Ас-Саади · Тафсир · на турецком
Аль-Бакара 2:94–117
2:94–96Страница 15
قُلۡ إِن كَانَتۡ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةٗ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٩٤
Скажи: «Если Последняя обитель у Аллаха предназначена только для вас, а не для других людей, то пожелайте себе смерти, если вы говорите правду».
وَلَن يَتَمَنَّوۡهُ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ ٩٥
Однако они никогда не пожелают себе этого из-за того, что приготовили их руки. Аллах ведает о беззаконниках.
وَلَتَجِدَنَّهُمۡ أَحۡرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٖ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمۡ لَوۡ يُعَمَّرُ أَلۡفَ سَنَةٖ وَمَا هُوَ بِمُزَحۡزِحِهِۦ مِنَ ٱلۡعَذَابِ أَن يُعَمَّرَۗ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ٩٦
Ты непременно убедишься, что они жаждут жизни больше всех людей, даже больше многобожников. Каждый из них желал бы прожить тысячу лет. Но даже долгая жизнь ничуть не отдалит их от мучений. Аллах видит то, что они совершают.
94- De ki:“Eğer Allah katında âhiret yurdu başkalarının değil de sadece sizin ise haydi ölümü temenni edin bakalım, eğer doğru söylüyorsanız…” 95- Fakat ellerinin gönderdiklerinden dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. 96- Andolsun ki onları insanlar içinde yaşama en düşkün hatta müşriklerden bile daha düşkün bulursun. Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister. Hâlbuki ömrünün uzun olması kendisini azaptan kurtaracak değildir. Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.
94. Sen iddialarının doğruluğunu ispat etmeleri için onlara “De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu” yani Cennet “başkalarının değil de” iddia ettiğiniz gibi “sadece sizin ise” yani “Cennet’e ancak yahudi ve hıristiyanlar girecektir, Cehennem ateşi de sayılı günler dışında bizlere asla dokunmayacaktır”, şeklindeki bu iddianızda samimi iseniz “haydi ölümü temenni edin bakalım” Bu, onlarla Allah Rasûlü arasında bir çeşit mubahele (iddiada bulunan tarafların Allah’ın lânetinin, yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dilemeleri)dir. Bu inatlaşmalarından sonra bu şekilde doğruyu itiraf etmek için köşeye sıkıştırılınca yapabilecekleri ancak şu iki şeyden birisi idi: Ya Allah’a ve Rasûlü’ne iman edeceklerdi yahut da onlar için oldukça kolay bir iş hakkında böyle temennide (mubahelede) bulunacaklardı. Bu kolay iş ise kendilerini yalnızca kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri yurda (Cennet’e) ulaştıracak olan ölümü temenni etmekten ibaretti. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Böylelikle herkes onların alabildiğine inat eden ve Allah Rasûlü’ne -doğruyu bile bile- karşı çıkan, onların yolundan uzaklaşan kimseler olduklarını öğrenmiş olmaktadır. İşte bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
95-96. “Fakat ellerinin gönderdiklerinden” küfür ve masiyetlerden “dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler.” Çünkü onlar ölümün kötü amellerinin cezasını görmeye götüren bir yol olduğunu çok iyi bilirler. O bakımdan ölüm onlar için her şeyden daha tiksindiricidir ve onlar hiçbir peygambere ve kitaba iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, herkesten daha ileri derecede hayata tutkun ve bağlıdırlar. Daha sonra Yüce Allah onların dünyaya aşırı sevgilerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister.” Bu da tutkunluğun en ileri derecesidir. Onlar imkânsız bir şeyi temenni ettiler. Halbuki onlara sözünü ettikleri kadar ömür verilecek olsa dahi bunun kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve azabı hiçbir şekilde onlardan uzaklaştırmayacaktır. “Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.” Bu da amellerine karşılık ceza göreceklerine dair onlara yapılan bir tehdittir.
2:97–98Страница 15
قُلۡ مَن كَانَ عَدُوّٗا لِّـجِبۡرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلۡبِكَ بِإِذۡنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَهُدٗى وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ٩٧
Скажи: «Кто является врагом Джибрилу (Гавриилу)?». Он низвел его (Коран) на твое сердце с соизволения Аллаха в подтверждение правдивости того, что было прежде, в качестве верного руководства и благой вести для верующих.
مَن كَانَ عَدُوّٗا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبۡرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوّٞ لِّلۡكَٰفِرِينَ ٩٨
Если кто враждует с Аллахом и Его ангелами, посланниками, Джибрилом (Гавриилом) и Микаилом (Михаилом), то ведь Аллах является врагом неверующих.
97- De ki:“Her kim Cebrail’e düşman ise bilsin ki o, o (Kur’an’ı) senin kalbin üzerine önündekileri doğrulayıcı, mü’minlere de bir hidâyet ve bir müjde olmak üzere Allah’ın izniyle indirdi.” 98- Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ve Mikail’e düşman olursa, bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.
97-98. Yani o, iman etmekten kendilerini alıkoyanın senin dostu olan Cebrail aleyhisselam olduğunu ve eğer Allah’ın melekleri içinde ondan başkası olsaydı mutlaka sana iman edip seni tasdik edeceklerini iddia eden yahudilere de ki: Şüphesiz sizin bu iddianız bir çelişkidir, bir saçmalıktır. Allah’a karşı büyüklenmektir. Çünkü Allah nezdinden senin kalbinin üzerine Kur’ân-ı Kerîm’i indiren de, senden önceki peygamberlere vahiy indirmiş olan da odur. Ona bu emri veren ve bu görevle gönderen de Allah’tır. O halde Cebrail sadece bir elçidir. Bununla birlikte Cebrail’in kendisinden önceki kitapları doğrulamak üzere indirmiş olduğu bu Kitab-ı Kerîm de, ne önceki kitaplara muhaliftir, ne de onlarla herhangi bir hususta çelişki içindedir. Bu kitapta ona iman edenler için bütün çeşitleri ile sapıklıklardan kurtarıcı tam bir hidâyet, dünyevi ve uhrevi hayırlarla ilgili müjde vardır. Buna göre bu niteliklere sahip olan Cebrail’e düşmanlık etmek, Allah’a ve ayetlerine küfretmek; Allah’a, peygamberlerine ve meleklerine düşmanlık beslemek demektir. Yahudilerin Cebrail’e düşmanlıkları bizzat ona değil, Allah’ın, peygamberlerine indirmiş olduğu hakka düşmanlıktır. Dolayısı ile onların bu düşmanlıkları Cebrail’i indirene, onu elçi olarak gönderene, Cebrail’in elçi olarak getirdiklerine ve Cebrail’in elçi olarak geldiği kimseye bir düşmanlıktır ve bunların hepsine toptan küfürdür. İşte onların bu düşmanlıklarının açıklaması ve iç yüzü budur.
2:99Страница 15
وَلَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتٖۖ وَمَا يَكۡفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلۡفَٰسِقُونَ ٩٩
Мы ниспосылали тебе ясные знамения, и не веруют в них только нечестивцы.
99- Andolsun ki biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkâr etmez.
99. Allah Peygamber’ine hitaben şöyle buyuruyor:“Andolsun ki biz sana apaçık âyetler indirdik.” Öyle âyetler ki yol göstericilik isteyene yol gösterir, inat göstererek küfürde direnene karşı da hücceti ortaya koyar. Bu âyetlerin açıklığı ve hakka delâletleri öyle büyük bir derecede ve öyle bir durumdadır ki, ancak Allah’ın emrinin ve O’na itaatin dışına çıkarak fasıklık yapanlar ve alabildiğine boş bir kibirle büyüklük taslayanlar onları kabule yanaşmazlar.
2:100Страница 15
أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُواْ عَهۡدٗا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٞ مِّنۡهُمۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ١٠٠
Неужели всякий раз, когда они заключают завет, часть из них отбрасывает его? Более того, большинство из них не веруют.
100- Onlar her ne zaman bir ahit yapsalar, içlerinden bir topluluk onu (bozup bir kenara) atıvermedi mi? Dahası onların çoğu iman etmezler.
100. Bu buyruk verdikleri ahitlerin çokluğunun ve bu ahitlerine bağlı kalmak için hiçbir sabır ve çaba göstermeyişlerinin hayret edilecek bir husus olduğunu ortaya koymaktadır. “ كلما : her ne zaman” buyruğu tekrarı ifade etmektedir. Yani onlar ne zaman bir ahit verdilerse, mutlaka bu ahdi bozmuşlardır. Peki, buna sebep nedir? Sebep, onların pek çoğunun iman eden kimseler olmayışıdır. Onların iman etmemeleri, ahitlerini bozma sonucunu doğurmuştur. Şâyet samimi olarak iman etmiş olsalardı, mutlaka Yüce Allah’ın, haklarında:“Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır.”(el-Ahzab, 33/23) buyurduğu kimseler gibi olurlardı.
2:101–103Страница 15
وَلَمَّا جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٞ لِّمَا مَعَهُمۡ نَبَذَ فَرِيقٞ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمۡ كَأَنَّهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ١٠١
Когда к ним пришел Посланник от Аллаха (Мухаммад), подтвердивший правдивость того, что было у них, некоторые из тех, кому было даровано Писание, отбросили Писание Аллаха за спины, словно они не знают истины.
وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتۡلُواْ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلۡكِ سُلَيۡمَٰنَۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيۡمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحۡرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلۡمَلَكَيۡنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنۡ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحۡنُ فِتۡنَةٞ فَلَا تَكۡفُرۡۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنۡهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيۡنَ ٱلۡمَرۡءِ وَزَوۡجِهِۦۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنۡ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡۚ وَلَقَدۡ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشۡتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنۡ خَلَٰقٖۚ وَلَبِئۡسَ مَا شَرَوۡاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمۡۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ١٠٢
Они последовали за тем, что читали дьяволы в царстве Сулеймана (Соломона). Сулейман (Соломон) не был неверующим. Неверующими были дьяволы, и они обучали людей колдовству, а также тому, что было ниспослано двум ангелам в Вавилоне - Харуту и Маруту. Но они (ангелы) никого не обучали, не сказав: «Воистину, мы являемся искушением, не становись же неверующим». Они обучались у них тому, как разлучать мужа с женой, но никому не могли причинить вред без соизволения Аллаха. Они обучались тому, что приносило им вред и не приносило им пользы. Они знали, что тому, кто приобрел это, нет доли в Последней жизни. Скверно то, что они купили за свои души! Если бы они только знали!
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَمَثُوبَةٞ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ خَيۡرٞۚ لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ١٠٣
Если бы они уверовали в Аллаха и были богобоязненны, то вознаграждение от Аллаха было бы лучше для них. Если бы они только знали!
101- Onlara Allah tarafından yanlarındakini doğrulayan bir peygamber geldiği zaman kendilerine Kitab verilenlerden bir fırka sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar. 102- Şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığına dair uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara büyüyü ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek; “Biz ancak imtihanız, sakın küfre girme” demedikçe kimseye (büyü) öğretmezlerdi. İşte ikisinden koca ile karısını ayıracak şeyleri öğrenirlerdi. Allah’ın izni olmadıkça onunla hiçbir kimseye zarar verebilecek değillerdi. Onlar kendilerine zarar verecek ve fayda sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onlar büyüyü satın alan kimsenin âhirette hiçbir nasibi olmadığını elbette biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kadar da kötüdür! Keşke bilselerdi! 103- Eğer iman edip sakınmış olsalardı, elbette Allah’ın sevabı daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!
101. “Onlara Allah tarafından yanlarındakini doğrulayan bir peygamber geldiği zaman” Yani bu şerefli Peygamber onlara yüce Kitab’ı ve beraberlerinde bulunana muvafık olan hakkı getirdiği vakit -ve onlar bu sırada kendi kitaplarına sımsıkı sarılmış olduklarını da iddia ediyorlarken- Peygambere ve O’nun getirdiklerine küfrettiler ve bunun sonucunda:“Kitap verilenlerden bir fırka Allah’ın” kendilerine indirmiş olduğu “Kitab’ını” ondan yüz çevirerek, ona iltifat etmeyerek “arkalarına attılar.” Bu, Allah’ın Kitab’ından yüz çevirmeyi ifade etmede daha ileri derecede bir ifadedir. Onlar bu davranışları ile cahillerdenmiş gibi davranıyorlardı. Hâlbuki onlar Peygamberin doğruluğunu ve getirdiklerinin gerçek mahiyetini bilen kimselerdir. Böylelikle Kitab ehlinden bu kesimin, Peygambere iman etmediklerinden dolayı ellerinde hak namına hiçbir şey kalmadığı açıkça ortaya konmaktadır. Zira onların bu Kitab’a küfretmeleri, farkında olmadıkları bir surette kendi kitaplarına da küfretmeleri sonucunu doğurmuştur.
102. “Şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığına dair uydurdukları şeylerin ardına düştüler.” Kaderî sırlardan ve ilahî hikmetlerden biri, yararlı olan ve kendisi ile yararlanmak imkânı bulunan şeyleri terk ederek onlardan yararlanmayan kimsenin, kendisine zarar verecek şeyler ile uğraşmakla müptela kılınmasıdır. Rahman olan Allah’a ibadeti terk eden, putlara ibadet belası ile karşı karşıya kalır. Allah’a muhabbeti, O’ndan korkup ummayı terk eden, Allah’tan başkasına muhabbet beslemek, O’ndan başkasından korkmak ve ummak belasına müptela olur. Malını Allah’a itaat uğrunda infak etmeyen kimse şeytana itaat uğrunda harcar. Rabbi’nin huzurunda boyun eğmeyi terk eden bir kimse kulların önünde boyun eğme belasına mahkûm olur. Hakkı terk eden de batıla müptela olur. Aynı şekilde bu yahudiler de Allah’ın Kitab’ını terk ettikleri için şeytanların, Süleyman’ın hükümranlığına dair okuyup uydurdukları büyülere tâbî oldular. Çünkü şeytanlar insanlara büyüyü çıkarıp göstermiş ve Süleyman aleyhisselam’ın büyücülük yaptığını ve bu büyücülük vasıtası ile büyük bir egemenlik ve saltanata eriştiğini iddia etmişlerdi. Oysa şeytanlar bu iddialarında yalan söylemektedirler. Süleyman asla büyücülük yapmış değildir. Aksine buyruğunda gerçeği ve doğruyu dile getiren Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hâlbuki Süleyman” büyüyü öğrenmek suretiyle “kâfir olmadı” ve dolayısıyla büyücülük öğrenmedi. “Fakat” bu hususta “şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara büyüyü... öğretiyorlardı.” Bunun sebebi Adem oğullarını azdırmak ve onları saptırmak istemeleridir. Yahudiler de aynı şekilde Irak topraklarından olan Babil’de bulunan iki meleğe indirilmiş bulunan büyüye tâbî olmuşlardı. Bu iki meleğe Allah’ın kullarını imtihan edip sınaması için büyü indirilmişti. Bunlar da insanlara büyüyü öğretiyorlardı. “Hâlbuki o iki melek; biz ancak imtihanız” diye öğüt vermedikçe “sakın küfre girme” yani sihri öğrenme, çünkü bu, küfürdür “demedikçe” böylelikle büyücülük konusunda o kimseyi uyarmadıkça ve sihrin durumunu ona bildirmedikçe “kimseye öğretmezlerdi.” Buna göre şeytanların büyücülük öğretmeleri hakkı batıla karıştırmak, saptırmak ve bu büyüyü Allah’ın kendisini büyücülükten tenzih ettiği kimselere nispet ederek güzel göstermek içindir. Allah’ın, büyücülükten tenzih etmekle birlikte şeytanın büyüyü kendisine nispet ettiği kişi ise Süleyman aleyhisselam’dır. İki meleğin insanlara büyü öğretmeleri ise imtihan etmek içindi ve öğrenmek isteyenlerin herhangi bir mazeretleri olmaması için de bunu öğüt vererek yapıyorlardı. İşte bu yahudiler şeytanların ve bu iki meleğin öğretmiş olduğu büyüye tâbî oluyorlar. Böylelikle onlar nebilerin ve rasullerin getirdikleri ilmi terk ettiler ve şeytanların ilmine yöneldiler. Herkes kendisine uygun olana meyleder. Daha sonra Yüce Allah büyünün kötülüğünü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“İşte ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyleri öğrenirlerdi.” Halbuki eşlerin birbirlerine olan sevgisi başka sevgilerle kıyas edilmez. Çünkü Yüce Allah eşlerin karşılıklı sevgileri hakkında:“Aranızda muhabbet ve merhamet var etmiştir.”(en-Nur, 30/21) buyurmaktadır. Bu da büyünün gerçek olduğuna ve Allah’ın iznine bağlı olarak zarar verdiğine delildir. Allah’ın izni ise iki türlüdür: Kaderî izin: Bu, bu âyet-i kerimede olduğu gibi Allah’ın meşietine/iradesine taalluk eden izin demektir. Şer’î izin: Bu da Yüce Allah’ın daha önce geçen: “Muhakkak ki o (Cebrail), onu Allah’ın izni ile senin kalbine... indirmiştir.”(el-Bakara, 2/97) buyruğundaki gibi (dini konulara yönelik izni)dir. Bu âyet-i kerime ve benzerlerinde sebeplerin ne kadar güçlü bir etkiye sahip olsalar bile neticede kaza ve kadere tâbî olduklarına ve etki göstermekte bağımsız olmadıklarına açık bir delil vardır. Zaten bu aslî ilke hususunda kulların fiillerine dair Kaderiye’nin görüşü müstesna, ümmet fırkalarından hiçbir kimse muhalif kanaat belirtmiş değildir. Kaderiyye ise kulların fiillerinin bağımsız olduğunu ve ilâhi meşiete tâbî olmadıklarını iddia etmiş ve böylelikle sebepleri Allah’ın kudretinin dışında mütâlaa etmiştir. Bu görüşleri ile Allah’ın Kitab’ına, Rasulünün Sünnetine, ashab ve tabiinin icmaına muhalefet etmişlerdir. Daha sonra Yüce Allah büyü bilgisinin katıksız bir zarar olduğunu, bazı günahlarda dünyevî birtakım menfaatler bulunsa da büyüde ne dini ne de dünyevi hiçbir fayda bulunmadığını söz konusu etmektedir. Mesela Yüce Allah içki ve kumarın faydası hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: İkisinde de hem büyük bir günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.”(el-Bakara, 2/219) Ancak sihir katıksız bir zarardır. Dolayısıyla da ona başvurmayı gerektirecek hiçbir neden yoktur. Bütün yasak kılınan şeyler ya katıksız zarardır yahut da kötülükleri faydalarından daha büyüktür. Aynı şekilde yerine getirilmesi emrolunan bütün hususlar da ya katıksız maslahattır yahut taşıdıkları hayır, zararlarından daha çoktur. “Andolsun ki, büyüyü satın alan kimsenin” yani müşterinin satın almak istediği mala gösterdiği rağbet gibi büyüye rağbet edenlerin “âhirette hiçbir nasibi olmadığını elbette biliyorlardı.” Sihir ile âhirette pay sahibi olmak şöyle dursun, onun cezayı gerektirici bir günah olduğunu da biliyorlardı. Buna göre onların büyücülük yapmaları bilgisizliklerinden kaynaklanmıyordu. Aksine onlar dünya hayatını âhiretten daha çok seven kimselerdi. “Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kadar da kötüdür. Keşke bilselerdi!” Sonucu amel olan bir bilgi ile bilselerdi bunu yapmazlardı. [103- Şayet Yahudiler, iman edip Allah'tan korksalardı Allah'ın mükafatının onlar için sihirden ve onun vasıtasıyla kazandıkları şeylerden daha hayırlı olduğunu kesin olarak anlarlardı. Şayet iman ve takva ile elde edilecek olan sevap ve mükafatı gerçek manada bilselerdi kesinlikle iman ederlerdi.]
2:104–105Страница 16
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقُولُواْ رَٰعِنَا وَقُولُواْ ٱنظُرۡنَا وَٱسۡمَعُواْۗ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٞ ١٠٤
О те, которые уверовали! Не говорите Пророку: «Заботься о нас», а говорите: «Присматривай за нами» и слушайте. А неверующим уготованы мучительные страдания.
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَلَا ٱلۡمُشۡرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ خَيۡرٖ مِّن رَّبِّكُمۡۚ وَٱللَّهُ يَخۡتَصُّ بِرَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ١٠٥
Неверующие из людей Писания и многобожники не хотят, чтобы вам ниспосылалось благо от вашего Господа. Аллах же отмечает Своей милостью, кого пожелает. Аллах обладает великой милостью.
104- Ey iman edenler! “Râinâ” demeyin, “unzurnâ” deyin ve dinleyin. Kâfirler için çok acı bir azap var. 105- Kitap ehli olan kâfirler de müşrikler de Rabb’inizden size hiçbir hayrın indirilmesini istemezler. Allah ise rahmetini dilediğine has kılar. Allah büyük lütuf sahibidir.
104. “Ey iman edenler! “Râinâ” demeyin.” Müslümanlar, Peygamber kendilerine dinlerini öğrettiği sırada ona hitaben “bizim halimizi gözet” anlamında “râinâ” derler ve bu kelime ile sağlıklı ve doğru bir mana kastederlerdi. Yahudiler ise bu kelimeyi kötü bir mana kastederek kullanıyorlar ve bu fırsatı değerlendirerek Peygamber’e onunla hitap ediyorlardı. Allah da böyle bir kapıyı kapatmak üzere mü’minlere bu kelimeyi kullanmayı yasakladı. Bu buyruktan, eğer haram olana götüren bir yol ise caiz olan bir şeyin de yasaklanabileceği anlaşılmaktadır. Yine bu buyrukta güzel edep, sadece güzel anlamlar içeren ve hiçbir yönden kötü mana taşımayan lafızları kullanmak ve çirkin sözleri terk etmek hakkında nasihat vardır. Yine uygun olmayan bir anlama gelme ihtimali bulunan ve bir çeşit şaşırtmaca anlamlar taşıyan sözleri terk etme emri vardır. O bakımdan Yüce Allah müminlere ancak güzel bir anlama gelme ihtimali bulunan bir söz kullanmalarını emrederek: “Unzurnâ deyin” buyurdu. Çünkü (bize bak, bizi gözet anlamına gelen)“unzurnâ” kelimesi yeterlidir ve herhangi bir sakınca söz konusu olmaksızın maksat onunla gerçekleşir. “ve dinleyin” Yüce Allah burada dinlenecek şeyi söz konusu etmemiştir. Bunun sebebi dinlenmesi emrolunan her bir şeyi kapsamına alsın diyedir. Böylece hem Kur’ân’ı, hem de hikmetin kendisi olan Sünnet’i lafzı ve manası ile dinlemeyi hem de onlarda verilen emri ve yapılan çağrıyı kabul edip karşılık vermeyi kapsamaktadır. Dolayısıyla bu emrin çerçevesine edeb ve itaat girmektedir. Daha sonra Allah, kâfirleri can yakıcı, acı verici bir azab ile tehdit etmektedir.
105. “Kitap ehli olan kâfirler de müşrikler de Rabb’inizden size hiçbir hayrın indirilmesini istemezler.” Yüce Allah yahudi ve müşriklerin mü’minlere düşmanlıklarını haber vermekte ve onların mü’minlere az ya da çok hayır namına hiçbir şey indirilmesini arzulamadıklarını bildirmektedir. Buna sebep ise mü’minlere karşı duydukları kıskançlıkları ve Allah’ın lütfunu mü’minlere has kılmasına duydukları kindir. Hâlbuki “Allah büyük lütuf sahibidir.” Ey mü’minler! Allah’ın sizi temizlesin, size Kitab ve Hikmet’i öğretsin, size bilmediğinizi bildirsin ve öğretsin diye Rasulünüze Kitab’ı indirmiş olması da Allah’ın üzerinizdeki lütfundandır. Hamd Allah’ındır, minnet duyguları onadır.
2:106–107Страница 17
۞ مَا نَنسَخۡ مِنۡ ءَايَةٍ أَوۡ نُنسِهَا نَأۡتِ بِخَيۡرٖ مِّنۡهَآ أَوۡ مِثۡلِهَآۗ أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ١٠٦
Когда Мы отменяем или заставляем забыть один аят, то приводим тот, который лучше его, или равный ему. Разве ты не знаешь, что Аллах способен на всякую вещь?
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيّٖ وَلَا نَصِيرٍ ١٠٧
Разве ты не знаешь, что Аллаху принадлежит власть над небесами и землей, и что нет у вас, кроме Аллаха, ни покровителя, ни помощника?
106- Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak ya ondan daha hayırlısını ya da onun benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir. 107- Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır? Allah’tan başka hiçbir dostunuz ve hiçbir yardımcınız da yoktur.
106. Nesh, nakletmek, aktarmak demektir. Neshin gerçek mahiyeti, mükelleflerin, muhatap oldukları meşru bir hükümden başka hükme nakledilmeleri yahut da o hükmün düşürülmesidir. Yahudiler neshi inkâr ediyor, neshin caiz olmadığını iddia ediyorlardı. Hâlbuki nesh ellerinde bulunan Tevrat’ta da zikredilmiştir. Buna göre neshi inkâr etmeleri katıksız bir küfür ve hevâdan ibaretti. İşte bu yüzden Yüce Allah neshin hikmetini haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak” yani onu kullara unutturup kalplerinden silecek olursak, “ya ondan daha hayırlısını” ve sizin için daha faydalısını “veya onun benzerini getiririz.” Bu, neshin sizin için en azından maslahat itibari ile birinci hükümden daha aşağıda olmayacağını göstermektedir. Çünkü Yüce Allah’ın özellikle bu ümmet üzerindeki lütfu devamlı artış halindedir. O bu ümmete dinini son derece kolaylaştırmıştır. Yüce Allah neshe dil uzatan kimselerin aslında Yüce Allah’ın hükümranlığına ve kudretine de dil uzatmış olacağını haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir.”
107. “Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır?” O sizin mutlak mâlikiniz olduğuna göre, son derece şefkatli ve merhametli bir mâlikin egemenlik sahasında tasarrufta bulunduğu gibi O da sizin üzerinizde kaderiyle, emirleri ve yasakları ile tasarruf eder. O’nun kulları hakkındaki çeşitli takdirlerinde kudreti için herhangi bir sınır söz konusu olmadığı gibi, kulları için teşri buyurduğu hükümlerde de kendisine itiraz olunamaz. Çünkü kul Rabb’inin dinî ve kaderî emirleri altında altındadır, onlara boyun eğmek durumundadır. O halde kul kim oluyor ki, itiraz etsin? Aynı şekilde O, kullarının gerçek dostu ve yardımcısıdır. Menfaatlerinin elde edilmesinde onların dostu olduğu gibi, zarar verecek şeylerin bertaraf edilmesinde de onlara yardımcı olur. Allah’ın kullarının velisi, gerçek dostu olmasının bir göstergesi de onlara olan rahmetinin ve hikmetinin gerektirdiği hükümleri onlar için teşrî’ buyurmasıdır. Kur’ân ve Sünnetteki nesh üzerinde dikkatle düşünen bir kimse bu yolla Allah’ın hikmetini, kullarına olan rahmetini ve onların fark edemeyecekleri bir şekilde lütfuyla yararlı olan şeyleri onlara nasıl ulaştırdığını görür.
2:108–110Страница 17
أَمۡ تُرِيدُونَ أَن تَسۡـَٔلُواْ رَسُولَكُمۡ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۗ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلۡكُفۡرَ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ١٠٨
Или же вы хотите попросить вашего Посланника, как прежде они (сыны Исраила) попросили Мусу (Моисея)? Кто сменил веру на неверие, тот уже сбился с прямого пути.
وَدَّ كَثِيرٞ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ لَوۡ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِكُمۡ كُفَّارًا حَسَدٗا مِّنۡ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡحَقُّۖ فَٱعۡفُواْ وَٱصۡفَحُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ١٠٩
После того как прояснилась им истина, многие из людей Писания из зависти своей хотели бы отвратить вас от веры, когда вы уже приняли ее. Простите их и будьте великодушны, пока Аллах не явится со Своим повелением. Воистину, Аллах способен на всякую вещь.
وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرٖ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ١١٠
Совершайте намаз и выплачивайте закят. Все то доброе, что вы предварите для себя, вы найдете у Аллаха. Воистину, Аллах видит то, что вы совершаете.
108- Yoksa siz de Peygamberinizden, önceden Mûsâ’dan isteklerde bulunulduğu gibi istekte bulunmak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfürle değişirse doğru yoldan sapıtmış olur. 109- Ehl-i Kitap’tan birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken sırf içlerine yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra (tekrar) küfre döndürmeyi çok isterler. Artık Allah’ın emri gelinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir. 110- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Nefisleriniz için önden ne hayır gönderirseniz, Allah nezdinde onu bulacaksınız. Şüphesiz Allah ne yaptığınızı çok iyi görendir.
108. “Yoksa siz de Peygamberinizden, önceden Mûsâ’dan isteklerde bulunulduğu gibi istekte bulunmak mı istiyorsunuz?” Yüce Allah mü’minlere ya da yahudilere Rasullerinden Musa’dan istenenler türünden isteklerde bulunmalarını yasaklamaktadır. Bundan kasıt ise işi yokuşa sürmek ve itiraz etmek gayesi ile yapılan istekler ve sorulan sorulardır. Yüce Allah’ın şu buyruklarında işaret ettiği gibi:“Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi de, Allah’ı bize apaçık göster, demişlerdi.”(en-Nisa, 4/153)“Ey iman edenler! Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayın.”(el-Maide, 5/101) İşte bu ve benzerleri, hakkında soru sorulması ve istekte bulunulması yasak kılınan hususlardandır. Doğrunun gösterilmesi ve öğrenmek kastı ile soru sormaya gelince, bu övülmüş bir husustur. Yüce Allah, şu buyruklarında olduğu gibi, bunu emretmektedir:“Eğer bilmiyor iseniz, zikir/ilim ehline sorun.”(en-Nahl, 16/43, el-Enbiyâ, 21/7). Yüce Allah onların soru sormalarını da takdir etmekte (reddetmemektedir), şu buyruklarda olduğu gibi:“Sana içki ve kumar hakkında sorarlar.”(el-Bakara, 2/219); “Sana yetimler hakkında soru sorarlar.”(el-Maide, 5/220) ve benzeri gibi. Yasak kılınmış soru sormalar ve istekler yerilmiş olduğundan ve kimi zaman bunların sahiplerini küfre kadar götürebildiğinden Yüce Allah:“Kim imanı küfürle değişirse doğru yoldan sapıtmış olur.” diye buyurmaktadır.
109. Daha sonra Yüce Allah, kitap ehlinin pek çoğunun kıskançlığını ve onların “sizi imanınızdan sonra (tekrar) küfre döndürmeyi çok isterler” şeklindeki çok şiddetli arzularını haber vermektedir. Bu uğurda çalışıp çabaladılar, türlü hile ve tuzaklar hazırladılar ama onların kurdukları tuzaklar hep aleyhlerine dönmüştür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kitap Ehlinden bir zümre dedi ki: İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da küfredin. Olur ki dönerler.”(Ali İmran, 3/77) Bu da onların nefislerinden kaynaklanan kıskançlıklarından dolayıdır. Yüce Allah mü’minlere kendilerine kötülük yapanlara -Allah’ın emri gelinceye kadar- af ve hoşgörü ile karşılık vermelerini emretmektedir. Daha sonra Yüce Allah onlara cihad emrini verdi. Böylelikle Allah mü’minlerin yüreklerine soğuk su serpti ve onların kimilerini öldürdüler, kimilerini esir aldılar, kimilerini de sürgüne gönderdiler. “Şüphesiz Allah her şeye gücü yetendir.”
110. “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin…” Daha sonra Yüce Allah hâli hazırdaki zamanda namazı dosdoğru kılma, zekâtı verme ve Allah’a yakınlaştırıcı her türlü fiili yapmakla vakit geçirmelerini emretmekte, hayır namına yaptıkları her bir şeyin Allah nezdinde asla kaybolmayacağını, boşa çıkmayacağını, aksine onu Allah katında tam manasıyla tespit edilmiş ve eksiksiz olarak bulacaklarını vaat etmektedir:“Şüphesiz Allah neler yaptığınızı çok iyi görendir.”
2:111–112Страница 17
وَقَالُواْ لَن يَدۡخُلَ ٱلۡجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوۡ نَصَٰرَىٰۗ تِلۡكَ أَمَانِيُّهُمۡۗ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١١١
Они сказали: «Не войдет в Рай никто, кроме иудеев или христиан». Таковы их мечты. Скажи: «Приведите ваше доказательство, если вы говорите правду».
بَلَىٰۚ مَنۡ أَسۡلَمَ وَجۡهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحۡسِنٞ فَلَهُۥٓ أَجۡرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ١١٢
О нет! Кто покорит свой лик Аллаху, совершая добро, тот получит награду от своего Господа. Они не познают страха и не будут опечалены.
111- “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler. Bu, onların kendi kuruntularıdır! De ki:“Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.” 112- Hayır! Kim ihsan sahibi olarak yüzünü Allah’a teslim ederse işte onun ecri Rabb’i katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.
111. “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler.” Yani yahudiler, “Cennet’e yahudi olandan başkası girmeyecektir.” dediler, hıristiyanlar da; “Cennet’e hıristiyan olandan başkası asla girmeyecektir,” dediler. Böylelikle yalnız kendilerinin Cennetlik olacağı hükmüne vardılar. Bu ise belli bir delil ve belgesi olmaksızın kabul edilemeyecek mücerret bir kuruntudur. O halde eğer doğru söyleyenler iseniz, böyle bir delili getirin. İşte herhangi bir iddiada bulunan herkesin durumu böyledir. Mutlaka iddiasının doğruluğuna dair delili ortaya koymak zorundadır. Eğer herhangi bir kimse de yine delilsiz olarak aynı iddianın aksini ileri sürecek olursa, ikisi arasında herhangi bir fark kalmaz. Çünkü iddiaları doğrulayan yahut yalan olduğunu ortaya koyan şey, delildir. Onların ellerinde de herhangi bir delil olmadığına göre onların bu iddialarında yalan söyledikleri açıkça ortaya çıkmış oldu.
112. Daha sonra Yüce Allah herkes için geçerli olan ve açık seçik delili şöylece söz konusu etmektedir:“Hayır!” Yani durum, sizin temenni, kuruntu ve iddialarınıza dayalı değildir; aksine “ihsan sahibi olarak” yani Rabb’ine ibadetini, Rabb’inin Şeriat’ına uygun surette yapmakla ve ihlâs ile birlikte “yüzünü Allah’a teslim ederse” yani kalbi ile Allah’a yönelerek amellerini ihlâsla sadece ve sadece Allah için yaparsa, işte Cennetlik olanlar ancak ve yalnız bunlardır. “işte onun ecri Rabb’i katındadır.” Bu da kapsadığı nimetler ile birlikte Cennet’tir. “Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.” Böylelikle arzu ettiklerini elde etmiş, korktuklarından kurtulmuş olacaklardır. Âyetten şu da anlaşılmaktadır: Böyle olmayan herkes helâk olacak olan Cehennem ehlindendir. Ancak Mâbud’a ihlâs ile ibadet eden ve Rasûl’e tâbî olanlar kurtulabileceklerdir.
2:113Страница 18
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ لَيۡسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَيۡءٖ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيۡسَتِ ٱلۡيَهُودُ عَلَىٰ شَيۡءٖ وَهُمۡ يَتۡلُونَ ٱلۡكِتَٰبَۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ مِثۡلَ قَوۡلِهِمۡۚ فَٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ١١٣
Иудеи сказали: «Христиане не следуют прямым путем». А христиане сказали: «Иудеи не следуют прямым путем». Все они читают Писание, но слова невежественных людей похожи на их слова. В День воскресения Аллах рассудит их в том, в чем они расходились во мнениях.
113- Yahudiler; “Hristiyanlar hiçbir şey üzerinde değildir” dediler. Hıristiyanlar da; “Yahudiler hiçbir şey üzerinde değildir” dediler. Hâlbuki hepsi de Kitab’ı okurlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi söylediler. Artık Allah anlaşmazlığa düştükleri bu hususta Kıyamet gününde aralarında hüküm verecektir.
113. Kitap ehlinin hevâ ve kıskançlıkları birbirlerini sapıklıkla itham etmeye ve birinin diğerini tekfir etmesine varacak kadar ileri seviyeye ulaşmıştı. Tıpkı Arap olan ve olmayan müşrikler arasındaki ümmilerin yaptıklarını yaptılar. Her bir kesim diğerini sapıklıkla itham etmektedir. Yüce Allah ise âhirette kullarına haber verdiği şekilde adil hükmü ile hüküm verecektir. O gün bütün nebileri ve rasulleri tasdik edip Rabb’inin emirlerine uyan, yasaklarından kaçınanların dışındakiler hakkında kurtuluş söz konusu değildir. Onların dışında kalan herkes helâk olacaktır.
2:114Страница 18
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذۡكَرَ فِيهَا ٱسۡمُهُۥ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَآۚ أُوْلَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمۡ أَن يَدۡخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَۚ لَهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيٞ وَلَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٞ ١١٤
Кто может быть несправедливее того, кто запрещает в мечетях Аллаха поминать имя Его и стремится разрушить их? Им следовало бы входить туда только с чувством страха. Позор им в мирской жизни и великие мучения в Последней жизни.
114- Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden ve onların harab olmalarına çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara ancak korka korka girebilirler. Onlara dünyada zillet vardır, âhirette de en büyük azab yine onlaradır.
114. “Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden” Yani Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını, namaz kılınmasını ve benzeri itaatlerin yerine getirilmesini engelleyen kimselerden “ve onların” maddi ve manevi yönden “harab olmalarına çalışanlardan” yani bu konuda bütün gayretini ortaya koyanlardan “daha zalim kim olabilir?” yani böylelerden daha zalim ve daha büyük bir günah ve suç sahibi yoktur. Mescidlerin maddi olarak tahriplerinden kasıt onların yıkılmaları, tahrip edilmeleri ve kirletilmeleridir. Manevi tahrip ise oralarda Allah’ın adının anılmasını engellemektir. Bu, bu niteliğe sahip olan herkes hakkında umumî bir hükümdür. Bunun kapsamına Fil ashabı ve Hudeybiye yılı Allah Rasûlünü Mescid-i Haram’a gitmekten alıkoyan Kureyşliler, Beytulmakdis’i tahrip eden hıristiyanlar ve bunların dışında Allah’a karşı çıkmak, muhalefet etmek maksadı ile mescidlerin tahribi için çalışan çeşitli zalimler de girmektedir. Allah’ın bunlara verdiği ceza, oralara girmekten hem şer’an, hem de ilâhî bir kader olarak men edilmeleri olmuştur. Onlar oralara ancak zelil olarak ve korku içinde girebilirler. Allah’ın kullarını korkuttukları için Allah da onların kalplerine korku salmıştır. Allah, Rasûlünü Hudeybiye’de engelleyen müşriklere karşı, aradan fazla geçmeden Rasûlü’ne Mekke’yi fethetme iznini vermiş ve müşriklerin, Beyt’ine yaklaşmalarını men ederek şöyle buyurmuştur:“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir; onun için bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.”(et-Tevbe, 9/28) Fil Ashabının başından geçenleri de Yüce Allah Kitab-ı Kerîm’inde zikretmiştir. Hıristiyanlara da Allah, mü’minleri egemen kılmış ve bunlar, onları oradan sürmüşlerdi. İşte bu şekilde onların niteliklerine sahip olan herkesin payını zamanı gelince alması kaçınılmaz bir şeydir. Ayrıca bu Allah’ın haber verdiği büyük mucize ve belgelerdendir. Zira bunlar meydana gelmeden önce Allah vukua geleceklerini bildirmiştir ve O’nun bildirdiği gibi de gerçekleşmiştir. Ayrıca alimler, bu âyet-i kerimeyi, kâfirlerin mescidlere girmelerine imkân tanımanın caiz olmadığına delil göstermişlerdir. “Onlara dünyada zillet” önceden geçtiği gibi rezillik ve rüsvalık “vardır, âhirette de en büyük azap yine onlaradır.” Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını engelleyenden daha zalim kimseler olmadığına göre, bu mescidlerin maddi ve manevi olarak imar edilmesi için çalışandan da daha büyük iman sahibi kimse olamaz. Nitekim Yüce Allah bunu:“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden... kimseler imar eder”(et-Tevbe, 9/18) buyruğunda dile getirmektedir. Hatta Yüce Allah adına kurulan evlerin yükseltilmesini, ta’zim edilmesini ve onlara gereken saygının gösterilmesini de emrederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde...”(en-Nur, 24/36) Mescidlere dair pek çok hüküm vardır ki bunların özü bu âyet-i kerimelerin muhtevası içerisindedir.
2:115Страница 18
وَلِلَّهِ ٱلۡمَشۡرِقُ وَٱلۡمَغۡرِبُۚ فَأَيۡنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجۡهُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٞ ١١٥
Аллаху принадлежат восток и запад. Куда бы вы ни повернулись, там будет Лик Аллаха. Воистину, Аллах - Объемлющий, Знающий.
115- Doğu da, batı da Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Şüphe yok ki Allah Vasi’dir, her şeyi çok iyi bilendir.
115. “Doğu da, batı da Allah’ındır.” Özellikle doğu ile batıyı söz konusu etmesi, aydınlığın doğuş ve batışında muazzam âyetlerin (ilâhi belge ve mucizelerin) yeri olmalarındandır. O doğunun da batının da mutlak mâliki olduğuna göre, bütün cihetlerin de mutlak mâlikidir. “O halde nereye dönerseniz.” Yani O’nun emri ile döndürmüş olmanız şartı ile yüzünüzü hangi yöne dönerseniz dönün, demektir. O size daha önce Beytülmakdis’e dönmekle emretmiş iken, şimdi Kabe’ye yönelmenizi emredebilir yahut yolculuk esnasında binek üzerinde ve benzeri şekillerde nasıl namaz kılacağınızı (ve nereye döneceğinizi) emreder. Zira (bu son durumda) kıble kulun yöneldiği taraftır. Yahut kıblenin nerede olduğu şüpheli olursa, namaz kılacak kişi araştırarak kıbleyi tespit etmeye çalışır. Daha sonra o tespitinin hatalı olduğunu görse de onun yöneldiği taraf kıble olmuş olur. Ya da hastalık, hareket edemeyecek halde olmak ve benzeri bir durumda da (kıbleye yönelmekten) mazur olur. Bu gibi durumlarda kul ya mazurdur (kıbleye yönelememekten dolayı mazereti makbuldür), yahut da mazereti olmayıp kıbleye yönelmekle memurdur. Durumu ne olursa olsun, onun yöneldiği her bir yön mutlaka Rabbi’nin hükümranlığı altındadır. “Allah’ın yüzü oradadır. Şüphe yok ki Allah Vasi’dir, her şeyi çok iyi bilendir.” Bu buyrukta Yüce Allah’ın azametine ve celâline yaraşır şekilde ve diğer yüzlere benzemeyen hakiki bir “yüz”ü olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca yüce Rabb’imiz Vasi’dir, yani lütfu geniş ve sıfatları azametli olandır. Sizin gizlediklerinizi ve niyetlerinizi çok iyi bilendir. İşte O’nun lütfunun genişliği ve bilgisi dolayısıyla bu hususu da sizin lehinize genişletmiş ve size vermiş olduğu bu emre uygun olarak amelinizi kabul etmiştir. Hamd ve şükür yalnız O’nadır.
2:116–117Страница 18
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدٗاۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ بَل لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلّٞ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ ١١٦
Они сказали: «Аллах взял Себе сына». Пречист Он! Напротив, Ему принадлежит то, что на небесах и земле. Ему одному все покоряются.
بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرٗا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ١١٧
Он - Первосоздатель небес и земли. Когда Он принимает решение, то стоит Ему сказать: «Будь!», как это сбывается.
116- Onlar “Allah çocuk edindi” dediler. (Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir. Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer. 117- O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.
116. “Onlar” Yani yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı kanaati ileri süren herkes “Allah çocuk edindi, dediler” ve böylelikle O’nun celâl ve azametine yakışmayan bir şeyi O’na nispet ettiler, alabildiğine kötü bir isnadda bulundular ve kendilerine de zulmettiler. Allah ise onların bu cahilliklerine karşı sabır göstermektedir. Onlara hilmi ile muamele etmekte, buna rağmen onlara afiyet vermekte, O’na karşı kusurlarına rağmen O onları rızıklandırmaktadır. “(Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir.” Müşriklerin ve zalimlerin, celâl ve azametine yakışmayan bütün nitelemelerinden münezzehtir, yücedir. Her yönüyle mutlak kemâle sahip olan, hiçbir şekilde eksikliğin kendisine ulaşamadığı Rabb’imizi tenzih ederiz. Yüce Allah iddialarını reddetmekle birlikte bu kusurdan münezzeh oluşuna dair delili ve belgeyi de ortaya koyarak şöyle buyurmaktadır:“Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer” Hepsi O’nun mülkü ve O’nun kullarıdır. Onlar üzerinde mutlak mâlikin hükümranlığı altında bulunanlara tasarruf ettiği gibi tasarruf eder. Onlarsa O’nun tedbir ve idaresi altında O’na boyun eğer ve O’nun emrine göre hareket ederler. Hepsi O’nun kulları ve O’na muhtaç olduklarına, kendisinin ise onlara ihtiyacı bulunmadığına göre onlardan herhangi bir kimse nasıl olur da O’nun çocuğu olabilir? Çocuğun babasının cinsinden olması kaçınılmaz bir şeydir, çünkü çocuk babasının bir parçasından vücuda gelir. Yüce Allah mutlak mâlik ve mutlak egemendir. Sizler onun mülkiyeti ve egemenliği altındasınız. O hiçbir şeye muhtaç olmayandır, çok zengindir, siz ise muhtaçsınız. Bununla birlikte O’nun çocuğu nasıl olabilir? Bu batılın en ileri ve en çirkin derecesinde bir iddiadır. Ayette sözü edilen “boyun eğme”, iki türlüdür. Genel anlamda boyun eğme. Bu bütün yaratıkların boyun eğme ve itaatleridir ki hepsi yaratıcının idaresi altındadır. Özel anlamdaki boyun eğme ise ibadet olan boyun eğmedir. Birinci boyun eğişe bu âyet-i kerime örnektir. İkinci türe ise Yüce Allah’ın şu buyruğu örnek verilebilir:“Allah’ın huzurunda O’na gönülden boyun eğerek durun.”(el-Bakara, 238).
117. Daha sonra zâtıyla ve şanıyla Yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır:“O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır” Yani onları daha önce benzeri bir örnek söz konusu olmaksızın sapasağlam, mükemmel ve en güzel şekilde yaratandır. “Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca ol der, o da oluverir.” Hiçbir iş O’na zor ve ağır gelmez ve hiçbir zaman o işin gerçekleşmesine karşı konulamaz.
Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии