Ас-Саади · Тафсир · на турецком
Аль-Анфаль 8:60–75
8:60Страница 184
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن قُوَّةٖ وَمِن رِّبَاطِ ٱلۡخَيۡلِ تُرۡهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمۡ وَءَاخَرِينَ مِن دُونِهِمۡ لَا تَعۡلَمُونَهُمُ ٱللَّهُ يَعۡلَمُهُمۡۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءٖ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ يُوَفَّ إِلَيۡكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تُظۡلَمُونَ ٦٠
Приготовьте против них сколько можете силы и боевых коней, чтобы устрашить врага Аллаха и вашего врага, а также тех, которых вы не знаете, но которых знает Аллах. Что бы вы ни израсходовали на пути Аллаха, вам будет возвращено сполна, и с вами не поступят несправедливо.
60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizlerin bilmeyip de Allah’ın bildiği diğer (düşmanların gözlerini) korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve size zulmedilmez.
60. “Onlara” yani sizi yok etmek ve dininizi ortadan kaldırmak için çalışan kâfir düşmanlarınıza “karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet” elinizden geldiğince hem akla hem bedene dayalı güç, çeşitli silah ve onlara karşı savaşta destek olacak benzeri şeyler “... hazırlayın.” Buradaki “kuvvet”in kapsamına top, makinalı tüfek, uçaklar, kara ve deniz taşıtları, kaleler, hendekler, savunma araçları, müslümanların ilerlemelerini sağlayacak ve bu yolla düşmanlarının kötülüklerini bertaraf edecek görüş ve politikalar, atıcılık eğitimi, kahramanlık ve sevk-idare gibi çeşitli hususlar girmektedir. Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: “Şunu bilin ki “kuvvet” atıcılıktır.”[17] buyurmuştur. Savaş esnasında gerek duyulacak binek araçlarının hazırlanması da bunlara dahildir. Bundan dolayı da Yüce Allah:“ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı… korkutasınız” buyurmaktadır. Bu emrin verildiği günde atların hazırlanıp beslenmesindeki illet buydu yani düşmanları korkutmaktı. Hüküm ise illeti ile beraberdir. Eğer düşmanı daha çok korkutan bir şey bulunursa, mesela düşmana verdikleri zarar daha ileri derecede olan ve savaş için hazırlanmış kara ve hava araçları gibi şeyler mevcut olursa bu durumda onların hazırlanması bu emrin kapsamına girer, dolayısıyla da onların elde edilmesi için çalışmak gerekir. Öyle ki eğer bunlar, ancak sanayinin öğrenilmesi ile mümkün ise bunun da gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü “kendisi olmaksızın farzın tamamen gerçekleştirilmesi mümkün olmayan her bir şey de farzdır.”“ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı” düşmanınız olduğunu bildiğiniz kimseleri “ve bunlardan başka sizlerin bilmeyip de Allah’ın bildiği” yani Yüce Allah’ın şu anda size hitapta bulunduğu bu vakitten sonra sizinle savaşacağını bildiği “diğer (düşmanların gözlerini) korkutasınız.” İşte bundan dolayı Yüce Allah bunlara düşmanları için hazırlık yapmalarını emretmiştir. Düşmanlara karşı savaşın en büyük desteklerinden birisi de kâfirlere karşı girişilen cihadda yapılacak malî harcamalardır. İşte bu sebepten dolayı Yüce Allah, bu hususu teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah yolunda” az olsun çok olsun “her ne harcarsanız size” Kıyamet gününde mükâfatı pek çok katlarla katlanmış olarak “eksiksiz ödenir.” O kadar ki Allah yolunda yapılan bir infak yedi yüz katına ve daha da fazlasına çıkartılarak verilir “ve size zulmedilmez.” Ecir ve mükâfatlarınız hiçbir şekilde eksiltilmez.
8:61–64Страница 184
۞ وَإِن جَنَحُواْ لِلسَّلۡمِ فَٱجۡنَحۡ لَهَا وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٦١
Если они склоняются к миру, ты тоже склоняйся к миру и уповай на Аллаха. Воистину, Он - Слышащий, Знающий.
وَإِن يُرِيدُوٓاْ أَن يَخۡدَعُوكَ فَإِنَّ حَسۡبَكَ ٱللَّهُۚ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَيَّدَكَ بِنَصۡرِهِۦ وَبِٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٦٢
Если же они захотят обмануть тебя, то тебе достаточно Аллаха. Он поддержал тебя Своей помощью и верующими.
وَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡۚ لَوۡ أَنفَقۡتَ مَا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا مَّآ أَلَّفۡتَ بَيۡنَ قُلُوبِهِمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ أَلَّفَ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّهُۥ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٦٣
Он сплотил их сердца. Если бы ты израсходовал все, что есть на земле, то не смог бы сплотить их сердца, однако Аллах сплотил их. Воистину, Он - Могущественный, Мудрый.
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَسۡبُكَ ٱللَّهُ وَمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٦٤
О Пророк! Тебе и твоим верующим последователям довольно Аллаха.
61- Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güvenip dayan. Çünkü O, her şeyi işitendir, bilendir. 62- Eğer seni aldatmak isterlerse hiç şüphesiz Allah sana yeter. Zira seni yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen O’dur. 63- (Müminlerin) kalplerini birleştiren de O’dur. Sen yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın yine de onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların kalplerini birleştirdi. Çünkü O; Azizdir, Hakimdir. 64- Ey Peygamber! Sana da sana uyan mü’minlere de Allah yeter.
61. “Eğer onlar” yani savaşan kâfirler “barışa” yani savaşı terk edip barış yapmaya “yanaşırlarsa” meyledecek olurlarsa “sen de yanaş ve Allah’a güvenip dayan.” Yani onların isteklerini Rabbine tevekkül ederek kabul et. Çünkü bunda pekçok faydalar vardır: 1. Afiyet ve esenlik her zaman için insanın isteği olan şeylerdir. Bir de buna yanaşanlar ilk onlar olursa onların bu isteklerini kabul etmek daha da uygun olur. 2. Sizler bu sayede gücünüzü toparlar ve artırırsınız. Bir başka zamanda gerek duyulacak olursa onlarla savaşmak için hazırlanmış olursunuz. 3. Ayrıca sizler sulh yaparak birbirinizden yana emin olursanız ve her iki taraf diğerinin dinini ve yolunu öğrenme imkanı elde ederse hiç şüphe yok ki İslâm daima üstün gelir, ona üstün gelecek hiçbir şey yoktur. O nedenle insaf sahibi olmak şartıyla akıl ve basiret sahibi olan herkesin İslâm’ı diğer dinlere tercih etmesi kaçınılmaz hale gelir. Çünkü İslâm emir ve yasakları yönünden güzel olduğu gibi insanlara muamelesi ve aralarında adil davranması yönünden de güzeldir. Onda herhangi bir haksızlık ve hiçbir şekilde zulüm de yoktur. İşte bunlar öğrenilince İslâm’ı arzu edenler ve ona uyanlar çoğalır. Böylece barış, kâfirlere karşı Müslümanların lehine bir yardım ve destek olmuş olur.
62-63. Barışta tek bir şeyden korkulur, o da kâfirlerin bu barış ile müslümanları aldatmak ve onlara karşı bir fırsat kollamak istemeleridir. İşte Yüce Allah, onların aldatmalarına karşı kendisinin mü’minlere yeteceğini, onları koruyacağını, böyle bir kötü niyetin zararının da kâfirlere döneceğini haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Eğer seni aldatmak isterlerse hiç şüphesiz Allah sana yeter.” Sana eziyet verecek şeylere karşı O sana kâfidir. Senin işlerini ve yararına olan şeyleri gerçekleştiren O’dur. Zaten bu konuda önceden beri O’nun sana yeterli ve yardımcı olduğuna dair kalbini rahatlatacak pek çok şey görmüşsündür. “Zira seni yardımıyla ve mü’minlerle destekleyen O’dur.” Yani sana semavî bir yardım ile destek verendir ki bu yardım, hiçbir şeyin karşısında duramayacağı ilâhî zaferdir. Ayrıca O, mü’minleri senin yardımına amade kılmakla da sana yardımcı olmuştur. “(Müminlerin) kalplerini birleştiren de O’dur.” O, mü’minlerin kalplerini sevgi ile birleştirdiği için onlar bir araya gelmiş, birbiri ile kaynaşmış ve böylece güçleri artmıştır. Bu ise Yüce Allah’ın kudreti dışında hiçbir kimsenin çalışma ve gücü ile meydana gelmiş değildir. Şüphesiz ki “sen yeryüzünde ne varsa hepsini” altın, gümüş ve onların dışındaki değerli malları, aralarındaki mevcut nefret ve ileri derecedeki ayrılığı giderip kalplerini birbiri ile ısındırmak için “harcasaydın yine de kalplerini birleştiremezdin.” Çünkü kalpleri evirip çevirme kudreti yalnızca Allah’ındır. “Fakat Allah, onların kalplerini birleştirdi. Çünkü O, Azizdir, Hakîmdir.” İzzetinin bir tecellisi olarak da onların kalplerini birbirine kaynaştırdı ve önceleri ayrılık içerisinde iken onları bir araya getirdi. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın üzerinizdeki nimetini de hatırlayın. Hani siz düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de sizi oradan O kurtardı.”(Âl-i İmran, 3/103) Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
64. Bu, Yüce Allah’ın, Rasûlüne uyan mü’min kullarına, onlara yeteceğine ve düşmanlarına karşı onlara yardımcı olup zafer vereceğine dair bir vaadidir. Onlar da iman ve Rasûle tâbi olmaktan ibaret olan bu yeterli oluşun ve yardımın sebeplerini yerine getirecek olurlarsa hiç şüphesiz din ve dünya işlerinde kendilerini endişelendiren hususlarda Allah onlara yeterli gelecektir. Bu yeterli gelişin gecikmesi, ancak bunun şartının bulunmamasından dolayıdır.
8:65–66Страница 185
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ حَرِّضِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ عَلَى ٱلۡقِتَالِۚ إِن يَكُن مِّنكُمۡ عِشۡرُونَ صَٰبِرُونَ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةٞ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفٗا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمٞ لَّا يَفۡقَهُونَ ٦٥
О Пророк! Вдохновляй верующих на сражение. Если будет среди вас двадцать терпеливых, то они одолеют две сотни; если же их среди вас будет сотня, то они одолеют тысячу неверующих, потому что они - люди неразумные.
ٱلۡـَٰٔنَ خَفَّفَ ٱللَّهُ عَنكُمۡ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمۡ ضَعۡفٗاۚ فَإِن يَكُن مِّنكُم مِّاْئَةٞ صَابِرَةٞ يَغۡلِبُواْ مِاْئَتَيۡنِۚ وَإِن يَكُن مِّنكُمۡ أَلۡفٞ يَغۡلِبُوٓاْ أَلۡفَيۡنِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ ٦٦
Теперь Аллах облегчил ваше бремя, ибо Ему известно, что вы слабы. Если среди вас будет сто терпеливых, то они одолеют две сотни; если же их среди вас будет тысяча, то с позволения Аллаха они одолеют две тысячи. Воистину, Аллах - с терпеливыми.
65- Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiyi mağlup ederler. Çünkü onlar, anlamayan bir topluluktur. 66- Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden sizden (yükünüzü) hafifletti. O nedenle eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiyi yenerler. Eğer sizden bin kişi olursa Allah’ın izni ile iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
65. Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et.” Yani cihada ve düşmanlarla savaşmaya teşvik etmek, bunun zıddından korkutmak, cesaret ve sabrın faziletlerini anlatmak, bunun sonucu olarak gerçekleşecek dünya ve âhiret hayırlarını dile getirmek, korkaklığın zararlarını söz konusu edip bunun dini ve mertliği eksiltici alçak huylardan olup kahramanlığın, herkesten daha çok mü’mine yakıştığını anlatmak vb. gibi azimlerini güçlendirecek ve onları gayrete getirecek her türlü yolla onları yüreklendirip cihada teşvik et. “Siz acı çekiyorsanız şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz o acı gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz, Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz.”(en-Nisa, 4/104) Ey mü’minler! “Sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiyi mağlup ederler.” Bu durumda bir mü’min on kâfire bedel olur. “Çünkü onlar” kâfirler “anlamayan bir topluluktur.” Allah’ın kendi yolunda cihad edenlere neler hazırladığını bilmezler. Bu yüzden onlar, yeryüzünde üstünlük sağlamak ve orada bozgunculuk yapmak için savaşırlar. Sizler ise savaşmanın maksadını çok iyi bilmektesiniz. Bu maksadın, Yüce Allah’ın adını yüceltmek, O’nun dinini üstün kılmak, Allah’ın Kitabını korumak ve Allah nezdinde en büyük kurtuluşu elde etmek olduğunu biliyorsunuz. İşte bütün bunlar cesarete, sabra ve savaşa iten sebeplerdir.
66. Daha sonra Yüce Allah bu hükmü mü’min kulları için hafifleterek şöyle buyurmaktadır:“Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğinden sizden (yükünüzü) hafifletti.” Bundan dolayı O’nun rahmet ve hikmeti böyle bir hafifletmeyi gerektirmiştir. “O nedenle eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiyi yenerler. Eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izni ile iki bin kişiye galip gelirler. Allah” yardım ve desteği ile “sabredenlerle beraberdir.” Bu âyet-i kerimeler, mü’minler hakkında haber verme üslubundadır. Buna göre mü’minler, belirlenen bu sayılara ulaştıkları takdirde yine o belli sayıdaki kâfir kişileri yenerler. Allah da mü’minlere ihsan etmiş olduğu iman cesareti ile bu konuda onlara lütufta bulunur. Bu âyetler, şeklen haber kipinde olmakla birlikte, anlamı ve hakikatı itibari ile emirdir. Buna göre Yüce Allah önce mü’minlere bir kişinin on kişiden, on kişinin yüz kişiden, yüz kişinin de bin kişiden kaçmasının caiz olmadığı hükmünü bildirmiştir. Daha sonra ise bu hükmü hafifletmiş ve bunun sonucunda müslümanların kendilerinin iki katı kâfirlerden kaçmalarının caiz olmayacağını belirtmiştir. Eğer iki katlarından fazla olurlarsa bu durumda kaçmaları caiz olur. Ancak bu görüşe, şu iki hususla itiraz edilebilir: 1. Bu buyruklar haber kipi şeklindedir. Haberde aslolan ise onun haber olarak kabul edilmesidir. Buradaki haberden maksat da Allah’ın lütfunu dile getirmek ve vakıayı bildirmektir. 2. Söz konusu sayılar, “sabırlı” denerek sabır üzere eğitilmiş kimseler olmakla kayıtlanmıştır. Bundan anlaşılan (mefhum) ise şudur: Eğer bunlar sabırlı kimseler değil iseler ve zarar göreceklerine dair kanaatleri ağır basıyorsa iki katlarından daha aşağı sayıdaki düşmandan bile kaçmaları caiz olur. Nitekim ilâhi hikmet de bunu gerektirir. Birinci itiraza şöylece cevap verilir: Yüce Allah’ın: “Şimdi Allah... sizden (yükünüzü) hafifletti” buyruğu, bunun yerine gelmesi gereken ve kesin bir emir olduğunun delilidir. Daha sonra ise Yüce Allah belirtilen sayıyı indirerek bu hükmü hafifletmiştir. Bu da bu buyruğun -haber kipinde olsa bile- emir olduğunu göstermektedir. Yine bu konuda şu da söylenebilir: Yüce Allah’ın, bu buyruğu haber kipinde zikretmiş olmasında emir lafzı ile gelmesi halinde söz konusu olmayacak oldukça güzel bir nükte vardır. O da mü’minlerin kalplerini pekiştirmek ve kâfirleri yenik düşüreceklerine dair onları müjdelemektir. İkinci itiraza da şu şekilde cevap verilir: Belirtilen sayıların “sabırlı” denerek kayıtlanması, sabra bir teşvik olup bu buyruğa muhatap olanların, bunu gerçekleştirerek sebepleri yerine getirmeleri gerektirdiğini ifade etmektedir. Onlar bu sebepleri yerine getirecek olurlarsa imani sebeplerle maddi sebebler, Yüce Allah’ın haber vermiş olduğu bu az sayıdaki kimselerin zafer elde edeceklerinin müjdesi olur.
8:67–69Страница 185
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَكُونَ لَهُۥٓ أَسۡرَىٰ حَتَّىٰ يُثۡخِنَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ تُرِيدُونَ عَرَضَ ٱلدُّنۡيَا وَٱللَّهُ يُرِيدُ ٱلۡأٓخِرَةَۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٦٧
Не подобало Пророку брать пленных, пока он не пролил кровь на земле. Вы желаете мирских благ, но Аллах желает Последней жизни. Аллах - Могущественный, Мудрый.
لَّوۡلَا كِتَٰبٞ مِّنَ ٱللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمۡ فِيمَآ أَخَذۡتُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٞ ٦٨
Если бы не было предварительного предписания от Аллаха, то вас постигли бы великие мучения за то, что вы взяли.
فَكُلُواْ مِمَّا غَنِمۡتُمۡ حَلَٰلٗا طَيِّبٗاۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٦٩
Вкушайте то, что вы захватили дозволенным и честным путем, и бойтесь Аллаха. Воистину, Аллах - Прощающий, Милосердный.
67- Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz. Sizler geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise âhireti istiyor. Allah Azizdir, Hakîmdir. 68- Eğer Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu. 69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah Ğafurdur, Rahimdir.
67. Bu âyet-i kerimeler Yüce Allah’tan, Allah Rasûlüne ve mü’minlere yönelik bir azarlama içermektedir. Çünkü Bedir günü müşrikleri esir almışlar ve fidye almak maksadı ile onları hayatta bırakmışlardı. Bu durumda Ömer b. Hattab radıyallahu anh’ın görüşü ise bu esirlerin öldürülmesi ve toptan yok edilmeleri şeklinde idi. İşte bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hiçbir peygambere yeryüzünde ağırlığını koymadıkça esir al(ıp fidye karşılığı serbest bırak)ması yaraşmaz.” Yani eğer bir peygamber Allah’ın nurunu söndürmek isteyen, dinini ortadan kaldırmak için çalışan, yeryüzünde Allah’a ibadet edecek kimse kalmasın diye çabalayan kâfirler ile savaşacak olursa, onlardan esirler alıp fidye için onları hayatta bırakması, o peygambere yaraşmaz, yakışmaz. Bu fidye, onların yok olmalarını ve kötülüklerinin ortadan kaldırılmasını gerektiren maslahata nispetle az bir bedeldir. Kâfirler kötülük yapma güç ve imkânına sahip olduğu sürece en uygunu esir alınmamalarıdır. Yeryüzünde gereği gibi savaşıp müşriklerin kötülükleri ortadan kaldırılacak, güçleri darmadağın edilecek ve sindirilecek olurlarsa, işte o vakit onlardan esir almak ve bu esirleri hayatta bırakmakta bir sakınca yoktur. Devamla Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizler” fidye almak ve esirleri hayatta bırakmak suretiyle “geçici dünya malını istiyorsunuz.” Yoksa bunda dininiz lehine gerçekleşecek bir maslahat bulunmamaktadır. “Allah ise” dinini aziz kılıp güçlendirmek, gerçek dostlarına yardımcı olup onların kelimelerini başkalarınınkine üstün kılmak sureti ile “âhireti istiyor.” Bu yüzden size, sizi bu sonuçlara ulaştıracak emirler veriyor. “Allah, Azizdir.” İzzeti, güç ve kuvveti eksiksizdir, kâmildir. Savaşmaksızın kâfirlerden intikam almak dilese elbette bunu yapar. Ama O, “Hakîmdir”; hikmeti gereği kiminizi kiminizle sınar.
68. “Eğer Allah tarafından” kaza ve kaderi ile O’nun sizlere ganimetleri helâl kıldığı ve -ey Muhammed ümmeti!- üzerinizden azabı kaldırmış olduğu yönünde “önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız (fidyeye) karşılık size kesinlikle büyük bir azap dokunurdu.” Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:“Şâyet Bedir günü bir azap inmiş olsaydı, o azaptan Ömer’den başkası kurtulamazdı.”[18]
69. “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin.” Daha önce hiçbir ümmete helâl kılınmamış olmakla birlikte Allah’ın, bu ümmete ganimetleri helâl kılmış olması, O’nun bu ümmete olan lütuflarından birisidir. “Allah’tan” bütün işlerinizde “korkup sakının” ve Yüce Allah’ın üzerinizdeki nimetlerine şükür olmak üzere takvadan asla ayrılmayın. “Şüphesiz ki Allah Ğafurdur” Tevbe edip kendisine yönelenlerin bütün günahlarını bağışlar. Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanların da bütün masiyetlerini bağışlar. Size karşı “Rahimdir.” Merhametlidir; çünkü O, sizlere ganimetleri mubah kılmış ve onun hoş ve helâl olduğunu bildirmiştir.
8:70–71Страница 186
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّمَن فِيٓ أَيۡدِيكُم مِّنَ ٱلۡأَسۡرَىٰٓ إِن يَعۡلَمِ ٱللَّهُ فِي قُلُوبِكُمۡ خَيۡرٗا يُؤۡتِكُمۡ خَيۡرٗا مِّمَّآ أُخِذَ مِنكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٧٠
О Пророк! Скажи пленникам, которые находятся в ваших руках: «Если Аллаху известно, что в ваших сердцах есть добро, то Он дарует вам нечто лучшее, чем отобранное у вас, и простит вас. Воистину, Аллах - Прощающий, Милосердный.
وَإِن يُرِيدُواْ خِيَانَتَكَ فَقَدۡ خَانُواْ ٱللَّهَ مِن قَبۡلُ فَأَمۡكَنَ مِنۡهُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ٧١
Но если они захотят предать тебя, то ведь еще раньше они предали Аллаха, и Он отдал их во власть мусульманам. Аллах - Знающий, Мудрый.
70- Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah’ın ilmine göre kalplerinizde bir hayır varsa O, size sizden alınan (fidyeden) daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah Ğafurdur, Rahimdir. 71- Eğer sana hainlik etmek isterlerse (unutmasınlar ki) onlar daha önce Allah’a hainlik etmişlerdi de O da onlara karşı sana güç ve imkân vermişti. Allah çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.
70. Bu âyet-i kerime Bedir günü alınan esirler hakkında inmiştir. Bu esirler arasında Allah Rasûlü’nün amcası Abbas da vardı. Ondan fidye vermesi istenince Abbas, daha önce müslüman olduğunu iddia etti. Ancak Müslümanlar, onun fidye ödeme yükümlülüğünü kaldırmadılar. İşte Yüce Allah hem onun, hem de onun durumuna benzer bir halde olanların gönüllerini hoş etmek üzere şu buyrukları indirdi:“Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah’ın ilmine göre kalplerinizde bir hayır varsa, O, size sizden alınan” maldan “daha hayırlısını verir.” Kendi lütuf ve ihsanından sizin için sizden alınanlardan çok daha hayırlı olan şeyleri elde etmeyi kolaylaştırır. “ve sizi bağışlar.” Günahlarınızı affederek cennete koyar. “Allah Ğafurdur, Rahimdir.” Yüce Allah Abbas’a da başkalarına da verdiği bu vaadini gerçekleştirmiştir. Nitekim Abbas’ın çokça malı olmuştur. Hatta bir seferinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e çok miktarda mal geldiği sırada Abbas onun yanına gelmiş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de ona bu maldan taşıyabildiği kadarını elbisesine koyup almasını emretmişti. O da o maldan zar zor taşıyabildiği kadarını almıştı.[19]
71. “Eğer” sana karşı savaşmak ve seninle mücadele etmek suretiyle “sana hainlik etmek isterlerse (unutmasınlar ki) onlar daha önce Allah’a hainlik etmişlerdi de O da onlara karşı sana güç ve imkân vermişti.” Bu yüzden onlar sana hainlik etmekten sakınmalıdırlar. Çünkü Yüce Allah’ın gücü onlara yeter ve onlar Allah’ın hakimiyeti altındadırlar. “Allah” her şeyi “çok iyi bilendir”; her şeyi yerli yerince koyan “hikmet sahibidir.” İlim ve hikmetinin bir tecellisi olarak da O, sizlere bu üstün ve güzel hükümleri teşrî’ buyurmuş ve eğer esirler herhangi bir hainlikte bulunmak isteyecek olurlarsa onların kötülüklerine karşı size yeterli gelmeyi taahhüt etmiştir.
8:72Страница 186
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلَٰيَتِهِم مِّن شَيۡءٍ حَتَّىٰ يُهَاجِرُواْۚ وَإِنِ ٱسۡتَنصَرُوكُمۡ فِي ٱلدِّينِ فَعَلَيۡكُمُ ٱلنَّصۡرُ إِلَّا عَلَىٰ قَوۡمِۭ بَيۡنَكُمۡ وَبَيۡنَهُم مِّيثَٰقٞۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ٧٢
Воистину, те, которые уверовали, совершили переселение и сражались своим имуществом и своими жизнями на пути Аллаха, а также те, которые дали убежище мухаджирам и оказали помощь, являются помощниками и друзьями друг другу. Если же люди уверовали, но не совершили переселения, то вы не обязаны защищать их, пока они не совершат переселения. Если они попросят вас о помощи в делах религии, то вы должны помочь, если только эта помощь не направлена против народа, с которым вы заключили договор. Аллах видит то, что вы совершаете.
72- İman edip hicret eden, Allah yolunda malları ve canları ile cihad edenlerle (muhacirleri) barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edene kadar sizin onlarla hiçbir dostluk bağınız yoktur. Ama eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse size yardım etmek düşer. Ancak bu, sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme karşı olmamak şartıyladır. Allah yaptıklarınızı görendir.
72. İşte bu, bir dostluk ve bir sevgi akdidir. Bu, Yüce Allah'ın iman edip Allah yolunda hicret eden, Allah için ve Allah yolunda cihad amacı ile vatanlarını terk eden muhacirler ile Allah Rasûlünü ve onun ashabını yurtlarında barındırarak onlara malları ile canları ile yardımcı olan Ensar arasında yaptığı bir akittir. İşte bunlar imanlarının kemali ve birbirlerine tam anlamı ile bağlılıkları dolayısı ile birbirlerinin velileri, dostları ve yardımcılarıdırlar. “İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edene kadar sizin onlarla hiçbir dostluk bağınız yoktur.” Çünkü onlar, yanınızda yer alacak insanlara oldukça muhtaç olduğunuz bir zamanda sizden ayrı kalmak sureti ile sizinle olan dostluk bağını kesmişlerdir. Onlar hicret etmediklerine göre mü’minler ile en ufak bir dostluk bağları da yoktur. “Ama eğer onlar din hususunda” kendileri ile savaşanlarla dinleri uğrunda savaşmak üzere “sizden yardım isterlerse, size yardım etmek” ve onların yanında savaşmak “düşer.” Eğer bunun dışındaki maksatlar için savaşacak olurlarsa sizin onlara yardımcı olma yükümlülüğünüz yoktur. “Ancak bu, sizinle aralarında” savaş yapmamak üzere “anlaşma bulunan bir kavme karşı olmamak şartıyladır.” İşte hicret etmeyen ve ayrı kalan bu mü’minler, bu gibi anlaşmalı kimselerle savaşmak isteyecek olurlarsa onlara karşı o hicret etmeyen mü’minlere yardımcı olmayın. Çünkü o kimselerle aranızda uymanız gereken bir anlaşma vardır. “Allah yaptıklarınızı görendir.” Bulunduğunuz hali çok iyi bilendir. Bu yüzden size, size uygun olan hükümleri gönderir.
8:73Страница 186
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍۚ إِلَّا تَفۡعَلُوهُ تَكُن فِتۡنَةٞ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَفَسَادٞ كَبِيرٞ ٧٣
Неверующие являются помощниками и друзьями друг другу. И если вы не будете поступать таким образом (если верующие не будут помощниками и друзьями друг другу), то на земле возникнут смута и великое беззаконие.
73- Kâfir olanlar da birbirinin dostudurlar. Eğer siz bu (hükmü) uygulamazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.
73. Yüce Allah mü’minler arasındaki dostluk bağını akdettikten sonra, kâfirlerin de küfürdeki ortak yanları dolayısı ile birbirlerinin dostları olduğunu haber vermektedir. Bu yüzden kâfirlerle ancak onlar gibi olan bir kimse dostluk bağı kurabilir. “Eğer siz bu (hükmü)” yani müminleri dost, kafirleri düşman edinme hükmünü “uygulamazsanız” hepsini dost edinir yahut hepsine düşman olur ya da kâfirleri dost edinip mü’minleri düşman bellerseniz “yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.” Bu yolla hak ile batılın, mü’min ile kâfirin birbirine karışması, cihad ve hicret gibi pek büyük ibadetlerin ve bunun dışında mü’minlerin yalnızca birbirlerini dost edinmemesi halinde gerçekleşmesi söz konusu olmayacak pek çok şer’i ve dini maksadın gerçekleşmemesi gibi sayılamayacak kadar çok kötülük ortaya çıkar.
Bundan önceki âyet-i kerimeler hicret eden mü’minlerle (muhacirlerle) Ensar arasında dostluk bağının akdedilmesi hususunda idi. Bu âyet-i kerimeler ise onları övme ve onların mükâfatlarını beyan etme sadedindedir.
8:74–75Страница 186
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَاوَواْ وَّنَصَرُوٓاْ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ حَقّٗاۚ لَّهُم مَّغۡفِرَةٞ وَرِزۡقٞ كَرِيمٞ ٧٤
Те, которые уверовали, совершили переселение и сражались на пути Аллаха, а также те, которые дали убежище и оказали им помощь, являются истинно верующими. Им уготованы прощение и щедрый удел.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنۢ بَعۡدُ وَهَاجَرُواْ وَجَٰهَدُواْ مَعَكُمۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ مِنكُمۡۚ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضٖ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ٧٥
Те, которые уверовали впоследствии, совершили переселение и сражались вместе с вами, являются одними из вас. Однако родственники ближе друг к другу. Таково предписание Аллаха. Воистину, Аллах ведает о всякой вещи.
74- İman edip de hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlerle (muhacirleri) barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır. 75- (Bunlardan) sonra iman ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenlere gelince onlar da sizdendir. Akrabalar, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine (varis olmaya) daha layıktırlar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
74. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edip de hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlerle (muhacirleri) barındırıp onlara yardım edenler var ya, işte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir.” Yani Muhacirlerle Ensar, hakiki mü’minlerdir. Çünkü onlar, gerçekleştirdikleri hicret, Ensar adını almalarına sebep olan yardımcı olmaları, birbirlerini dost ve yardımcı edinmeleri, kâfir ve münafıklardan oluşan düşmanlarına karşı cihad etmeleri ile imanlarındaki samimiyetlerini ortaya koymuşlardır. İşte “onlar için” Allah’tan kötülüklerini silecek ve hatalarını ortadan kaldıracak bir “mağfiret ve” yine onlar için “bitmez tükenmez bir rızık” keremi pek bol yüce Rab tarafından nimet dolu cennetlerde ihsan olunacak pek çok hayırlar “vardır.” Belki dünyada da gözlerini aydınlatacak ve kalplerini huzurla dolduracak birtakım mükâfatlar elde etmeleri de söz konusu olabilir.
75. Aynı şekilde bu muhacir ve ensardan sonra gelip onlara güzelce uyan, iman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlerin durumu da aynıdır. “Onlar da sizdendir.” Sizin lehinize olanlar, onların da lehinedir ve sizin aleyhinize olanlar onların da aleyhinedir. Bu imanî dostluk bağı, İslâm’ın ilk dönemlerinde oldukça etkili idi ve büyük bir öneme sahipti. Hatta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem muhacirler ile ensar arasında genel imanî kardeşlik bağı dışında özel bir kardeşlik bağı da kurmuştu ki bu bağ gereği aralarında miras hukuku da cereyan ediyordu. İşte bu hususta Yüce Allah:“Akrabalar, Allah’ın Kitabına göre birbirlerine (varis olmaya) daha layıktırlar” buyruğunu indirmiştir. Yani akrabalardan ölen bir kimseye ancak onun akrabası olan asabe ile farz hisse sahibi olan kimseler mirasçı olurlar. Eğer bunlar bulunmayacak olurlarsa bu durumda âyet-i kerimenin umumunun da delalet ettiği gibi zevilerham olan diğer yakın akrabaları mirasçı olurlar. “Allah’ın Kitabına göre” buyruğu, Allah’ın hüküm ve şeriatına göre anlamındadır. “Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” Halleriniz, bilmesi ve onlara uygun bir şekilde dinî ve şer’î hükümlerini size bildirmesi de O’nun bu ilminin tecellilerindendir.
Enfâl Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Allah’a mahsustur.
***
Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии