مِّنۡ عَسَلٖ مُّصَفّٗىۖ وَلَهُمۡ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَمَغۡفِرَةٞ مِّن رَّبِّهِمۡۖ كَمَنۡ هُوَ خَٰلِدٞ فِي ٱلنَّارِ وَسُقُواْ مَآءً حَمِيمٗا فَقَطَّعَ أَمۡعَآءَهُمۡ ١٥

Вот описание Рая, обещанного богобоязненным! В нем текут реки из воды, которая не застаивается, реки из молока, вкус которого не изменяется, реки из вина, дарующего наслаждение пьющим, и реки из очищенного меда. В нем для них уготованы любые фрукты и прощение от их Господа. Неужели они подобны тем, которые вечно пребывают в Огне и которых поят кипящей водой, разрывающей их кишки?

15- Takvâ sahiplerine vaat edilen cennetin durumu şöyledir: Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır. Onlar için orada meyvelerin her türlüsü ve bir de Rablerinden mağfiret vardır. Şimdi (bunlara kavuşanlar) hiç ateşte ebediyen kalan ve kendilerine kaynar bir su içirilip de bağırsakları paramparça edilen kimselerle bir olur mu?

15. “Takvâ sahiplerine vaat edilen cennetin durumu şöyledir…” Allah’ın, gazabından korkup sakınan ve O’nu razı edecek şeylere uyan muttaki kullarına vaat ettiği cennetin güzel niteliklerinden bazıları şöyledir:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları…” Bu su, ne bozulur, ne kötü kokar, ne acılarşır, ne de bulanır. Aksine o, suların en tatlısı, en durusu, en hoş kokulusu ve içimi en lezzetli olanıdır. “Tadı” ekşiyerek ve başka herhangi bir şekilde “değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren” dünyadaki gibi tadı tiksinti veren, başı ağrıtan ve aklı karıştıran şaraba benzemeyn, aksine içene büyük bir lezzet veren “şara ırmakları”, mumdan ve diğer kirlerlerden arınıp “süzülmüş bal ırmakları vardır.”“Onlar için orada” hurma, üzüm, elma, nar, turunç, incir vb. gibi dünyada eşi bulunmayan “meyvelerin her türlüsü ve bir de Rablerinden mağfiret vardır.” İşte onlar, sevip istedikleri her şeyi elde etmiş olacaklardır. Rablerinin mağfireti sayesinde de karşılaşmaktan korktukları hiç bir şey kalmayacaktır. Şimdi bunlar mı hayırlıdır yoksa son derece sıcak ve azabı kat kat artırılmış olan “ve kendilerine” cehennemde “kaynar” son derece sıcak “bir su içirilip de bağırsakları paramparça edilen kimseler” mi? Her iki yurdu, her iki amel türünü, bu amellerin karşılıklarlarını ve amelde bulunanları birbirinden farklı kılan Allah’ın şanı ne yücedir!

47:16–17Страница 508

وَمِنۡهُم مَّن يَسۡتَمِعُ إِلَيۡكَ حَتَّىٰٓ إِذَا خَرَجُواْ مِنۡ عِندِكَ قَالُواْ لِلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ مَاذَا قَالَ ءَانِفًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡ ١٦

Среди них есть такие, которые слушают тебя. Когда они вышли от тебя, то сказали тем, которым было даровано знание: «Что он сказал только что?». Это - те, сердца которых Аллах запечатал и которые потакают своим желаниям.

وَٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ زَادَهُمۡ هُدٗى وَءَاتَىٰهُمۡ تَقۡوَىٰهُمۡ ١٧

Тем, кто следует прямым путем, Он увеличивает их приверженность прямому пути и дарует их богобоязненность.

16- O (münafıklardan) seni dinleyenler vardır. Ama yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara:“O, az önce ne söyledi?” derler. İşte onlar, Allah’ın kalplerine mühür vurduğu, hevâlarına uymuş kimselerdir. 17- Hidâyeti kabul edenlere gelince Allah, onların hidâyetini artırır ve onları takvâlı olmaya muvaffak kılar.

16. Allah, münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır:“Onlardan seni dinleyenler vardır” Senin söylediklerini kabul etmek ve sana itaat etmek için değil de kalpleri onlardan yüz çevirmiş bir halde dinlerler. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:“yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara” senin neler söylediğini ve işittikleri içinden pek hoşlanmadıkları sözleri soruşturarak: “O, az önce ne söyledi?” derler.” Bu sözlerle onlar, çok ileri bir derecede yerilmektedirler. Çünkü onlar, gerçekten hayır elde etmek isteyen kimseler olsalardı, onu dikkatle dinler, sözlerini beller ve onun dediklerine itaat ederlerdi. Ancak onlar tam aksini yaptılar. Bundan dolayı şöyle buyrulmaktadır:“İşte onlar Allah’ın” batıldan başka bir şeyi arzu etmeyen hevâlarına uymaları sebebi ile “kalplerine mühür vurduğu” kendilerini hayra ulaştıracak bütün kapıları kapattığı “hevâlarına uymuş kimselerdir.”

17. Yüce Allah, hidâyet bulanların durumlarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır: İmanla, emirlere itaatle, Allah’ı razı edecek şeylere uymak suretiyle “hidâyeti kabul edenlere gelince Allah onların hidâyetini” bu amellerini mükâfatlandırmak üzere “artırır ve onları takvâlı olmaya muvaffak kılar.” Onları hayırlar işlemeye muvaffak kılar ve kötülüklerden korur. Böylelikle hidâyet bulanlar için iki mükâfat vardır: faydalı ilim ve salih amel.

47:18Страница 508

فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأۡتِيَهُم بَغۡتَةٗۖ فَقَدۡ جَآءَ أَشۡرَاطُهَاۚ فَأَنَّىٰ لَهُمۡ إِذَا جَآءَتۡهُمۡ ذِكۡرَىٰهُمۡ ١٨

Неужели они ожидают чего-либо, кроме Часа, который явится к ним внезапно? Ведь уже явились его приметы. Разве они смогут помянуть назидание, когда он явится к ним?

18- Onlar ille de kıyametin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? İşte onun alâmetleri gelmiştir. Kıyamet başlarına geldiğinde öğüt almaları neye yarar ki?

18. Yani bu inkarcılar “ille de kıyametin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?” Kendileri farkında olmaksızın ansızın gelmesini mi gözetliyorlar? “İşte onun” yakın olduğuna delil teşkil eden “Kıyamet başlarına geldiğinde öğüt almaları neye yarar ki?” Kıyamet gelip onları bulduğunda, ecelleri sona erdiğinde artık öğüt almalarının ve mazeretlerinin kabul edilmesinin kendileri için mümkün olacağını mı sanıyorlar? Hayır! Böyle bir şey artık geçmiş, öğüt alma vakti geride kalmış olacaktır. Onlar, öğüt alacak kimsenin öğüt alabileceği kadar bir ömür yaşamışlar ve kendilerine uyarıp korkutan peygamberler de gelmiştir. Bu ifadeler, ölüm ansızın gelmeden önce gerekli hazırlıkları yapmaya teşvik etmektedir. Çünkü insanın ölümü kıyametinin kopması demektir.

47:19Страница 508

فَٱعۡلَمۡ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مُتَقَلَّبَكُمۡ وَمَثۡوَىٰكُمۡ ١٩

Знай же, что нет божества, кроме Аллаха, и проси прощения за свой грех и за верующих мужчин и верующих женщин. Аллах знает о ваших передвижениях и вашей обители.

19- O halde Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâh olmadığını bil ve hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de barındığınız yeri de bilir.

19. Kalbin ikrarda bulunması, neyi istediğini bilmesi ve bildiğinin anlamını kavraması, ilmin/bilmenin gerçekleşmesi için kaçınılmaz şartlardandır. Bunun mükemmeliği ise bildiği gereğince amelde bulunmaktır. İşte Yüce Allah’ın burada emrettiği ilim/bilme, Allah’ı tevhid etme ilmi olup her bir insan için farz-ı ayndır. Kimden olursa olsun bu ilmi elde etme mükellefiyeti asla düşmez. Herkes bu ilmi bilmek zorundadır. Allah’tan başka hak ilâh olmadığını bilmek, birkaç yolla mümkündür: 1. Bunların ilki hatta en büyüğü, Allah’ın kemâline, azamet ve celâline delalet eden isimleri, sıfatları ve fiilleri üzerinde iyice düşünmektir. Çünkü bunlar üzerinde düşünmek, Yüce Allah’ı sevip yegane ilah bellemeyi, her türlü hamde, övgüye, celâle ve cemale layık olan kâmil Rabbe ibadet/kulluk etme uğrunda olanca gayretini ortaya koymayı gerektirir. 2. Yaratan ve bütün yaratıkların işlerini idare edenin yalnızca Yüce Allah olduğunu bilmek ki bu sayede yegane ilâhın da O olduğu bilinir. 3. Dinî ve dünyevî, gizli ve açık bütün nimetleri verenin yalnızca Allah olduğunu bilmek. Bu da kalbin O’na bağlanmasını, O’nu sevmesini, başka bir şeyi O’na ortak koşmaksızın yalnızca O’nun ilâh edinilmesini gerektirir. 4. O’nun, kendisini tevhid eden ve tevhidin gereklerini uygulayan gerçek dostlarına ihsan etmiş olduğu mükâfatlar, yardım, zafer ve dünyevî nimetleri; diğer taraftan kendisine ortak koşan düşmanlarına verdiği cezaları düşünmek. Bu da Yüce Allah’ın tek başına ibadetin her türlüsüne layık olduğunu bilmeyi gerektirir. 5. Allah ile birlikte kendisine ibadet edilen ve ilâh edinilen putların ve Allah’a ortak koşulan diğer varlıkların vasıflarını, bunların her yönden eksik, aciz, varlıkları itibari ile muhtaç, kendilerine de kendilerine ibadet edenlere de fayda sağlayamayacak, hiçbir zararı önleyemeyecek, öldüremeyecek, diriltemeyecek, ölümden sonra hiçbir varlığı diriltemeyecek, kendilerine ibadet edenlere yardım edemeyecek, bir hayrı sağlamak yahut bir şerri önlemek gibi zerre ağırlığı kadar dahi olsa onlara hiçbir fayda veremeyecek olduklarını bilmek. Zira bunu bilmek, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını, O’nun dışındaki bütün varlıkların ilâhlıklarının da batıl olduğunu bilmeyi gerektirir. 6. Allah’ın göndermiş olduğu bütün kitaplar, bu hususta ittifak halindedir ve söz birliği halinde bu gerçeği ifade etmişlerdir. 7. Ahlâk, akıl, görüş, doğruluk ve bilgi itibari ile bütün insanların en mükemmelleri ve mahlukatın en seçkinleri olan peygamberler, rasûller ve rabbânî âlimler, Allah’ın uluhiyetine tanıklık etmişlerdir. 8. Allah’ın, tevhide en açık şekilde delil teşkil olarak ortaya koyduğu âfâkî (dış dünyadaki) ve enfusî (iç dünyadaki) delilleri bilmek. Zira bunlar, lisan-ı halleri ile yani Allah’ın kendilerinde tevdi etmiş olduğu ince sanatı, harikulâde hikmeti ve yartılıışlarındaki eşsizlik ile tevhidi ilan etmektedirler. İşte bunlar, Yüce Allah’ın kendileri vasıtası ile kulları kendisinden başka hiçbir hak ilâhın bulunmadığını bilip kabul etmeye davet ettiği, Kitab-ı keriminde açıkladığı ve tekrar ettiği yollardır. Kul, bunların sadece birisi üzerinde bile dikkatle düşünecek olursa mutlaka bu hususta kat’i ve kesin bir bilgiye sahip olur. Peki ya birbirini destekleyen, ittifak eden ve tevhide açıkça delalet eden bütün bu deliller bir arada bilinip düşünülecek olursa ne olur?! İşte o zaman iman ve ilim, kulun kalbine öyle bir yerleşir ki artık bu iman sapasağlam dağlar gibi olur. Şüpheler ve gerçeği olmayan kanaatler onu sarsamaz. Batıl ve şüphelerin tekrarlanması, onun sadece gelişmesini ve kemalini artırır. Hele pek büyük delile ve en büyük gerçeğe dikkat edilecek olursa -ki bu Kur’ân-ı Kerîm’in üzerinde dikkatle düşünmek, âyetleri üzerinde dikkatle durmaktır- işte bu, tevhid bilgisini elde etmenin en büyük kapısıdır. Bu yolla elde edilen tafsilâtlı bilgiler ve onun esaslarına dair malumat, başka hiçbir yolla elde edilmez. “Hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile.” Yani tevbe, bağışlanmak için dua etmek, günahları silen iyilikleri işlemek, günahları terk etmek, işlenen suçları affetmek vb. gibi mağfiret sebeplerini yerine getirmek sureti ile Allah’tan, günahının bağışlanmasını iste. Aynı zamanda mü’minler için de bağışlanma dile. Çünkü imanları sebebi ile onların, erkek kadın her müslüman üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakların arasında onlara dua etmek ve günahlarının bağışlanmasını istemek de vardır. Onlar için günahların ve cezalarının silinmesini kapsayan mağfiret dileme emredildiğine göre bunun kaçınılmaz bir gereği olarak kul, onlara samimiyetle öğüt vermeli, kendisi için istediği hayırlı şeyleri onlar için de istemeli, kendisi için hoşlanmadığı kötülüklerden onlar için de hoşlanmamalı, onlar için hayırlı olan şeyleri onlara emretmeli, zararlı olan şeylerden de onları sakındırmalıdır. Kötülük ve kusurlarını affetmeli, kalplerinin birbirlerine kaynaşmasını sağlayacak şekilde bir araya gelmelerine gayret göstermelidir. Düşmanlık ve ayrılığa götüren ve böylelikle günah ve masiyetlerinin çoğalmasına sebep teşkil eden kinlerin de aralarından kalkmasına çalışmalıdır. “Allah dönüp dolaştığınız yeri” tasarruflarınızı, hareketlerinizi, gidiş ve gelişinizi “ve barındığınız yeri” karar kılacağınız yeri “de bilir.” O, ister hareket halinde olun ister hareketsiz olun, her durumunuzu bilir ve durumunuzun karşılığını da en mükemmel ve eksiksiz bir şekilde verecektir.

47:20–23Страница 509

وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡلَا نُزِّلَتۡ سُورَةٞۖ فَإِذَآ أُنزِلَتۡ سُورَةٞ مُّحۡكَمَةٞ وَذُكِرَ فِيهَا ٱلۡقِتَالُ رَأَيۡتَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ يَنظُرُونَ إِلَيۡكَ نَظَرَ ٱلۡمَغۡشِيِّ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡمَوۡتِۖ فَأَوۡلَىٰ لَهُمۡ ٢٠

Верующие говорят: «Почему не ниспослана сура о джихаде?». Когда же ясная сура, в которой упоминалось сражение, была ниспослана, ты увидел, что те, чьи сердца поражены недугом, смотрят на тебя взглядом потерявших сознание перед смертью. Для них предпочтительнее было бы

طَاعَةٞ وَقَوۡلٞ مَّعۡرُوفٞۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلۡأَمۡرُ فَلَوۡ صَدَقُواْ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۡ ٢١

повиноваться и говорить слово доброе. Если же дело решено, то для них лучше быть верными Аллаху.

فَهَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن تَوَلَّيۡتُمۡ أَن تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَتُقَطِّعُوٓاْ أَرۡحَامَكُمۡ ٢٢

Может быть, если вы станете руководить (или отвернетесь от веры; или откажетесь повиноваться), то распространите нечестие на земле и разорвете родственные связи.

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمۡ وَأَعۡمَىٰٓ أَبۡصَٰرَهُمۡ ٢٣

Таких Аллах проклял и лишил слуха и ослепил их взоры.

20- İman edenler:“(Keşke cihadı emreden) bir sûre indirilseydi!” derler. Ama hükmü kesin bir sûre indirilip de içinde savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların, sana üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün. Halbuki onlar için en uygunu; 21- İtaat etmek ve güzel söz söylemekti. (Savaş konusunda) iş ciddiye bindiğinde de eğer onlar, Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için elbette daha hayırlı olurdu. 22- Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki? 23- İşte böyleleri Allah’ın lanetlediği, sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.

20. “İman edenler” ağır ve zor emirlerin çabuk verilmesini isteyerek: Savaş emrini ihtiva eden “bir sûre indirilseydi! derler. Ama hükmü kesin” yani gereğince amel olunması istenen “bir sûre indirilip de içinde” nefislere en ağır şey olan “savaş (emri) söz konusu edilince kalplerinde hastalık bulunanların” imanı zayıf olanların, bu emri yerine getiremeyip sebat gösteremedikleri ve bu işten hoşlanmayıp onu çok ağır buldukları için “üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi baktıklarını görürsün.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Kendilerine: (Savaştan) ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onlara savaş farz kılınınca bakarsın ki içlerinden bir grup, müşriklerden Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkarlar.”(en-Nisâ, 4/77)

20-21. Daha sonra Yüce Allah, onlar için en uygun olanı gösterip teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Halbuki onlar için en uygunu itaat edip güzel söz söylemekti.” Yani onlar için en uygun olan, kendileri için kesinlik kazanmış mevcut emri yerine getirmek ve bu uğurda bütün gayretlerini ortaya koymaktır. Kendilerine ağır gelecek hükümlerin teşr’i edilmesini istememeli, aksine Allah’ın verdiği esenlik ve afiyet dolayısı ile sevinmelilerdi. “İş ciddiye bindiğinde” ve onlara kesin emir gelince “eğer onlar” böyle bir durumda Allah’tan yardım isteyerek ve O’nun emrini yerine getirmek için gayretlerini ortaya koyarak “Allah’a karşı samimi olsalardı bu, onlar için” önceki hallerinden “elbette daha hayırlı olurdu.” Bunun birkaç nedeni vardır: 1. Kul, her bakımdan eksiktir, acizdir. Yüce Allah’ın ona yardım etmesi hali hariç onun hiçbir şeye gücü yetmez. O bakımdan kul, içinde bulunduğu mükellefiyet ve yükümlülüklerden fazlasını istememelidir. 2. Kul, gözünü geleceğe dikecek olursa hem hali hazırdaki görevini hem de gelecekteki görevini yerine getirme gücü azalır. Halihazırdaki güce gelince ona ait gayret ve emek başka bir vakte kaymış olur. Amel ise gayrete ve kararlılığa bağlıdır. Gelecekteki güce gelince ise o günker gelinceye kadar kişinin gayreti azalıp tükenir. O vakit de o işi yapması için ona yardım edilmez. 3. Halihazırdaki işini yapmayıp tembellik göstermekle birlikte geleceğe dair birtakım hayaller kuran kişi, birtakım işleri gelecekte yapacağına dair karar verip dair yemin eden kimseye benzer. Böyle birisinin gücünün zayıflaması, verdiği kararı yerine getirememesi ve yapmaya hazırlandığı sözleri ifa edememesi sıkça görülen bir durumdur. O nedenle yapılması gereken, kulun bütün gayreti, düşüncesi ve çabası ile içinde bulunduğu vakitte yapacağı işlere odaklanması ve gücü oranında görevini yerine getirmeye çalışmasıdır. Sonra da yeni her bir iş geldikçe ona tam bir gayretle, sağlam bir kararlılıkla, gücünü başka taraflara dağıtmaksızın ve o hususta Rabbinden yardım isteyerek sarılmalıdır. Bütün işlerde başarılı ve isabetli iş yapmak için en uygun olan tutum budur.

22. Yüce Allah, Rabbine itaatten yüz çeviren kimseyi söz konusu etmekte ve böyle birisinin hayra yönelmeyeceğini, aksine hep kötülüğe yöneleceğini belirterek şöyle buyurmaktadır:“Şayet yüz çevirirseniz yeryüzünde fesat çıkarmanızdan ve akrabalık bağlarınızı parçalamanızdan başka sizden ne beklenir ki?” Ortada iki iş vardır: Ya Allah’a itate bağlanmak ve O’nun emirlerini yerine getirmek -ki bu hayırdır, doğruyu bulmaktır ve kurtuluştur- yahut da bundan yüz çevirmek ve Allah’a itaat etmekten uzaklaşmaktır. Bu durumda ise yeryüzünde masiyetler işlemek ve akrabalık bağlarını kesmek sureti ile fesat çıkarmaktan başka bir şey söz konusu olmaz.

23. “İşte böyleleri” yeryüzünde fesat çıkartan ve akrabalık bağlarını kopartan kimseler “Allah’ın lanetlediği” rahmetinden uzaklaştırıp gazabına yaklaştırdığı “sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” Artık bunlar kendilerine faydalı olacak şeyleri ne işitirler ne de görürler. Bunların kulakları olmakla birlikte -itaat ve kabul anlamına- işitmezler. Onların işitmeleri, Allah’ın delilinin, kendi aleyhlerinde sabit olmasını sağlayacak bir işitmedir. Onların gözleri olmakla birlikte ibretleri ve ilâhi belgeleri görmezler. Gözlerini kat’i delillere ve apaçık belgelere çevirmezler.

47:24Страница 509

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ أَمۡ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقۡفَالُهَآ ٢٤

Неужели они не размышляют над Кораном? Или же на их сердцах замки?

24- Onlar, hala Kur’ân’ı düşünmeyecekler mi? Yoksa kalpleri kilitli mi?

24. Yani bu yüz çevirenler, niçin Allah’ın Kitabı üzerinde düşünmezler, onun üzerinde hakkı ile tefekkür etmezler? Şayet bu Kitabı gereği gibi düşünecek olurlarsa, onlara bütün hayırları gösterecektir, her türlü kötülükten onları sakındıracak, kalplerini iman, gönüllerini yakin ile dolduracaktır. Onları en üstün maksatlara ve en değerli bağışlara ulaştıracaktır. Allah’a ve O’nun cennetine ulaştıran yolu, bu yolun tamamlayıcı unsurlarını, bu yolu ifsad eden şeyleri onlara geniş geniş açıklayacağı gibi, azaba götüren yolu ve o azaptan ne ile sakınacaklarını da onlara açıklayacaktır. Kendilerine Rablerini, O’nun isimlerini, sıfatlarını, lütuf ve ihsanlarını tanıtacak, pek büyük mükâfatlara teşvik edecek ve korkunç azabı hatırlatarak onları uyaracaktır. “Yoksa kalpleri kilitli mi?” Yani yüz çevirmeleri, gafletleri ve itirazları dolayısı ile kalpler kilitlenmiş, üzerleri kapatılmıştır da artık onlara ebediyen hiçbir hayır girmeyecek hale mi gelmiştir? Ki gerçek de budur.

47:25–28Страница 509

إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱرۡتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡهُدَى ٱلشَّيۡطَٰنُ سَوَّلَ لَهُمۡ وَأَمۡلَىٰ لَهُمۡ ٢٥

Воистину, тех, которые обратились вспять после того, как им стал ясен прямой путь, дьявол обольстил и обещал им долгую жизнь.

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لِلَّذِينَ كَرِهُواْ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمۡ فِي بَعۡضِ ٱلۡأَمۡرِۖ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِسۡرَارَهُمۡ ٢٦

Это потому, что они сказали тем, которые возненавидели ниспосланное Аллахом: «Мы будем повиноваться вам в некоторых делах». Аллах знает то, что они скрывают.

فَكَيۡفَ إِذَا تَوَفَّتۡهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ ٢٧

Но что же будет, когда ангелы станут умерщвлять их, ударяя по их лицам и спинам?

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱتَّبَعُواْ مَآ أَسۡخَطَ ٱللَّهَ وَكَرِهُواْ رِضۡوَٰنَهُۥ فَأَحۡبَطَ أَعۡمَٰلَهُمۡ ٢٨

Это - за то, что они последовали за тем, что вызвало ярость Аллаха, и возненавидели то, чем Он доволен, и поэтому Он сделал тщетными их деяния.

25- Hiç şüphesiz hidâyet kendilerine apaçık belli olduktan sonra gerisin geri (küfre) dönenlere şeytan, (kötü amellerini) süslü göstermiş ve onları uzun emellerle oyalamıştır. 26- Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanlara:“Biz size bazı hususlarda itaat edeceğiz” dediler. Halbuki Allah onların gizlediklerini bilmektedir. 27- Peki ya melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken halleri ne olacak? 28- Bunun sebebi, onların Allah’ı gazaplandıran şeylerin peşine düşmeleri ve O’nu razı edecek şeylerden de hoşlanmamalarıdır. Bu nedenle O da onların amellerini boşa çıkarmıştır.

25. Yüce Allah, hidâyet ve imandan yüz çevirerek topukları üstünde gerisin geri sapıklığa ve inkâra dönenlerin halini haber vermektedir. Onların bu tutumları, herhangi bir delil veya bir belgeye dayalı değildir. Bu tutumlarına sebep, sadece düşmanları olan şeytanın bu tutumları kendilerine güzel göstermesi, süslemesi ve onlara güzel ve aldatıcı vaatlerde bulunmasıdır:“(Şeytan) onlara vaatlerde bulunur ve olmayacak ümitlere düşürür. Oysa şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.”(en-Nisâ, 4/120)

26. “Bu böyledir; çünkü onlar” hidâyet kendilerine açıkça belli olduktan sonra hidâyete iltifat etmediler, onu reddettiler ve “Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanlara” Allah’a ve Rasûlüne açıktan açığa savaş ilan edenlere: “Biz size bazı hususlarda” hevâlarına uygun düşen işlerde “itaat edeceğiz, dediler.” Bundan dolayı Yüce Allah, onları sapıklıkla ve kendilerini ebedi bedbahtlık ve sonsuz azaba ulaştıracak şeyler üzerinde ilerlemekle cezalandırmıştır. “Halbuki Allah, onların gizlediklerini bilmektedir” Allah, onların gizlediklerini bildiğinden dolayı onları rezil ve rüsvay etmiş ve bu gizlediklerini aldanmasınlar diye mü’min kullarına da açıklamıştır.

27. Peki ruhlarını almakla görevli olan “melekler, onların yüzlerine ve arkalarına” güçlü ve ağır tokmaklarla “vura vura canlarını alırken halleri ne olacak?” Bu durumda onların hallerinin ne kadar korkunç ve dehşetli olacağını düşünebiliyor musun hiç?

28. Onların hak ettikleri bu azabın “sebebi, onların Allah’ı gazaplandıran” küfür, fasıklık ve isyanın her türlüsünden olan “şeylerin peşine düşmeleri ve O’nu razı edecek şeylerden de hoşlanmamalarıdır.” Kendilerini Allah’a yaklaştıracak ve O’na yakınlaştıracak hiçbir şeye iltifat etmemeleridir. “Bu nedenle O da onların amellerini boşa çıkarmıştır.” İptal etmiştir. Allah’ın razı olacağı şeylerin peşine düşüp O’nu gazaplandıran şeylerden de hoşlanmayan kimsenin durumunu ise bunun tam aksinedir. Böyle birisinin günahlarını Allah örtecek, ecir ve mükâfatını da kat kat verecektir.

47:29–31Страница 509

أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَن لَّن يُخۡرِجَ ٱللَّهُ أَضۡغَٰنَهُمۡ ٢٩

Неужели те, чьи сердца поражены недугом, полагали, что Аллах не выведет наружу их злобу (или зависть)?

وَلَوۡ نَشَآءُ لَأَرَيۡنَٰكَهُمۡ فَلَعَرَفۡتَهُم بِسِيمَٰهُمۡۚ وَلَتَعۡرِفَنَّهُمۡ فِي لَحۡنِ ٱلۡقَوۡلِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ أَعۡمَٰلَكُمۡ ٣٠

Если бы Мы пожелали, то показали бы их тебе, и тогда ты узнавал бы их по их приметам. Но ты непременно узнаешь их по оговоркам. Аллах знает о ваших деяниях.

وَلَنَبۡلُوَنَّكُمۡ حَتَّىٰ نَعۡلَمَ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ مِنكُمۡ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَنَبۡلُوَاْ أَخۡبَارَكُمۡ ٣١

Мы непременно подвергнем вас испытанию до тех пор, пока не узнаем тех из вас, кто сражается и проявляет терпение, и пока не проверим ваши вести.

29- Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah’ın kinlerini meydana çıkarmayacağını mı sandılar? 30- Eğer dileseydik onları sana elbette gösterirdik ve sen de onları simalarından tanırdın. Bununla beraber sen onları konuşma üsluplarından da kesinlikle tanırsın. Allah (tüm) amellerinizi bilir. 31- Andolsun Biz, içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve gerçek durumlarınızı meydana koyuncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.

29. “Yoksa kalplerinde hastalık” kalbin sağlığını ve dengesini bozacak türden şüphe yahut şehvet hastalığı “bulunanlar, Allah’ın” kalplerinde bulunan “kinlerini” İslâm’a ve müslümanlara düşmanlıklarını “meydana çıkarmayacağını mı sandılar?” Bu, Yüce Allah’ın hikmetine yakışmayan bir yanlış kanaattir. Zira O’nun doğruyu yalancıdan ayırt etmesi kaçınılmazdır. Bu da birtakım sıkıntılarla imtihan etmek suretiyle olur. Onlara rağmen sebat gösteren ve imanını sürdüren kişi gerçek mü’mindir. Onlar dolayısı ile arkasını dönerek kaçan ve sebat göstermeyen, sıkıntılarla karşı karşıya kaldığı vakit tahammül edemeyip imanı zaafa uğrayan kimsenin ise kalbindeki kin açığa çıkar ve münafıklığı açıkça görülür. İşte bu iki sınıf birbirinden elbette ayırt edilecektir. Bu, ilâhi hikmetin bir gereğidir.

30. “Eğer dileseydik onları sana elbette gösterirdik ve sen de onları simalarından” yüzlerinde adeta bir resimmiş gibi duran alâmetlerinden “tanırdın. Bununla beraber sen onları konuşma üsluplarından da kesinlikle tanırsın.” Yani kalplerinde olan mutlaka açığa çıkar ve istemeyerek dillerinden kaçırdıkları sözlerle durumları açıkça anlaşılır. Çünkü diller, kalp kazanının kepçeleridir. Onlar vasıtası ile kalplerde bulunan hayır ve şer açığa çıkar. “Allah (tüm) amellerinizi bilir.” ve yaptıklarınızın karşılığını sizlere verecektir.

31. Yüce Allah, kullarını kendisi ile sınadığı en büyük imtihanı söz konusu etmektedir ki bu, Allah yolunda cihaddır. “Andolsun Biz, içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve gerçek durumlarınızı meydana koyuncaya kadar sizi” iman ve sabrınızı sınayarak “imtihan edeceğiz.” Allah’ın emrine uyup O’nun dinine yardımcı olmak ve dinini yüceltmek üzere Allah yolunda cihad eden kimse, gerçek mü’mindir. Bu hususta tembellik gösterenin bu hali, imanındaki bir eksiklikten kaynaklanır.

Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Вид

Read in English