Ас-СаадиАн‑Ниса · 4:35–50

Ас-Саади · Тафсир · на турецком

Ан-Ниса 4:35–50

4:35Страница 84

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ شِقَاقَ بَيۡنِهِمَا فَٱبۡعَثُواْ حَكَمٗا مِّنۡ أَهۡلِهِۦ وَحَكَمٗا مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصۡلَٰحٗا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيۡنَهُمَآۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرٗا ٣٥

Если вы опасаетесь разлада между ними, то отправьте одного судью из его семьи и одного судью из ее семьи. Если они оба пожелают примирения, то Аллах поможет им. Воистину, Аллах - Знающий, Ведающий.

35- Eğer aralarının açılmasından endişe ederseniz o vakit erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Eğer her ikisi de onların aralarının düzelmesini isterlerse Allah onların arasını bulur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.

35. “Eğer aralarının açılmasından endişe ederseniz” Yani eşlerin aralarının açılmasından ve her birisi bir tarafa gidecek şekilde birbirlerinden iyice uzaklaşıp ayrı düşmelerinden korkacak olursanız “o vakit erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden de bir hakem gönderin.” Yani mükellef, müslüman, adaletli, aklı başında, eşlerin arasında olup biteni bilen, bunları bir araya getirmeyi ve ayırmayı bilen iki erkek hakem gönderin. Bütün bu hususlar “hakem” lafzından anlaşılmaktadır. Çünkü ancak bu niteliklere sahip olan bir kimse hakem olabilir. Bunlar her birisinin diğerine öfkelenmesini gerektiren hususları ele alırlar, sonra da her birisinin üzerine düşeni yerine getirmelerini isterler. Şâyet onlardan birisi bunu yapamayacak olursa bu sefer hakemler, eşlerden birisini mümkün olabilen geçimi için gerek duyduklarını sağlamak ve güzel huylu olmak ile razı ederek ikna yoluna gitmeye çalışırlar. Onları bir arada tutmayı ve aralarını düzeltmeyi bir şekilde başarırlarsa artık başka bir yola başvurmazlar. Şâyet durum eşlerin bir arada olmalarına, aralarının düzeltilmesine imkân vermeyecek bir noktaya ulaşmışsa, birbirlerine düşmanlık edecek, bağları koparacak ve Allah’a isyan edeceklerse, hakemler de ayrılmalarını daha uygun görüyorlarsa o takdirde onları birbirlerinden ayırırlar. Yüce Allah’ın bu iki kimseye “hakem” adını vermesinden de anlaşıldığı gibi bu durumda kocanın razı olması şartı da yoktur. Zira hakem, hakkında hüküm verilen kimse razı olmasa dahi hüküm verme yetkisine sahiptir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Eğer her ikisi de onların aralarının düzelmesini isterlerse” buyurmaktadır. Yani uygun olan görüşle, kalpleri bağlayan ve arkadaşları birbirine ısındıran sözlerle aralarının düzelmesini isterlerse “Allah onların arasını bulur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” O gizli açık her şeyi bilir. Bütün işlerin gizli ve saklı yönlerine muttalidir. Bu üstün ve değerli hükümleri, bu güzel şeriatı teşrî’ buyurması da O’nun ilminden ve her şeyden haberdar olmasından dolayıdır.

4:36–38Страница 84

۞ وَٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـٔٗاۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنٗا وَبِذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينِ وَٱلۡجَارِ ذِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡجَارِ ٱلۡجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلۡجَنۢبِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخۡتَالٗا فَخُورًا ٣٦

Поклоняйтесь Аллаху и не приобщайте к Нему сотоварищей. Делайте добро родителям, родственникам, сиротам, беднякам, соседям из числа ваших родственников и соседям, которые не являются вашими родственниками, находящимся рядом спутникам, странникам и невольникам, которыми овладели ваши десницы. Воистину, Аллах не любит гордецов и бахвалов,

ٱلَّذِينَ يَبۡخَلُونَ وَيَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبُخۡلِ وَيَكۡتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضۡلِهِۦۗ وَأَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٗا مُّهِينٗا ٣٧

которые скупятся, велят людям быть скупыми и утаивают то, что Аллах даровал им из Своей милости. Мы приготовили для неверующих унизительные мучения.

وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمۡوَٰلَهُمۡ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيۡطَٰنُ لَهُۥ قَرِينٗا فَسَآءَ قَرِينٗا ٣٨

Они расходуют свое имущество напоказ людям и не веруют в Аллаха и Последний день. Если дьявол является товарищем, то плох такой товарищ!

36- Allah’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Şüphesiz Allah büyüklenip böbürlenenleri sevmez. 37- Onlar hem kendileri cimrilik ederler, hem de insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğini gizlerler. Biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 38- Onlar mallarını insanlara gösteriş için harcarlar, Allah’a ve âhiret gününe de iman etmezler. Şeytan kime arkadaş olursa o, ne kötü bir arkadaştır!

36. Şanı Yüce Allah, kullarına hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca kendisine ibâdet etmelerini emretmektedir. O’na ibâdet ise adeta O’nun köleliği altına girmek, zahiri ve batıni bütün ibâdetlerde ihlâsla, zilletle ve sevgiyle O’nun emir ve yasaklarına boyun eğmektir. Yine Yüce Allah küçük olsun, büyük olsun kendisine şirk koşmayı yasakladığı gibi, kişiye hiçbir fayda sağlayamayan, ondan hiçbir zararı önleyemeyen, ölüme, hayata ve öldükten sonra diriltme imkânına sahip bulunmayan varlıkları, ister melek olsun, ister peygamber olsun, ister veli olsun herhangi bir şeyin kendisine şirk koşulmasını da yasaklamaktadır. Kulların tek tek yerine getirmekle yükümlü oldukları ilk görev, mutlak kemale bütün yönleri ile sahip olan, tam ve mükemmel şekli ile kâinatı idare eden, hiç kimse kendisine ortak olmayan ve bu konuda kimsenin yardımına muhtaç olmayan zata ihlâsla ibâdet etmektir. Yüce Allah kendisine ibâdeti ve hakkını yerine getirmeyi emrettikten sonra, yakınlık sırasına göre kullarının haklarını yerine getirmeyi emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Ana babaya” güzel sözlerle, nazik hitaplarla, güzel davranışlarla, emirlerine itaatle, yasaklarından uzak durmakla, onlara harcamada bulunarak nafakalarını sağlamakla, onlarla alakası bulunanlara ikramda bulunmakla ve ancak kendileri vasıtası ile söz konusu olan akrabalık bağlarını gözetmek sureti ile onlara iyi davranın. İyi davranmanın (ihsanın) zıttı olan iki şey vardır: kötü davranmak ve iyi davranmamak ki her ikisi de yasaktır. “Akrabaya” da iyi davranmak gerekir. Bu yakın ya da uzak olsunlar bütün akrabalara sözlü ve fiili olarak iyilikte bulunmayı ve akrabalık bağını söz ya da davranış ile kesmemeyi gerektirmektedir. “Yetimlere” yani küçükken babalarını kaybetmiş kimselere de iyilik yapın. Bunlar akraba olsunlar ya da olmasınlar, müslümanlar tarafından bakılmaya, kendilerine iyilikte bulunulmaya, gönüllerinin hoş edilmesine, güzel bir şekilde eğitilmeye, din ve dünya ile ilgili maslahatlarında en güzel şekilde terbiye edilmeye hak sahibidirler. “Yoksullar” ihtiyacın ve fakirliğin kendilerini hareketsiz bıraktığı, yeterli ihtiyaçlarını elde edemeyen, bakmakla görevli oldukları kimselerin ihtiyaçlarını karşılayamayan kimselerdir. Yüce Allah bunların ihtiyaçlarını görmek, eksiklerini gidermek, bu konuda teşvikte bulunmak ve mümkün olanı da yerine getirmek sureti ile onlara iyilikte bulunmayı emretmektedir. “Yakın komşuya” yani hem komşuluk hakkı hem akrabalık hakkı olmak üzere iki hak sahibi bulunan komşunuza iyi davranın. Böyle bir komşunun, komşusu üzerinde örfe raci olmak üzere iyilikte bulunulma hakkı vardır. “ve uzak komşuya” yani akrabalık hakkı bulunmayan komşunuza iyilikte bulunun. Kapısı ne kadar yakın ise komşunun hakkı, o kadar güçlüdür. O bakımdan kulun, komşusunu hediye, sadaka, davet, söz ve davranışlarla nazik davranmak, söz ve davranışla ona eziyette bulunmamak suretiyle gözetmesi gerekir. “Yanınızdaki arkadaşa” bundan kastın yol arkadaşı olduğu söylendiği gibi hanım olduğu da söylenmiştir. Mutlak olarak bütün arkadaşlardır diyenler de olmuştur ki bunun daha uygun olma ihtimali vardır. Çünkü bu ifade, hem ikamet hem yolculuk halinde bulunan arkadaşı kapsadığı gibi hanımı da kapsar. Arkadaşın, arkadaşına karşı müslümanlık hakkından başka, din ve dünya işlerinde ona yardımcı olmak, ona samimiyetle nasihat edip iyiliğini istemek, kolaylık ve zorlukta, hoşa giden ve gitmeyen hallerde ona vefalı olmak gibi hakları vardır. Yine kendisi için sevdiği şeyi arkadaşı için de sevmeli, kendisi adına hoşlanmadığı şeylerden arkadaşı adına da hoşlanmamalıdır. Arkadaşlık ne kadar ileri ise hak da o kadar güçlü ve o kadar ileri olur. “Yolda kalmışa” bu, muhtaç olsun ya da olmasın yabancı olduğu bir beldede (gurbette) bulunan yabancı kimsedir. Bunun da ihtiyacının ileri derecede olması, yurdundan uzakta bulunması sebebi ile müslümanlar üzerinde hakları vardır: Gitmek istediği yere onu ulaştırmak yahut maksatlarını kısmen de olsa gerçekleştirmesine yardımcı olmak, ona ikramda bulunmak ve arkadaş olmak vb. gibi “Ellerinizin altında bulunanlara” yani ister insan, ister hayvan olsun elleriniz altında bulunanların yeterli şekilde ihtiyaçlarını karşılamak, ağır gelecek şeyleri onlara yüklememek, yüklediğiniz takdirde onlara yardımcı olmak ve maslahatlarına uygun şekilde onları terbiye etmek sureti ile “iyilik edin.” Kim bütün bu emrolunan hususları yerine getirecek olursa işte o Rabbine itaat eden, Allah’ın kullarına karşı da alçak gönüllü davranan, Allah’ın emir ve şeriatına bağlı olan bir kimsedir. Böyle bir kimse pek büyük bir mükâfata ve çok güzel övgülere hak kazanır. Bunu gereği gibi yerine getirmeyen kimse ise Rabbinden yüz çeviren, emirlerine bağlı olmayan, insanlara karşı da alçak gönüllü davranmayan bir kimsedir. Aksine böyle bir kimse Allah’ın kullarına karşı büyüklenen, kendisini beğenen ve kendi sözleri ile böbürlenen bir kimsedir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah büyüklenip” kendisini beğenip insanlara karşı büyüklük taslayan “böbürlenenleri” Allah’ın kullarına karşı şımararak, pnları küçük görerek kendisini övüp durap kimseleri “sevmez.” İşte bu gibi kimselerin büyüklenip böbürlenmeleri, söz konusu hakları gereği gibi yerine getirmelerine engel olur. Bundan dolayı Yüce Allah onları şöylece yermektedir: 37. “Onlar hem” yerine getirmeleri gereken hakları yerine getirmeyerek “kendileri cimrilik ederler, hem de insanlara” söz ve davranışları ile “cimriliği emrederler ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğini” kendisi vasıtası ile sapmışların hidâyet bulduğu ve cahillerin doğru yolu gördükleri ilmi “gizlerler.” Bu cimriler ilmi sapkın ve cahillerden gizlerken, onlara hakkı görmelerine engel teşkil edecek batılı açıklarlar. Böylelikle hem malda ve ilimde cimriliği, hem de gerek kendilerinin hüsrana uğraması, gerek başkalarının ziyana uğraması için çalışıp çabalamayı bir arada işlemiş olurlar. İşte bu da kâfirlerin nitelikleridir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Biz kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” buyurmuştur. Yani Allah’ın kullarına karşı büyüklenmeleri, Allah’ın haklarını yerine getirmemeleri, cimrilik yapmaları ve hidâyeti bulma konusunda başkalarına engel olmalarından dolayı Allah can yakıcı bir azap ve sürekli bir aşağılanma ile onları hakir kılmıştır. Allahım, her türlü kötülükten sana sığınırız. Daha sonra Yüce Allah riyakarlık yaparak, başkalarının işitmesi niyetiyle yapıklan ve Allah’a imandan kaynaklanmayan infaklar hakkında şöyle buyurmaktadır:

38. “Onlar mallarını insanlara gösteriş için” insanlar görsünler, kendilerini övsünler ve tazim etsinler diye “harcarlar, Allah’a ve âhiret gününe de iman etmezler” yani infakları ihlâs, Allah’a iman ve O’nun mükâfatını umarak yapmazlar. Yani bu da şeytanın adımlarından ve amellerinden olup o, kendi taraftarlarını alevli ateş ehlinden olsunlar diye bunu işlemeye davet eder. Onların bu davranışları yapmalarının sebebi ise şeytanla arkadaş olmaları ve şeytanın onları bu davranışlara sürüklemesidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şeytan kime arkadaş olursa o, ne kötü bir arkadaştır!” Arkadaşlık ettiği kimseyi helâk etmeye çalışan ve bu uğurda bütün gayreti ile çalışan arkadaş, elbetteki en kötü arkadaşdır. Allah’ın ihsan ettiği şeyleri cimrilik ederek başkalarının faydasına sunmayan, Allah’ın kendisine lütfettiği şeyleri gizleyen bir kimse isyankâr, günahkâr ve Rabbine muhalefet eden bir kimsedir. Aynı şekilde Allah’tan başkası için infak ve ibâdette bulunan kimse de gühahkârdır, Rabbine karşı isyan etmiştir ve cezalandırılmayı hak etmiştir. Çünkü Yüce Allah ancak kendisine itaat etmeyi ve emrine ihlâslı bir şekilde uymayı emretmiştir. Nitekim Yüce Allah:“Halbuki onlar onun dininde ancak ihlâs sahipleri olarak Allah’a ibâdet etmekle... emrolundular.”(el-Beyyine, 98/5) buyurmuştur. İşte kişiye övülme ve mükâfat kazanma hakkını kazandıran, Allah nezdinde makbul olan amel budur. Bundan dolayı Yüce Allah böyle bir amele teşvikte bulunarak şöyle buyurmaktadır:

4:39Страница 85

وَمَاذَا عَلَيۡهِمۡ لَوۡ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمۡ عَلِيمًا ٣٩

Что они потеряют, если уверуют в Аллаха и Последний день и станут расходовать из того, чем наделил их Аллах? Аллаху известно о них.

39- Onlar Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiğinden infak etselerdi ne kaybederlerdi ki? Allah onları çok iyi bilendir.

39. Eğer onlar ihlâsın tâ kendisi olan Allah’a imana sarılsalardı, Allah’ın kendilerine rızık ve nimet olarak bağışladığı mallarından infak erselerdi, böylece hem ihlâslı olsalardı, hem de infak etselerdi, bundan ne zarar görürlerdi, hangi sıkıntıyla karşılaşırlardı ki? İhlâs kul ile Rabbi arasında bir sırdır. Ona Allah’tan başka kimse muttali olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah bütün halleri bildiğini haber vererek devamla:“Allah onları çok iyi bilendir.” buyurmuştur.

4:40–42Страница 85

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظۡلِمُ مِثۡقَالَ ذَرَّةٖۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةٗ يُضَٰعِفۡهَا وَيُؤۡتِ مِن لَّدُنۡهُ أَجۡرًا عَظِيمٗا ٤٠

Аллах не совершает несправедливости даже весом в мельчайшую частицу, а если поступок окажется благим, то Он приумножит его и одарит от Себя великой наградой.

فَكَيۡفَ إِذَا جِئۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةِۭ بِشَهِيدٖ وَجِئۡنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدٗا ٤١

Что же произойдет, когда Мы приведем по свидетелю от каждой общины, а тебя приведем свидетелем против этих?

يَوۡمَئِذٖ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ ٱلرَّسُولَ لَوۡ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضُ وَلَا يَكۡتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثٗا ٤٢

В тот день те, которые не уверовали и ослушались Посланника, пожелают, чтобы земля сровнялась с ними. Они не смогут утаить от Аллаха ни одной беседы.

40- Allah şüphesiz zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez. Bir iyilik olursa da onu kat kat artırır ve katından büyük bir mükâfat verir. 41- Her ümmetten birer şahit, bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olacak? 42- Küfre saplananlar ve peygambere isyan edenler o gün yerle bir edilme temennisinde bulunacaklardır. Allah’tan hiçbir sözü de gizleyemeyeceklerdir.

40. Yüce Allah kemal derecesinde adalete ve lütfa sahip olduğunu, bunların zıddı olan her türlü zulümden de -az olsun çok olsun- münezzeh olduğunu bildirerek:“Allah şüphesiz zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez.” buyurmaktadır. Yani bu kadarcık bir şeyi kullarının hasenatından eksiltmeyeceği gibi onların kötülüklerine de bu kadarcık bir şey ilave etmez. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu görecektir, kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yaparsa onu görecektir.”(ez-Zilzal, 99/7-8)“Bir iyilik olursa da onu” on misline kadar, hatta durumuna, faydasına, sahibinin ihlâsına, Allah'a olan sevgisine ve kemaline göre bundan daha fazlası ile “kat kat artırır ve katından” bizatihi amelin mükâfatına ilave olmak üzere “büyük bir mükâfaat verir.” Mesela başka bir takım hayırlı amelleri işleme tevfiki, ayrıca pek çok iyilikler ve uçsuz bucaksız hayırlar ihsan eder. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

41. Yani ilmi kemal derecesinde, adaleti kemal derecesinde, hikmeti kemal derecesinde olan O Hâkimler Hâkimi, insanların en temizleri olan peygamberleri ümmetlerine karşı şahit getirdiği, aleyhlerine hüküm verilecek olanlar da kendi durumlarını ikrar edecekleri vakit, halleri ne olacaktır? Verilecek o büyük hüküm nasıl olacaktır? Hiç şüphesiz -Allah’a yemin ederiz ki- bu, hükümlerin en kapsamlı olanı, en adil olanı ve en büyüğü olacaktır. Orada aleyhlerinde hüküm verilecek olanlar da bu hükmü ikrar ve kabul ile karşılayacaklardır. Çünkü bu hükümdeki lütuf ve adalet, hamd ve sena kemal derecesinde olacaktır. Orada bir takım kimseler kurtuluş, felah, izzet ve başarı ile bahtiyar olurken başka kimseler de rezillik, rüsvaylık ve alçaltıcı azap ile bedbaht olacaklardır. Bundan dolayı Yüce Allah bir sonraki âyette şöyle buyurmaktadır:

42. “Küfre saplananlar ve peygambere isyan edenler” yani Allah’a ve Rasûlünü inkâr etmekle birlikte Peygambere de isyan edenler “o gün yerle bir edilme temennisinde bulunacaklardır.” Yani yerin kendilerini yutmasını böylece toprağa karışıp yok olmayı temenni edeceklerdir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde:“Ve kâfir: Ah keşke toprak olsaydım, diyecek!”(en-Nebe, 78/40) buruğu ile bu durumu dile getirmektedir. “Allah’tan hiç bir sözü de gizleyemeyeceklerdir.” Aksine işlediklerini huzurunda itiraf edecekler; dilleri, el ve ayakları dünyada iken neler yaptıklarına dair tanıklıkta bulunacaklardır. O gün Allah hak ile onların amellerinin karşılığını verecektir ve onlar Allah’ın apaçık hakkın ta kendisi olduğunu bileceklerdir. Kâfirlerin küfür ve inkârlarını gizleyeceklerine dair buyruklara gelince, bu gibi haller Kıyametin bazı konumlarında söz konusu olacak ve onlar bu inkârlarının, Allah’ın azabına karşı kendilerine bir fayda sağlayacağını zannettikleri bir sırada yapacaklardır. Ancak gerçekleri öğrenip kendi organları da aleyhlerine tanıklık yaptığı vakit her şey apaçık ortaya çıkacak ve inkârlarını gizlemeye mahal kalmayacaktır, bunun hiçbir faydasını da göremeyeceklerdir.

4:43Страница 85

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡرَبُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمۡ سُكَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعۡلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغۡتَسِلُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدٞ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءٗ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدٗا طَيِّبٗا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُمۡۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ٤٣

О те, которые уверовали! Не приближайтесь к намазу, будучи пьяными, пока не станете понимать то, что произносите, и, будучи в состоянии полового осквернения, пока не искупаетесь, если только вы не являетесь путником. Если же вы больны или находитесь в путешествии, если кто-либо из вас пришел из уборной или если вы имели близость с женщинами, и вы не нашли воды, то направьтесь к чистой земле и оботрите ваши лица и руки. Воистину, Аллах - Снисходительный, Прощающий.

43- Ey iman edenler! Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar ve bir de cünüp iken -yolcu olmanız müstesna- gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta yahut yolculukta iseniz veya herhangi biriniz ayakyolundan gelirse ya da kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

43. Yüce Allah mü’min kullarına sarhoş oldukları takdirde -kendilerine gelip ne söylediklerini bilinciye kadar- namaza yaklaşmalarını yasaklamaktadır. Bu yasağın kapsamına mescit gibi namaz kılınan yerlere yaklaşmak da girmektedir. Çünkü sarhoş bir kimsenin mescide girmesine müsaade edilmez. Aynı zamanda bu yasak, bizatihi namazı da kapsar. O bakımdan sarhoş bir kimsenin namaz kılması ve herhangi bir ibâdeti yapmaya kalkışması caiz değildir. Çünkü onun aklının düzeni bozulmuştur ve ne söylediğini bilmeyecek haldedir. Bundan dolayı Yüce Allah sarhoşun ne söylediğini bilmesini sınır olarak tespit etmiş ve bu gerçekleşmedikçe namaz kılmaktan uzak kalmasını istemiştir. Bu âyet-i kerime mutlak olarak içkiyi haram kılan âyet ile nesh edilmiştir. Çünkü önceleri içki haram değildi. Daha sonra Yüce Allah kullarına nispeten üstü kapalı bir ifade ile içkinin haram olduğuna şu buyruğu ile işaret etti:“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: İkisinde de hem büyük bir günah ve hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.”(el-Bakara, 2/219) Daha sonra Yüce Allah bu âyeti kerimede olduğu gibi namaz vaktinde içki içmelerini yasakladı. Sonra Yüce Allah şu buyruğu ile bütün vakitlerde mutlak olarak içkiyi haram kıldı:“Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. Artık bunlardan kaçının.”(el-Maide, 5/90) Bununla birlikte namaz vakti yaklaştığında içkinin içilmesinin haramlığı daha bir ağırdır. Çünkü beraberinde böyle bir kötülüğü de getirmektedir. Zira namazın maksadı, ruhu ve özü olan huşu ve kalp huzuru sarhoşlukla birlikte gitmektedir. Zira içki kalbi sarhoş eder, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoyar. Buyruğun ifade ettiği manadan kişinin, ne söylediğinin ve ne yaptığının farkına varamayacağı derecede aşırı uykulu iken namaza başlamasının yasak olduğu da anlaşılmaktadır. Hatta buradan şu işaret de anlaşılabilir: Namaz kılmak isteyen kimsenin, kafasını meşgul edecek her bir şeyi ortadan kaldırması gerekir. Küçük ve büyük abdestinin sıkıştırması, yemeği veya benzeri şeyin canının çekmesi gibi. Nitekim bu hususta sahih bir hadis de varid olmuştur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“bir de cünüp iken -yolcu olmanız müstesna-” yani sizden herhangi birisi cünüp halde iken de namaza yaklaşmasın. Ancak o kimsenin yolcu olma hali müstesnadır. Yani bu durumda mescidden geçebilmekle birlikte orada kalmamalısınız. “gusledinceye kadar” gusledecek olursanız o zaman namaz kılabilirsiniz. O halde bu, cünüp olan bir kimsenin namaza yaklaşma yasağının nihai noktasıdır. Buna göre cünüp olan bir kimsenin sadece mescidden geçmesi helâl olur. “Eğer hasta yahut yolculukta iseniz veya herhangi biriniz ayakyolundan gelirse ya da kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin.” Yüce Allah su ister bulunsun, ister bulunmasın hasta kimsenin mutlak olarak teyemmüm etmesini mubah kılmıştır. Bunun illeti (sebebi) ise su kullanmayı zorlaştıran hastalıktır. Yolculuk da böyledir. Çünkü yolculukta su bulamama ihtimali kuvvetlidir. Yolcu olan bir kimse su bulamayacak olursa ya da sadece içme ve benzeri ihtiyacı için su bulmakla birlikte (abdest ve benzeri için) bulamazsa teyemmüm yapabilir. Aynı şekilde bir kimsenin, küçük ya da büyük abdest yahut kadınlara dokunmak sureti ile abdesti bozulur da su bulamazsa -âyetin umumi ifadesinin delalet ettiği üzere ister mukim ister yolcu olsun- teyemmüm yapması mubah olur. Özetle Yüce Allah teyemmümü şu iki halde mubah kılmıştır: İster ikamet halinde ister yolculukta olsun mutlak olarak su bulamama hali bir de hastalık ve benzeri sebepler dolayısı ile su kullanmanın zor ve sakıncalı olma hali. Müfessirler Yüce Allah’ın:“ya da kadınlara dokunur da...” buyruğundan maksadın ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Acaba bundan kasıt cima mıdır? O takdirde âyeti kerime cünüp kimsenin teyemmüm etmesinin caiz olacağı hususunda açık bir nas olur. Nitekim bu konuda sahih hadisler de pek çoktur. Bir diğer görüşe göre acaba maksat sadece el ile dokunmak mıdır ve bu da mezinin çıkma ihtimali olması kaydı ile birlikte mi söz konusudur? Ki böyle bir dokunma da ancak şehvetle dokunma halinde söz konusu olur. Bu durumda âyet-i kerime böyle bir dokunmanın abdesti bozduğuna delil teşkil eder mi? İşte bu hususlarda müfessirlerin farklı görüşleri vardır. Fukahâ Yüce Allah’ın:“su bulamazsanız” buyruğunu namaz vaktinin girmesi ile birlikte su aramanın farz olduğuna delil göstermişler ve şöyle demişlerdir: Çünkü aramayan kimse için “bulamadı” demeye imkân yoktur. Arama işi gerçekleştirilmedikçe böyle bir şeyden söz etmek mümkün olmaz. Yine bu buyruk temiz şeylerden herhangi birisi ile değişikliğe uğrayan suyun abdest için kullanılmasının caiz hatta gerekli olduğuna delil gösterilmiştir. Çünkü neticede o da sudur ve “su bulamazsanız” buyruğunun kapsamına girmektedir. Ancak bu kanaati ileri sürenlere böyle bir suyun mutlak su olamayacağı belirtilerek itiraz edilmiştir ki bu tartışmaya açık bir görüştür. Bu âyet-i kerimeden Yüce Allah’ın bu ümmete lütuf ve ihsan ettiği bu büyük hükmün yani teyemmümün meşru olduğu hükmü anlaşılmaktadır. İlim adamlarının bu konuda icmaı vardır. Yüce Allah’a hamd olsun. Teyemmüm, temiz toprak ile olur. Buradak topraktan kasıt ise yeryüzü tabakasının üstünde bulunan her şeydir. Tozu bulunsun yahut bulunmasın fark etmez. Bununla birlikte bunun toz çıkarma özelliği ile tahsis edilebilme ihtimali de vardır. Çünkü Yüce Allah Maide Sûresinde yer alan abdest ile ilgili âyet-i kerimede:“Bununla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin”(el-Maide, 5/6) buyurmaktadır. Toz çıkartmayan bir şeyle mesh yapılması ise söz konusu olmaz. Yüce Allah’ın:“Yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin” buyruğu o temiz toprakla mesh edin demektir. Nitekim Maide Sûresi’nde yer alan âyet-i kerimede teyemmümdeki mesh yerleri de tespit edilmiştir ki bunlar, yüzün tamamı ile dirseklere kadar ellerdir. Sahih hadisler de buna delildir. Bunun Ammar yolu ile gelen hadisin delil olduğu üzere tek bir darbe ile yapılması da müstehabdır. Ayrıca bu buyruktan cünüp bir kimsenin teyemmümünün cünüp olmayan kimsenin teyemmümü gibi olacağı ve yüz ile ellerine meshetmesinin yeterli geleceği de anlaşılmaktadır. [Şeriat Ahkâmı ile İnsan Sağlığı:] Faydalı bir not: Şu bilinmelidir ki tıbbın üç temel kaidesi vardır: Zararlı şeylere karşı sağlığı korumak, bunlarla karşılaşılması halinde bunları vücuttan uzaklaştırmak ve bunlara karşı bağışıklık kazanmak. Yüce Allah Kitab-ı Kerîm’inde bunlara dikkat çekmiştir. Sağlığı korumak ve zararlı şeylere karşı kendini himaye etmek (bağışıklık) için Yüce Allah yemeyi, içmeyi ve bunlarda israf ve aşırıya gitmemeyi emretmiştir. Yine yolculara ve hastalara, sağlıklarını muhafaza etmek üzere oruç açmalarını mubah kılmıştır. Bu suretle yolcunun dengeli bir şekilde bedeni muhafaza edeecek şeyleri kullanması sağlanmış olur ve hasta da kendisine zararlı olacak şeylerden korunmuş olur. Zararlı şeylerden kurtulmaya gelince şanı Yüce Allah ihramlı iken başındaki herhangi bir sebepten ötürü rahatsız olan kimsenin başındaki rahatsızlık verici şeyleri uzaklaştırmak için başını traş etmesini mubah kılmıştır. Bu ise küçük ve büyük abdestin, bulantının, meninin, kan ve buna benzer şeylerin dışarı atılmasının daha da öncelikli olarak söz konusu olduklarına işaret etmektedir. Bu hususa İbnu’l-Kayyım dikkat çekmiştir. Yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Âyet-i kerimede yüz ve ellerin her tarafının meshedilmesinin farz olduğuna, teyemmüm almanın vakit dar olmasa dahi caiz olacağına ve farz sebebi ortada olmadıkça su arama emrine muhatap olunmadığına da delil vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Daha sonra Yüce Allah âyet-i kerimeyi:“Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır” buyruğu ile sona edirmektedir. Yani O, vermiş olduğu emirlerini kolaylaştırmak ve ilâhi emirleri yerine getirmekte kullara ağır gelmeyecek şekilde alabildiğine kolaylık sağlamak ve böylelikle onları zora koşmamak sureti ile mü’min kullarını çok affeden ve çok bağışlayandır. Suyun kullanılmasının mümkün olmaması ya da zor ve zararlı olması halinde su yerine toprak ile teyemmümü meşru kılmakla bu ümmete rahmetini ihsan etmesi de Allah’ın affedici ve bağışlayıcı oluşunun bir tecellisidir. Yine günahkârlara karşı tevbe ve dönüş kapılarını açık bulundurması, onları kendisine dönmeye davet edip günahlarını bağışlayacağını vaad etmesi de O’nun affedici ve bağışlayıcılığının bir sonucudur. Mü’min, Yüce Allah’ın huzuruna yeryüzü dolusu günahla çıkacak olsa ama O’na hiçbir şeyi şirk koşmamış olsa, Allah da onu yeryüzü dolusu mağfiret ile karşılar ki bu da Allah’ın affedici ve bağışlayıcı olmasının bir tecellisidir.

4:44–46Страница 85

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبٗا مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ يَشۡتَرُونَ ٱلضَّلَٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّواْ ٱلسَّبِيلَ ٤٤

Разве ты не видел тех, которым была дана часть Писания, которые приобретают заблуждение и хотят, чтобы вы сбились с пути?

وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِأَعۡدَآئِكُمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيّٗا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرٗا ٤٥

Аллаху лучше знать ваших врагов. Довольно того, что Аллах является Покровителем! Довольно того, что Аллах является Помощником!

مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ ٱلۡكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعۡنَا وَعَصَيۡنَا وَٱسۡمَعۡ غَيۡرَ مُسۡمَعٖ وَرَٰعِنَا لَيَّۢا بِأَلۡسِنَتِهِمۡ وَطَعۡنٗا فِي ٱلدِّينِۚ وَلَوۡ أَنَّهُمۡ قَالُواْ سَمِعۡنَا وَأَطَعۡنَا وَٱسۡمَعۡ وَٱنظُرۡنَا لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۡ وَأَقۡوَمَ وَلَٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفۡرِهِمۡ فَلَا يُؤۡمِنُونَ إِلَّا قَلِيلٗا ٤٦

Среди иудеев есть такие, которые переставляют слова со своих мест и говорят: «Мы слышали и ослушаемся» и «Послушай то, что нельзя слушать» и «Заботься о нас». Они кривят своими языками и поносят религию. А если бы они сказали: «Мы слышали и повинуемся» и «Выслушай» и «Присматривай за нами», то это было бы лучше для них и вернее. Однако Аллах проклял их за неверие, и они не веруют, за исключением немногих.

44- Kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanları görmedin mi? Kendileri sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de doğru yoldan sapmanızı istiyorlar! 45- Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter. 46- Yahudi olanlardan kelimeleri yerlerinden oynatıp tahrif edenler vardır. Bunlar, dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak:“İşittik, isyan ettik! Dinle, dinlemez olası!” ve “Râinâ!” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet!” deselerdi elbette kendileri için daha iyi ve daha doğru olurdu. Fakat Allah küfürleri yüzünden onları lanetlemiştir. Onların ancak pek azı iman eder.

44. Burada “Kendilerine kitaptan bir pay verilmiş olanlar” yerilmektedir. Bu da Allah’ın kullarına onlara aldanıp kanmaları ve onların tuzaklarına düşmeleri konusunda bir uyarı içermektedir. Yüce Allah onların kendi nefisleri için “sapıklığı satın alan” kimseler olduklarını haber vermektedir. Yani sapıklığı alabildiğine sevdiklerini ve sevdiği şeyi elde etmek için uğrunda çok miktarda mal harcayan kimse gibi onu tercih ettiklerini ifade etmektedir. O bakımdan onlar sapıklığı hidâyete, küfrü imana, bedbahtlığı ise mutluluğa tercih ederler. Bununla birlikte “sizin de doğru yoldan sapmanızı istiyorlar.” Onlar bu konuda tüm gayretlerini ortaya koyarak, bütün güçleri ile sizleri saptırmaya çalışmaktadırlar. Ancak Yüce Allah mü’min kullarının dostu ve yardımcısı olduğundan dolayı onların sapıklıklarını da saptırma isteklerini de kullarına beyan etmektedir. Bunun için de şöyle buyurmaktadır:

45. “Gerçek bir dost olarak Allah yeter.” O, kullarına sahip çıkar, her işlerinde onlara ihsanda bulunur, mutluluk ve kurtuluşlarını sağlayacak hususları onlara kolaylaştırır. “Yardımcı olarak da Allah yeter.” Düşmanlarına karşı onlara yardımcı olur. Düşmanlarından sakınmaları gereken şeyleri açıklar ve düşmanlarına karşı onlara yardım eder. Yüce Allah’ın dostluğu ile hayırlar elde edilir, yardımı ile de kötülükler ortadan kalkar.

46. Daha sonra Yüce Allah bunların sapıklık ve inatlarının keyfiyetini, batılı hakka tercih edişlerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Yahudi olanlardan” aralarından sapmış olan bilginler “kelimeleri yerlerinden oynatıp tahrif edenler vardır” ya lafzı ya manayı yahut da her ikisini birlikte değiştirmek sureti ile bu işi yapanlar vardır. Kitaplarında söz konusu edilip de ancak Muhammad sallallahu aleyhi ve sellem’e uyan ve onun hakkında söz konusu olabilen sıfatlar hakkında, bunlarla onun kast edilmediğini, onun söz konusu edilmediğini aksine bunlarla başkasının kastedildiğini ifade etmeleri ve bu hususta gerçeği gizlemeleri onların bu tahrifleri arasında yer alır. İlmî bakımdan onların bu durumu çok kötü bir durumdur. Onlar hakikatlari tersyüz ettiler ve hakkı batıla dönüştürdüler. Böylece hakkı da inkâr ettiler. Amel ve emirlere itaat açısından durumlarına gelince onlar:“İşittik, isyan ettik...” derler. Yani biz senin sözünü işitmekle birlikte emrine isyân ettik. Bu ise küfrün, inadın, itaatten çıkmanın en ileri noktasıdır. Aynı şekilde onlar Allah Rasûlüne de en çirkin ve edebe en aykırı şekilde hitap ediyorlar ve:“Dinle, dinlemez olası!” diyorlardı. Bundan maksatları ise sevdiğin bir şeyi işitmeyesin, aksine hep hoşlanmayacağın şeyleri işitesin, demektir. “ve “Râinâ!” derler.” Bundan kasıtları ise oldukça çirkin bir hakaret olan “ahmak”tır. Onlar -maksatlarından başka anlamlara gelme ihtimali de bulunduğundan dolayı- bu lafzın Allah nezdinde de Peygamberi nezdinde de kabul göreceğini zannediyorlardı. Böylece dillerini eğip bükerek söyledikleri bu söz ile dine dil uzatmaya ve Rasûle hakarete kalkıştılar. Nitekim bu niyetlerini kendi aralarında açık açık ifade ediyorlardı. İşte bu bakımdan Yüce Allah: “dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak” diye buyurmaktadır Daha sonra Yüce Allah onlara kendileri için bundan daha hayırlı olan bir yol göstererek şöyle buyurmaktadır: “Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet!” deselerdi elbette kendileri için daha iyi ve daha doğru olurdu.” Çünkü böyle bir ifadede hem güzel bir hitap, hem Allah Rasûlüne hitap esnasında uygun olan edeb söz konusudur. Hem de Allah’a itaat emrine bağlılık çerçevesine girmek söz konusudur. Ayrıca sorularının dinlenilmesi, işlerine itina gösterilmesini sağlamak sureti ile de ilim öğrenme hususunda güzel bir yol izleme de söz konusudur. İşte onların izlemeleri gereken yol bu idi. Ancak tabiat itibari ile temiz olmadıklarından, bunlardan yüz çevirdiler. Küfür ve inatları sebebi ile de Allah onları rahmetinden kovmuştur. Bu nedenle O:“Fakat Allah küfürleri yüzünden onları lanetlemiştir. Onların ancak pek azı iman eder” buyurmaktadır.

4:47Страница 86

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ ءَامِنُواْ بِمَا نَزَّلۡنَا مُصَدِّقٗا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبۡلِ أَن نَّطۡمِسَ وُجُوهٗا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدۡبَارِهَآ أَوۡ نَلۡعَنَهُمۡ كَمَا لَعَنَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلسَّبۡتِۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولًا ٤٧

О те, кому было дано Писание! Уверуйте в то, что Мы ниспослали в подтверждение того, что есть у вас, пока Мы не стерли ваши лица и не повернули их назад, пока Мы не прокляли вас, как прокляли тех, которые нарушили субботу. Веление Аллаха непременно исполняется!

47- Ey kendilerine kitap verilenler! Biz birtakım yüzleri silerek tanınmaz hale getirip de arkalarına çevirmezden yahut cumartesi sahiplerini lanetlediğimiz gibi lanetlemezden önce (gelin) beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirdiğimiz (Kitab’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelir.

47. Yüce Allah yahudi ve hristiyanlardan ibaret olan kitap ehline hem Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hem de ona indirmiş olduğu ve tasdik ettiği diğer ilahi kitaplar üzerinde hüküm verici olan Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmelerini emretmektedir. Zira ondan önce indirilmiş olan kitaplar onun geleceğini haber vermiştir. Bu kitapların verdikleri haberlerin gerçekleşmesi, onlarda var olan haberlerin tasdik edilmesi demektir. Aynı şekilde bu Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmeyecek olurlarsa, ellerinde bulunan kitaplara da iman etmiyorlar demektir. Çünkü Allah’ın kitapları birbirlerini doğrular, biri diğerine uygundur. Onların bazılarına inanmak, bazılarına inanmamak iddiası batıl bir iddiadır, doğru olmasına imkân yoktur. Yüce Allah’ın:“Beraberinizdekini doğrulayıcı olarak indirdiğimiz (Kitab’a) iman edin” buyruğunda onlara bir teşvik vardır. Onların başkalarından önce bu kitaba iman etmeye koşmaları gerektiği belirtilmektedir. Çünkü Allah onlara ilim ve yükümlülüklerinin başkalarından daha ağır olmasını gerektiren bir kitap vermiştir. Bundan dolayı iman etmemelerine karşılık onları şöylece tehdit etmektedir:“Biz birtakım yüzleri silerek tanınmaz hale getirip de arkalarına çevirmezden...” Bu onların davranışlarına uygun bir cezadır. Zira onlar, hakkı terk edip batılı tercih ettikleri, gerçekleri tersyüz ederek batılı hak, hakkı da batıl gösterdikleri için bu tutumlarının türünden bir ceza ile cezalandırıldılar. Bu da hakkı örtüp gizledikleri gibi yüzlerinin dümdüz edilmesi ve arkalarına çevrilmesi şeklinde olur. Böylece yüzleri, ense tarafında arkaya doğru bakacak hale getirilir ki bu olabilecek en çirkin haldir. “...yahut cumartesi sahiplerini lanetlediğimiz gibi” onları rahmetinden kovmak suretiyle cumartesi günü haddi aşan kardeşlerini cezalandırdığı gibi “lanetlemezden önce” yani kendilerini de maymunlara dönüştürmek sureti ile cezalandırmadan önce demektir: “Biz de onlara: Aşağılık maymunlar olun demiştik.”(el-Bakara, 2/65, el-Araf, 7/163)“Allah’ın emri mutlaka yerine gelir” buyruğu da Yüce Allah’ın: “O bir şeyi diledi mi ona emri sadece: Ol, demesidir, o da oluverir.”(Yasin, 36/82) buyruğu gibidir.

4:48Страница 86

إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفۡتَرَىٰٓ إِثۡمًا عَظِيمًا ٤٨

Воистину, Аллах не прощает, когда к Нему приобщают сотоварищей, но прощает все остальные (или менее тяжкие) грехи, кому пожелает. Кто же приобщает сотоварищей к Аллаху, тот измышляет великий грех.

48- Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.

48. Yüce Allah yaratıklardan herhangi birisini kendisine şirk koşan kimseleri bağışlamayacağını, bunun dışında kalan küçük ya da büyük diğer günahları ise bağışlayabileceğini haber vermektedir. Bu ise böyle bir günahı bağışlamayı dilemesi ve hikmetinin onu bağışlamayı gerektirmesi halinde söz konusu olur. Şirkin dışındaki günahların bağışlanması için Yüce Allah pek çok sebepler tayin etmiştir: Günahları silen iyilikler, dünyada, berzahta ve Kıyamet gününde keffarete sebep olabilecek musibetler, mü’minlerin birbirlerine dua etmeleri, şefaatçilerin şefaatte bulunmaları vb. gibi. Bütün bunlardan üstünde iman ve tevhid sahiplerine ihsan edeceği rahmeti de vardır. Ancak şirk böyle değildir. Çünkü müşrik, mağfiret kapılarını kendi yüzüne kendisi kapatmış, rahmet kapılarını kendisine karşı kendisi kilitlemiştir. O bakımdan tevhidsiz olarak itaatlerin ona bir fayda sağlaması söz konusu olmadığı gibi, musibetlerin de ona (kefaret olma yönünde) hiçbir faydası olmayacaktır. Kıyamet gününde şefaatçilerin şefaati onlara bir fayda sağlamayacağı gibi onların candan bir dostları da olmayacaktır. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah:“Allah’a şirk koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur” buyurmaktadır. Yani onun bu iftirası çok büyük bir suçtur. Topraktan yaratılmış, bütün yönleri ile eksik, her bakımdan bizatihi muhtaç, kendisine tapınanlara şöyle dursun bizzat kendisine dahi bir fayda sağlayamayan, bir zararı önleyemeyen, ölüm ve hayatına kendisi malik olamayan, kendisini öldükten sonra diriltmeye gücü yetmeyen bir yaratılmışı, her şeyi yaratan, bütün yönleri ile kemale sahip, bütün yaratıklarına zatı ile muhtaç olmayan, fayda ve zararı elinde bulunduran, vermek ve engellemek kudretine sahip olan, mahlukların sahip oldukları bütün nimetleri ihsan etmiş bulunan Yaratıcıya eş kabul etmekten daha büyük bir zulüm olabilir mi? Hiç bundan daha büyük bir zulüm düşünülebilir mi? Bundan dolayı Yüce Allah bu şekilde şirk koşan kimselerin kesin olarak ebediyen azapta kalacağını ve ilâhi mükâfattan mâhrum olacaklarını hükme bağlamıştır:“Kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ise ateştir.”(el-Maide, 5/72) Bu âyet-i kerime tevbe etmeyip o halde ölen kimse hakkındadır. Tevbe eden kimseye ise Yüce Allah daha önceki şirkini de onun dışındaki günahlarını da bağışlayabilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü Allah bütün günahları mağfiret eder.”(ez-Zümer, 39/53) Yani Yüce Allah kendisine tevbe eden ve yönelerek gelenlerin günahlarını bağışlar.

4:49–50Страница 86

أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُمۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّي مَن يَشَآءُ وَلَا يُظۡلَمُونَ فَتِيلًا ٤٩

Разве ты не видел тех, которые восхваляют сами себя? О нет! Аллах восхваляет, кого пожелает, и они не будут обижены даже на величину нити на финиковой косточке.

ٱنظُرۡ كَيۡفَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثۡمٗا مُّبِينًا ٥٠

Посмотри, как они возводят навет на Аллаха! Этого достаточно, чтобы совершить явный грех!

49- Kendilerini temize çıkaranları gördün mü? Hayır! Dilediğini temize çıkaran Allah’tır. Onlara kıl kadar zulmedilmez. 50- Bir bak! Allah’a karşı nasıl olmadık yalanlar uyduruyorlar? Apaçık bir günah olarak bu yeter.

49. Bu buyrukla Yüce Allah kullarının yaptıklarının hayret edilecek bir iş olduğunu belirtmekte, kendilerini temize çıkaran yahudi, hıristiyan ve onların yolundan giderek sahip olmadığı özelliklerle kendisini öven herkesi azarlamaktadır. Çünkü yahudilerle hıristiyanlar:“Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz”(el-Maide, 5/18) ve “Cennete yahudi ve hıristiyan olandan başkası giremeyecektir”(el-Bakara, 2/111) demişlerdir. Ancak bu, hiçbir delili bulunmayan salt bir iddiadan ibarettir. Delil ise Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de haber verdiği şu husustur:“Hayır! Kim ihsan sahibi olarak kendini Allah’a teslim ederse işte ona Rabbi katından ecri verilecektir, onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.”(el-Bakara, 2/112) İşte Allah’ın temize çıkardığı kimseler bunlardır. Bundan dolayı Yüce Allah burada:“Hayır, dilediğini temize çıkaran Allah’tır” buyurmaktadır. Yani iman, salih amel, kötü huylardan uzak kalmak, güzel sıfatlarla bezenmek özelliklerine sahip olanları Allah dilerse temize çıkarır. Bunlara gelince; her ne kadar kendi iddialarına göre kendilerini temize çıkarıp hak namına bir şeylere sahip olduklarını sansalar ve mükâfatın yalnızca kendilerine ait olduğunu ileri sürseler bile onlar bu iddialarında yalancıdırlar. Temiz kimselerin hasletlerinden en ufak bir şeye sahip değildirler. Buna sebep de zulüm ve küfürleridir. Yoksa Allah bu konuda onlara zulmediyor değildir. Bu nedenledir ki “onlara kıl kadar zulmedilmez” buyurmaktadır. Bu ifade ise genel olarak bütün zulmü kapsamaktadır. Yani onlar ne hurma çekirdeğinin yarığında bulunan ip/lif miktarı kadar ne de ellerin birbirlerine sürtündüğü vakit meydana gelen kıl gibi incecik kir parçaları kadar olsun asla zulme uğramayacaklardır.

50. Yani kendilerini temize çıkartmak sureti ile Allah'a iftira ediyorlar. Çünkü bu davranış Allah’a karşı yapılan iftiraların en büyüklerindendir. Zira onların kendilerini temize çıkartmalarının muhtevasında Yüce Allah’ın üzerinde bulundukları yolu hak kabul ettiğine, mü’min ve müslümanların izledikleri yolun da batıl olduğuna dair Allah adına haber vermeleri söz konusudur. Bu ise en büyük yalandır, hakkı batıl, batılı da hak gösterip gerçekleri tersyüz etmektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Apaçık bir günah olarak bu yeter” Yani en ileri derecedeki cezayı ve can yakıcı azabı gerektirici açık ve aşikar bir günah olarak bu yeterlidir.

Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Вид

Read in English