Ас-Саади · Тафсир · на турецком
Аль-Бакара 2:256–274
2:256Страница 42
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّۚ فَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسۡتَمۡسَكَ بِٱلۡعُرۡوَةِ ٱلۡوُثۡقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَاۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ٢٥٦
Нет принуждения в религии. Прямой путь уже отличился от заблуждения. Кто не верует в тагута, а верует в Аллаха, тот ухватился за самую надежную рукоять, которая никогда не сломается. Аллах - Слышащий, Знающий.
256- Dinde zorlama yoktur. Doğru/hak ile sapıklık/batıl apaçık meydana çıkmıştır. Artık her kim Tağutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
256. “Dinde zorlama yoktur.” Bu, İslâm dininin mükemmelliğini açıkça ortaya koyan bir beyandır. Bu, onun delillerinin mükemmel, âyetlerinin apaçık oluşundandır. Çünkü o, aklın ve ilmin dinidir. Fıtrat ve hikmetin dinidir. Salah ve ıslahın dinidir. Hakkın ve doğruluğun dinidir. Bu dinin mükemmel oluşundan ve fıtratların da onu kabule hazır olmalarından dolayı bu dinin kabul edilmesi için zorlamaya gerek yoktur. Çünkü zorlama kalplerin nefret ettiği, hakikate ve hakka aykırı olan yahut da delil ve belgeleri gizli olan şeyler için söz konusudur. Yoksa bu dini öğrenip de onu reddeden ve kabul etmeyen bir kimse bunu ancak inadından dolayı yapar. Çünkü “Doğru/hak ile sapıklık/batıl apaçık meydana çıkmıştır.” O nedenle hiçbir kimsenin bu dini reddedip kabul etmemesi halinde ileri süreceği bir mazeret ve delili kalmamıştır. Bu gerçeğin böyle olması ile cihadı farz kılan pek çok âyet arasında herhangi bir zıtlık yoktur. Yüce Allah savaşı, din bütünüyle Allah’ın olsun ve dine saldıran saldırganlar defedilsin diye emretmiştir. Müslümanlar da cihadın iyi yöneticiyle de günahkâr yöneticiyle de olsa kıyamete kadar geçerli olduğunu icmâ ile kabul etmişlerdir. Yine aynı şekilde gerek sözle cihad, gerekse fiilen cihad, dinin sürekli devam eden farzlarındandır. Müfessirler arasından bu âyet-i kerimenin, cihad âyetleriyle uyuşmadığını zannederek onun cihad âyetleri ile mensuh olduğunu iddia edenlerin iddiaları hem lafız hem de mana itibari ile zayıftır. Nitekim -dikkat çektiğimiz üzere- âyet-i kerime üzerinde iyiden iyiye düşünen herkes bunu açıkça görür. Daha sonra Yüce Allah insanların iki kısma ayrıldıklarını söz konusu etmektedir: Bir kısmı Allah’a O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın iman etmiş ve tâğûtu da -ki tâğût, Allah’a imana aykırı olan şirk ve benzeri hususlardır- inkar etmiştir. İşte bunlar “kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmış” kimselerdir. Onlar doğru din üzere dosdoğru yürümektedir. Allah’ın huzuruna ulaşıncaya, Allah’ın lütuf ve ihsan yurduna varıncaya kadar da bu yolda yürür giderler. İkinci kısım insanlar ise âyetin mefhumundan anlaşılmaktadır. Buna göre Allah’a iman etmeyen, aksine O’nu inkar edip tâğûta iman eden kimseler de ebedi helâke duçar olur ve sonsuz azapta mahkûm kalır. “Allah” çeşitli ihtiyaçların farklı dillerde kendisine arz edilmesine rağmen, bütün sesleri, dua edenlerin duasını, niyaz edenlerin yalvarıp yakarmasını “işitendir.” Kalplerin gizlediklerini de gizli saklı işlerin gizli yanlarını da “bilendir.” O nedenle de herkese yaptıkları işlerine ve taşıdıkları niyetlerine göre bu ilmi uyarınca karşılık verecektir.
2:257Страница 43
ٱللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يُخۡرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَوۡلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخۡرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِۗ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٥٧
Аллах - Покровитель тех, которые уверовали. Он выводит их из мраков к свету. А покровителями и помощниками неверующих являются тагуты, которые выводят их из света к мракам. Они являются обитателями Огня и пребудут там вечно.
257- Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. Kâfirlerin dostları ise tâğûttur. Onlar da onları (dostlarını) nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.
257. Bu âyeti kerime bir önceki âyet-i kerimenin sonucu niteliğindedir. Bir önceki âyet-i kerime esas mesabesinde bu da onun bir meyvesi durumundadır. Yüce Allah, Allah’a iman edip imanın gereklerini yerine getirmek, ona aykırı olan şeyleri terk etmek sureti ile imanlarındaki samimiyetlerini ispat edenlerin velisi olduğunu, özel dostluğu ile onları veli/dost edindiğini haber vermektedir. O nedenle de onları terbiye etmeyi de üzerine alır, onları bilgisizliğin, küfrün, masiyetlerin, gafletin ve haktan yüz çevirmenin karanlıklarından; ilmin, kesin bilginin, imanın, itaatın ve Rablerine tam anlamı ile yönelişin nuruna çıkartır. Kalplerini oralara bıraktığı vahiy ve iman nuru ile aydınlatır. Kolay olana doğru gitmeleri için onlara kolaylık verir ve zor olandan da onları uzaklaştırır. Kâfir olanlara gelince; onlar gerçek dost edinmeleri gereken yüce Rab’den başkasını dost edindiklerinden dolayı, Allah da onları dost edindikleriyle baş başa bırakır. Onları yardımsız bırakır, onları hiçbir fayda ve hiçbir zarara güçleri yetmeyen veli/dost edindikleri kimselerin gözetimine havale eder. Onlar da kendilerini dost edinenleri saptırır, bedbahtlığa sürükler, faydalı ilmin hidâyetinden ve salih amelden onları mahrum eder. Mutluluktan onları yoksun bırakırlar. Cehennem ateşi onların barınakları olacak ve orada ebediyyen kalacaklardır. Allah’ım! Bizleri dost edindiğin kimselerin arasına kat!
2:258Страница 43
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِي حَآجَّ إِبۡرَٰهِـۧمَ فِي رَبِّهِۦٓ أَنۡ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلۡمُلۡكَ إِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّيَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحۡيِۦ وَأُمِيتُۖ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأۡتِي بِٱلشَّمۡسِ مِنَ ٱلۡمَشۡرِقِ فَأۡتِ بِهَا مِنَ ٱلۡمَغۡرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِي كَفَرَۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٢٥٨
Не знаешь ли ты о том, кто спорил с Ибрахимом (Авраамом) относительно его Господа, поскольку Аллах даровал ему царство? Ибрахим (Авраам) сказал ему: «Мой Господь - Тот, Кто дарует жизнь и умерщвляет». Он сказал: «Я дарую жизнь и умерщвляю». Ибрахим (Авраам) сказал: «Аллах заставляет солнце восходить на востоке. Заставь же его взойти на западе». И тогда тот, кто не уверовал, пришел в замешательство. Аллах не ведет прямым путем несправедливых людей.
258- Allah kendisine hükümdarlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile mücalede edeni görmedin mi? Hani İbrahim:“Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” deyince O: “Ben de diriltir ve öldürürüm” demişti. İbrahim:“Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir (bakalım)” deyince o kâfir şaşırıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.
258. Yüce Allah geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin haberlerinden kendisi vasıtası ile gerçeklerin açıkça ortaya çıktığı ve tevhide dair çeşitli kesin delillerin ortaya konulduğu bir kısmını bize anlatmaktadır. Yüce Allah dostu İbrahim aleyhisselam’ın, zorba hükümdar ile olan tartışmasını bize haber vermektedir. Söz konusu bu zorba hükümdar, Babilli Nemrut’tu. O, Allah’ın varlığını kabul etmeyen, alemlerin Rabbini inkâr eden ateist bir kimse idi. O, herhangi bir şüphe ve hiçbir tereddüt bulunmayan, herhangi bir izahı gerektirmeyen bir hususta İbrahim’le tartışıp ona karşı delil getirmeye kalkışmıştı. Söz konusu bu husus ise Yüce tevhid ve Allah’ın rububiyetidir ki bu, en açık ve en belirgin hakikattir. Ancak bu zorba, hükümranlığına aldanmış ve hükümranlığı onu azdırmıştı. Öyle ki sonunda Allah’ın varlığını inkâr edecek hale gelmişti. Bu nedenle de Allah’ın Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem dışında hiçbir peygambere vermediği ilim ve yakîni ihsan etmiş olduğu büyük peygamber İbrahim aleyhisselam ile tartışmaya kalkışmıştı. İbrahim onunla tartışması esnasında:“Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” demişti; yani bütün mahlukatı tek başına yaratan, idare eden, hayat veren ve öldüren O’dur. İbrahim bu konuda en açık delil olan öldürme ve diriltmeyi söz konusu etmişti. Ancak o zorba kişi, iftira yoluna saparak:“Ben de diriltir ve öldürürüm” demişti. Bununla “Ben de öldürmek istediğimi öldürürür, hayatta bırakmak istediğimi de hayatta bırakırım” demek istemişti. Bunun ise bir gerçeği saptırma ve bir kelime oyunu olduğu, asıl maksattan yan çizmek olduğu bilinen bir husustur. Çünkü İbrahim’in asıl maksadı hayatı yokken tek başına var eden ve ölülere hayat verenin de ecelleri gelince insanları da diğer canlıları da birtakım sebeplere bağlı olsun olmasın öldürenin de Allah olduğudur. İbrahim onun gerçekleri saptırdığını ve bazı kıt akıllı kimselerce kabul edilmesi muhtemel olan gerekçeler ileri sürdüğünü görünce; eğer iddia ettiği gibi ise onu şu sözünü doğrulamakla karşı karşıya bırakarak şöyle dedi:“Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.” Bunun üzerine “o kâfir şaşırıp kaldı.” Kalakalmış, ileri sürecek bir delili kalmamış ve uyandırdığı şüphe çürüyüp gitmişti. İbrahim’in burada yaptığı, bir delili bırakıp bir başka delil sunmak değildir. Aksine o, Nemrud’u eğer iddiasında doğru ise bu iddiasını delillendirmeyi sürdürmesini isteyerek susturmak istemişti. İbrahim böylelikle saptırma, yan çizme ve yalan propagandaya kabil olmayan bir delil ile karşısına çıkmıştı. Nakli, akli ve fıtri bütün deliller, Allah’ın vahdaniyetine şahittir, O’nun tek başına yaratıcı ve yönetici olduğunu ortaya koymaktadır. Bu niteliğe sahip olan ise tek başına ibadete layıktır. O’ndan başka kimse buna layık olamaz. Bütün peygamberler bu büyük esası ittifakla bildirmişlerdir. Hakkı bile bile kabul etmeyen bu inatçı zorba gibi olanlardan başkası bu gerçeği inkâr etmez. İşte bu, tevhidin delilleri arasındadır. Daha sonra Yüce Allah kudret, öldükten sonra diriltme ve amellerin karşılıklarını verme sıfatlarına dair delilleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
2:259–260Страница 43
أَوۡ كَٱلَّذِي مَرَّ عَلَىٰ قَرۡيَةٖ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحۡيِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۖ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِاْئَةَ عَامٖ ثُمَّ بَعَثَهُۥۖ قَالَ كَمۡ لَبِثۡتَۖ قَالَ لَبِثۡتُ يَوۡمًا أَوۡ بَعۡضَ يَوۡمٖۖ قَالَ بَل لَّبِثۡتَ مِاْئَةَ عَامٖ فَٱنظُرۡ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمۡ يَتَسَنَّهۡۖ وَٱنظُرۡ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجۡعَلَكَ ءَايَةٗ لِّلنَّاسِۖ وَٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡعِظَامِ كَيۡفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكۡسُوهَا لَحۡمٗاۚ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعۡلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ٢٥٩
Или над тем, кто проходил мимо селения, разрушенного до основания? Он сказал: «Как Аллах воскресит это после того, как все это умерло?». Аллах умертвил его на сто лет, а затем оживил и сказал: «Сколько ты пробыл здесь?». Он сказал: «Я пробыл день или часть дня». Он сказал: «Нет, ты пробыл сто лет. Посмотри на свою еду и воду: они даже не изменились. И посмотри на своего осла. Мы непременно сделаем тебя знамением для людей. Посмотри же, как Мы соберем кости, а затем покроем их мясом». Когда это было показано ему, он сказал: «Я знаю, что Аллах способен на всякую вещь».
وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٰهِـۧمُ رَبِّ أَرِنِي كَيۡفَ تُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ قَالَ أَوَلَمۡ تُؤۡمِنۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطۡمَئِنَّ قَلۡبِيۖ قَالَ فَخُذۡ أَرۡبَعَةٗ مِّنَ ٱلطَّيۡرِ فَصُرۡهُنَّ إِلَيۡكَ ثُمَّ ٱجۡعَلۡ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٖ مِّنۡهُنَّ جُزۡءٗا ثُمَّ ٱدۡعُهُنَّ يَأۡتِينَكَ سَعۡيٗاۚ وَٱعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٢٦٠
Вот сказал Ибрахим (Авраам): «Господи! Покажи мне, как Ты оживляешь покойников». Он сказал: «Разве ты не веруешь?». Он сказал: «Конечно! Но я хочу, чтобы мое сердце успокоилось». Он сказал: «Возьми четырех птиц, зарежь их, прижав к себе, и положи по кусочку на каждом холме. А потом позови их, и они стремительно явятся к тебе. И знай, что Аллах - Могущественный, Мудрый».
259- Yahut şu kimseyi (görmedin mi)? Duvarları çatıları üstüne çökmüş bir kasabaya uğramıştı da “Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Allah da onu öldürmüş, yüzyıl sonra dirilterek:“Ne kadar kaldın?” demişti. O da:“Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım” demişti. (Allah da:)“Hayır; yüz yıl kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Bir de merkebine bak! Biz seni insanlara bir delil kılalım diye böyle yaptık. (Şimdi) kemiklere bak! Onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz sonra da onlara et giydiriyoruz” buyurmuştu. Durum kendisine apaçık belli olunca:“Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir” demişti. 260- Hani İbrahim de:“Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. (Allah:)“İnanmadın mı ki?” buyurmuştu. O da:“Elbette ki inandım, fakat kalbimin mutmain olması için” demişti. Buyurdu ki:“O halde dört kuş al, onları kendine alıştır, sonra her dağ başına onlardan birer parça bırak. Sonra da onları çağır. Süratle sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.”
259. Bu buyruklarda öldükten sonra dirilişe ve amellerin karşılığının görüleceğine dair âhiretten önce dünyada görülen somut iki büyük delil söz konusu edilmektedir. Bu delillerden birisini Yüce Allah -âyet-i kerimenin de delâletine ve sahih kabul edilen görüşe göre- öldükten sonra dirilişte şüphesi bulunan bir adam vasıtası ile gerçekleştirmiştir. Diğeri ise İbrahim vasıtası ile gerçekleştirilmiş bir delildir. Nitekim bundan önce tevhide dair delil de İbrahim vasıtası ile gerçekleştirilmişti. Âyetin söz konusu ettiği adam alabildiğine yıkılıp tahrip olmuş ve duvarları çatıları üzerine çökmüş bir kasabanın yanından geçiyordu. Bu kasabanın ahalisi ölmüş, mamur yerleri yıkılmış bulunuyordu. Bu adam şüphe ile ve uzak bir ihtimal görerek:“Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Yani burası bu halde iken böyle bir şey uzak bir ihtimaldir. Aynı durum -o anda kalbinde oluşan kanaate göre- diğer kasabalar için de geçerlidir. Yüce Allah bu kişiye rahmet ihsan etmeyi diledi ve insanlara da rahmet olmak üzere onu yüz yıllık bir süre ölü halde tuttu. Bu kişinin beraberinde bir de eşeği vardı. Eşeğini de onunla birlikte öldürdü. Beraberinde yiyecek ve içeceği bulunuyordu. Yüce Allah bu uzun süre boyunca yiyeceğini, içeceğini aynen muhafaza etti. Yüz yıl geçtikten sonra Allah onu diriltti ve:“Ne kadar kaldın?” dedi, o da:“Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım” diye cevap verdi. Bu cevap onun kanaatine göre idi. Yüce Allah ise:“Hayır, yüz yıl kaldın” dedi. Anlaşıldığı kadarı ile bu soru ve cevap bir peygamber vasıtası ile gerçekleştirilmiştir. Yine Yüce Allah gerek ona, gerekse de insanlara rahmetinin tamamlayıcı bir unsuru olarak gereği gibi kanaat sahibi olsun diye, bu mucizeyi gözleri ile ona gösterdi. Bu adam önce ölü iken daha sonra Allah’ın kendisini dirilttiğini anladıktan sonra ona:“İşte yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış.” Yani bu uzun süre boyunca olduğu gibi kalmış, denildi. Bu da Allah’ın kudretinin belgelerindendir. Çünkü özellikle müfessirlerin sözünü ettiğine göre bu yiyecek ve içecek meyve ve meyve suyu idi ki bunlar kısa zamanda bozulurlar. Yüce Allah ise bu yiyecek ve içeceği yüz yıl korudu. Yine bu adama:“Bir de merkebine bak” dedi. Merkebinin darmadağın ve kemiklerinin çürümüş olduğunu gördü. “(Şimdi) kemiklere bak, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz.” Yani kemiklerin birini diğerinin yanına ekliyor, onları önceleri darmadağın ve un ufak iken birbirlerine bitiştiriyoruz. Bu bitiştirmekten “sonra da onlara et giydiriyoruz” ve sonra da onlara tekrar hayat veriyoruz. “Durum kendisine apaçık belli olunca” yani hiçbir şekilde şüphe ve tereddüde mahal olmayacak şekilde gözleriyle bunu görünce: “Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.” dedi. Bu sözleri ile Yüce Allah’ın her şeye gücünün yettiğini itiraf ederek bütün insanlığa bir âyet (mucize ve delil) oldu. Çünkü insanlar onun ve merkebinin ölmüş olduğunu ve onun bu durumunu biliyorlardı. Sonra da bu büyük mucizeyi bizzat müşahade ettiler. İşte bu adam ile ilgili doğru görüş budur. Müfessirlerin birçoğunun bu kişinin bir mü’min yahut da bir peygamber -Uzeyr veya bir başkası- olduğuna dair görüşlerine ve bu kişinin:“Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek!” şeklindeki sözünün “Bu kasaba önceleri tahrip olmuş iken nasıl bir daha mamur hale gelecek?” anlamında olduğuna, Yüce Allah’ın da ona tekrar bu kasabanın nasıl imar edildiğini göstermek ve bu süre zarfında buranın mamur hale dönerek insanların -daha önceleri yıkılmış ve tahrip edilmiş iken- tekrar buraya geri dönmek sureti ile burayı mamur hale nasıl getirdiklerini gösterdiği şeklindeki görüşlerine gelince, ayetin lafızlarında bu görüşün lehinde bir delil bulunmamaktadır. Aksine âyetteki lafızlar onun aksini göstermektedir. Ayrıca anlam da buna delil teşkil etmemektedir. Yıkılmış ve tahrip edilmiş şehirlerin yeniden imar edilmesinde (dirilişe dair) delil ve mucize olacak ne vardır? Çünkü bu duruma sürekli olarak tanık olunmaktadır. Kimi kasabalar ve meskenler imar edilirken kimileri tahrip olmaktadır. Asıl delil ve mucize, bu kişinin ölümünden sonra diriltilmesinde, merkebinin diriltilmesinde, yiyecek ve içeceğinin kokmaksızın ve değişmeksizin olduğu gibi muhafaza edilmesindedir. Diğer taraftan Yüce Allah’ın:“Durum kendisine apaçık belli olunca” buyruğu gerçeğin ancak, Yüce Allah’ın kudretinin kemaline delalet eden bu hali müşahade etmesinden sonra onun için açık seçik ortaya çıktığı hususunda gâyet sarih bir ifadedir.
260. Öldükten sonra dirilişe dair diğer delile gelince bu şöyledir: İbrahim aleyhisselam Yüce Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesi istedi. Yüce Allah da Halil’i hakkında şüpheye düşülme ihtimalini kaldırmak için:“İnanmadın mı ki?” diye buyurdu. İbrahim aleyhisselam da:“Elbette, inandım” Ey Rabbim, dedi. Ben senin her şeye kadir olduğuna, ölüleri dirilttiğine, kullara amellerinin karşılığını vereceğine inandım; “fakat kalbimin mutmain olması için” ve ayne’l-yakin derecesine ulaşmak için bunu istiyorum. Yüce Allah İbrahim’e bir lütuf, kullarına da bir rahmet olmak üzere onun bu duasını kabul etti ve:“O halde dört kuş al” buyurdu. Bu kuşların hangileri olduğu beyan edilmemiştir. Hangi türden olursa olsunlar mucize tahakkuk etmiştir ki maksat da budur. “Onları kendine alıştır” yanına al, daha sonra onları kes ve parçala “sonra her dağ başına onlardan birer parça bırak. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.” İbrahim bu denileni yaptı. Kuşların parçalarını etrafındaki dağlara dağıttı ve kuşları isimleri ile çağırdığında yanına geldiler. Çabucak hem de. Çünkü ayetteki “koşarak” süratli gelişi ifade eder. Yoksa ayakları üzerinde koşarak geldikleri kastedilmemektedir. Aksine uçarak ve onlar için hayatın en mükemmel derecesinde geldiler. Özellikle kuşların bu mucizede diriltilmeleri, kuşları diriltmenin diğer canlıları diriltmekten daha mükemmel ve daha açık oluşundandır. Aynı şekilde Yüce Allah, batıl peşinde koşan nefislere arız olabilecek her türlü vehmi de böylelikle izale etmiştir. Şöyle ki İbrahim aleyhisselam bu dört kuşu tespit ettikten sonra, onların hepsini parçaladı ve onları dağların tepelerine bıraktı ki bu husus apaçık ve aleni olsun ve uzaktakiler de yakındakiler de buna tanık olsun. Bu kuşları kendisinden alabildiğine uzaklaştırdı ki herhangi bir kimse onun herhangi bir hile yapmış olduğu zannına kapılmasın. Ardından Yüce Allah ona kuşları çağırmasını emretmiş, kuşlar da hızlıca ona gelmişlerdir. İşte bu mucize, Allah’ın izzet ve hikmetinin kemaline en büyük delildir. Ayrıca bu buyrukla öldükten sonra dirilişte kulların Allah’ın izzet, hikmet ve azametinin kemalini, egemenliğinin genişliğini, tam adalet ve lütfunu açıkça göreceklerine de dikkatler çekilmektedir.
2:261–262Страница 44
مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتۡ سَبۡعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنۢبُلَةٖ مِّاْئَةُ حَبَّةٖۗ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ٢٦١
Притчей о тех, кто расходует свое имущество на пути Аллаха, является притча о зерне, из которого выросло семь колосьев, и в каждом колосе - по сто зерен. Аллах увеличивает награду, кому пожелает. Аллах - Объемлющий, Знающий.
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتۡبِعُونَ مَآ أَنفَقُواْ مَنّٗا وَلَآ أَذٗى لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٢٦٢
Тем, кто расходует свое имущество на пути Аллаха и не сопровождает свои пожертвования попреками и оскорблениями, уготована награда у их Господа. Они не познают страха и не будут опечалены.
261- Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan tek bir tohuma benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsidir, Alîmdir. 262- Mallarını Allah yolunda infak edip de sonra o infaklarının arkasından başa kakmayan ve bir eziyette de bulunmayanların Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
261. “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu…” Bu buyruk Yüce Allah’ın kullarına, mallarını kendi yolunda infak etmelerine dair yaptığı büyük bir teşviktir. O’nun yolu ise O’na ulaştıran yoldur. Bir kimsenin faydalı ilimlerin ilerlemesi için, Allah yolunda cihada hazırlık için, mücahitlerin techiz edilmeleri için ve müslümanlara fayda sağlayacak bütün hayır alanlarında malını infak etmesi bunun kapsamına girmektedir. Bundan hemen sonra ise ihtiyaç sahiplerine, fakir ve yoksullara infak gelir. Bazan her iki husus bir arada olabilir. O takdirde yapılan bu infakta bir taraftan ihtiyaçlar giderilmekte iken, diğer taraftan hayır ve itaatlere yardımcı olunabilir. Bu şekilde infaklar yedi yüz katına ve bundan da fazlasına kadar kat kat mükâfaatlandırılır. İşte bundan dolayı:“Allah dilediğine kat kat verir.” buyrulmaktadır. Bu da infak edenin kalbindeki iman, eksiksiz ihlâs ve infakının getirdiği sonuçlara ve faydalara göredir. Zira bazı hayır yollarına infakta zincirleme giden faydalar ve pek çok maslahatlar söz konusu olabilir. Bundan dolayı mükâfaat da amelin türündendir.
262. Daha sonra Yüce Allah, bir başka mükâfaat daha söz konusu etmiştir ki o, şartlarını eksiksiz taşıyan ve olmaması gereken nitelikleri de bulunmayan bir halde kendi yolunda mallarını infak edenler için. Onlar, infaklarının akabinde bu iyiliklerini infak ettikleri kimselerin başına kakmayan, iyiliklerini sayıp dökmeyen ve onlara sözlü ya da fiili hiçbir eziyet vermeyen kimselerdir. İşte böylelerinin “Rab’leri yanında” O’nun bu husustaki bilgisine göre, nafakalarına, nafakalarının faydasına göre “mükâfaatları vardır.” Bu, O’nun lütfundandır, yoksa onların sadakaları bu seviyeye ulaşamaz. “Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” Yüce Allah üzülmeyeceklerini belirterek geçmişte hoşlarına gitmeyecek şeyleri ortadan kaldıracağını, korku olmayacağını belirterek de gelecekte korkmayacaklarını belirtmektedir. Böylelikle onlar sevdiklerini elde etmiş, hoşlanmadıklarından da uzaklaşmış olurlar.
2:263Страница 44
۞ قَوۡلٞ مَّعۡرُوفٞ وَمَغۡفِرَةٌ خَيۡرٞ مِّن صَدَقَةٖ يَتۡبَعُهَآ أَذٗىۗ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٞ ٢٦٣
Доброе слово и прощение лучше милостыни, за которой следует обидный попрек. Аллах - Богатый, Выдержанный.
263- Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır. Allah Ğanidir, Halîmdir.
263. Yüce Allah ihsanın dört mertebesini söz konusu etmektedir: 1- Birinci mertebe salih bir niyet ile verilen ve verenin, arkasından her hangi bir başa kakma ve eziyet etmediği infaktır. 2- Bundan sonra güzel söz söylemek gelir. Bu da bütün yönleri ile sözlü iyiliklerdir ki ya müslüman onlarla sevindirilir ya da kişi -eğer yanında bir şey olmadığı bir zamana denk gelmişse- dilenene mazeretini beyan edip güzel sözler söyler. 3- Üçüncüsü ise sözlü veya fiili olarak sana kötülük yapan kimseyi affedip bağışlamak sureti ile yapılan ihsandır. Bu ikisi dördüncü mertebeden daha faziletli ve daha hayırlıdır: 4- Dördüncüsü ise sadaka verenin verdiği kimseye sadakası akabinde eziyette bulunduğu sadakadır. Çünkü o böyle davranmakla iyiliğini bulandırmış, hem bir hayır, hem bir şer işlemiş olur. Daha az faziletli bile olsa sadece hayırda bulunmak, daha fazletli bir şey bile olsa içine şerrin karıştığı hayırdan daha hayırlıdır. Bu ayette ahmak ve cahil kimselerin yaptığı gibi tasaddukta bulunduğu kimselere eziyet verenler bu işten ileri derecede sakındırılmaktadır. Yüce “Allah, Ğanidir” böylelerinin sadakalarına ihtiyacı yoktur, hiçbir kuluna da muhtaç değildir. “Halimdir” kemal derecesindeki ganiliği ile birlikte geniş bağışları ile isyankârlara mühlet verir ve onları çabucak cezalandırmaz. Bunun yerine onlar, masiyet işleyerek O’na meydan okurlarken O kendilerine afiyet verir, rızık ihsan eder ve nimetlerini onlara bol bol verir. Daha sonra Yüce Allah yapılan infakın akabinde başa kakmanın ve eziyetin gelmesini en ağır şekilde yasaklayıp buna dair şöyle bir örnek vermektedir
2:264–266Страница 44
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُبۡطِلُواْ صَدَقَٰتِكُم بِٱلۡمَنِّ وَٱلۡأَذَىٰ كَٱلَّذِي يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفۡوَانٍ عَلَيۡهِ تُرَابٞ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٞ فَتَرَكَهُۥ صَلۡدٗاۖ لَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءٖ مِّمَّا كَسَبُواْۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡكَٰفِرِينَ ٢٦٤
О те, которые уверовали! Не делайте ваши подаяния тщетными своими попреками и оскорблениями, подобно тому, кто расходует свое имущество ради показухи и не веруют при этом в Аллаха и в Последний день. Притчей о нем является притча о гладкой скале, покрытой слоем земли. Но вот выпал ливень и оставил скалу голой. Они не властны ни над чем из того, что приобрели. Аллах не ведет прямым путем неверующих людей.
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمُ ٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثۡبِيتٗا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ كَمَثَلِ جَنَّةِۭ بِرَبۡوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٞ فَـَٔاتَتۡ أُكُلَهَا ضِعۡفَيۡنِ فَإِن لَّمۡ يُصِبۡهَا وَابِلٞ فَطَلّٞۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ ٢٦٥
Притчей о тех, которые расходуют свое имущество, чтобы снискать довольство Аллаха и укрепить себя, является притча о саде на холме. Если его оросит ливень, он приносит плоды вдвойне. Если же его не оросит ливень, то ему бывает достаточно моросящего дождя. Аллах видит то, что вы совершаете.
أَيَوَدُّ أَحَدُكُمۡ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٞ مِّن نَّخِيلٖ وَأَعۡنَابٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلۡكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٞ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعۡصَارٞ فِيهِ نَارٞ فَٱحۡتَرَقَتۡۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُمۡ تَتَفَكَّرُونَ ٢٦٦
Захочет ли кто-нибудь из вас, если у него будет сад из финиковых пальм и виноградника, в котором текут реки и растут всякие плоды, чтобы его сад был поражен огненным вихрем и сгорел, когда его постигнет старость, а его дети будут еще слабы? Так Аллах разъясняет вам знамения, - быть может, вы поразмыслите.
264- Ey iman edenler! Malını sırf insanlara gösteriş olsun diye infak eden, Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen kimse gibi sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet vermekle boşa çıkarmayın. Böyle birinin misali, üzerinde (azıcık) toprak bulunan, sağnak halinde yağan bir yağmurla (o toprak da sıyrılan, böylece) cascavlak ortada kalan bir kayaya benzer. Onlar kazandıkları hiç bir şeyi ele geçiremezler. Allah kâfirler topluluğuna yol göstermez. 265- Allah’ın rızasını arayarak ve nefislerinden bir sebat ile mallarını infak edenlerin misali de yüksek bir tepenin üstünde bulunan ve bol yağmur aldığı için meyvelerini iki kat veren güzel bir bahçeye benzer. O bol yağmur almasa bile çise alır (ki bu da ona yeter). Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. 266- Sizden herhangi biriniz ister mi ki hurma ve üzüm ağaçlarından bir bahçesi olsun, altından ırmaklar aksın, orada her çeşit meyveleri bulunsun ve kendisine de ihtiyarlık gelip çatsın, üstelik elleri ermez güçleri yetmez küçük çocukları da olsun, derken o bahçeye içinde ateş olan bir kasırga isabet etsin de bahçe (tümden) yanıversin? İşte Allah düşünesiniz diye âyetleri size böylece açıklar.
264-266. Allah, bu âyet-i kerimelerde (farklı tiplere dair) üç misal vermektedir: Kendi rızası için infak edip bu infakının akabinde başa kakma ve herhangi bir eziyet bulunmayan kişi, yaptığı infakın akabinde başa kakıp eziyet eden kişi ve bir de riyakârlık yapan kişi. Birincisinin infakı iman ve tam bir ihlâs ile verildiğinden dolayı makbuldür ve kat kat mükâfaat görecektir. Çünkü bu infak, “Allah’ın rızasını arayarak ve nefislerinden bir sebat ile” yapılmıştır. Yani bunlar cömertlikle, doğru ve samimi niyet üzere sebat eder halde infaklarını yaparlar. İşte böyle bir amelin misali “yüksek bir tepenin üstünde bulunan... güzel bir bahçeye benzer.” Böyle bir yer rüzgar ve güneş alır ve böyle bir bahçede su da boldur. Eğer bu bahçeye bol bir yağmur isabet etmeyecek olsa dahi bir çisinti bile yeterlidir. Çünkü onun yeri ve verimi güzeldir. Ayrıca bu bahçenin mahsullerinin gelişmesi, serpilmesi ve güzel meyve vermesi için gerekli bütün sebepler bir arada bulunmaktadır. İşte bundan dolayı bu bahçe “meyvelerini iki kat verir.” Bu niteliğe sahip olan bahçe insanın istediği en mükemmel türden bir bahçedir. O halde böyle bir faziletli amel de en yüce mertebeye sahip bir ameldir. Allah için infak etmekle birlikte bu infakın akabinde onu başa kakan, eziyet veren yahut da bir amel işleyip arkasından o ameli iptal edecek bir iş yapan kimsenin misali ise diğer örnekte sözü geçen bahçe sahibi kimseye benzer. Yüce Allah bu bahçeye “içinde ateş olan bir kasırga” yani şiddetli bir fırtına musallat eder de o bahçe yanıp kül olur. Üstelik bu bahçe sahibinin güçsüz çoluk çocuğu vardır ve kendisi de yaşlanmış, güçsüz düşmüştür. İşte böyle bir durum en çetin durumlardan biridir. Bundan dolayı Yüce Allah bu misalin başında:“Sizden herhangi biriniz ister mi ki...” diye muhataplarca çok kötü olduğunun kabul edileceğini ifade eden bir soru ile başlamaktadır. Çünkü böyle bir bahçenin ağaçlarının güzel bir hal almasından ve mahsullerini vermesinden sonra aniden yok olup gitmesi, çok büyük bir musibettir. Diğer taraftan böyle bir facianın meydana geldiği sırada o bahçenin sahibinin çalışamayacak kadar zayıflamış yaşlı biridir ve güçsüz çoluk çocuğu da vardır. Onlar kendisine yardımcı olamamakta, üstelik onların ihtiyaçlarını da kendisi karşılamaktadır. Bu da bir başka facia! Buna göre önceleri Allah için bir amelde bulunan sonra da bu amelini ona aykırı bir işle iptal edip boşa çıkaran kişi, bu örnekteki gibi, bahçesine son derece muhtaç olduğu bir sırada karşı karşıya kaldığı böyle bir musibetle her şeyini kaybeden kimsenin durumuna benzer. Üçüncü örnek ise Allah’a imanı bulunmayan, onun mükâfaatını da ummayan ve insanlara karşı riyakarlık yapan kimseye dairdir. Böyle bir kimsenin kalbi kaypak bir kayaya benzer. Kayanın üzerinde bir parça toprak vardır. Onu gören kişi bu toprağa yağmur isabet edecek olursa onun güzel araziler gibi bitki bitireceğini zanneder. Ancak o, oldukça şiddetli bir yağmurun isabet ederek üzerindeki toprağı alıp götürdüğü, böylece cascavlak bıraktığı bir kayadan ibarettir. Bu misal, içinde imanın bulunmadığı, aksine katılaşmış, yumuşamayan ve Allah korkusu da duymayan riyakâr kimsenin kalbine uygun bir örnektir. Böyle bir kimsenin amel ve infaklarının üzerinde yükseleceği bir temeli olmadığı gibi varacağı bir gayesi de yoktur. Aksine böylesinin ameli -kabul şartını taşımadığından dolayı- geçersizdir, boşa gitmiştir. Bundan önceki misalde sözü edilen kişinin ameli ise kabul şartının var olmasından sonra -kabulüne engel hususlar ortaya çıktığı için- boşa gitmiştir. Birinci örnekteki kişinin ameli ise makbuldür, kat kat mükâfaat görecektir. Çünkü bu amel iman, ihlâs, sebat vb. gibi şartları taşımakla birlikte, ameli boşa çıkaracak engellerden de uzaktır. Bu üç misal, amel sahibi herkes için geçerlidir. O nedenle herkes kendisini ve başkalarını bu adaletli ölçülerle ve uygun misallerle ölçüp tartsın. “İşte misaller... Biz bunları insanlara örnek veriyoruz. Ancak onları alimlerden başkası düşünüp anlamaz.”(el-Ankebut, 29/43)
2:267–268Страница 45
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبۡتُمۡ وَمِمَّآ أَخۡرَجۡنَا لَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِۖ وَلَا تَيَمَّمُواْ ٱلۡخَبِيثَ مِنۡهُ تُنفِقُونَ وَلَسۡتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغۡمِضُواْ فِيهِۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ ٢٦٧
О те, которые уверовали! Делайте пожертвования из приобретенных вами благ и того, что Мы взрастили для вас на земле, и не стремитесь раздать в качестве пожертвования дурное, чего бы вы сами не взяли, пока не зажмурили глаза. И знайте, что Аллах - Богатый, Достохвальный.
ٱلشَّيۡطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلۡفَقۡرَ وَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡفَحۡشَآءِۖ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغۡفِرَةٗ مِّنۡهُ وَفَضۡلٗاۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٞ ٢٦٨
Дьявол угрожает вам бедностью и велит творить мерзость. Аллах же обещает вам прощение от Него и милость. Аллах - Объемлющий, Знающий.
267- Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız şeylerin iyilerinden infak edin. Onların içinden (size verildiği takdirde) gözünüzü kapatmadan almayacağınız kötü şeyleri vermeye yeltenmeyin. Bilin ki Allah Ganidir, Hamîddir. 268- Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin işleri emreder. Allah ise size kendi katından bir mağfiret ve bolluk vaadediyor. Allah Vâsi’dir, Alîmdir.
267. Yüce Allah kullarını yaptıkları ticaretlerde kazandıklarından, Allah’ın yeryüzünden kendileri için çıkartmış olduğu tahıl ve meyvelerden infak etmeye teşvik etmektedir. Bu, hem altın ve gümüşün, hem alış-veriş için hazırlanmış ticaret mallarının, hem de topraktan çıkan tahıl ve mahsullerin zekâtını vermeyi kapsar. Ayrıca bu infak emrinin kapsamına bütün farz ve nafile infak çeşitleri de girer. Yüce Allah infak edecekleri malların iyilerini vermelerini, kötü ve bayağı olanlarını ayırarak Allah için onları vermeye kalkışmamalarını emretmektedir. Çünkü böyle bir bayağı mal, alacakları bulunan bir kişi tarafından kendilerine verilecek olsa, onlar böyle bir şeyi beğenip kabul etmezler ve onu ancak gözlerini kapatıp alırlar. O halde (zekat ve sadakada) farz olan, bu gibi malların orta halli olanını vermektir. Kemal derecesi ise üstün ve kaliteli olanlarını vermektir. Yasak olan da bayağı ve adi olanları vermektir. Çünkü bu kabilden olan bir infakta farz yerine gelmiş olmaz, müstehap infakta da tam bir mükâfaat elde edilemez. “Bilin ki Allah Ganidir.” Hiçbir yaratılmışa muhtaç olmayandır. İnfak edenlerin infaklarına da itaat edenlerin itaatine de muhtaç değildir. Onlara infakı emir ve teşvik etmesi onların faydalarınadır ve O’nun, üzerlerindeki katıksız lütuf ve kereminden dolayıdır. O hiçbir şekilde muhtaç olmamakla birlikte, kemal derecesine gani olmasına, bağışlarının geniş ve bol olmasına rağmen, kulları için teşrî’ buyurduğu, kendilerini esenlik yurduna ulaştıracak hükümler dolayısı ile de “Hamiddir” her türlü övgüye layık olandır. O lütuf, adalet ve hikmet çerçevesinin dışına çıkmayan bütün fiilleri dolayısı ile de övgüye layık olandır. O bütün sıfatları ile de övgüye layıktır. Çünkü O’nun bütün sıfatları güzeldir, mükemmeldir. Kullar ise bunların özünü kavrayamaz, gerçek niteliklerini idrak edemezler. 268. Yüce Allah faydalı infaklara teşvik ettkten sonra zararlı olan cimriliği yasaklamakta ve iki türlü davetçi ile karşı karşıya olunduğunu beyan etmektedir: Birisi Rahman’ın davetçisi olup bu, insanları hayra çağırır, hayır dolayısı ile onlara iyilik, ilahi lütuf, dünyevi ve uhrevi mükâfaatlar vaadeder. Yaptıkları infakın yerine başkalarının verileceğini bildirir. Diğeri ise Şeytanın davetçisi olup o da onları cimriliğe teşvik eder ve infak ettikleri takdirde fakir düşeceklerini söyleyerek onları korkutur. Rahman’ın davetçisinin çağrısını kabul ederek Allah’ın kendisine ihsan ettiği rızıktan infak eden kişiye günahlarının bağışlanacağı ve her bir isteğinin gerçekleşeceği müjdesi vardır. Şeytanın davetçisinin çağrısını kabul eden kimseye gelince; bilsin ki Şeytan kendi taraftarlarını cehennemliklerden olmaya çağırır. Kul, artık kendisine yakıştırdığı hangisi ise onu tercih etsin. Yüce Allah bu âyet-i kerimeyi: “Allah Vâsi’dir, Alîmdir.” diyerek sona erdirmektedir. O, “Vâsi’dir” yai sıfatları pek geniş, bağışları çok boldur. “Alîmdir”, amelde bulunanların arasında kimlerin amelinin kat kat mükâfaata layık olduğunu çok iyi bilendir. Kimin bu gibi mükâfaatlara layık olduğunu çok iyi bilir ve böylelerini hayırları işleyip kötülükleri terk etmeye muvaffak kılar.
2:269Страница 45
يُؤۡتِي ٱلۡحِكۡمَةَ مَن يَشَآءُۚ وَمَن يُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ فَقَدۡ أُوتِيَ خَيۡرٗا كَثِيرٗاۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٢٦٩
Он дарует мудрость, кому пожелает, и тот, кому дарована мудрость, награжден великим благом. Однако поминают назидание только обладающие разумом.
269- O, Hikmeti dilediğine verir. Kendisine hikmet verilen kimseye ise pek çok hayır verilmiş demektir. Olgun akıl sahiplerinden başkası (bunu) iyice bellemez.
269. Allah mallarını infâk edenlerin hallerini, bu malları onlara kendisinin ihsan ettiğini, lütfedip bağışladığını, onların da bu sayede hayır yollarında infâk etme ve yüksek makamlara ulaşma imkanına sahip olduklarını söz konusu ettikten sonra bütün bunlardan daha faziletli olan bir hususu söz konusu etmektedir. Bu husus, O’nun, hikmeti kullarından dilediği ve haklarında hayır murad ettiği kimselere vermesidir. Hikmet faydalı ilim, isabetli bilgi, dosdoğru akıl, sapasağlam düşünce, söz ve fiillerde hayra isabet etme demektir. Gerçekten bu, bağışların en üstünü ve ihsanların en değerlisidir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Kendisine hikmet verilen kimseye ise pek çok hayır verilmiş demektir.” buyurmaktadır. Çünkü o böylelikle cehalet karanlıklarından kurtulup hidâyetin nuruna, söz ve davranışlarda sapma ahmaklığından kurtulup doğruya isabet etme ve doğru davranma nimetine kavuşmuş olur. Böyle bir kimse, bu büyük hayır sayesinde nefsini kemale erdirir ve artık o, diğer insanlara dinlerinde ve dünyalarında faydalı olmaya hazır hale gelmiş olur. Bütün işler ancak hikmet sayesinde düzene girer. Zira hikmet eşyayı gerçek yerlerine yerleştirmek, işleri olması gereken yere oturtmak, ileri gidilmesi gereken yerde ileri gitmek, durulması gereken yerde de durmak demektir. Fakat bu önemli hususu düşünen ve bu büyük bağışın kadrini bilebilenler ancak “olgun akıl sahipleri”dir. Bunlar ise yetkin akıl sahibi, mükemmel düşünce sahibi kimselerdir. Bunlar faydalı olanı bilir, gereğince amel ederler. Zararlı olanı da bilir ve onu terk ederler. Bu iki husus yani mala dayalı infakı çokça yapmakla ilme dayalı hikmeti yaymak Yüce Allah’a yaklaşan kimselerin kendisi ile O’na yaklaştıkları en faziletli amel, en üstün ikramlara kendileri ile ulaşabildikleri en yüce davranışlardır. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şu buyruğunda bu ikisinden söz etmektedir:“Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah'ın mal verip o malı hak yolda tüketmesini imkânını verdiği bir adam ve Allah’ın kendisine hikmet verdiği adam ki o, insanlara o hikmeti öğretir.”
2:270–271Страница 46
وَمَآ أَنفَقۡتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوۡ نَذَرۡتُم مِّن نَّذۡرٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُهُۥۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ أَنصَارٍ ٢٧٠
Что бы вы ни потратили, какой бы обет вы ни дали, Аллах знает об этом. Но для беззаконников нет помощников.
إِن تُبۡدُواْ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِيَۖ وَإِن تُخۡفُوهَا وَتُؤۡتُوهَا ٱلۡفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيۡرٞ لَّكُمۡۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمۡۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ٢٧١
Если вы раздаете милостыню открыто, то это прекрасно. Но если вы скрываете это и раздаете ее неимущим, то это еще лучше для вас. Он простит вам некоторые из ваших прегрешений. Аллах ведает о том, что вы совершаете.
270- Yaptığınız her türlü infakı yahut adadığınız her adağı Allah muhakkak bilir. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur. 271- Sadakalarınızı açıkça verirseniz bu, ne kadar güzeldir! Şâyet onları gizler ve fakirlere verirseniz, işte bu, sizin için daha hayırlıdır. (Böylece) O, günahlarınızın bir kısmını da bağışlar. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
270. Yüce Allah şunu haber vermektedir: İnfak edenler her ne infak ederlerse yahut sadaka verenler ne verirlerse veya adakta bulunanlar neyi adarlarsa şüphesiz Allah onu bilir. Yüce Allah’ın bunları bildiğini haber vermesi, bunların karşılığını vereceğine ve Yüce Allah’ın nezdinde zerre ağırlığınca hiçbir şeyin kaybolmadığına delildir. Ayrıca O, kuldan sadır olan iyi veya kötü niyeti de bilir. Allah’ın kendilerine farz kıldıklarını vermeyen yahut da Allah’ın kendilerine haram kıldığı şeyleri işleme cesaretini gösteren zalimlere, Allah’a karşı yardım edebilecek ve onları azaptan koruyabilecek hiç kimse yoktur, böylelerinin cezalandırılmaları kaçınılmazdır. 271. Yüce Allah şunu haber vermektedir: Sadaka veren kişi sadakasını açıktan verirse bu güzeldir, eğer onu gizli bir şekilde verir de fakire öylece teslim ederse böylesi daha faziletlidir. Çünkü fakire verilen sadakayı gizlice vermek ona ikinci bir iyiliktir. Aynı şekilde böyle bir tutum ihlâsın kuvvetine de delildir. Zaten Yüce Allah’ın hiçbir gölgenin olmadığı bir günde kendi özel gölgesinde barındıracağı yedi kişiden birisi de:“Sadakayı sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizleyen” kimsedir. Yüce Allah’ın:“Şâyet onları gizler ve fakirlere verirseniz, işte bu, sizin için daha hayırlıdır” buyruğunda oldukça incelikli bir mana vardır. O da şudur: Sadakayı -eğer fakire verilecek olursa- gizli saklı vermek onu açıktan vermekten daha hayırlıdır. Şâyet herhangi bir hayır yoluna infak yapılacak olursa âyet-i kerimede böyle bir sadakanın gizli saklı verilmesinin daha faziletli olduğuna dair delil olacak bir şey yoktur. O nedenle bu hususta şeriatın kaideleri, maslahat neyi gerektiriyorsa ona riâyet edileceğini göstermektedir. Hatta bazı hallerde başkalarına örnek ve önder olmak, onları da hayır ameller işlemeye teşvik etmek söz konusu olacaksa sadakayı açıktan vermek daha hayırlı olabilir. Yüce Allah’ın:“(Böylece) O, günahlarınızın bir kısmını da bağışlar” buyruğunda da şu hususa işaret edilmektedir: Sadakalarda iki kazanç bir arada bulunur: Hayrın hâsıl olması ki bu da hasenatın, mükâfaatın ve ecrin çokluğudur. Bir de günahların bağışlanması sureti ile dünyevi ve uhrevi kötülüklerin ve belaların defedilmesidir. “Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.” O nedenle de hikmetine uygun olarak herkese ameline göre karşılık verecektir.
2:272Страница 46
۞ لَّيۡسَ عَلَيۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَلِأَنفُسِكُمۡۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ ٱللَّهِۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرٖ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ ٢٧٢
Вести их прямым путем - не твоя обязанность, ибо Аллах ведет прямым путем, кого пожелает. Все, что вы расходуете, идет на пользу вам самим. Вы расходуете это только из стремления к Лику Аллаха. Какое бы добро вы ни израсходовали, вам воздастся сполна, и с вами не поступят несправедливо.
272- Onları hidâyete erdirmek senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah dilediği kimseyi hidâyete erdirir. Her ne hayır infak ederseniz kendi faydanızadır. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için infak edersiniz. Hayır türünden her neyi infak ederseniz, (karşılığı) size eksiksiz verilir ve size asla zulmedilmez.
272. Yani ey peygamber, sana düşen ancak tebliğ, insanları hayra teşvik etmek ve kötülüklerden de sakındırmaktır. Hidâyete erdirmeye gelince bu, Allah’ın elindedir. Ayrıca Yüce Allah gerçek mü’minlerden de şöylece haber vermektedir: Gerçek mü’minler ancak Rablerinin rızasını isteyerek, onun mükâfaatını umarak infak ederler. Çünkü imanları buna davet eder. Bu ise mü’minler için bir hayırdır, bir tezkiyedir. Ayrıca bu buyruk, onlara ihlâslı olmayı da hatırlatmktadır. Yüce Allah yaptıkları infakları bildiğini bir kez daha tekrarlamakta böylece nezdinde zerre ağırlığı kadar bir hayrın dahi asla kaybolmayacağını onlara bildirmektedir:“Allah şüphesiz zerre ağırlığı kadar zulmetmez. (Yapılan) bir iyilik olursa onu da kat kat artırır ve lütfundan büyük bir mükâfat verir.”(en-Nisâ, 4/40)“Hayır türünden her neyi infak ederseniz (karşılığı) size eksiksiz verilir” kıyamet gününde ecirlerinizi tastamam alırsınız. “ve size asla zulmedilmez.” İyiliklerinizden hiçbir şey hatta zerre kadar bile eksiltilmez, kötülüklerinize de hiçbir şey eklenmez.
2:273–274Страница 46
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحۡصِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ ضَرۡبٗا فِي ٱلۡأَرۡضِ يَحۡسَبُهُمُ ٱلۡجَاهِلُ أَغۡنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعۡرِفُهُم بِسِيمَٰهُمۡ لَا يَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلۡحَافٗاۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ ٢٧٣
Милостыня полагается неимущим, которые задержаны на пути Аллаха или не могут передвигаться по земле. Неосведомленный считает их богачами по причине их скромности. Ты узнаешь их по приметам: они не выпрашивают у людей милостыню настойчиво. Какое бы добро вы ни израсходовали, Аллах знает об этом.
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ سِرّٗا وَعَلَانِيَةٗ فَلَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ وَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٢٧٤
Тем, кто расходует свое имущество ночью и днем, тайно и явно, уготована награда у их Господа. Они не познают страха и не будут опечалены.
273- (Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmiş, yeryüzünde dolaşmaya gücü yetmeyen, iffetli davranmalarından dolayı bilmeyenin kendilerini zengin sandığı, senin ise simalarından tanıdığın ve yüzsüzlük edip de insanlardan (bir şey) istemeyen o fakirler içindir. Şüphesiz hayır türünden her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir. 274- Mallarını gece-gündüz, gizli-açık infak edenler var ya, işte onların Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
273. Yani verdiğiniz sadakaları gereken araştırmayı yaparak, kendilerini Allah yoluna ve O’na itaate vakfetmiş, bununla birlikte mal kazanma istekleri bulunmayan ya da buna güçleri yetmeyen ve aynı zamanda da iffetli davranan, o nedenle de onları tanımayan kimsesinin kendilerini gördüğü vakit zengin zannettiği fakirleri bulmanız gerekir. “yüzsüzlük edip de insanlardan (bir şey) istemeyen” Ounlar hiçbir zaman istemezler. Eğer mecbur kaldıkları için isteyecek olsalar dahi isteklerinde yüzsüzlük edip ısrar etmezler. İşte bunlar ihtiyaçlarını gidermeleri için kendilerine infak edilen fakir kesimlerin en faziletlileridir. Onlara verilenle hacetleri giderilir, maksatlarını gerçekleştirmeleri için ve hayır yolunda onlara yardım edilmiş olur. Sabır, yaratıcının nimetini gözlemek ve yaratılmışlardan bir şey beklememek gibi nitelikleri dolayısı ile bu, onlara ilâhî bir mükâfat gibi olur. Bununla birlikte iyilik ve ihsan yollarında ve nerede olurlarsa olsunlar muhtaçlara infakta bulunmak elbetteki bir hayırdır, ecre sebeptir ve Allah nezdinde mükâfaatı görülecektir. Bundan dolayı Yüce Allah bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
274. İşte bu şekilde infak edenleri Allah kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde gölgesinde barındıracaktır. Şüphesiz Allah onları pek çok hayırlara nail edecek, kederlerini, korkularını ve hoşlanmadıkları şeyleri onlardan uzak tutacaktır. “Rableri katında mükâfatları vardır” buyruğu da bu infak edenlerden her birisinin kendi durumuna uygun bir mükâfaatı vardır, demektir. Bu mükâfaatın özellikle “Rab’leri katında” olmakla tahsis edilmesi bu durumun ne kadar şerefli olduğuna ve ne büyük bir önem taşıdığına delildir. Nitekim sahih bir hadiste de şöyle buyrulmaktadır:“Şüphesiz ki kul helâl kazancından bir hurma tasadduk eder de Cebbar olan Allah onu eli ile alıp kabul eder ve o kimse için bu sadakayı tıpkı sizden herhangi birinin kendi tayını besleyip büyütmesi gibi besleyip büyütür. Nihayet o, kocaman bir dağ gibi oluverir.”
Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии