Ас-СаадиАн‑Ниса · 4:1–10

Ас-Саади · Тафсир · на турецком

النساء

Ан-Ниса

Женщины · Мединская · 176 аятов

4:1Страница 77

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسٖ وَٰحِدَةٖ وَخَلَقَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا وَبَثَّ مِنۡهُمَا رِجَالٗا كَثِيرٗا وَنِسَآءٗۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِي تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلۡأَرۡحَامَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيۡكُمۡ رَقِيبٗا ١

О люди! Бойтесь вашего Господа, Который сотворил вас из одного человека, сотворил из него пару ему и расселил много мужчин и женщин, произошедших от них обоих. Бойтесь Аллаха, именем Которого вы просите друг друга, и бойтесь разрывать родственные связи. Воистину, Аллах наблюдает за вами.

1- Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da zevcesini var eden, her ikisinden de birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık (bağını kesmekten) sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.

(Medine’de inmiştir, 176 âyettir)

1. Şanı Yüce Allah bu sûrenin başında kendisinden korkmayı (takvâyı) emretmekte, kendisine ibâdeti teşvik etmekte, akrabalık bağını gözetmeyi de emir ve teşvik etmektedir. Ayrıca bütün bunları gerektiren sebebi de açıklamıştır ki kendisinden korkmayı (takvâyı) gerektiren sebebi şöyle beyan etmektedir: “Sizi tek bir candan yaratan” ve size rızık verip sizi yaratmış olmasının da aralarında yer aldığı büyük nimetleri ile besleyip büyüten “ve ondan da” birbirine münasib düşsünler ve eşi onunla sükûn bulsun, böylelikle de nimet tamamlansın ve mutluluk gerçekleşsin diye “zevcesini var eden, her ikisinden de bir çok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun.” Sizin Allah adına birbirinizden bir şeyler istemeniz ve O’nu tazim etmeniz de O’ndan korkmayı gerektiren sebepler arasındadır. Öyle ki ihtiyaç ve maksatlarınızı gerçekleştirmek istediğiniz vakit O’nun adına, O’nu vesile edinerek birbirinizden birşeyler istemektesiniz. Bu maksatla biri diğerine: Allah için senden şu işi yapmanı istiyorum, der. Çünkü o, karşısındakinin kalben Allah adına yapılan isteği geri çevirmeyecek derecede Allah’ı tâzim ettiğini bilmektedir. İşte sizler bu şekilde Allah’ı tazim ettiğiniz gibi, O’ndan korkmak (takvâ) ve O’na ibâdet etmek ile de O’nu tazim etmelisiniz. Yüce Allah, tam bir gözetleyici (Rakib) olduğunu da bildirmiştir. Yâni O, hareket ve sükunet her bir hallerinde kullarını gören, gizli ve açık bütün hallerini bilen, bu hallerde onları gözetleyendir. İşte bu da kulun, O’nun gözetimi altında olduğunu bilerek O’na karşı takvâlı olmaktan ayrılmayıp O’ndan en ileri derecede utanması gerektiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın insanları tek bir candan yarattığını ve tek bir asıldan gelmekle birlikte onları yeryüzünün dört bir yanına yaydığını haber vermesi de birbirlerine karşı şefkatli olmaları ve birinin diğerine yumuşak davranması içindir. Yüce Allah kendisinden korkma (takvâ) emri ile birlikte akrabalık bağlarını gözetme emrini de vermektedir. Akrabalık bağını kesmeyi ise yasaklamaktadır. Böylelikle bu hakkı daha bir pekiştirmektedir. Yüce Allah’ın hakkını yerine getirmek gerektiği gibi, insanların da özellikle de akraba olanların haklarını da öylece yerine getirmek gerekir. Hatta onların haklarını yerine getirmek Yüce Allah’ın yerine getirilmesini emrettiği ken hakları arasında yer alır. Yüce Allah’ın bu sûrenin başında takvâ, akrabalık bağlarını ve genel olarak da eşler arasındaki hakları gözetme emrini verdikten sonra, bu hususları sûrenin başından sonuna kadar etraflı bir şekilde nasıl açıklamış olduğu dikkate değer bir husustur. Âdeta sûrenin tümü, sözü geçen bu hususlar üzerine kuruludur ve bu emirlerin mücmel (genel ve özlü) yanlarını açıklamakta, üstü kapalı olan hususları da geniş geniş izah etmektedir. Yüce Allah’ın:“ve ondan da zevcesini var eden” buyruğunda eşlerin karşılıklı olarak haklarına riâyet etmelerinin ve bu hakları yerine getirmenin gereğine dikkat çekilmektedir. Çünkü zevceler kocalarından yaratılmışlardır. Bu nedenle kocalarla zevceleri arasında çok yakın bir nesep bağı, çok güçlü bira yakınlık ve çok sağlam bir ilişki bulunmaktadır.

4:2Страница 77

وَءَاتُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰٓ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَتَبَدَّلُواْ ٱلۡخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِۖ وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَهُمۡ إِلَىٰٓ أَمۡوَٰلِكُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبٗا كَبِيرٗا ٢

Отдавайте сиротам их имущество и не меняйте скверное на хорошее. Не пожирайте их имущества вместе со своим. Воистину, это - великий грех.

2- Yetimlere, mallarını verin. Temizi murdar olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Muhakkak bu, büyük bir günahtır.

2. Yüce Allah bu âyet-i ile bu sûrede insanların hakları arasında ilk olarak yetimlerin haklarının yerine getirilmesini emretmektedir. Yetimler; bakımlarını üstlenen babalarını yitirmiş küçük, zayıf ve kendi işlerini göremeyen kimselerdir. İşte son derece şefkatli (Raûf) ve merhametli olan Yüce Allah kullarına, yetimlere iyilikte bulunmalarını ve en güzel yoldan olması müstesna onların mallarına yaklaşmamalarını, ergenlik çağına gelip reşid oldukları takdirde de mallarını tam ve eksiksiz olarak onlara vermelerini, temizi pis olanla değiştirmemeyi emretmektedir:“Temizi” yani herhangi bir sorumluluk ve günah gerektirmeyen helâli “murdar olanla” yani haksız yere yetimin malını yemekle “değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak” mallarınızla birlikte “yemeyin.” Bu buyruk böyle bir durumda, yâni insanın, Allah’ın kendisine rızık olarak ihsan ettiği mal varken, yetimin malına da ihtiyacı yokken onların mallarını yemenin ne kadar çirkin olduğuna dikkat çekmektedir. Her kim böyle bir işe kalkışma cesaretini gösterecek olursa “büyük bir günah” işlemiş, ağır bir vebal yüklenmiş olur. Yetimin velisinin, yetimin iyi mallarını alarak onun yerine kendi malından bayağı ve adi olan bir malı koyması da temizi murdar olanla değiştirmek kabilindendir. Bu buyrukta yetimin velâyet altında tutulması da söz konusu edilmektedir. Çünkü yetime malını verme görevi, o malı veren kimsenin yetimin malı üzerinde velayet sahibi olmasını gerektirir. Yine bu buyrukta yetimin malının ıslah edilme emri de vardır. Çünkü yetime malını eksiksiz vermenin bir gereği de onu korumak, yetimin malını ıslah edip onu artıracak işleri yapmak, onun malını tehlikelere ve âkıbetinden korkulacak hallere maruz bırakmamaktır.

4:3–4Страница 77

وَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تُقۡسِطُواْ فِي ٱلۡيَتَٰمَىٰ فَٱنكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا تَعۡدِلُواْ فَوَٰحِدَةً أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُواْ ٣

Если вы боитесь, что не будете справедливы к сиротам, то женитесь на других женщинах, которые нравятся вам: на двух, трех, четырех. Если же вы боитесь, что не будете одинаково справедливы к ним, то довольствуйтесь одной или невольницами, которыми овладели ваши десницы. Это ближе к тому, чтобы избежать несправедливости (или бедности).

وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحۡلَةٗۚ فَإِن طِبۡنَ لَكُمۡ عَن شَيۡءٖ مِّنۡهُ نَفۡسٗا فَكُلُوهُ هَنِيٓـٔٗا مَّرِيٓـٔٗا ٤

Давайте женщинам их брачный дар от чистой души. Если же они по доброй воле отдадут вам часть его, то вкушайте это во благо и на здоровье.

3- Eğer yetim kızlara (onlarla evlendiğiniz takdirde) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, size helâl olan beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikâhlayın. Şâyet adaletli olamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile yahut sahibi olduğunuz (cariyelerle) yetinin. Bu, haksızlık yapmamanız için daha uygundur. 4- Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Bununla beraber onlar, gönül hoşluğu ile size onun bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin.

3. “Eğer yetim kızlara (onlarla evlendiğiniz takdirde) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız” Yâni himayeniz ve velâyetiniz altında bulunan yetim kızlar hakkında adaleti sağlayamayacağınızdan, onları sevmediğinizden ötürü haklarını yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, onları bırakın ve “size helâl olan beğendiğiniz” başka “kadınlardan... nikâhlayın” Yâni dine bağlılık, mal, güzellik, mevki ve neseb sahibi olmak ve bunun dışında onları nikâhlamanızı gerektiren diğer özelliklere sahip olan kadınlardan beğendiklerinizle evlenin. Kendi görüşünüze göre tercihte bulunun. Bunlar arasında tercihe değer en güzel özellik ise dindar olmadır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in de şöyle buyurmuştur:“Kadın dört şey dolayısı ile nikâhlanır: Malı, güzelliği, konumu ve dinine bağlılığı dolayısı ile. Sen dindar olanını nikâhlamaya bak!.” Bu âyet-i kerimede insanın nikâhtan önce seçimde bulunması gerektiği belirtilmektedir. Hatta Şar’î evlenmek istenilen kadına bakmayı da mubah kılmıştır. Tâ ki evlenecek kişi kiminle evleneceği konusunda basiret sahibi olsun. Daha sonra Yüce Allah nikâhlanması mubah olan kadınların sayısını söz konusu ederek:“İkişer, üçer, dörder olmak üzere...” buyurmuştur. Yâni iki hanım almak isteyen alsın, üç hanım almak isteyen alsın, dört hanım almak isteyen alsın. Ancak bundan fazlası ile evlenemez. Çünkü âyet-i kerime ilâhi lütfu beyan etmek için zikredilmektedir. O bakımdan Yüce Allah’ın belirlediği bu sayıdan fazlası ile evlenmek icmâ ile câiz değildir. Çok evliliğin sebebine gelince, kişinin arzusu kimi zaman tek bir kadın ile karşılanamaz. O bakımdan dörde ulaşıncaya kadar ona evlenmek mubah kılınmıştır. Çünkü dört kadın -çok nadir kimseler dışında- herkese yeterli gelir. Bununla birlikte birden fazla kadınla evlenmenin mubah olması kişinin haksızlık ve zulüm yapmayacağından emin olması, her birinin haklarını gereği gibi yerine getireceğine güvenmesi halinde mubahtır. Eğer herhangi bir şekilde zulümden korkar yahut haklarnı yerine getirmekten yana kendisine güvenemeyecek olursa ya tek bir kadın ile evlenmekle yetinmelidir yahut da sahip olduğu cariyeleri ile yetinmelidir. Çünkü cariyeler hakkında hür kadınlar hakkındaki kadar mükellefiyet yoktur. “Bu” yâni tek bir kadınla yahut cariye ile yetinmek “haksızlık yapmamanız” zulme düşmemeniz “için daha uygundur.” Buna göre kul eğer zulüm ve haksızlık yapmaktan, görevini yerine getirememekten korktuğu bir iş ile karşı karşıya kalırsa -yapacağı iş mubah olsa bile- böyle bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Aksine o işten uzak kalmayı ve esenlik yolunu seçmelidir. Çünkü esenliğe kavuşmak, kula ihsan edilen şeylerin en hayırlısıdır.

4. İnsanların pek çoğu kadınlara zulmettiği ve mehir konusunda onlara haksızlık ettiği için -özellikle çok miktarda ve bir defada verilen ve kocanın ödemekte zorluk çektiği mehirlerde durum böyledir- Yüce Allah şöyle emretmektedir:“Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu” gönül rızasıyla ve içten gelerek “verin.” Onlara mehirlerini vermeyi savsaklamayın yahut onu eksik vermeye kalkışmayın. Buradan anlaşıldığına göre eğer kadın mükellef ise mehir kadının kendisine verilir ve kadın bu mehire nikah akdi ile mâlik olur. Çünkü Yüce Allah mehri kadına izafe etmektedir. İzafe ise buu, onun mülkiyetine vermeyi gerektirmektedir. “Bununla beraber onlar, gönül hoşluğu ile size onun bir kısmını bağışlarlarsa” yâni kendi rızaları ve kendi irâdeleri ile mehirlerinin bir bölümünü düşürmek yahut ertelemek yahut karşılıksız olarak bağışlamak sureti ile almayacak olurlarsa “onu da afiyetle yiyin” yâni bu konuda sizin için herhangi bir vebal ve sorumluluk yoktur. Bu buyrukta kadının reşid olması halinde -bağış yoluyla dahi olsa- malında tasarruf yetkisine sahip olduğuna delil vardır. Eğer kadın reşid değilse o takdirde onun yapacağı bu bağışın bir hükmü olmaz. Yine bu buyruktan anlaşıldığına göre kadının velisinin -kadının gönül hoşluğu ile verdikleri müstesna- kadının mehrinde hiçbir hak sahibi olmadığına da delil vardır. Yüce Allah’ın:“Size helâl olan beğendiğiniz kadınlardan... nikâhlayın” buyruğunda helâl olmayan kadının nikâhlanmasının yasaklandığına delil vardır. Mesela müşrik veya ahlaksız kadın gibi. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Müşrik kadınları iman etmedikçe nikâhlamayın.”(el-Bakara, 2/221) Yine bir başka yerde de: “Zina eden kadını da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlar”(en-Nur, 24/3) buyrulmaktadır.

4:5Страница 77

وَلَا تُؤۡتُواْ ٱلسُّفَهَآءَ أَمۡوَٰلَكُمُ ٱلَّتِي جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمۡ قِيَٰمٗا وَٱرۡزُقُوهُمۡ فِيهَا وَٱكۡسُوهُمۡ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلٗا مَّعۡرُوفٗا ٥

Не отдавайте неразумным людям вашего имущества, которое Аллах сделал средством вашего существования. Кормите и одевайте их из него и говорите им слово доброе.

5- Allah’ın sizin için geçimlik kıldığı mallarınızı sefihlere vermeyin. Onlara bu (mal)lardan yedirin ve giydirin. Bir de onlara güzel söz söyleyin.

5. “Sefih”, deli, bunak vb. kimselerde olduğu gibi akıl yetersizliği yahut da küçük ve reşit olmayan çocuklarda olduğu gibi olgunluğa erişmemiş olmak gibi nedenlerden dolayı malda gereği gibi uygun tasarrufta bulunamayan kimse demektir. İşte Şanı Yüce Allah, velilere böylelerine mallarını vermelerini yasaklamaktadır. Çünkü mallarını ifsad ve telef etmelerinden korkulur. Halbuki Yüce Allah malları, kullarının din ve dünya maslahatlarını ayakta tutmaya sebep kılmıştır. Böyleleri ise mallarını gereği gibi idare edip koruyamazlar. O bakımdan Yüce Allah bu kimselere mallarının verilmemesini, bunun yerine o mallardan onların yiyeceklerinin ve giyeceklerinin temin edilmesini, dini ve dünyevi zorunluluklarla ihtiyaçlarını ilgilendiren harcamaların yapılmasını emretmektedir. Bir de onlara güzel söz söylenmesini, yâni mallarını isteyecek olurlarsa, onlara reşid olmalarından sonra mallarını kendilerine vereceklerini vaadederek ve benzeri uygun sözler söyleyerek gönüllerini hoş etmek maksadı güzel karşılık vermelerini emretmektedir. Allah Teala’nın malları velilere izafe etmesinde onların, sefihlerin mallarını koruma, onlarda tasarrufta bulunma ve onları tehlikelerden koruma konusunda onlarda kendi malları gibi muamele etmeleri gerektiğine işaret vardır. Bu ayette delinin, küçük çocuğun ve reşit olmayanların nafakasının -şâyet kendilerine ait malları varsa- kendi mallarından karşılanacağına delil vardır. Çünkü Yüce Allah: “Onlara bu (mal)lardan yedirin ve giydirin” buyurmaktadır. Yine bu buyrukta velinin makul harcama ve giyim masrafları ile ilgili yaptığını iddia ettiği masraflara dair sözünün kabul edileceğine delil vardır. Çünkü Yüce Allah velileri bu gibi kimselerin malları üzerinde emin kabul etmiştir. O bakımdan emin kabul edilen kimsenin sözünün de kabul edilmesi gerekmektedir.

4:6Страница 77

وَٱبۡتَلُواْ ٱلۡيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُواْ ٱلنِّكَاحَ فَإِنۡ ءَانَسۡتُم مِّنۡهُمۡ رُشۡدٗا فَٱدۡفَعُوٓاْ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡۖ وَلَا تَأۡكُلُوهَآ إِسۡرَافٗا وَبِدَارًا أَن يَكۡبَرُواْۚ وَمَن كَانَ غَنِيّٗا فَلۡيَسۡتَعۡفِفۡۖ وَمَن كَانَ فَقِيرٗا فَلۡيَأۡكُلۡ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِذَا دَفَعۡتُمۡ إِلَيۡهِمۡ أَمۡوَٰلَهُمۡ فَأَشۡهِدُواْ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبٗا ٦

Испытывайте сирот, пока они не достигнут брачного возраста. Если обнаружите в них зрелый разум, то отдавайте им их имущество. Не пожирайте его, излишествуя, в спешке, пока они не вырастут. Кто богат, пусть воздержится, а кто беден, пусть ест по справедливости. Когда вы отдаете им их имущество, то делайте это в присутствии свидетелей. Но довольно того, что Аллах ведет счет.

6- Yetimleri evlilik çağına erişinceye kadar sınayın. Şâyet onlarda bir reşidlik görürseniz mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler (de mallarını alacaklar) diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan gözütok davransın, fakir olan da örfe uygun yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman da onlara karşı şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter.

6. Sınamaktan kasıt, denemek ve imtihan etmek demektir. Bu da reşidliği yaklaşmış ve olgun davranması mümkün görülen yetine malından bir miktar verilerek yapılır. Böylece malında haline uygun bir şekilde tasarrufta bulunup bulunmadığı ortaya konmuş olur. Bu sayede onun reşid olup olmadığı ortaya çıkar. Eğer hala malında güzel tasarrufta bulunamıyorsa malı ona verilmez, aksine o kimsenin yaşı oldukça ilerlese dahi “sefih” sayılır. Şâyet reşid olduğu ve malında uygun tasarrufta bulunduğu ortaya çıkar ve evlenecek çağa da gelirse o takdirde “mallarını kendilerine teslim edin”, eksiksiz olarak verin. “Büyüyecekler (de mallarını alacaklar) diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin.” Allah’ın sizin için mubah kıldığı helâl sınırı aşarak Yüce Allah’ın size helâl kıldığı mallarınızı bırakıp onların mallarından size haram kıldığı sınıra geçmeyin. Onlar mallarını sizden alma imkanını bulamayacakları, sizi kendi mallarını yemekten de engelleyemeyecekleri küçüklük çağlarında iken, acele ederek onlar büyümeden önce mallarını yiyip tüketmeye kalkışmayın. Buna benzer haller, Allah’tan korkmayan, velâyetleri altında bulunanlara da merhamet ve sevgileri bulunmayan birçok veli kimsede görülmektedir. Onlar bu durumu bir fırsat olarak değerlendirirler. Onu ganimet belleyerek Allah’ın kendilerine haram kıldığı o malları çabucak yiyip tüketmeye bakarlar. İşte Yüce Allah özellikle böyle bir halde bu yasağı getirmektedir.

4:7Страница 78

لِّلرِّجَالِ نَصِيبٞ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٞ مِّمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنۡهُ أَوۡ كَثُرَۚ نَصِيبٗا مَّفۡرُوضٗا ٧

Мужчинам принадлежит доля из того, что оставили родители и ближайшие родственники, и женщинам принадлежит доля из того, что оставили родители и ближайшие родственники, будь его мало или много. Таков предписанный удел.

7- Erkekler için baba ve anne ile yakın akrabaların bıraktıklarından bir pay olduğu gibi kadınlar için de baba ve anne ile yakın akrabaların bıraktıklarından -az ya da çok- bir pay vardır. Bu farz kılınmış bir paydır.

7. Araplar cahiliye döneminde zorbalıkları ve katı kalplilikleri dolayısı ile kadınlar ve küçük çocuklar gibi güçsüz kimseleri mirasçı kabul etmez, onlara mirastan bir şey vermezlerdi. Mirası yalnızca güçlü erkeklere tahsis ederlerdi. Çünkü - iddialarına göre- erkekler savaş, çarpışma, talan ve baskın yapmaya ehil kimselerdi. Merhameti ve hikmeti sonsuz olan yüce Rabbimiz ise kullarına erkeklerin ve kadınların, güçlülerin ve zayıfların eşitlikle muamele görecekleri bir hüküm koymayı irâde buyurdu. Bundan önce de nefislerin bu emirleri rahatlıkla kabul edebilmeleri için özlü bir açıklamada bulundu. Çünkü etraflı açıklamalar bu özlü ifadelerden sonra gelir. Esasen nefisler de böyle bir açıklamayı beklemekte idi. Böylece çirkin adetlerin kaynaklık ettiği o barbarlık hali sona ermiş oldu. İşte bu bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Erkekler için baba ve anne ile yakın akrabaların” özel yakınlar olan ana-babadan sonra genel bir ifade kullanılmıştır “bıraktıklarından bir pay” bir hisse “olduğu gibi kadınlar için de baba ve anne ile yakın akrabaların bıraktıklarından -az ya da çok- bir pay vardır.” Sanki: Acaba bu pay örfe ve âdete bağlı bir pay mıdır ve bunlara istenilen miktarda bir pay mı verilecektir yoksa bu miktarı belli bir şey midir? diye farazi bir soru varid olmuştur ve Yüce Allah da cevaben: “Bu, farz kılınmış bir paydır” buyurmuştur. Yâni bu miktarı her şeyi bilen ve hikmeti sonsuz olan Allah takdir edilmiş bir paydır. Yüce Allah’ın izni ile bu miktara dair açıklamalar ilerde gelecektir. Yine burada da bir kimse, kadınlarla çocukların ancak çok miktardaki malda paylarının olabileceği vehmine kapılabilme ihtimali olduğu için Yüce Allah devamla:“az ya da çok” buyurarak böyle bir vehmi ortadan kaldırmaktadır. Yüce Allah’ın şanı yücedir, O, en güzel hüküm koyandır.

4:8Страница 78

وَإِذَا حَضَرَ ٱلۡقِسۡمَةَ أُوْلُواْ ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينُ فَٱرۡزُقُوهُم مِّنۡهُ وَقُولُواْ لَهُمۡ قَوۡلٗا مَّعۡرُوفٗا ٨

Если при разделе наследства присутствуют родственники, сироты и бедняки, то одарите их из него и скажите им слово доброе.

8- (Miras) paylaşımı sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır bulunurlarsa onları o maldan nasiplendirin ve onlara güzel sözler söyleyin.

8. Bu da Yüce Allah’ın kalpleri hoşnut eden oldukça üstün ve güzel hükümlerinden birisidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“(Miras) paylaşımı sırasında yakınlar” buradaki “paylaşım” ifadesi gereği bu yakınlardan kasıt, mirasçı olmayan akrabalardır. Zira mirasçılar kendilerine paylaşım yapılan kimseler arasındadırlar. “yetimler ve yoksullar” yâni kendilerine bir şeyler verilme hakkına sahip olan fakirler de “hazır bulunurlarsa onları o maldan nasiplendirin” yâni herhangi bir çaba, gayret ve yorgunluk söz konusu olmaksızın elinize geçen bu maldan kolayınıza gelen bir şeyler verin. Çünkü onların canları da böyle bir malı çekmekte ve bir şeyler verilmesini beklemektedirler. Sizler de size zarar vermeyecek ve onlara da fayda sağlayacak bir miktarı vermek sureti ile gönüllerini hoş edin. Bu buyruğun anlamından anlaşıldığına göre bir kimsenin elinde bulunan bir şeyi bir başkası görür de ondan bir şeyler arzuladığı fark edilirse ona mümkün mertebe bir şeyler vermek gerekir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:“Sizden herhangi birisine hizmetçi yemeğini getirecek olursa onu kendisi ile birlikte oturtsun. Kendisi ile birlikte oturtmayacak olursa bile ona bir yahut iki lokma veriversin.” Ashab-ı Kiram da ağaçlarından ilk mahsulleri topladıkları vakit onu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirir, o da onlara bereket ihsan edilmesi için duada bulunur sonra da orada bulunan en küçük çocuğu bulup o meyveyi ona verirdi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem o küçük çocuğun bunu iştiyakla arzuladığını bilirdi. Bütün bunlar ise vermenin mümkün olması halinde söz konusudur. Şâyet böyle bir şeye imkan bulunmazsa -mesela o, sefih kimselerin hakkı olabilir yahut da daha önemli bir durum söz konusu olabilir- o takdirde böylelerine “güzel söz” söylenmelidir. Yani güzel sözle, çirkin ve kötü olmayan ifadelerle ve iyilikle onlara karşılık vermek gerekir.

4:9–10Страница 78

وَلۡيَخۡشَ ٱلَّذِينَ لَوۡ تَرَكُواْ مِنۡ خَلۡفِهِمۡ ذُرِّيَّةٗ ضِعَٰفًا خَافُواْ عَلَيۡهِمۡ فَلۡيَتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡيَقُولُواْ قَوۡلٗا سَدِيدًا ٩

Пусть опасаются те, которые боялись бы за своих немощных потомков, если бы им пришлось оставить их после себя. Пусть они боятся Аллаха и говорят слово правильное.

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَٰمَىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ نَارٗاۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرٗا ١٠

Воистину, те, которые несправедливо пожирают имущество сирот, наполняют свои животы Огнем и будут гореть в Пламени.

9- Arkalarında, kendileri hakkında endişe edecekleri âciz ve küçük çocuklar bırakacak olanlar korksunlar da Allah’a karşı takvâlı olsunlar ve doğru söz söylesinler. 10- Şüphe yok ki yetimlerin mallarını zulümle yiyenlerin yiyip de karınlarına (doldurdukları şey) ancak ateştir. Onlar alevli bir ateşe de gireceklerdir.

9. Bir görüşe göre burada hitap, ölümü yaklaşmış ve vasiyetinde haksızlıkta bulunmuş kimselerin yanında hazır bulunan kimseleredir. Böyle bir kimsenin yanında hazır bulunanlar ölmek üzere olan kimseye vasiyetinde adaletli davranmasını ve bu konuda eşitliğe riâyet etmesini emretmelidirler. Buna delil ise Yüce Allah’ın:“doğru söz söylesinler” buyruğudur. Yâni adalete ve örfe uygun doğru söz söylesinler. Bunlar çocukları aleyhine vasiyette bulunmak isteyen kimseye kendilerinden sonra kendi çocuklarına yapılmasını istedikleri muameleye uygun şekilde vasiyet etmesini salık vermelidirler. Bir diğer görüşe göre bu buyruk ile kast edilenler deli, küçük ve zayıf gibi sefihlere velilik eden kimselerdir. Bu velilere, velâyetleri altında bulunan kimselere dini ve dünyevi maslahatları hakkında, geride bırakacakları kendi güçsüz evlatlarına yapılmasını arzuladıkları muamele ne ise öylece davranmaları emredilmektedir. O halde onlar başkalarının üzerindeki velayetlerinde “Allah’a karşı takvâlı olsunlar” yâni onları küçük düşürmemek, onların işlerini çekip çevirmek ve onları Allah’a karşı takvâlı davranmaya teşvik etmek şekilde takvâlı kimselere yakışan tarzda davransınlar.

10. Şanı Yüce Allah velilere bu şekilde emir verdikten sonra yetimlerin mallarını yemelerini yasaklayarak tehditte bulunmakta ve bunun için en ağır azabın verileceğini haber vermektedir:“Şüphe yok ki yetimlerin mallarını zulümle yiyenler” yani haksız yolla onların mallarını yiyenler, demektir. Bu kayıt ile bundan önce geçen fakir kimsenin maruf bir şekilde yetimin malından yemesinin ve velilerin yiyeceklerini yetimlerinin yiyecekleri ile bir arada bulundurmalarının caiz olduğu hükmü dışarda kalmaktadır. Ancak haksız yere yetimlerin mallarını yiyen kimselere gelince onların “yiyip de karınlarına (doldurdukları şey) ancak ateştir” yâni onların yedikleri aslında bir ateştir ve bu ateş karınlarında alev alev yanmaktadır. Bu ateşi karınlarına sokanlar da onlardır. “Onlar alevli bir ateşe de gireceklerdir.” Yakıcı ve alev alev yanan bir ateşe gireceklerdir. Bu da günahlar hakkında varid olmuş en büyük tehdit olup yetimlerin mallarını yemenin ne kadar ağır bir vebal ve çirkin bir şey olduğuna ve bunun cehenneme girmeyi gerektirdiğine delildir. Bu da yetimlerin mallarını yemenin en büyük günahlardan olduğunun delilidir. Yüce Allah’tan âfiyet ve esenlik dileriz.

[Mirasa Dair Hükümler ve Miras Hakkına Sahip Olanlar:] Buradan itibaren zikredilen âyetler ile Nisa sûresinin sonundaki âyeti kerime miras hükümlerini ihtiva eden âyetleri teşkil etmektedir. Bu âyet-i kerimeler -Buharî’nin Sahih’inde sabit olup Abdullah b. Abbas yolu ile gelen:“Farz hisseleri sahiplerine verin. Geriye bir şey artarsa bu, en yakın erkeğedir.” hadis-i şerifi ile birlikte- miras ahkamının çok büyük bir bölümünü hatta -ilerde görüleceği üzere- hepsini ihtiva etmektedirler. Sadece ninelerin mirası müstesnâdır; çünkü ninelerin mirası bu ayetlerde söz konusu edilmemektedir. Ancak Sünen kitaplarında Muğire b. Şu’be ile Muhammed b. Mesleme’den rivâyet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nineye altıda bir hisse vermiştir. İlim adamlarının da bu hususta icmaları vardır. [Kız ve Erkek Çocukların Miras Hükümleri:]

Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии

Содержание

Аят аль-Курси36Аль-Кахфстр. 42джуз 15Бухари 1Муслим 2999

Вид

Тема
Размер текста
Вид

Read in English