Ас-Саади · Тафсир · на турецком
Аль-Хаджж 22:52–76
22:52–54Страница 338
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولٖ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلۡقَى ٱلشَّيۡطَٰنُ فِيٓ أُمۡنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ ثُمَّ يُحۡكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٞ ٥٢
Мы не отправляли до тебя такого посланника или пророка, чтобы дьявол не подбросил свое в его чтение, когда он читал откровение. Аллах уничтожает то, что подбрасывает дьявол. Потом Аллах утверждает Свои знамения, ведь Аллах - Знающий, Мудрый.
لِّيَجۡعَلَ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ فِتۡنَةٗ لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ وَٱلۡقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدٖ ٥٣
Он делает то, что подбрасывает дьявол, искушением для тех, чьи сердца поражены недугом и чьи сердца ожесточены. Воистину, беззаконники находятся в полном разладе с истиной.
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤۡمِنُواْ بِهِۦ فَتُخۡبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ٥٤
Пусть знают те, кому даровано знание, что это - истина от твоего Господа, чтобы они могли уверовать в него, а их сердца могли смиренно покориться ему. Воистину, Аллах наставляет верующих на прямой путь.
52- Senden önce ne kadar rasûl ve nebi gönderdi isek hepsi de (kendisine vahyedileni) okumak istediği zaman şeytan, mutlaka onun okumasına bir şeyler katmak istemiştir. Ama Allah, şeytanın katmak istediğini iptal eder, sonra da kendi âyetlerini sapasağlam yerleştirir. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. 53- Bu; Allah'ın, şeytanın katacağı şeyi kalplerinde hastalık bulunanlarla kalpleri katılaşmış olanlar için bir imtihan kılması içindir. Muhakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler. 54- Yine bu, kendilerine ilim verilenlerin, bu (Kitabın) Rabbinden sana gelen hak olduğunu bilip ona iman etmeleri ve kalplerinin de ona boyun eğmesi içindir. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru bir yola iletir.
52. Yüce Allah, sonsuz hikmetini ve kulları için tercihini haber vererek şunu bildirmektedir: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den önce ne kadar “rasûl ve nebi gönderdi isek hepsi de (kendisine vahyedileni) okumak istediği zaman” yani insanlara öğüt vermek, onlara birtakım hususları emredip bazı şeyleri de yasaklamak üzere okumaya geçtiğinde “şeytan mutlaka” kendi özel yolları, hile ve tuzakları ile “onun okumasına” peygamberin o okuyuşu ile çelişen “bir şeyler katmak istemiştir.” Bununla birlikte Yüce Allah, peygamberleri Allah’tan alıp tebliğ ettikleri hususlarda hatadan yana korumuş, vahyini de başka şeylerle karışmaya yahut da onda tereddüde düşmeye karşı muhafaza etmiş bulunduğundan, şeytanın katmak istediği bu şeylerin kalıcılığı ve sürekliliği söz konusu değildir. O sadece gelip geçici bir durumdur. Daha sonra yok olur, bir etkisi kalmaz. Gelip geçici hususların ise kendine has birtakım etkileri vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ama Allah, şeytanın katmak istediğini iptal eder.” Giderir, yok eder, çürütür ve onun kendi âyetlerinden olmadığını da beyan eder. “Sonra da kendi âyetlerini sapasağlam yerleştirir.” Ve bunları şeytanın katmak istediklerinden arındırır, muhafaza eder ve böylelikle şeytanın katıştırmaya çalıştıklarından uzak, arı duru halleri ile kalmaya devam ederler. “Allah her şeyi bilendir.” Yani kuvvet ve kudreti kâmil olandır ki bu kuvvetinin kemali ile vahyini korur ve şeytanların katıştırmak istediklerini de ortadan kaldırır. “hikmet sahibidir.” Her şeyi yerli yerine koyandır. Şeytanlara sözü edilen katıştırma imkânını vermesi de O’nun hikmetinin kemalindendir ki O, şu buyruğunda sözünü ettiği hususun gerçekleşmesi için buna izin verir:
53. “Bu, Allah'ın, şeytanın katacağı şeyi kalplerinde hastalık bulunanlarla” Bunlar, kalplerinde zayıflık bulunan, tam bir iman ve kati bir tasdik bulunmayan kimselerdir ki bu nedenle de en basit bir şüphe dahi kalplerinde tereddüt uyandırır. Böylelikle şeytanın katmak istediklerini işitir işitmez hemen şüphelerin etkisi altında kalır ve bu onun için bir imtihan olur. “kalpleri katılaşmış olanlar için” Bunlar da herhangi bir uyarı ve hatırlatmanın etki etmediği, katılığı dolayısı ile Allah’tan da Rasûlünden de bir şey kabul etmeyen kimselerdir. İşte Allah bu olayı, kendilerine hiçbir önem atfetmediği bu iki kesim için “bir imtihan” sebebi “kılması için.” yapar. Bu katı kalpliler, şeytanın katmak istediklerini işittiklerinde onu batıl yollarının lehine bir delil kabul eder, bunu ileri sürerek Allah’a ve Rasûlüne karşı çıkarlar. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.” Allah’a karşı çıkmaktadırlar. Hakka karşı inatlaşmakta, muhalefet etmektedirler ve doğrudan alabildiğine uzaktırlar. Şeytanın bu katmak istedikleri, işte bu iki kesim için bir imtihan sebebi olur. Böylelikle kalplerinde saklı bulunan murdarlık ortaya çıkmış olur. Üçüncü kesime gelince bu husus, bu üçüncü kesim hakkında bir rahmet halini alır ki bu kimseler de şu buyrukta söz konusu edilmektedirler:
54. “Yine bu, kendilerine ilim verilenlerin, bu (Kitabın) Rabbinden sana gelen bir hak olduğunu bilip ona iman etmeleri” Yüce Allah’ın kendilerine bağışladığı ilim sayesinde hakkı batıldan, doğruyu eğriden ayırabilmeleri, Yüce Allah’ın sağlamlaştırdığı ve sabit kalmasını dilediği hak ile hükmünü ortadan kaldıracağı gelip geçici batılı, her birisine dair delillere dayanarak ayırt edebilmeleri içindir. Yüce Allah’ın hikmeti sonsuz olduğunu ve iyi olsun kötü olsun nefislerin gizli saklı yönlerini bu yolla ortaya çıkartmak için türlü imtihan şekillerini takdir buyurduğunu bilsinler, bundan dolayı O’na gereği gibi iman etsinler, çeşitli şüphe ve tereddütler arız olduğu takdirde bunları bertaraf ederek imanları artsın diyedir. “ve kalplerinin de ona boyun eğmesi içindir.” Allah’ın emrine boyun eğsinler, hikmetine teslim olsunlar diyedir ki bu da Yüce Allah’ın kendilerine verdiği hidâyetin bir parçasıdır. “Muhakkak Allah iman edenleri” imanları sebebi ile “dosdoğru bir yola iletir.” Hakkı bilmeye ve gereğince amel etmeye ulaştırır. “Allah Teâlâ, sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sebat verir”(İbrahim, 14/27) İşte bu da Yüce Allah’ın kuluna verdiği sebat türlerden biridir. u ayetlerde Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem’e rasûllerden diğer kardeşleri örnek olarak gösterilmektedir. Zira o, en-Necm sûresini okurken:“Gördünüz mü Lat’ı ve Uzza’yı ve o üçüncüleri olan Menat’ı” âyetine gelince şeytan, onun kıraatına “onlar yüce putlardır, şefaatleri ümit edilir” sözlerini kattı. Bu da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i üzdü ve insanlar içinde de bir fitne/imtihan oldu. Bunun üzerine de Allah bu âyetleri indirdi.
22:55–57Страница 338
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي مِرۡيَةٖ مِّنۡهُ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةً أَوۡ يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَقِيمٍ ٥٥
А неверующие не перестанут сомневаться в нем, пока не нагрянет внезапно Час или пока не постигнут их мучения в бесплодный день.
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذٖ لِّلَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٥٦
Власть в тот день будет принадлежать Аллаху, и Он рассудит между ними. И тогда те, которые уверовали и совершали праведные деяния, окажутся в Садах блаженства.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٞ مُّهِينٞ ٥٧
Тем же, которые не уверовали и считали ложью Наши знамения, уготованы унизительные мучения.
55- Kıyamet kendilerine ansızın gelinceye dek yahut da kısır bir günün azabı kendilerine gelinceye kadar kâfirler, o (Kur'ân’dan) yana şüphe içinde olmaya devam edeceklerdir. 56- O gün hükümranlık Allah’ındır. O, onların aralarında (şöyle) hükmeder: İman edip salih ameller işleyenler Naîm cennetlerindedirler. 57- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar için de alçaltıcı bir azap vardır.
55. Yüce Allah, kâfirlerin durumunu, onların inatlarını ve yüz çevirmelerini haber vermektedir: Ey Muhammed, kendilerine getirdiğin kitap hakkında şüphe içerisinde kalmaya devam edecekler ve bu hallerini “kıyamet kendilerine ansızın gelinceye dek yahut da kısır bir günün azabı kendilerine gelinceye kadar” sürdüreceklerdir ki o kısır günde kendileri hakkında hiçbir hayır olmayacaktır. Kıyamet günü yahut o kısır gün, kendilerine geleceği vakit kâfirler yalan söylediklerini bilecekler ve pişmanlığın kendilerine fayda sağlayamayacağı bir vakitte pişmanlık duyacaklardır. Her türlü hayırdan yana ümitlerini kesmiş olacaklar, peygambere iman etselerdi ve onunla birlikte yol tutmuş olsalardı diye arzu edeceklerdir. O nedenle bu buyruklarda şüphelerini ve iftiralarını sürdürmeye devam etmekten sakındırılmaktadırlar.
56. “O gün” yani kıyamet gününde “hükümranlık Allah’ındır.” O’ndan başkasının hiçbir hükümranlığı olmayacaktır. “O, onların aralarında” adaletli hükmü ile haklıyı haksızdan ayırt edici yargısı ile “(şöyle) hükmeder:” Allah’a, peygamberlerine ve onların getirdiklerine “iman edip” bu imanlarını tasdik etmek üzere “salih ameller işleyenler Naîm cennetlerindedirler.” Hiçbir kimsenin nitelendiremeyeceği, akılların idrak edemeyeceği türden kalbi, ruhi ve bedeni nimetler içerisinde olacaklardır. Allah’a ve peygamberlere karşı “kâfir olup âyetlerimizi” hakka ve doğruya ileten belgelerimizi “yalanlayanlara” onlardan yüz çeviren veya onlara karşı inatlaşanlara “gelince onlar için de” aşırı şiddetinden, acısından ve kalplere kadar ulaşmasından dolayı “alçaltıcı bir azap vardır.” Allah’ın peygamberlerini ve âyetlerini hakir gördükleri için Yüce Allah da azap ile onları hakir kılacaktır.
22:58–59Страница 339
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓاْ أَوۡ مَاتُواْ لَيَرۡزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزۡقًا حَسَنٗاۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ٥٨
Аллах непременно наделит прекрасным уделом тех, которые переселились на пути Аллаха, а затем были убиты или умерли. Воистину, Аллах - Наилучший из дарующих удел.
لَيُدۡخِلَنَّهُم مُّدۡخَلٗا يَرۡضَوۡنَهُۥۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٞ ٥٩
Он непременно введет их во вход, которым они останутся довольны. Воистину, Аллах - Знающий, Выдержанный.
58- Allah yolunda hicret eden, sonra da öldürülen yahut ölen kimseleri Allah, elbette güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Hiç şüphesiz rızık verenlerin hayırlısı Allah'tır. 59- O, elbette onları razı olacakları bir yere koyacaktır. Gerçekten Allah, her şeyi pek iyi bilendir, Halîmdir.
58. Bu, Allah yolunda yurdundan çıkan, vatanından, çocuklarından ve malından Allah rızası için ve O’nun dinine yardımcı olmak kastı ile hicret eden kimselere pek büyük bir müjdedir. Böylesinin mükâfatını vermek Allah’a aittir. İster yatağında ölsün, isterse Allah yolunda cihad ederek öldürülsün, fark etmez. “Allah elbette güzel bir rızık ile rızıklandıracaktır.” Onları hem Berzah aleminde hem de Kıyamet gününde o huzur ve sükûnu, güzel kokuları, güzelliği ve ihsanı, kalbî ve bedenî nimetleri bir arada barındıran cennete koymakla rızıklandıracaktır. Bu ayet-i kerimeden maksat şu da olabilir: Allah yolunda hicret eden kimsenin dünyada güzel ve geniş bir şekilde rızkını vermeyi Allah üzerine almıştır. İster bu kimsenin yatağı üzerinde öleceğini isterse de şehid olarak öldürüleceğini bilmiş olsun, hepsinin rızkı Allah’ın teminatındadır. Öyleyse herhangi bir kimse yurdunu ve mallarını bırakıp hicret ettiği takdirde fakir düşeceğini ve muhtaç olacağını zannetmesin. Çünkü ona rızık veren, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Nitekim bu, Yüce Allah’ın haber verdiği gibi aynen gerçekleşmiştir. İlk muhacirler yurtlarını, çoluk çocuklarını ve mallarını Allah’ın dininin yardımına koşmak maksadı ile terk ettiler. Aradan fazla bir süre geçmeden de Yüce Allah nice ülkeleri fethetmelerini sağladı. Onları insanlara yönetici yaptı. O bölgelerin mallarından onlara vergiler ve çeşitli gelirler geldi. Böylece onlar insanların en zenginleri oluverdiler.
59. Bu açıklamaya göre Yüce Allah’ın:“O, elbette onları razı olacakları bir yere koyacaktır.” buyruğu Allah’ın onlara çeşitli ülkelerin fethini, özellikle de hoşnutluk ve sevinç içerisinde girdikleri şerefli Mekke fethini müyesser kılması ile gerçekleşmiştir. Ya da (ilk manaya göre) bundan kasıt, âhiretteki rızık olup girilecek yer de cennettir. Böylelikle âyet-i kerime, hem dünyadaki hem âhiretteki rızkı bir arada ifade etmiş olmaktadır. Buyruğun lafızları bütün bu anlamlara uygun düşmektedir. Anlaşılan o ki bu iki mana da doğrudur. İki mananın bir arada kastedilmiş olmasına da bir mani yoktur. “Gerçekten Allah, her şeyi pek iyi bilendir.” İşlerin içini de dışını da öncekilerini de sonrakilerini de bilir. ”Halîmdir.” İnsanlar, O’na isyan ederler, pek büyük günahlarla O’na karşı çıkarlar. O ise onları cezalandırmaya tam anlamıyla muktedir olduğu halde cezalarını çabuklaştırmaz. Aksine kesintisiz olarak onlara rızkını ihsan eder. Yine de lütfunu onlara ulaştırır.
22:60Страница 339
۞ ذَٰلِكَۖ وَمَنۡ عَاقَبَ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيۡهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٞ ٦٠
Вот так! Если кто-либо наказывает так, как он сам был наказан, после чего с ним поступают несправедливо, то Аллах непременно поможет ему. Воистину, Аллах - Снисходительный, Прощающий.
60- Bu böyledir. Kim kendisine yapılanın aynıyla ceza verir, sonra yine ona haksızca saldırılırsa, Allah elbette ona yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
60. Bir kimseye karşı bir suç işlenir, haksızlıkta bulunulursa o kimsenin suç işleyene aynıyla karşılık vermesi caizdir. Bunu yapacak olursa ona bir sorumluluk yoktur ve bundan dolayı da kınanmaz. Eğer bundan sonra da ona tekrar haksızlıkta bulunulursa şüphesiz Allah ona yardımcı olur. Çünkü o, mazlumdur. Hakkını tastamam aldığı için ona karşı haksızlık yapılması da caiz olmaz. Eğer kendisine yapılan kötülük sebebi ile başkasını cezalandıran bir kimseye bundan sonra zulüm edilecek olursa, Allah ona yardım edecektir. O halde kendisine zulmedildiği ve kendisine karşı suç işlendiği vakit herhangi bir kimseyi cezalandırmayan bir kimsenin Allah’ın yardımına mazhar olması öncelikle söz konusudur. “Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” O, günahkârları affeder, onları cezalandırmakta acele etmez. Günahlarını da bağışlar, siler. O günahların üzerlerindeki etkileri de izale eder. İşte Yüce Allah’ın bizatihi sahip olduğu sıfatı ve bütün zamanlarda kullarına muamelesi, af ve mağfiret ile onlara muamele etmektir. O halde ey zulme uğrayan, kendilerine karşı suç işlenen kimseler! Sizin de affedip bağışlamanız, cezalandırmaktan vazgeçmeniz gerekir ki Yüce Allah da size, sizin O’nun kullarına davrandığınız gibi davransın. Çünkü:“Kim affedip düzeltirse onun mükâfatını vermek, Allah’a aittir.”(eş-Şura, 42/40)
22:61–62Страница 339
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٞ ٦١
Это потому, что Аллах удлиняет день за счет ночи и удлиняет ночь за счет дня, а также потому, что Аллах - Слышащий, Видящий.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ ٦٢
Это потому, что Аллах есть Истина, а то, чему они поклоняются помимо Него, есть ложь, а также потому, что Аллах - Возвышенный, Большой.
61- Bu böyledir. Çünkü Allah geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. Yine Allah, her şeyi işitendir, görendir. 62- Bu böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir, O’nun dışında yalvardıkları ise batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah çok yücedir, büyüktür.
61. Size bunca güzel ve adaletli hükümleri şeriat olarak belirleyen, tasarrufu, takdir ve idaresi güzel olan zat, “geceyi gündüze” ekleyen “gündüzü de geceye” ekleyen, bunu ötekine, ötekini de buna girdirendir. Gündüzden sonra geceyi, geceden sonra gündüzü getiren, birinden eksilttiği kadarını diğerine katan, daha sonra da bunun aksini yapandır. Ki bunun sonucunda da mevsimler meydana gelir, gece ve gündüzün, güneş ve ayın maslahatları gerçekleşir ki bunlar, Yüce Allah'ın kullarına olan en üstün nimetlerinden ve en zorunlu ihtiyaçlarındandır. “Yine Allah her şeyi işitendir.” Değişik dillerle ifade edilen çeşitli ihtiyaçlarla yükselen bütün sesleri -birbirine karışsa dahi- işitendir. Siyah bir karıncanın karanlık gecedeki bir kayanın altındaki kıpırdanışını dahi “görendir.” “İçinizden birisi ister sözünü gizlesin ister açıklasın, gece gizlensin ve(ya) gündüzün yoluna gitsin hepsi (O’nun ilminde) birdir.”(er-Rad, 13/10)
62. “Bu” hükümler ve onların sahibi işte “böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir.” Asla sonu gelmez, yok olmaz. Kendisinden önce hiçbir şey bulunmayan ilk, kendisinden sonra hiçbir şey olmayacak olan Âhir/sondur. İsimleri de sıfatları da kemâl derecesindedir. Vaadini dosdoğru gerçekleştirendir. Sözü haktır, O’nun huzuruna çıkmak da, dini de haktır. İbadeti sürekli olarak fayda sağlayacak ve bu faydası kalıcı olan hakkın kendisidir. “O’nun dışında yalvardıkları” canlı-cansız putlar, Allah’a eş koşulan bütün varlıklar “ise batılın ta kendisidir.” Onlara yapılan ibadet de batıldır. Çünkü onlara yapılan ibadet, fani ve yok olmaya mahkum bir varlığa yöneliktir. Fani bir varlığa bağlı olarak yapılan ibadet de kaçınılmaz olarak batıl olacaktır. “Gerçekten Allah çok yücedir, büyüktür.” O, zatı itibari ile yücedir ve bütün yarattıklarının üstündedir. O, kadri/değeri itibari ile de yücedir ki bu sebeple sıfatları kemal derecesindedir. Bütün mahlukatı emri altında tuttuğu için de kahrı itibaryle de yücdir. Yine Zatı ile de isim ve sıfaları ile de büyüktür. Kıyamet gününde yeryüzünün O’nun avucunda, göklerin de sağ elinde katlanıp dürülmüş olacak olması, O’nun bu azametinin ve büyüklüğünün bir tecellisidir. Yine O’nun Kürsisinin gökleri ve yeri kuşatmış olması da O’nun büyüklüğünün bir tecellisidir. Bütün kulların mukadderatının O’nun elinde olması da azamet ve kibriyâsındandır. O nedenle kullar, O’nun meşîeti/dilemesi olmaksızın hiçbir tasarrufta bulunamazlar. O’nun iradesi olmadan hareket edemezler, hareket halinde iken de duramazlar. Mukarreb meleklerin ve mürsel peygamberler de dahil Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği Allah’ın büyüklüğünün/kibriyâsının hakikati şudur: Bütün kemal, celal, azamet ve kibriya sıfatları Yüce Allah’ındır. O, bütün bu sıfatların en yüce, en yüksek ve en mükemmel derecesine sahiptir. Göklerde ve yerde bulunanların tümünden sadır olan bütün ibadetlerin hepsinin O’na yöneltilmesi, bu ibadetlerde yalnızca O’nun yüceltilmesi, tazim edilmesi, celal ve ikram sahibi olduğunun dile getirmesi de O’nun kibriyasından/büyüklüğündendir. Bundan dolayıdır ki tekbir, namaz ve benzeri büyük ibadetlerin şiârıdır.
22:63–64Страница 339
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَتُصۡبِحُ ٱلۡأَرۡضُ مُخۡضَرَّةًۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٞ ٦٣
Неужели ты не видишь, как Аллах ниспосылает с неба воду, после чего земля зеленеет? Воистину, Аллах - Проницательный (или Добрый), Ведающий.
لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ٦٤
Ему принадлежит то, что на небесах, и то, что на земле. Воистину, Аллах - Богатый, Достохвальный.
63- Görmez misin ki Allah gökten bir su indirir de yeryüzü yemyeşil oluverir? Şüphesiz Allah Latiftir, her şeyden haberdardır. 64- Göklerde olanlar da yerde olanlar da yalnız O’nundur. Hiç şüphesiz Ğaniy ve Hamid olan Allah'tır.
63. Bu buyruk ile Yüce Allah, vahdâniyetine ve kemaline delil olan ilâhî belgelere dikkatle bakmaya teşvikte bulunmaktır. “Görmez misin” Gözünle ve basiretinle tanık olmadın mı “ki Allah gökten bir su indirir” yağmuru, kupkuru, sakin, her tarafı toz toprak haline gelmiş, ağaçları ve bitkileri kurumuş bir halde bulunan toprağa indirir “de yeryüzü yemyeşil oluverir.” Değerli her çift bitkiye bürünmüş ve böylelikle yeryüzü göz kamaştırıcı bir manzara almış olur. İşte ölümünden ve hareketsizliğinden sonra orayı dirilten, hiç şüphesiz çürümüş kemik haline geldikten sonra ölüleri de diriltecek olandır. “Şüphesiz Allah Latiftir.” Latif; eşyanın iç yüzünü, gizli saklı hallerini ve bütün incelikleri bilen, kulların fark edemeyecekleri, onlar için saklı kalan oldukça inceliklere sahip çeşitli yollarla hayır ve nimetler ulaştıran ve onlardan şerri uzaklaştıran demektir. Kuluna intikamındaki gücünü ve buna tam muktedir olduğunu gösterdikten sonra kul, helâk olacak noktaya geldiğinde lütfunu açığa çıkartması da O’nun lütfunun bir tecellisidir. Yağmur damlalarının yeryüzünün nerelerine düştüğünü ve yerin içinde saklı bulunan tohumları bilmesi ve bütün insanların bilemediği bir husus olan tohumların oldukları yere bu suyu/yağmuru sürüklemesi, oraya yağdırması ve ondan çeşitli bitkiler bitirmesi de O’nun lütfundandır. “Her şeyden haberdardır” işlerin sırlarını, kalplerin gizlediklerini, her bir şeyin örtülü ve saklı olanını bilendir, onlardan haberdardır.
64. “Göklerde olanlar da yerde olanlar da” hem yaratılma itibari ile hem de kul olma itibari ile “yalnız O’nundur.” O, onlar hakkında malikiyeti, hikmeti ve kemâl derecesindeki kudreti ile tasarrufta bulunur. O’nun dışında hiçbir kimsenin bu hususlarda en ufak bir hak ve yetkisi yoktur. “Hiç şüphesiz Ğaniy ve Hamid olan Allah'tır.” Bütün yönleri ile tam ve mutlak Ğanî (zengin olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan) O’dur. Yarattıklarından hiçbir kimseye muhtaç olmaması, herhangi bir düşkünlük dolayısı ile dost edinmemesi, azlık sebebi ile onlar ile varlığını çoğaltmaya muhtaç olmaması da O’nun Ğanî oluşundandır. Herhangi hiçbir eş ve evlat edinmemiş olması, yememesi, içmemesi, yaratılmışların muhtaç oldukları herhangi bir şeye hiçbir bakımdan muhtaç olmaması, başkasına yedirdiği halde kendisine yedirilmemesi, bütün yaratıkların var oluşlarında, yardıma mazhar oluşlarında, dinlerinde ve dünyalarında O’na muhtaç olmaları da O’nun Ğanî oluşundandır. Göklerde ve yerde bulunan her bir şey, canlı cansız bütün varlıklar, tek bir düzlükte toplanıp da onların her birisi temenni edebildiği her bir şeyi dilese ve O da herkese temenni ettiklerini kat kat fazlasıyla verecek olsa bu, O’nun mülkünden hiçbir şeyi eksiltmez. O, çok cömert olması, gece ve gündüz her türlü hayır ve bereketi kesintisiz olarak ihsan etmesi ve tüm canlılara lütuf ve ihsanlarının kesintisiz sürmesi, lütuf ve ihsan yurdu olan cennetinde hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği nimet ve ihsanları hazırlamış olması... hep O’nun Ğani oluşunun tecellileridir. Hamid; zatı ve isimleri itibari ile kendisine hamd edilen, övülen demektir. Çünkü O’nun isimlerinin hepsi güzeldir. Sıfatları sebebi ile de övülendir; çünkü O’nun bütün sıfatları kemal sıfatıdır. Fiilleri dolayısı ile de övülendir; çünkü bütün fiilleri adalet, ihsan, rahmet ve hikmettir. Şeriatı dolayısı ile övülendir; çünkü O, ya katıksız maslahat olan bir hususu emreder yahut da maslahatı ağırlıklı olan bir emir verir. Yine O, bir şeyi yasaklamışsa ya katıksız fesattır ya da ağırlıklı olarak fesat içerir. Gökleri, yeri, her ikisi arasındakileri ve bunlardan sonra O’nun dilediği şeyleri dolduracak kadar hamd, yalnız O’nundur. Dahası O, kendi zatını nasıl övdü ise öyledir. Kullarının kendisine yapacakları övgü ve senâların çok çok üstündedir. O, kendisine tevhid ihsan ettiği kimselere tevfikinden dolayı hamde layık olandır. Kendilerine yardımını vermediği kimselere de bu yardımı vermemesi dolayısı ile hamd edilendir. O hamdinde Ğani, Ğaniliğinde Hamîd olandır.
22:65–66Страница 340
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦ وَيُمۡسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٞ رَّحِيمٞ ٦٥
Разве ты не видишь, что Аллах подчинил вам все, что на земле, и корабли, которые плывут по морям по Его воле? Он удерживает небо, чтобы оно не упало на землю без Его соизволения. Воистину, Аллах сострадателен и милосерден к людям.
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَكَفُورٞ ٦٦
Он - Тот, Кто дарует вам жизнь, затем умерщвляет вас, а затем вновь оживляет. А человек, воистину, неблагодарен.
65- Görmez misin ki Allah, yeryüzünde olanları ve emri ile denizde akıp giden gemileri sizin emrinize vermiştir? O’nun izni olmadıkça yerin üzerine düşmesin diye semâyı da O tutuyor. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir. 66- Size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da sizi diriltecek olan O’dur. Şüphesiz ki insan çok nankördür.
65. Yani sen gözünle ve kalbinle Rabbinin her tarafı kuşatan nimetini, pek geniş rahmet ve ihsanını görmedin mi? “Allah yeryüzünde olanları” canlı-cansız ve bitkileri “ve emri ile denizde akıp giden gemileri sizin emrinize vermiştir.” Yeryüzünde bulunan her şey, Âdemoğullarının emrine/hizmetine verilmiştir. Yeryüzündeki hayvanlar, Âdemoğullarının binmesi, yüklerini taşımaları, çeşitli işlerini görmeleri, onlardan uygun olanlarını yemeleri, çeşitli şekillerde yararlanmaları içindir. Ağaçlardan, meyvelerden de gıdalarını alır, beslenirler. Yüce Allah, insana bu ağaçları tanımak, bunlardan yararlanmak imkânını verdiği gibi onlar, yeryüzündeki çeşitli madenleri de çıkartıp onlardan yararlanabilirler. Diğer taraftan Allah, gemileri de insanların emrine vermiştir. Bunlar, Allah’ın emri ile insanları ve onların ticaret mallarını taşır, onları bir yerden bir yere ulaştırır. Diğer taraftan insanlar, denizlerden giyinip takınacakları süsler de çıkartırlar. Yüce Allah’ın size olan rahmetinin bir tecellisi de “yerin üzerine düşmesin diye semâyı” O’nun tutuyor olmasıdır. O’nun rahmet ve kudreti olmasaydı semâ, yerin üzerine düşer, yer üzerinde ne varsa yok olup gider, telef olurdu. “Muhakkak ki Allah göklerle yeri zeval bulmasınlar diye tutar. Eğer zeval bulsalar andolsun ki O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Muhakkak O, Halîmdir, mağfiret edicidir.”(Fatır, 35/41)“Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.” Onlara kendi öz anne-babalarından hatta kendi nefislerinden bile daha çok merhametlidir. Bundan dolayı da onlar için hayır diler. Kendileri ise kendi nefislerinin kötülüğünü, onlara zararlı olan şeyi isterler. Bunca şeyleri onların emrine vermiş olması da O’nun bu merhametinin bir tecellisidir.
66. “Sizi hayat veren” yoktan var eden “sonra sizi öldürecek olan” ölümünüzden “sonra da sizi” iyilik yapana iyiliğinin karşılığını, kötülük yapana da kötülüğünün karşılığını vermek üzere “diriltecek olan da O’dur. Şüphesiz ki insan” Allah’ın koruduğu müstesna bütün insanlar, Allah’ın nimetlerine karşı “çok nankördür.” Allah’a karşı çok nankörlük eder, O’nun ihsanını itiraf edip kabul etmez. Hatta kimi zaman öldükten sonra dirilişi ve Rabbinin buna kudretini dahi inkâr edecek kadar ileri gider.
22:67–70Страница 340
لِّكُلِّ أُمَّةٖ جَعَلۡنَا مَنسَكًا هُمۡ نَاسِكُوهُۖ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِي ٱلۡأَمۡرِۚ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدٗى مُّسۡتَقِيمٖ ٦٧
Для каждой общины Мы установили обряды, которые они отправляют, и пусть они не спорят с тобой по этому поводу. Призывай же к своему Господу. Воистину, ты - на прямом пути.
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ ٦٨
Если же они станут препираться с тобой, то скажи: «Аллаху лучше знать о том, что вы совершаете.
ٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ٦٩
Аллах рассудит между вами в День воскресения в том, в чем вы препирались между собой».
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ذَٰلِكَ فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٞ ٧٠
Разве ты не знаешь, что Аллаху известно то, что на небе и на земле? Воистину, это есть в Писании. Воистину, это для Аллаха легко.
67- Biz her ümmet için uyguladıkları bir ibadet yolu tayin ettik. O halde onlar, din hususunda seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine çağır. Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. 68- Yine de seninle tartışırlarsa de ki:“Allah yapmakta olduklarınız en iyi bilendir.” 69- Allah, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz hususlara dair kıyamet gününde aranızda hüküm verecektir. 70- Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir? Şüphesiz ki bütün bunlar bir kitaptadır. Gerçekten bu, Allah’a göre çok kolaydır.
67. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz her ümmet için uyguladıkları bir ibadet yolu” bir ibadet şekli “tayin ettik.” Bu “ibadet yolu” adalet ve hikmette ortak olmakla birlikte bazı hususlarda farklılık gösterebilir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi elbette hepinizi bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi.”(el-Maide, 5/48) Her ümmet kendi hallerine göre bu ibadet gereğince amel ederler. Hiçbir şeriata karşı itiraz söz konusu olamaz. Özellikle de müşrik ve apaçık bilgisizlik içerisinde bulunan ümmiler için bu böyledir. Çünkü Allah Rasûlünün risaleti, delilleri ile sabit olduğu takdirde onun bütün getirdiklerinin kabul edilmesi ve teslimiyetle karşılanması, getirdiklerine karşı itirazdan vazgeçilmesi gerekir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde onlar, din hususunda seninle asla çekişmesinler.” Seni yalanlayanlar seninle çekişmesin, getirdiklerinin bir kısmına karşı bile olsa bozuk akılları ile itiraza kalkışmasınlar. Mesela yaptıkları yanlış kıyas ile leşin yenilmesinin helâl olması konusunda seninle tartışırken “Kendi öldürdüklerinizi yersiniz de Allah’ın öldürdüğünü niye yemezsiniz?” demeye kalkışmasınlar. Yine “Alışveriş de faiz gibidir.”(el-Bakara, 2/275) şeklindeki itirazları bu kabildendir. Bunların tek tek cevaplandırılması gerekmez. Çünkü onlar, risaletin kaynağına itiraz etmektedirler. Dolayısı ile bu gibi meselelerde tek tek tartışmak ve bunlar hakkında delil getirmek söz konusu değildir. Aksine her bir konu ile ilgili yapılacak açıklama ayrıdır. O nedenle Allah Rasûlünün risaletini inkâr eden bir kimse böyle bir itirazı ileri sürer de: Ben doğru yolu bulmak için tartışıyorum, iddiasında bulunursa ona şöyle denilir: Seninle tartışma konusu, risaletin kabul edilip edilmemesi meselesidir. Aksi takdirde sadece diğer konularda tartışmayı istemesi, işi yokuşa sürmek ve karşısındakini aciz bırakmak maksadında olduğunu gösterir. Bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlüne Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile davet etmesini ve bu yol üzere devam etmesini emretmiştir. İtiraz edenler ister itiraza devam etsinler, ister etmesinler. İzlemekte olduğun davet yolundan herhangi bir şey seni geri çevirmemelidir. Çünkü “Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.” Senin bu yolun itidalli bir yoldur. Maksada ulaştıran bir yoldur. Hak bilgisini ve onun gereğince ameli içerir. Yolunun doğruluğundan yana eminsin. Dininin gerçekliğine dair bilgin kesindir. Bu da Rabbinin sana verdiği emir üzere kararlılıkla yürümeni gerektirir. Hakkında şüphe söz konusu olan bir din üzere olmadığın gibi uydurulmuş bir söze de davet etmiyorsun ki insanların hevâları ve görüşleri seni durdursun, onların itirazları yolunda ilerlemene engel olsun. Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“O halde sen Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık hak üzeresin.”(en-Neml, 27/79) ununla birlikte Yüce Allah’ın “Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzerindesin” buyruğunda şeriatın cüz’i/fer’i hükümlerine karşı itiraz eden kimselere akl-ı selim ile verilecek cevapların mahiyeti gösterilmektedir. Çünkü buradaki dosdoğru yol, Allah Rasûlünün getirdiği her şeyin ayrılmaz bir sıfatıdır. O da aslî/itikadi ve fer’i bütün meselelerde kendisi ile doğruya ulaşılan, doğru elde edilen yoldur. Bu ise güzelliği, adaleti ve hikmeti akıl ile ve selim fıtrat ile bilinen meselelerdir. Bu da emrolunan ve yasak kılınan şeyler üzerinde ayrı ayrı düşünmek ile öğrenilebilecek bir husustur. Bundan dolayı Yüce Allah bu gibi hallerde kendisi ile tartışmayı sürdürecek olurlarsa, onlarla tartışmaktan vazgeçmesini emrederek şöyle buyurmaktadır:
68-69. “Yine de seninle tartışırlarsa de ki: Allah yapmakta olduklarınızı en iyi bilendir.” O, sizin maksatlarınızı ve niyetlerinizi bilendir ve size bunların karşılığını verecektir. “Allah, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz hususlara dair kıyamet gününde aranızda hüküm verecektir.” İzlediği yolu dosdoğru yola (Sırat-ı Mustakime) uygun gelen kimse, nimet dolu cennetlere gireceklerdendir. Bu yoldan ayrılıp sapan ise alevli ateşe girecekler arasındadır.
70. Şanı Yüce Allah’ın hükmünün tam ve eksiksiz oluşunun bir göstergesi de hükmünü ilme dayalı olarak koymuş olmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah, ilminin ve Kitabının her şeyi kuşattığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Bilmez misin ki Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir?” Bütün işlerin zahirini de batınını da gizlisini de açığını da büyüğünü de küçüğünü önce olanını da sonra olanını da bilir. Göklerde ve yerde olacak her şeyi kuşatmış olan bu ilmi Allah, bir kitapta tespit etmiştir. Bu da Levh-i Mahfuzdur. Zira Yüce Allah, kalemi yarattığında ona:“Yaz” buyurdu. Kalem: “Neyi yazayım?” diye sorunca ona: “Kıyamet gününe kadar olacak her şeyi yaz!” diye emretti. “Gerçekten bu, Allah’a göre çok kolaydır.” Sizin için tasavvuru kabil olmayan bir husus olsa dahi her şeyi bilgisi ile kuşatmak ve her şeyi vakıaya uygun olarak bir kitapta yazmak Yüce Allah için pek kolaydır.
22:71–72Страница 340
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنٗا وَمَا لَيۡسَ لَهُم بِهِۦ عِلۡمٞۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٖ ٧١
Они поклоняются вместо Аллаха тому, о чем Он не ниспослал никакого довода, о чем у них нет никакого знания. Не будет у беззаконников помощников!
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٖ تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمُنكَرَۖ يَكَادُونَ يَسۡطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۗ قُلۡ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرّٖ مِّن ذَٰلِكُمُۚ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ٧٢
Когда им читают Наши ясные аяты, ты видишь на их лицах отрицание. Они готовы наброситься на тех, кто читает им Наши аяты. Скажи: «Не поведать ли вам о том, что хуже этого? Это - Огонь, который Аллах обещал тем, которые не уверовали. Как же скверно это место прибытия!».
71- Onlar, Allah’ın dışında haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin de hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere ibadet ediyorlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. 72- Âyetlerimiz onlara açık açık okunduğunda o kâfirlerin hoşnutsuzluklarını çehrelerinden anlarsın. Neredeyse onlara âyetlerimizi okuyanların üzerlerine çullanacak olurlar. De ki:“(Sizin için) bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Ateş; Allah onu kâfirlere vaat etmiştir. O ne kötü bir dönüş yeridir!”
71. Yüce Allah, kendisine ortak koşup başkalarını kendisine denk tutanların durumlarını söz konusu etmekte ve hallerinin en çirkin hal olduğunu, yaptıklarının hiçbir dayanağının bulunmadığını bildirmektedir. Bu konuda herhangi bir bilgileri de yoktur. Sadece taklitçidirler. Zira bu hususta sapık atalarından gördüklerini taklit ediyorlar. Bazen insan, yaptığı hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayabilir. Ancak gerçekte o konuda kendisinin bilmediği bir delil de bulunabilir. Ancak Yüce Allah, burada bu hususta hiçbir delil indirmediğini haber vermektedir. Yani bu konuda böyle bir taklidi caiz kılacak ve ona delil olacak hiçbir delil bulunmamaktadır. Aksine Allah, kendisine ortak koşmanın tutarsızlığına ve batıl oluşuna dair kat’i deliller indirmiştir. Daha sonra Yüce Allah, aralarından hakka karşı inatlaşan zalimleri tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” Allah’ın azabı üzerlerine inecek olursa onları koruyacak bir yardımcıları bulunmayacaktır.
72. Peki izlemekte oldukları yol hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayan bu kimseler, acaba ilâhi âyetler ve hidâyet kendilerine geldiği takdirde bunları izlemek gibi bir maksatları var mı? Yoksa onlar izlemekte oldukları batıldan memnun ve ona razılar mı? Yüce Allah, bunu da şu buyruğu ile dile getirmektedir: Hakkı batıldan açık seçik bir şekilde ayıran “ayetlerimiz onlara açık açık okunduğunda” onlara iltifat etmezler. Hiçbir şekilde aldırmazlar. Aksine “o kâfirlerin hoşnutsuzluklarını” bu âyetlere karşı duydukları nefret ve tiksintilerini “çehrelerinden anlarsın.” Suratlarını astıklarını, tüylerinin diken diken olduğunu görürsün. “Nerede ise onlara âyetlerimizi okuyanların üzerlerine çullanacak olurlar.” Nerede ise aşırı öfkelerinden, hakka karşı aşırı kin ve düşmanlıklarından ötürü onları öldürecekler ve aşırı derecede dövecekler. İşte kâfirlerin durumu budur. Onların bu halleri ne kötüdür! Bu hallerinin zararı ne kadar da büyüktür! Fakat diğer taraftan bundan da daha kötü bir hal daha vardır. O da onların âkıbetleridir. Bu yüzden Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: “(Sizin için) bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Ateş; Allah onu kâfirlere vaat etmiştir. O ne kötü bir dönüş yeridir!” Onun kötülüğü uzun ve geniştir. Onun hoşlanılmayan halleri ve acıları da sürekli olarak artıp durur.
22:73–74Страница 341
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٞ فَٱسۡتَمِعُواْ لَهُۥٓۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخۡلُقُواْ ذُبَابٗا وَلَوِ ٱجۡتَمَعُواْ لَهُۥۖ وَإِن يَسۡلُبۡهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيۡـٔٗا لَّا يَسۡتَنقِذُوهُ مِنۡهُۚ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلۡمَطۡلُوبُ ٧٣
О люди! Приводится притча, послушайте же ее. Воистину, те, кому вы поклоняетесь помимо Аллаха, не сотворят и мухи, даже если они объединятся для этого. Если же муха заберет у них что-нибудь, они не смогут отобрать у нее это. Слаб тот, кто добивается, и тот, от кого он добивается!
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ٧٤
Они не ценили Аллаха должным образом, а ведь Аллах - Всесильный, Могущественный.
73- Ey insanlar! Bir misal verildi, ona kulak verin. Allah’ın dışında kendilerine yalvardıklarınız, hepsi bir araya toplansalar bile, asla bir sinek dahi yaratamazlar. Hatta bir sinek onlardan bir şey kapsa onu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de. 74- Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, Azîzdir.
73. Bu, Yüce Allah’ın putlara tapmanın ne kadar çirkin olduğuna, putlara tapanların akıllarının ne derece eksik olduğuna, tapanların da kendilerine tapınılanların da ne kadar zayıf olduğuna dair verdiği bir misaldir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey insanlar!” Bu, mü’minlere de kâfirlere de yönelik bir hitaptır. Bu hitap ile mü’minlerin ilmi ve basireti artarken kâfirlere karşı da delil ortaya konmaktadır. “Bir misal verildi, ona kulak verin.” Bu misali iyi dinleyin, muhtevasını iyi kavrayın. Sakın ha bu misali gafil kalplerle, ilgisiz kulaklarla dinlemeyin. Kalbinizle ve kulaklarınızla bunu iyice bellemeye çalışın. İşte o misal:“Allah’ın dışında kendilerine yalvardıklarınız” bu, Allah’ın dışında dua edilen ve tapınılan bütün varlıkları kapsar “hepsi bir araya toplansalar bile asla” sizin nazarınızda mahlukatın en basiti, en değersizi olan “bir sinek dahi yaratamazlar.” Bu tapındığınız varlıklar, bu zayıf yaratığı var edemeyeceklerine göre ondan daha büyük ve güçlü bir varlığı asla var edemezler. Bu durumun daha da ötesi ise şudur:“Hatta bir sinek onlardan bir şey kapsa onu bile ondan geri alamazlar.” Bu da acizliğin en ileri derecesidir. Allah’tan başka kendisine tapınılan “isteyen de âciz” bu örnekte sinek olarak anılan “istenen de.” Yani her ikisi de acizdir, güçsüzdür. Bu güçsüz, aciz ve sahte ilahlara bağlanarak onları alemlerin Rabbi konumunda görenler ise hepsinden de daha güçsüz ve daha acizdir. 74. İşte böylesi kimseler “Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar.” Çünkü bütün yönleri ile aciz ve muhtaç olan bir varlığı, bütün yönleri ile güçlü ve hiçbir şeye muhtaç olmayan varlık ile denk tuttular. Kendisine de başkasına da bir fayda sağlayamayan, gelecek bir zararı önleyemeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, ölümden sonra diriltemeyen bir yaratığı; fayda veren, zarar veren, istediğini bağışlayan, istemediğini engelleyen, mülkün mutlak sahibi, mutlak hükümranı ve mülkünde bütün türleri ile tasarrufta bulunan mutlak tasarruf sahibi ile eşit kabul ettiler. “Şüphesiz Allah çok güçlüdür, Azizdir.” Gücü de kemal derecesindedir, izzeti de kemal derecesindedir. Bütün yaratıkların mukadderatının O’nun elinde olması, hiçbir kimsenin O’nun irade ve meşîeti olmaksızın harekete geçememesi, hareket halinde iken duramaması, O’nun gücünün ve izzetinin kemalindendir. Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutması, ilkinden sonuna kadar bütün yaratıkları tek bir çığlık ile ölümlerinden sonra diriltecek olması, zorbaları ve azgın ümmetleri pek önemsiz bir şeyle ve sadece azabından bir kamçı ile helâk etmiş olması… hep O’nun kuvvetinin kemalinin bir tecellisidir.
22:75–76Страница 341
ٱللَّهُ يَصۡطَفِي مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلٗا وَمِنَ ٱلنَّاسِۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٞ ٧٥
Аллах избирает среди ангелов и людей посланников. Воистину, Аллах - Слышащий, Видящий.
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ٧٦
Он знает их прошлое и будущее, и к Аллаху возвращаются дела.
75- Allah, meleklerden ve insanlardan rasûller seçer. Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir, görendir. 76- O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
75-76. Allah, zatının kemalini, buna karşılık putların zayıflığını, kendinin hak ma’bud olduğunu beyan ettikten sonra, peygamberlerin halini ve onların sahip oldukları müstesna fazilet ve erdemlerle diğer insanlardan ayrıcalıklı olduklarını beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Allah, meleklerden ve insanlardan rasûller seçer.” Yani O, hem meleklerden rasûller/elçiler seçer, hem de insanlardan. Bunlar kendi türlerinin en temizleri, şerefli vasıfları kendilerinde en çok toplayanları ve seçilmeye en layık olanlarıdırlar. Rasûller kayıtsız ve şartsız olarak bütün yaratıkların en seçkinleridirler. Zira onları seçip belirleyen, eşyanın hakikatını bilmeyen yahut bazı şeyleri bilirken bazı şeyleri bilmeyen bir kimse değildir. Aksine onları seçen, her şeyi işiten, her şeyi görendir. İlmi, işitmesi ve görmesi her şeyi kuşatandır. Bu yüzden O’nun bu rasûlleri seçmesi, bilgisine dayalıdır. O, onların bu işe ehil, vahye muhatap olmaya da elverişli olduklarını bilir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah risaletini kime vereceğini çok iyi bilir.”(el-En’âm, 6/124)“Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.” İnsanları Allah’a davet edecek olan peygamberleri O gönderir. İnsanların kimisi bu çağrıyı kabul eder, kimisi de peygamberlerin çağrısını reddeder. Kimisi gereğince amel eder, kimisi yüz çevirir. Peygamberlerin vazifesi davettir. Amellerin karşılığını vermek ise Allah’a aittir. O nedenle bu ameller, Allah’a döndürülür ve onlara Yüce Allah’ın lütuf ve adaleti ile karşılık verilir.
Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии