Ас-СаадиАз‑Зумар · 39:1–22

Ас-Саади · Тафсир · на турецком

الزمر

Аз-Зумар

Толпы · Мекканская · 75 аятов

39:1–3Страница 458

تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ ١

Писание ниспослано от Аллаха Могущественного, Мудрого.

إِنَّآ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ فَٱعۡبُدِ ٱللَّهَ مُخۡلِصٗا لَّهُ ٱلدِّينَ ٢

Мы ниспослали тебе Писание с истиной. Поклоняйся же Аллаху, очищая перед Ним веру.

أَلَا لِلَّهِ ٱلدِّينُ ٱلۡخَالِصُۚ وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ مَا نَعۡبُدُهُمۡ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَآ إِلَى ٱللَّهِ زُلۡفَىٰٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡ فِي مَا هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَنۡ هُوَ كَٰذِبٞ كَفَّارٞ ٣

Воистину, чистая вера может быть посвящена одному Аллаху. А те, которые взяли себе вместо Него других покровителей и помощников, говорят: «Мы поклоняемся им только для того, чтобы они приблизили нас к Аллаху как можно ближе». Аллах рассудит их в том, в чем они расходились во мнениях. Воистину, Аллах не ведет прямым путем тех, кто лжет и не верует.

1- Bu Kitap, Aziz ve Hakim olan Allah tarafından indirilmiştir. 2- Şüphe yok ki biz sana Kitabı hak ile indirdik. O halde Allah’a, dini yalnız O’na hâlis kılarak ibadet et. 3- Dikkat edin! Halis din, yalnız Allah’ındır. O’nun dışında dostlar edinenler:“Biz, bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”(derler). Şüphesiz Allah, ihtilâf ettikleri hususlar hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah, yalancı ve kâfir/nankör hiç kimseyi hidâyet erdirmez.

(Mekke’de inmiştir. 75 âyettir)

1. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’in azameti, bu yüce kelâmın sahibinin ve onu indirenin celalini haber vermekte ve onun Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirildiğini bildirmektedir. Yani bütün mahlukatın ilahı olmak, sadece O’nun sıfatıdır. Çünkü O, azamet ve kemâl sahibidir. Azizdir; izzet sıfatı ile bütün mahlukatı emrinin altına almıştır. Her şey O’nun huzurunda zilletle boyun eğip itaat etmiştir. Hakimdir; yaratmasında ve emretmesindeki hikmeti sonsuzdur. İşte bu Kur’ân-ı Kerîm, bu vasfa sahip olan tarafından indirilmiştir. Kelâm, onu söyleyenin (mütekellimin) bir sıfatıdır. Sıfat da sahibine tâbidir. Allah nasıl ki her bakımdan kâmilse ve hiçbir şekilde benzeri yoksa, O’nun kelâmı da aynı şekilde her bakımdan kâmil ve benzersizdir. İşte tek başına bu, Kur’ân-ı Kerîm’in mertebesine delâlet eden yeterli bir sıfattır.

2. Bununla birlikte Allah, bu Kitabın kemâlini, kimin üzerine indirildiğini belirterek daha da bir açıklığa kavuşturmaktadır. Şöyle ki bu kitap, insanların en şereflisi olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem üzerine indirilmiştir. Böylelikle bu Kitabın Allah tarafından indirilmiş kitapların en şereflisi olduğu, yine onun en şerefli şekilde yani “hak ile” indiği de anlaşılmış olmaktadır. Bu Kitap, herhangi bir tartışma ve tereddüdün söz konusu olmadığı hak ile insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak için indirilmiştir. Bu Kitap verdiği doğru haberlerinde ve adaletli hükümlerinde de hakkı içermektedir. Delâlet ettiği her bir husus, ilmî bütün yolların delâleti ile hakkın en muazzam türüdür. Hakkın dışında ise sapıklıktan başka bir şey olamaz. Bu Kitap, hak tarafından indirildiğinden, insanlığı doğru yola iletmek üzere hakkı ihtiva ettiğinden ve insanların en şereflisine indirilmiş olduğundan dolayı pek büyük bir nimettir. O halde bu nimetin şükrünü edâ etmek gerekir ki bu da dini ihlâs ile sadece Allah’a has kılmaktır. O bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O halde Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet et!” Yani gerek İslâm, gerek iman ve ihsan makamları, gerek şeriatın zahirî hükümleri, gerekse de batınî hükümleri ile dinini tamamı ile yalnızca Allah’a halis kıl, bunları ihlâs ile yerine getir. Bu ise bütün bunları sadece Allah için, yalnızca O’nun rızasını gözeterek, bunun dışında herhangi bir maksat gütmemek sureti ile gerçekleşir.

3. Bu, ihlâs emrini vurgulayan bir buyruktur ve kemâlin bütünü ile Yüce Allah’a ait olduğunu açıkladığı gibi bütün yönleri ile kullarına lütüfkâr olduğunu da açıklamaktadır. O halde aynı şekilde bütün şaibelerden arınmış, saf ve halis din de yalnız O’nundur. Bu da hem kendisi için, hem de en seçkin kulları için beğenip seçtiği ve onlara uymalarını emrettiği dindir. Çünkü bu din; sevilmesi, korkulması, kendisinden ümit edilmesi, kullarının ihtiyaçlarını karşılamakta kendisine dönülmesi hususlarında yalnızca Yüce Allah’ın ilâh edinilmesini içerir. İşte kalpleri ıslah eden, temizleyen ve arındıran din budur. Yani ibadette ve hiçbir hususta O’na ortak koşmamaktır. Çünkü Allah, şirkin/ortaklığın her türünden uzaktır. Ortak koşulan hiçbir şeyde Yüce Allah’a ait bir şey olamaz. Çünkü bütün ortaklar arasında ortaklığa en muhtaç olmayan O’dur. Diğer taraftan şirk, kalpleri de ruhları da ifsad eder. Dünya ve âhirette insanları en ileri derecede bedbahtlığa mahkûm eder. Bundan dolayı Allah, tevhid ve ihlâsı emrettikten sonra kendisine ortak koşulmasını da yasaklamış ve ortak koşanların yerilmiş olduklarını bildirerek şöyle buyurmuştur:“O’nun dışında dostlar edinenler” ibadetlerini ve dualarını O’ndan başkalarına yönelterek onları dost, yardımcı ve hami edinenler:“Biz bunlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” yani ihtiyaçlarımızı Allah’a arz etsinler ve O’nun nezdinde bize şefaat etsinler diye ibadet ediyoruz, yoksa biz bunların yaratmadığını, rızık vermediklerini ve hiçbir şeye sahip olamadıklarını biliyoruz, derler ve bu sözleriyle kendilerini mazur göstermeye çalışırlar. Ama bu şekilde davrananlar, Allah’ın emrettiği ihlâsı terk etmiş ve en büyük haram olan şirke kalkışma cesaretini göstermiş, kendisine denk hiçbir kimse bulunmayan o yüce yaratıcı ve mutlak hükümdarı, yaratılmış hükümdarlara kıyas etmişlerdir. Bozuk akıllarına ve hasta görüşlerine dayanarak şu kanaati ileri sürmüşlerdir:“Nasıl ki hükümdarların yanına ancak onlar tarafından kabul görmüş kimseler ve birtakım şefaatçiler/aracılar vasıtası ile çıkılır; nasıl ki onların yönetimleri altında bulunanların ihtiyaçlarını kendilerine arz eden ve onların işlerine bakmaları için merhamet duygularını harekete geçiren ve bu hususta gerekli ortamları hazırlayan yardımcıları/bakanları vardır; işte Yüce Allah da böyledir.” Halbuki bu, yapılabilecek en tutarsız kıyaslamadır. Üstelik bu, yüce yaratıcı ile yaratılmış bir mahluku birbirine eşit görmeyi de ihtiva eder. Halbuki yaratılan ile yaratan arasında çok büyük bir farkın bulunduğu akıl, nakil ve fıtrat yönünden sabit bir husustur. Zira hükümdarların, kendileri ile yönetimleri altındakiler arasında aracılara ihtiyaç duymaları, yönettiklerinin durumlarını bilmeyişlerinden dolayıdır. Bu yüzden yönettiklerinin durumlarını kendilerine bildirecek kimselere ihtiyaçları vardır. Bazen de ihtiyaç sahibi kimselere kalplerinde herhangi bir merhamet bulunmayabilir. Bu yüzden kalplerini yönetilenlere karşı yumuşatacak, onlara merhamet duymalarını sağlayacak kimselere, şefaatçilere ve yardımcılara, kendilerinden çekinecekleri kimselere gerek vardır. Bu kimselerden çekinerek, onların hatırlarını kırmayıp isteklerini yerine getirerek aracı oldukları kimselerin ihtiyaçlarını karşılarlar. Kendileri de aynı şekilde muhtaç kimsedirler. O nedenle fakirlik korkusu ile bazen muhtaçların ihtiyaçlarını karşılamayabilirler. Rabbimiz Yüce Allah ise ilmi ile açığı da gizlisi de dahil her şeyi kuşatmıştır. O’nun kullarının ve egemenliği altında bulunanların hallerini kendisine bildirecek kimselere ihtiyacı yoktur. O yüce Rabbimiz, merhametlilerin en merhametlisidir, cömertlerin en cömerdidir. Kullarına merhamet etmesini sağlamak için yarattıklarından hiçbir kimseye muhtaç değildir. Aksine O, kullarına kendi nefislerinden de anne ve babalarından da daha merhametlidir. Onları Kendisinin merhametine nail olmalarını sağlayacak sebeplere teşvik eden, bu sebepleri yerine getirmeye davet eden O’dur. Kendileri için isteyemedikleri menfaatleri O, onlar için ister. O, hiçbir şeye muhtaç olmayan mutlak Ğani’dir, çok zengindir. Baştan sona bütün yaratılmışlar bir alanda toplanacak olsalar ve O’na isteklerini arzetseler, O da onların her birisine isteyip temenni ettiği her şeyi verecek olsa, hiçbir şekilde O’nun zenginliğinden, O’nun nezdinde bulunanlardan bir şey eksiltmezler. Denize bir iğne daldırılıp çıkartıldığında o iğne denizden ne eksiltiyorsa ancak o kadarını eksiltebilirler. Bütün şefaatçiler O’ndan korkar, O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaat edemez. Şefaat, bütünü ile O’nun elindedir. İşte bu gibi farklar ile Yüce Allah’a ortak koşanların cahilliği, onların büyük çaptaki akılsızlıkları ve O’na karşı ne kadar küstah oldukları açıkça anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Yüce Allah’ın şirki mağfiret etmeyişinin hikmeti de anlaşılmaktadır. Çünkü şirk, Allah'a dil uzatmak, O’nun şanına leke sürmek demektir. Bundan dolayı Allah, ihlâs sahibi kimseler ile müşriklerden oluşan iki kesim hakkında -müşrikler için tehdit içeren bir ifade ile- şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah, ihtilâf ettikleri hususlar hakkında aralarında hüküm verecektir.” Böylece Yüce Allah’ın hükmünün, ihlâs sahibi mü’minleri Naîm cennetlerine yerleştireceği, Allah’a ortak koşanlara da cennete girmeyi haram kılacağı ve onların cehennem ateşinde barınacağı yönünde olduğu anlaşılmaktadır. “Şüphe yok ki Allah, yalancı ve kâfir/nankör hiç kimseyi hidâyet erdirmez.” Dosdoğru yolu izleme tevfikini onlara ihsan etmez. Çünkü böyleleri, kendilerine gelen onca öğüt, delil, belge ve mucizeye rağmen bir türlü bu sıfatlarından uzaklaşmayan kimselerdir. Yüce Allah, onlara pek çok delil göstermişti; ama onlar bunları bile bile inkâr edip kâfir olmuş ve onları yalanlamışlardır. Böylelerine Allah nasıl hidâyet versin ki? Bunlar zaten kapıyı kendi yüzlerine kendileri kapatmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onların kalbine mühür vurmakla onları cezalandırmıştır. Artık böyleleri iman etmez.

39:4Страница 458

لَّوۡ أَرَادَ ٱللَّهُ أَن يَتَّخِذَ وَلَدٗا لَّٱصۡطَفَىٰ مِمَّا يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ ٤

Если бы Аллах захотел иметь детей, то Он избрал бы из Своих творений того, кого бы пожелал. Пречист Он! Он - Аллах, Единственный, Всемогущий.

4- Eğer Allah, bir evlât edinmek istese idi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O, bundan münezzehtir. O, bir tek ve Kahhar olan Allah’tır.

4. “Eğer” o akılsız insanların iddia ettiği gibi “Allah bir evlât edinmek istese idi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi.” Yarattığı varlıklar arasından dilediğini seçer, kendisine tahsis eder ve onu evlat konumuna çıkarırdı. Ayrıca bir eş edinmeye de ihtiyacı olmaz. Ama “O, bundan münezzehtir.” Kâfirlerin zannettiklerinden ve inkârcıların O’na nispet ettiklerinden çok yücedir. “O, bir tek ve Kahhar olan Allah’tır.” Zatında, isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde tektir. Hiçbir hususta O’nun benzeri ve eşi yoktur. O’nun evladı olsa idi vahdaniyetinde O’na benzer bir varlık olması gerekirdi. Çünkü evlat, onun bir parçası olurdu. O, Kahhârdır; ulvi ve süfli âlemin tümünde hükmünü geçirendir. Eğer O’nun bir evladı olsa idi, bu evladı bunların dışında kalırdı ve babasının nazlı bir çocuğu olurdu, O’nunla özel bir münasebeti bulunurdu. Yüce Allah’ın birliği ve dilediğine istediği hükmünü geçirmesi (Kahhâr oluşu) birbirinden ayrılmaz vasıflardır. Çünkü bir tek olan, ancak Kahhâr olur, Kahhâr olan da ancak bir tek olur. Bu da bütün yönleri ile O’nun ortağı bulunduğu iddiasını ortadan kaldırır.

39:5–7Страница 458

خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۖ يُكَوِّرُ ٱلَّيۡلَ عَلَى ٱلنَّهَارِ وَيُكَوِّرُ ٱلنَّهَارَ عَلَى ٱلَّيۡلِۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلّٞ يَجۡرِي لِأَجَلٖ مُّسَمًّىۗ أَلَا هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ ٥

Он сотворил небеса и землю ради истины. Он обвивает ночью день и обвивает днем ночь. Он подчинил солнце и луну. Все они движутся к назначенному сроку. Воистину, Он - Могущественный, Всепрощающий.

خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسٖ وَٰحِدَةٖ ثُمَّ جَعَلَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ ثَمَٰنِيَةَ أَزۡوَٰجٖۚ يَخۡلُقُكُمۡ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡ خَلۡقٗا مِّنۢ بَعۡدِ خَلۡقٖ فِي ظُلُمَٰتٖ ثَلَٰثٖۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ لَهُ ٱلۡمُلۡكُۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُصۡرَفُونَ ٦

Он создал вас из одного человека. Он сотворил из него жену и ниспослал для вас из скотины восемь животных парами. Он создает вас в утробах ваших матерей: одно творение появляется вслед за другим в трех мраках. Таков Аллах, ваш Господь. Ему принадлежит власть. Нет божества, кроме Него. До чего же вы отвращены от истины!

إِن تَكۡفُرُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمۡۖ وَلَا يَرۡضَىٰ لِعِبَادِهِ ٱلۡكُفۡرَۖ وَإِن تَشۡكُرُواْ يَرۡضَهُ لَكُمۡۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرۡجِعُكُمۡ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٧

Если вы не уверуете, то ведь Аллах не нуждается в вас. Он не одобряет неверия для Своих рабов. А если вы будете благодарны, то Он одобрит для вас это. Ни одна душа не понесет чужого бремени. Затем вам предстоит вернуться к вашему Господу, и Он поведает вам о том, что вы совершали. Воистину, Он ведает о том, что в груди.

5- O, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır. Geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar. Güneşi ve ayı (sizin hizmetinize) boyun eğdirmiştir ki her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat edin; O, Azizdir, Ğaffardır. 6- O, sizi tek bir candan yarattı. Sonra da ondan eşini var etti. Sizin için ehli hayvanlardan sekiz eş indirdi. O, sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde farklı yaratılış aşamalarından geçirerek yaratıyor. İşte bunları yapan Rabbiniz Allah'tır. Hükümranlık yalnız O’nundur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. O halde nasıl döndürülüyorsunuz? 7- Eğer kâfir olursanız (bilin ki) Allah'ın size ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte O, kullarının kâfir olmalarına razı olmaz. Şayet şükrederseniz bundan sizin faydanız için razı olur. Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz yalnız Rabbinizedir. O da size yapmakta olduklarınızı haber verecektir. Şüphesiz O, kalplerde olanı çok iyi bilendir.

5. Allah “gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile” hikmet ve maslahat ile kullarına emir vermek, yasak koymak, onlara (yaptıklarına karşılık) mükâfat veya ceza vermek için “yaratmıştır.”“Geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar.” Birini diğerinin yerine geçirir ve her ikisi bir anda, bir arada bulunmaz. Aksine onlardan biri geldi mi, diğerinin saltanatı ortadan kalkar. “Güneşi ve ayı” düzenli ve akış yasaları belli bir şekilde “boyun eğdirmiştir.” Güneş ve ayın “her biri” Yüce Allah’ın onlara boyun eğdirişinin bir sonucu olarak “belirli bir süreye kadar akıp gider.” Bu belirli süre, bu dünya yurdunun harap olup sona ermesidir. Yüce Allah, bu yurdun bütün araçlarını, güneşini, ayını harap edecek ve mahlukatı yeni bir yaratılış ile yaratacaktır. Böylelikle onlar ebedilik yurdu olan cennet veya cehennemde karar kılacaklardır. “Dikkat edin, O” hiçbir şekilde yenik düşürülemeyen ve her şeyi gücünün mahkûmu kılan “Azizdir.” Hiçbir şey O’na karşı direnemez. Bunca büyük mahlukatı yaratıp bunların hepsini kendi emri ile hareket edecek şekilde boyun eğdirmiş olması da O’nun Aziz oluşunun bir tecellisidir. Tevbe eden mü’min kullarının günahlarını bağışlayan “Ğaffardır.” Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak Ben tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyip hidâyet üzere olana karşı çok mağfiret ediciyim.”(Tâ-Hâ, 20/82) O, kendisine şirk koştuktan sonra pek büyük âyetlerini görüp de tevbe eden ve kendisine yönelen kimselerin günahlarını da bağışlayandır. Yüce Allah’ın Azîz oluşunun bir tecellisi de şudur:

6. Çokluğunuza, yeryüzünün dört bir tarafına yayılmış olmanıza rağmen “O sizi bir candan yarattı. Sonra da ondan eşini” Kendisi eşi ile eşi de kendisi ile sükûn bulsun ve bu yolla üzerlerindeki nimet tamamlansın diye “var etti.” “Sizin için ehli hayvanlardan sekiz eş indirdi.” Size rahmet olmak üzere ve katından indirilmiş belli bir miktara göre onları O yaratmıştır ki bunlar, En’âm Sûresi’nde sözünü ettiği şu dört çifttir:“Sekiz eş (yaratmıştır): Koyundan iki eş, keçiden iki eş... deveden iki eş, sığırdan da iki eş yarattı.”(el-En’âm, 6/142-143) Yüce Allah'ın, bunların dışında pek çok hayvanı da kullarının maslahatı için indirmiş olmakla birlikte özellikle bunları söz konusu etmesi, faydalarının çokluğu, maslahatlarının kapsamlılığı ve üstünlükleri dolayısıyladır. Diğer taraftan bunlar, başka hayvan türlerinin elverişli olmadığı birtakım şeylere özellikle elverişlidirler. Kurban edilmek, Harem bölgesine hediye kurbanı olarak gönderilmek, akika olarak kesilmek, onlarda zekâtın farz olması, diyet olarak yalnızca bunların verilebilmesi vb. gibi. Yüce Allah, annemizin ve babamızın yaratılışını söz konusu ettikten sonra bizim de yaratılışımızın başlangıcını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O, sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde” batın karanlığı, rahim karanlığı ve eş/zar karanlığı olmak üzere “farklı yaratılış aşamalarından geçirerek yaratıyor.” Yani sizin yaratılışınızın aşamaları, ardı arkasına geliyor ve siz, hiçbir mahluk eli değmeyecek, hiçbir göz tarafından görülmeyecek bir halde bulunuyorsunuz. Bu daracık yerde sizi görüp gözeten ve besleyen O’dur. “İşte bunları yapan Rabbiniz Allah'tır.” Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı amade kılan, sizi yaratan, sizin için de davarları ve pek çok nimetleri yaratan, sizi gözetip büyüten, besleyen, işlerinizi çekip çeviren, yegane mabud ve ilâh O’dur. Yaratmasında ve rububiyetinde hiçbir ortağı olmadığı gibi ulûhiyetinde de hiçbir ortağı yoktur, bir ve tektir. Bundan dolayı devamla şöyle buyurmaktadır:“Hükümranlık yalnız O’nundur. O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. O halde nasıl döndürülüyorsunuz?” Yüce Allah, yalnızca kendisinin ibadeti hak ettiğini ve yalnızca kendisine ihlâsla ibadet edilmesi gerektiğini açıkladıktan sonra nasıl olur da hiçbir şey çekip çeviremeyen ve hiçbir işte en ufak bir dahli ve yetkisi bulunmayan put ve heykellere ibadete yönelirsiniz!

7. “Eğer kâfir olursanız (bilin ki) Allah'ın size ihtiyacı yoktur.” İtaatinizden fayda görmediği gibi, küfrünüzün de O’na bir zararı olmaz. Ancak size vermiş olduğu emir ve yasaklar, size olan katıksız lütuf ve ihsanının bir tecellisidir. “Bununla birlikte O” kullarına ihsanının kemali dolayısı ile “kullarının kâfir olmalarına razı olmaz.” Çünkü O, küfrün kendilerini bir daha mutluluğa kavuşmaları söz konusu olmayacak şekilde bedbahtlığa sürükleyeceğini bilir. Diğer taraftan onları kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır. Bütün varlıkların yaratılış gayesi budur. Bu yüzden onları kendisi için yaratmış olduğu bu amacı terk etmelerine razı olmaz. “Şayet” Yüce Allah’a, O’nu tevhid etmek ve dini yalnız O’na halis kılmak sureti ile “şükrederseniz, bundan sizin faydanız için razı olur.” Çünkü O, size merhametlidir. Size ihsanda bulunmayı sever ve sizin kendisi için yaratıldığınız gayeye uygun davranışta bulunmanızı arzu eder. O, şirk koşmanızın zararını görmediği, amellerinizden ve tevhidinizden de bir fayda sağlamaz. Diğer taraftan sizin her birinizin hayır ya da şer türünden ameli de kendisine aittir:“Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez. Sonra” kıyamet günü “dönüşünüz yalnız Rabbinizedir. O da size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” O, haber vereceği hususları ilmi ile kuşatmıştır, Kalemi de bunları tespit etmiş, Hafaza melekleri de sizin yaptıklarınızı yazmışlardır. Azalarınız da bu yaptıklarınıza dair şahitlik edecektir. Bu yüzden her birinize hak ettiği karşılığı verecektir. “Şüphesiz O, kalplerde olanı çok iyi bilendir.” Yani O, bizzat kalpleri bildiği gibi onlardaki iyilik ya da kötülük vasıflarını da bilir. Yani Yüce Allah, tam ve eksiksiz bir adalet ile amellerinin karşılığını verecektir.

39:8Страница 459

۞ وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرّٞ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعۡمَةٗ مِّنۡهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدۡعُوٓاْ إِلَيۡهِ مِن قَبۡلُ وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادٗا لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦۚ قُلۡ تَمَتَّعۡ بِكُفۡرِكَ قَلِيلًا إِنَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلنَّارِ ٨

Когда человека коснется вред, он взывает к своему Господу, обращаясь к Нему одному. Когда же Он предоставляет ему благо от Себя, человек забывает Того, к Кому он взывал прежде (или забывает то, ради чего он взывал прежде), и равняет с Аллахом других, чтобы сбить других с Его пути. Скажи: «Попользуйся благами со своим неверием немного! Воистину, ты будешь одним из обитателей Огня».

8- İnsanın başına bir zarar gelse o, Rabbine yönelerek O’na dua eder. Sonra Allah, ona katından bir nimet verirse o, daha önce O’na dua ettiğini unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki:“Küfrünle biraz (daha dünyadan) faydalan! Zira sen cehennemliklerdensin.”

8. Yüce Allah, kuluna olan lütfunu, ihsanını ve iyiliğini; buna karşılık kulunun şükürsüzlüğünü haber vermektedir. Zira o; hastalık, fakirlik yahut denizde veya bir başka yerde bir sıkıntının kendisine dokunması halinde Allah’tan başka hiçbir kimsenin kendisini kurtaramayacağını bilir, bundan dolayı da Yüce Allah’a yönelerek yalvarıp yakarır, başına gelen bu musibet ve sıkıntıyı girmesi için O’nun yardımına sığınır ve bu hususta ısrar da eder. “Sonra” Yüce Allah “ona” onun bu darlık ve sıkıntısını açmak sureti ile “katından bir nimet verirse oi daha önce O’na dua ettiğini” Allah’a yalvarıp yakardığı sıkıntılı halini “unutur” başına hiçbir sıkıntı gelmemiş gibi yoluna devam eder ve Allah’a ortak koşmasını sürdürür. “...ve Allah'ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar.” Yani hem kendisi sapmak, hem de başkasını saptırmak için bunu yapar. Çünkü başkasını saptırmak, sapmanın bir sonucudur. Yüce Allah burada sonucu zikrederek sebebi de ifade etmiş olmaktadır. İşte Yüce Allah’ın nimetine şükredecek yerde nankörlük eden bu azgın kimseye “de ki: Küfrünle biraz (daha dünyadan) faydalan. Zira sen cehennemliklerdensin.” Sonuçta cehenneme girildikten sonra dünyada kendisinden yararlanılan şeylerin kişiye hiçbir faydası olmaz. “Ne dersin? Biz onları nice seneler (dünyadan) faydalandırsak, sonra onlara vaadolundukları (azap) gelse, faydalandırıldıkları nimetlerin onlara bir yararı olur mu hiç?”(eş-Şuarâ, 26/205-207)

39:9Страница 459

أَمَّنۡ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ سَاجِدٗا وَقَآئِمٗا يَحۡذَرُ ٱلۡأٓخِرَةَ وَيَرۡجُواْ رَحۡمَةَ رَبِّهِۦۗ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٩

Неужели тот, кто смиренно проводит ночные часы, падая ниц и стоя, страшась Последней жизни и надеясь на милость своего Господа, равен неверующему? Скажи: «Неужели равны те, которые знают, и те, которые не знают?». Воистину, поминают назидание только обладающие разумом.

9- (O mu) yoksa gece saatlerini kıyamda ve secdede geçiren, âhiretten korkup Rabbinin rahmetini uman itaatkar kimse mi (hayırlıdır)? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak olgun akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.”

9. Bu buyruk ile Allah’ın itaati gereğince amel eden kimse ile böyle olmayan ve alim ile cahil arasında bir karşılaştırma yapılmakta, bunların birbirlerinden farklı oldukları gerçeğinin aklî bir gerçek olduğu ve farklılıklarının da kesin bilindiği ortaya konulmaktadır. Rabbine itaatten yüz çevirip hevâsının peşinden giden bir kimse; ibadetlerin en faziletlisi olan namazı en faziletli vakit olan gece saatlerinde kılan ve Allah’a itaat eden bir kimse gibi değildir. Böyle bir kimseyi Yüce Allah, çok amelde bulunmak ve amellerin en faziletlisini işlemekle nitelendirdikten sonra, Allah’tan korkmakla ve O’ndan mükâfat ummakla da vasfetmektedir. Korkmasının sebebi, geçmişte işlemiş olduğu günahları dolayısı ile âhirette karşılaşması muhtemel olan azaptır. Umduğu şey ise Allah’ın rahmetidir. Böylelikle Yüce Allah, bu kimseyi hem zahiren amelde bulunmakla, hem de batınî amelleri işlemekle nitelendirmektedir. “De ki: Hiç” Rablerini, O’nun şeriatını, amellere vereceği karşılığı, bütün bunlardaki sırları ve hikmetleri “bilenlerle” bunlardan hiçbir şeyi “bilmeyenler bir olur mu?” Gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık, su ile ateş bir olmadığı gibi, bunlarla onlar da elbette bir olmazlar. “Ancak olgun akıl sahipleri” yani zeki ve arı duru akıl sahipleri kendilerine öğüt verildiği vakit “düşünüp öğüt alır.” İşte yüce olanı bayağı olana tercih edenler, ilmi cahilliğe, Allah’a itaati O’na muhalefete tercih edenler bunlardır. Diğer taraftan bunlar, sonuçlar üzerinde düşünmeye yönelten akıllara da sahiptirler. Bu halleri ile onlar, aklı bulunmayan ve onu kullanmayanlardan ayrılmaktadırlar. Çünkü onlar, kendi hevâlarını ilâh edinirler.

39:10Страница 459

قُلۡ يَٰعِبَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ لِلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةٞۗ وَأَرۡضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةٌۗ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجۡرَهُم بِغَيۡرِ حِسَابٖ ١٠

Скажи Моим рабам, которые уверовали: «Бойтесь вашего Господа! Тем, которые совершили добро в этом мире, уготовано добро. Земля Аллаха обширна. Воистину, терпеливым их награда воздастся полностью без счета».

10- De ki:“Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkup sakının! Bu dünyada ihsanda bulunanlara bir güzellik vardır. Allah’ın arzı geniştir. Sabredenlere de ecirleri elbette hesapsız verilecektir.”

10. Yani yaratıkların en şereflileri olan mü’minlere seslen ve onlara en faziletli emir olan takvâyı emret. Takvâlı olmalarını gerektiren sebebi de hatırlat. Bu da, Allah’ın onların Rabbi olması ve onlara türlü nimetler ihsan etmiş olmasıdır. Bu gerçek, onların Rableri olan Allah’tan korkup sakınmalarını gerektirir. Yüce Allah’ın kendilerine lütfedip ihsanda bulunduğu iman da bu sebeplerden birisidir. Yani bu da onların takvâlı olmalarını gerektirir. Nitekim bu: Ey cömert kişi, sadaka ver! Ey kahraman kişi, savaş! demek gibidir. Diğer taraftan dünya hayatında onları gayrete getirecek mükâfatı da söz konusu ederek:“Bu dünyada” Rablerine ibadet etmek sureti ile “ihsanda bulunanlara bir güzellik” bol rızık, huzurlu bir kalp ve hakka açık bir gönül “vardır.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Erkek olsun, kadın olsun kim mü’min olduğu halde salih amel işlerse Biz, şüphesiz ona çok güzel bir hayat yaşatırız.”(en-Nahl, 16/97)“Allah’ın arzı geniştir.” Herhangi bir yerde O’na ibadet etmeniz engellenecek olursa Rabbinize ibadet edebileceğiniz, dininizi uygulama imkânını bulabileceğiniz bir başka yere hicret edin. Yüce Allah:“Bu dünyada ihsanda bulunanlara bir güzellik vardır” buyurduğundan ve bu ifade umumi olduğundan dolayı bazı kimselerin aklına: “İyilikte bulunan herkese bu dünyada bir güzellik vardır. Ama yeryüzünde iman edip de orada zulüm, baskı ve sıkıntılara maruz kalan kimseler için bu güzellik gerçekleşmemektedir” gibi bir soru gelebileceğinden dolayı Yüce Allah böyle bir kanaati: “Allah’ın arzı geniştir” buyruğu ile bertaraf etmektedir. Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu buyrukları ile dile getirdiği bir müjde söz konusudur:“Ümmetimden hak üzere muzaffer kalmaya devam edecek bir kesim daima bulunacaktır. Kendilerini yardımsız bırakanların ve onlara muhalefet edenlerin onlara bir zararları olmayacaktır. Onlar, Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar bu hal üzere devam edeceklerdir.”[15] İşte bu gerçeğe bu âyet-i kerime de işaret etmekte ve bu hususa çok yakından temas etmektedir. Şöyle ki: Yüce Allah, arzının geniş olduğunu bildirmektedir. Bir yerde O’na ibadet etmeniz engellenecek olursa bir başka yere hicret edin, bu da her zaman ve her mekânda geçerli umumi bir buyruktur. Hicret edecek herkesin müslümanlar arasında bir barınağı ve sığınağı mutlaka bulunur. Orada mutlaka dinini uygulama imkânını bulacağı bir yer de bulur. “Sabredenlere de ecirleri elbette hesapsız verilir.” Bu da bütün sabır çeşitleri hakkında umumidir. Yüce Allah’ın acı veren takdirlerine karşı sabredip bunlardan dolayı öfkelenmemek, masiyetlerine karşı direnerek onları işlememek, eda edinceye kadar itaati üzere sabretmek şeklindeki bütün sabır çeşitleri buna dahildir. Yüce Allah, sabredenlere ecirlerini hesapsız yani sınırsız, sayı ve miktar söz konusu olmaksızın vereceği vaadinde bulunmaktadır. Bunun böyle olmasının tek sebebi, sabrın fazileti, Allah nezdindeki yüksek mevkii ve bütün işlere karşı yardımcı oluşundan dolayıdır.

39:11–16Страница 460

قُلۡ إِنِّيٓ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱللَّهَ مُخۡلِصٗا لَّهُ ٱلدِّينَ ١١

Скажи: «Мне велено поклоняться Аллаху, очищая перед Ним веру.

وَأُمِرۡتُ لِأَنۡ أَكُونَ أَوَّلَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ١٢

Мне также велено быть первым из мусульман».

قُلۡ إِنِّيٓ أَخَافُ إِنۡ عَصَيۡتُ رَبِّي عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ ١٣

Скажи: «Я боюсь, что если я ослушаюсь своего Господа, то меня постигнут мучения в Великий день».

قُلِ ٱللَّهَ أَعۡبُدُ مُخۡلِصٗا لَّهُۥ دِينِي ١٤

Скажи: «Я поклоняюсь одному Аллаху, очищая перед Ним веру.

فَٱعۡبُدُواْ مَا شِئۡتُم مِّن دُونِهِۦۗ قُلۡ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَا ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ ١٥

Поклоняйтесь же, помимо Него, чему пожелаете». Скажи: «Воистину, потерпят убыток те, которые потеряют себя и свои семьи в День воскресения. Воистину, это и есть явный убыток!

لَهُم مِّن فَوۡقِهِمۡ ظُلَلٞ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحۡتِهِمۡ ظُلَلٞۚ ذَٰلِكَ يُخَوِّفُ ٱللَّهُ بِهِۦ عِبَادَهُۥۚ يَٰعِبَادِ فَٱتَّقُونِ ١٦

Над ними будут навесы из огня, и под ними будут навесы». Этим Аллах устрашает Своих рабов. О рабы Мои, бойтесь Меня!

11- De ki:“Ben Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet etmekle emrolundum.” 12- “Yine bana müslümanların ilki olmam da emredildi.” 13- De ki:“Ben şayet Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.” 14- De ki:“Ben dinimi Allah’a halis kılarak yalnız O’na ibadet ederim.” 15- “Artık siz (ey müşrikler) O’ndan başka dilediğinize ibadet edin.” De ki: “Asıl hüsrana uğrayanlar, Kıyamet gününde hem kendilerini, hem de ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin! İşte apaçık hüsran budur!” 16- Onların üzerlerinde ateşten tabakalar olduğu gibi altlarında da ateşten tabakalar vardır. İşte Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım! Benden korkup sakının!

11. Yani ey peygamber, insanlara “de ki:” Ben, Yüce Allah’a dinimi halis kılmak sureti ile O’na ibadet etmekle emrolundum. Bu da sûrenin baş tarafında yer alan: “O halde Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet et.”(2. âyet) buyruğunda geçmektedir.

12. “Yine bana müslümanların ilki olmam da emredildi.” Çünkü ben, insanları Rablerine davet eden ve O’na götüren yolu gösteren biriyim. O halde verdiği emirlerin gereğini ilk yerine getiren, böylece ilk teslim/müslüman olan kişi ben olmalıyım. Bu emrin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ve ona uyanlardan olduğunu iddia edenler tarafından yerine getirilmesi kaçınılmaz bir şeydir. Bu yüzden zahir amellerde İslâm’ın gereğini yapmak ve hem zahir hem de bâtın amellerde yalnız Allah için ihlâslı olarak amelde bulunmak şarttır.

13. “De ki: Ben” bana emretmiş olduğu ihlâsla amelde bulunmak ve İslâm’ın gerektirdiği işleri yapmak hususlarında “şayet Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.” Ki o günde Allah’a şirk koşan, ebedi olarak azapta kalacaktır, Allah’a isyan eden de o gün cezalandırılacaktır.

14-15. Bu buyruklar, Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza ibadet etmem, siz de benim ibadet ettiğime tapanlar değilsiniz. Sizin taptıklarınıza ben ibadet edecek değilim, siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana!”(el-Kâfirûn, 109/1-6)“De ki: Asıl hüsrana uğrayanlar Kıyamet gününde” mükâfattan mahrum ettikleri ve oldukça vahim b,r azabı hak ettiklerinden; “hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana sokanlardır.” Yani Kıyamet gününde Yüce Allah, onları ailelerinden ayıracaktı, böylece oldukça büyük üzüntülere gark olacaklar ve hüsranları da pek büyük olacaktır. “Dikkat edin! İşte apaçık hüsran budur.” Bunun benzeri bir hüsran olamaz ve bu, sürekli bir hüsrandır. Bundan sonra kâr sağlamak hatta hüsrandan kurtulmak dahi söz konusu olmayacaktır. Daha sonra karşı karşıya kalacakları ileri derecedeki bedbahtlığı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

16. “Onların üzerlerinde ateşten tabakalar” yani pek büyük bulutları andıran azap tabakaları ve parçaları “olduğu gibi altlarında da böyle tabakalar vardır. İşte” cehennem ehlinin azabı ile ilgili yaptığımız bu açıklamalar, Yüce Allah’ın kendisi vasıtası ile kullarını rahmetine doğru sürüklediği bir kamçı gibidir. Ayrıca “Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım, Benden korkup sakının.” Yüce Allah, böylelikle bedbaht kimselere hazırlamış olduğu azabı, kullarını takvâya çağıran bir sebep, azabı gerektiren şeylerden de alıkoyucu bir mani yapmıştır. Her şeyde kullarına rahmet buyuran, Allah’a ulaştırıcı yolları kendilerine kolaylaştıran, bu yolları izlemeye teşvik eden, nefislerin arzuladığı her bir hususla şevklerini artıran ve kalplerine huzur kazandıran Allah’ın şanı ne yücedir! Yine kendi rızası dışında bir maksatla amelde bulunmaktan alabildiğine sakındıran ve bu gibi amelleri terk etmeye iten sebepleri de anlatan Yüce Allah, bütün kusurlardan münezzehtir.

39:17–18Страница 460

وَٱلَّذِينَ ٱجۡتَنَبُواْ ٱلطَّٰغُوتَ أَن يَعۡبُدُوهَا وَأَنَابُوٓاْ إِلَى ٱللَّهِ لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰۚ فَبَشِّرۡ عِبَادِ ١٧

Для тех, которые избежали поклонения тагуту и обратились к Аллаху, есть благая весть. Обрадуй же Моих рабов,

ٱلَّذِينَ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقَوۡلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحۡسَنَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ هَدَىٰهُمُ ٱللَّهُۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمۡ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ ١٨

которые прислушиваются к словам и следуют наилучшим из них. Это - те, которых Аллах наставил на прямой путь. Они и есть обладающие разумом.

17- Tâğûta ibadet etmekten sakınan ve Allah’a yönelenler var ya işte onlara müjde vardır. O halde sen de müjde ver o kullarıma ki; 18- Onlar sözü dinleyip en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini doğru yola ulaştırdığı kimselerdir. İşte olgun akıl sahibi olanlar da onlardır.

17. Yüce Allah suçlü günahkarların cezasından bahsettikten sonra kendisine yönelenlerin halini ve mükâfatlarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Tâğût’a ibadet etmekten sakınan...” buyruğunda geçen “tâğût”tan kasıt, Allah’tan başkasına ibadet etmektir. Yani tâğûta ibadet etmekten uzak durun, denmektedir. Bu ifade hikmeti sonsuz, her şeyi bilen Yüce Allah tarafından kullanılmış en güzel belirleyici ifadelerden birisidir. Çünkü buradaki övgü ancak tâğûta ibadet etmekten uzak duranları kapsamaktadır. Ayrıca “Allah’a” ibadet etmek ve dini yalnızca O’na halis kılmak sureti ile “yönelenler” ve böylelikle putlara ibadetten yüz çevirerek her şeyi bilen mutlak hakim Allah’a ibadete, şirk ve masiyetlerden tevhid ve itaate dönenlere “işte onlara” ölçüsünü ancak kendilerine bunu ikram edenin tespit edebileceği, vasıflarını da ancak O’nun bilebileceği çapta bir “müjde vardır.” Bu müjde, dünya hayatında güzel övgü, salih rüya, Allah tarafından Rabbani inâyete mazhar olmak gibi hususları da kapsar ki bu Rabbani inâyetin içerisine O’nun dünyada ve âhirette kendilerine ikramda bulunmayı irade buyurması da dahildir. Yine ölüm esnasında, kabirde ve kıyamet gününde de onlara müjde vardır. Bu müjdenin sonu ise Kerim olan Rabbin, cennette onlara lütfedeceği rızasının, iyilik, ihsan ve güvenin kendilerini sonsuza kadar kapsayacağına dair onlara vereceği müjdedir. Yüce Allah, onlar için bir müjde bulunduğu haberini verdikten sonra, peygamberine onlara bu müjdeyi vermesini de emretmekte, ayrıca hangi sıfatları ile bu müjdeye layık olduklarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

18. “Onlar sözü dinleyip en güzeline uyarlar.” Burada söz, her türlü sözü kapsayacak şekilde cins/tür anlamındadır. Yani onlar, tercih edilmesi gerekenle kendisinden sakınılması gerekeni birbirinden ayırt etmek için sözü dinlerler. Doğruluktaki kararlılıklarının ve akıllılıklarının bir sonucu olarak da sözün en güzeline tâbi olurlar. Kayıtsız ve şartsız olarak sözlerin en güzeli de Allah’ın ve Rasûlünün kelâmıdır. Nitekim Yüce Allah bu sûrede şöyle buyurmaktadır:“Allah, sözün en güzelini, müteşabih, tekrar edilen bir kitap halinde indirmiştir...”(ez-Zümer, 39/23) Bu âyet-i kerimede bir incelik vardır ki o da şudur: Bu övülmeye değer kimselerin sözü dinleyip en güzeline tâbi oldukları haber verilince sanki şöyle bir soru sorulmuştur: Olgun akıl sahibi kimselerin sıfatlarını taşımamız için ve bir kimsenin onu tercih ettiği için olgun akıl sahiplerinden olduğunu bilebilmemiz için sözün en güzelini bilmenin bir yolu var mıdır?” Buna cevap olarak da şöyle denilmiş gibidir: Evet, sözün en güzeli Yüce Allah’ın şu buyruğu ile işaret ettiği sözdür:“Allah, sözün en güzelini, müteşabih, tekrar edilen bir kitap halinde indirmiştir.”“İşte onlar, Allah’ın kendilerini doğru yola” ahlâk ve amellerin en güzeline “ulaştırdığı kimselerdir. İşte olgun” temiz “akıl sahibi olanlar da onlardır.” Akıllarının ve güzel kararlılıklarının bir neticesi olarak onlar, güzel olanı da olmayanı da bilirler ve tercih edilmesi gerekeni başkasına tercih ederler. İşte aklın alâmeti budur, hatta aklın bunun dışında bir alâmeti de yoktur. Güzeli ile çirkini ile sözleri birbirinden ayırt edemeyen bir kimse, olgun akıl sahibi kimselerden olamaz. Yahut ayırt etmekle birlikte arzuları aklına galip geldiğinden dolayı, aklı arzusuna tâbi olup en güzel olanı tercih etmeyen bir kimsenin aklı da eksiktir.

39:19–20Страница 460

أَفَمَنۡ حَقَّ عَلَيۡهِ كَلِمَةُ ٱلۡعَذَابِ أَفَأَنتَ تُنقِذُ مَن فِي ٱلنَّارِ ١٩

Разве ты сможешь спасти того, относительно кого сбылось Слово о мучениях, кто находится в Огне?

لَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ لَهُمۡ غُرَفٞ مِّن فَوۡقِهَا غُرَفٞ مَّبۡنِيَّةٞ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَعۡدَ ٱللَّهِ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ ٱلۡمِيعَادَ ٢٠

Но для тех, кто боялся своего Господа, уготованы горницы, расположенные одна над другой, под которыми текут реки. Таково обещание Аллаха, и Аллах не нарушает обещания!

19- Hakkında azap sözü hak olmuş; evet, ateşte olan o kişiyi sen mi kurtaracaksın? 20- Fakat Rablerinden korkup sakınanlara gelince onlar için birbirleri üzerine bina edilmiş, altlarından da ırmaklar akan köşkler vardır. (Bu) Allah’ın vaadidir. Allah da vaadinden dönmez.

19. Yani sapıklığı, inadı ve küfrünü sürdürmesi sebebi ile hakkında azap sözü hak olmuş kimsenin, hidâyet bulmasına imkan yoktur. Sen de kaçınılmaz olarak ateşe girmek durumunda olan böyle bir kimseyi asla kurtaramazsın.

20. Gerçek zenginlik ve tam anlamı ile kurtuluş, takvâ sahipleri için söz konusu olacaktır. Allah, onlar için öyle lütuflar, öyle çeşitli nimetler hazırlamıştır ki bunun ölçüsünün, miktarının tespit edilmesine imkân yoktur. “Onlar için” oldukça yüksek ve süslü “köşkler” vardır. Bu köşklerin güzelliği, göz alıcılığı, nezaheti ve şeffaflığı dolayısı ile içeriden dışarıları, dışarıdan da içerileri görülür. Bunlar o kadar yüksektir ki, semanın doğu veya batı ufkunda görülen oldukça uzaktaki bir yıldız gibi görülürler. İşte bundan dolayı şöyle buyrulmaktadır: “Birbirleri üzerine bina edilmiş” altın ve gümüşten yapılmış, sıvaları en değerli miskten olan; “altlarından da” kaynayıp coşan “ırmaklar akan köşkler vardır.” Bu ırmaklar, o pek güzel bahçeleri, tertemiz ağaçları sular. Bu ağaçlar da son derece lezzetli ve türlü mahsuller ve olgun meyveler verir. “(Bu) Allah’ın vaadidir. Allah da vaadinden dönmez.” O, bu mükâfatı takvâ sahiplerine vaat etmiştir. Bu vaadi gerçekleştirmesi muhakkaktır. Bu yüzden gerçek kulları, takvânın gereklerini eksiksiz olarak yerine getirsinler ki O da onların mükâfatlarını eksiksiz versin.

39:21Страница 460

أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَسَلَكَهُۥ يَنَٰبِيعَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يُخۡرِجُ بِهِۦ زَرۡعٗا مُّخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهُۥ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَىٰهُ مُصۡفَرّٗا ثُمَّ يَجۡعَلُهُۥ حُطَٰمًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٢١

Неужели ты не видел, что Аллах ниспослал с неба воду и провел ее к источникам по земле? Потом посредством нее Он выводит посевы различных цветов. Затем они вянут, и ты видишь их пожелтевшими. Затем Он превращает их в труху. Воистину, во всем этом - напоминание для обладающих разумом.

21- Görmez misin ki Allah, gökten bir su indirir de onu yeryüzündeki birtakım kaynaklara sevkedip (oralarda depolar), sonra da onunla çeşitli renklerde türlü ekinler çıkarır. Daha sonra o ekinler kurur da sen onları sararmış bir halde görürsün. Sonra da Allah onları çer-çöpe dönüştürür. Şüphesiz bunda olgun akıl sahipleri için öğüt vardır.

21. Yüce Allah, olgun akıl sahiplerine gökten indirdiği suyu, bu suyu yeryüzündeki kaynaklara akıttığını yani bu kaynaklara kolaylıkla çıkartılabilecek şekilde yerleştirdiğini hatırlatmaktadır. “Sonra onunla çeşitli renklerde türlü ekinler” buğday, mısır, arpa, pirinç ve daha başka mahsuller “çıkarır. Daha sonra o ekinler” olgunlaştıktan sonra yahut da herhangi bir afet ve salgın hastalığın meydana gelmesi halinde “kurur da sen onları sararmış bir halde görürsün. Sonra da Allah onları” ufalanmış “çer-çöpe dönüştürür. Şüphesiz bunda olgun akıl sahipleri için öğüt vardır.” Onlar bununla Rablerinin inâyetini ve kullarına olan rahmetini hatırlarlar. Çünkü onlara bu suyu elde etme yollarını kolaylaştırmış, yeryüzündeki mahzenlere o suyu onların menfaatlerine uygun bir şekilde depolamıştır. Onlar, bundan ilâhî kudretin kemalini, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği gibi ölüleri de dirilteceğini düşünüp anlarlar. Yine onunla, bütün bunları yapanın mutlak olarak ibadete hak sahibi olduğunu da bilirler. Allah’ım; sen bizleri kendilerinden övgü ile söz ettiğin, kendilerine ihsan ettiğin akıllarla hidâyete ilettiğin, Kitabının sırlarını, harikulade âyet ve belgelerini başkalarının ulaşamayacağı şekilde gösterdiğin o olgun akıl sahiplerinden eyle! Şüphesiz Sen bağışı sınırsız olansın.

39:22Страница 461

أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدۡرَهُۥ لِلۡإِسۡلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٖ مِّن رَّبِّهِۦۚ فَوَيۡلٞ لِّلۡقَٰسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكۡرِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ ٢٢

Разве тот, чью грудь Аллах раскрыл для ислама, кто на свету от своего Господа, равен неверующему? Горе тем, чьи сердца черствы к поминанию Аллаха! Они пребывают в очевидном заблуждении.

22- Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı böylece Rabbinden gelen bir nur üzere bulunan kimse hiç (böyle olmayanla bir) midir? O halde Allah’ın zikrinden yana kalpleri kaskatı kesilenlerin vay haline! İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

22. Yani Allah’ın göğsünü İslâm için genişleterek hükümlerini kabule, onların gereğince -gönül hoşluğu, göz aydınlığı ve basiret içinde- amel etmeye dair kalbine genişlik verdiği kimse -ki bu “böylece Rabbinden gelen bir nur üzere bulunan kimse” buyruğu ile kastedilen kimsedir- hiç böyle olmayan kimse gibi olur mu? Buyruğun bu anlamda olduğuna delil, Yüce Allah’ın:“Allah’ın zikrinden yana kalpleri kaskatı kesilenlerin vay haline!” buyruğudur. Yani böylelerinin kalpleri, Allah’ın Kitabı dolayısı ile yumuşamaz, O’nun âyetlerinden ibret ve öğüt almaz, Allah’ı anmakla da bu kalpler huzur bulmaz. Bilakis bu kalpler, Rabbinden yüz çevirerek başkasına yönelirler. İşte böyleleri için çok çetin bir azap vardır, pek büyük kötülükler onları beklemektedir. Vay onların haline! “İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” Gerçek dostundan yüz çevirenin sapıklığından daha büyük çapta sapıklık var mıdır? Halbuki bütün mutluluk, bahtiyarlık O’na yönelmektedir. Gerçek dostunu anmayarak kalbi kaskatı kesilen ve kendisine zarar veren her şeye yönelenden daha bedbaht kim olabilir?

Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Вид

Read in English