Ас-Саади · Тафсир · на турецком
Ат-Тавба 9:69–93
9:69–70Страница 198
كَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنكُمۡ قُوَّةٗ وَأَكۡثَرَ أَمۡوَٰلٗا وَأَوۡلَٰدٗا فَٱسۡتَمۡتَعُواْ بِخَلَٰقِهِمۡ فَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِخَلَٰقِكُمۡ كَمَا ٱسۡتَمۡتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُم بِخَلَٰقِهِمۡ وَخُضۡتُمۡ كَٱلَّذِي خَاضُوٓاْۚ أُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ ٦٩
Они подобны тем, которые жили до вас. Они превосходили вас силой, и у них было больше имущества и детей. Они насладились своей долей. Вы тоже насладились своей долей, подобно вашим предшественникам. Вы погружались в словоблудие, подобно им. Их деяния тщетны как в этом мире, так и в Последней жизни. Они являются потерпевшими убыток.
أَلَمۡ يَأۡتِهِمۡ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ قَوۡمِ نُوحٖ وَعَادٖ وَثَمُودَ وَقَوۡمِ إِبۡرَٰهِيمَ وَأَصۡحَٰبِ مَدۡيَنَ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتِۚ أَتَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ ٧٠
Разве до них не дошли рассказы о тех, кто жил до них: народе Нуха (Ноя), адитах, самудянах, народе Ибрахима (Авраама), жителях Мадьяна и опрокинутых селений (селений народа Лута)? Посланники приходили к ним с ясными знамениями. Аллах не был несправедлив к ним - они сами поступали несправедливо по отношению к себе.
69- (Ey münafıklar!) Siz de kendinizden öncekiler gibisiniz. Üstelik onlar sizden daha güçlü idi, malları ve evlatları da daha çoktu. Onlar kendi nasipleri ile faydalandılar. Sizden öncekiler kendi nasipleri ile faydalandıkları gibi siz de kendi nasiplerinizle faydalandınız ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız. İşte bunlar, dünyada da âhirette de amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlar zarara uğrayanların ta kendileridir. 70- Kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin haberi onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık delillerle gelmişti (ama iman etmediler). Allah asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
69-70. Yüce Allah münafıkları kendilerinden önce geçmiş olan inkarcı ümmetlere gelip çatan musibetlerden sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin” yani Lût kavmine ait şehirlerin “haberleri onlara gelmedi mi?” Çünkü bunların hepsine “peygamberleri apaçık delillerle” yani varlıkların gerçek yüzünü beyan eden, açık ve seçik hak ile “gelmişlerdi.” Ancak onlar bunları yalanladılar. O nedenle de başlarına Yüce Allah’ın, anlattığı musibetler gelip çattı. İşte -ey münafıklar- sizlerin de amelleri bu ümmetlerin amellerine benzemektedir. Zira “Siz de kendi nasibinizle faydalandınız” dünyadaki payınız kadar yararlandınız, onu zevk ve arzu ile aldınız ve bu paydan gözetilen maksattan yüz çevirdiniz. Onları Yüce Allah’a isyanda kullandınız. Sizin bütün gayret ve iradeniz, tıpkı sizden öncekilerin yaptığı gibi size bağışlanan dünyalık nimetlerden öteye geçmedi. “Ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız.” Siz de batıla ve yalana dalıp batıl ile hakkı çürütmek amacıyla batıl adına mücadele verdiniz. İşte onların amelleri ve ilimleri, kendi paylarından yararlanmak ve batıla dalmaktan ibaretti. Bundan dolayı onlar, kendilerinden öncekilerin yaptıklarını yaparak onların hak ettikleri cezayı ve helaki de hak ettiler. Müminlere gelince onlar her ne kadar kendi nasipleri ile ve onlara verilen dünya nimetleri ile faydalansalar da bunları Yüce Allah’a itaate yardımcı olmak üzere kullanmışlardır. Onların ilimlerine gelince bu, peygamberlerin getirdikleri ilimdir. O da bütün üstün maksatlarda kesin bir kanaate ulaşmak ve batılı ortadan kaldırmak için hak ile mücadele vermektir. “Allah” helak ettiği kavimleri cezalandırmak sureti ile “asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar” Allah’a isyan etmek cesaretini gösterdikleri, peygamberlerine asi olup inatçı ve zorba olan herkesin emrine uydukları için “kendi kendilerine zulmediyorlardı.”
9:71–72Страница 198
وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٖۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَيُطِيعُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ سَيَرۡحَمُهُمُ ٱللَّهُۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٧١
Верующие мужчины и женщины являются помощниками и друзьями друг другу. Они велят совершать одобряемое и запрещают предосудительное, совершают намаз, выплачивают закят, повинуются Аллаху и Его Посланнику. Аллах смилостивится над ними. Воистину, Аллах - Могущественный, Мудрый.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَمَسَٰكِنَ طَيِّبَةٗ فِي جَنَّٰتِ عَدۡنٖۚ وَرِضۡوَٰنٞ مِّنَ ٱللَّهِ أَكۡبَرُۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ٧٢
Аллах обещал верующим мужчинам и женщинам Райские сады, в которых текут реки и в которых они пребудут вечно, а также прекрасные жилища в садах Эдема. Но довольство Аллаха будет превыше этого. Это и есть великое преуспеяние.
71- Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte Allah, bunlara merhamet edecektir. Şüphesiz Allah Azizdir, Hakîmdir. 72- Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyen kalacakları cennetler vaat etmiştir. Bir de Adn cennetlerinde hoş meskenler… Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. İşte en büyük kazanç budur.
71. Yüce Allah münafıkların birbirlerinden olduklarını söz konusu ettikten sonra mü’minlerin de birbirlerinin dost ve yardımcıları olduğunu ifade etmekte ve onları münafıkları nitelendirdiği sıfatların aksi ile nitelendirerek şöyle buyurmaktadır:“Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar” erkekleri ile kadınları ile mü’minler sevgi, dostluk, bağlılık ve yardımlaşma bakımından “birbirlerinin dostlarıdır.”“Onlar iyiliği emreder.” İyilik (ma’ruf) güzel itikat, salih ameller, üstün ahlak gibi güzel olarak bilinen her şeyi içine alan kapsamlı bir isimdir. Onların bu kabilden verdikleri emirlerin ilk muhatabı da bizzat kendileridir. “Kötülükten alıkoyar.” Kötülük (münker) ise batıl itikat, kötü ameller ve çirkin ahlâk gibi iyiliğe (ma’rufa) taban tabana zıt ve aykırı olan şeylerdir. “Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler.” Onlar sürekli olarak Allah’a ve Rasûlüne itaat üzerdirler. Bundan ayrılmazlar. “İşte Allah bunlara merhamet edecektir.” Onları rahmetinin kapsamına alacak ve ihsanı ile onları kuşatacaktır. “Şüphesiz Allah Azizdir” üstün bir güce sahiptir. Bununla birlikte O “Hakîmdir.” Hikmet sahibidir, her şeyi kendisine yakışan yerine koyar. O, yarattığı ve emrettiği şeylerden dolayı hamdedilmeye layıktır. Daha sonra Yüce Allah bu mü’minlere hazırlamış olduğu mükâfaatı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
72. “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebediyen kalacakları” ayrılıp da başka bir yere gitmek istemeyecekleri “cennetler vaat etmiştir.” Bu cennetlerde her türlü nimet ve sevinç vardır. Rahatsızlık verecek ve kederlendirecek her şey de oradan uzaktır. Onun köşklerinin, saraylarının, sık ağaçlarının altından nehirler akar ki bu nehirler, içindeki hayırları ve bereketleri Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği son derece güzel bahçeleri sular. “Bir de Adn cennetlerinde hoş meskenler…” onların olacaktır. Bu meskenler en güzel şekilde süslenmiş ve Allah’ın takvâ sahibi kulları için hazırlanmıştır. Bunların görünüşleri de güzeldir, bunlarda konaklamak ve dinlenmek de güzeldir. En üstün konaklarda bulunan ve hiçbir kimsenin daha ötesini arzulayamayacağı özellikler bu meskenlerde bulunacaktır. Hatta Yüce Allah, onlar için oldukça şeffaf ve güzel köşkler hazırlamıştır. Bunların dış tarafları içlerinden, iç tarafları da dışlarından görülür. İşte nefislerin beğenip kabul edeceği, kalplerin kendilerine meyledeceği, ruhların arzu ve iştiyak duyacağı en güzel meskenler bunlardır. Çünkü bunlar Adn cennetlerinde yani hiçbir şekilde ayrılıp gitmeyecekleri, başka yere gitmek üzere terk etmeyecekleri, aksine devamlı kalacakları cennetlerde olacaktır. “Allah’ın” cennet ehline ihsan edeceği “rızası ise” onların içinde bulundukları nimetlerin “hepsinden daha büyüktür.” Çünkü onların içinde bulundukları nimetler, ancak Rablerini görmek ve O’nun rızasına erişmekle en üstün seviyesine ulaşır. Ayrıca bu, bütün âbidlerin hedeflediği bir amaç, gerçek sevenlerin de nihai hedefidir. O nedenle yerin ve göklerin Rabbinin rızası, cennetin bütün nimetlerinden daha büyüktür. “İşte en büyük kazanç budur.” Çünkü bütün isteklerini elde etmiş, her türlü mahzurdan da kurtulmuşlardır. Her şeyleri hoş ve güzeldir. Yüce Allah’tan lütf-u keremi ile bizleri de onlarla birlikte kılmasını niyaz ederiz.
9:73–74Страница 199
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ جَٰهِدِ ٱلۡكُفَّارَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱغۡلُظۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ٧٣
О Пророк! Борись с неверующими и лицемерами и будь суров к ним. Их пристанищем будет Геенна. Как же скверно это место прибытия!
يَحۡلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدۡ قَالُواْ كَلِمَةَ ٱلۡكُفۡرِ وَكَفَرُواْ بَعۡدَ إِسۡلَٰمِهِمۡ وَهَمُّواْ بِمَا لَمۡ يَنَالُواْۚ وَمَا نَقَمُوٓاْ إِلَّآ أَنۡ أَغۡنَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ مِن فَضۡلِهِۦۚ فَإِن يَتُوبُواْ يَكُ خَيۡرٗا لَّهُمۡۖ وَإِن يَتَوَلَّوۡاْ يُعَذِّبۡهُمُ ٱللَّهُ عَذَابًا أَلِيمٗا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۚ وَمَا لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن وَلِيّٖ وَلَا نَصِيرٖ ٧٤
Они клянутся Аллахом, что ничего не говорили, а ведь они произнесли слово неверия и стали неверующими после того, как обратились в ислам. Они задумали совершить то, что им не удалось совершить. Они мстят только за то, что Аллах и Его Посланник обогатили их из Его щедрот. Если они раскаются, то так будет лучше для них. А если они отвернутся, то Аллах подвергнет их мучительным страданиям в этом мире и в Последней жизни. Нет у них на земле ни покровителя, ни помощника.
73- Ey Peygamber! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihâd et ve onlara karşı sert ol! Onların yerleri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir! 74- (O çirkin sözü) söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler. Andolsun ki o küfür sözünü söylediler ve İslam’a girdikten sonra kâfir oldular. Onlar başaramadıkları bir işe de yeltendiler. İntikam almaya kalkışmalarının tek sebebi ise Allah’ın ve Peygamberinin onları lütfuyla zengin kılmasından başka bir şey değildir! Eğer tevbe ederlerse bu, onlar için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de can yakıcı bir azaba uğratır. Onların yeryüzünde ne bir dostları vardır, ne de bir yardımcıları.
73. Yüce Allah Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihâd et.” Onlara karşı cihadı en ileri dereceye götür “ve” durum onlara karşı sert olmayı gerektirdiğinde de “onlara karşı sert ol!” Bu cihadın kapsamına el ile cihad da dil ve delille cihad da girmektedir. Onlardan savaş açanlara karşı hem el ile, hem dil ile hem de kılıç ve silahla cihad edilir. Ahit veya zimmet akdi gereği İslâmî yönetime boyun eğen kimselere karşı ise sadece delil ve belgeler ile cihad edilir; böylelerine İslâm’ın güzellikleri, şirk ve küfrün de kötülükleri açıklanır. Onlar için dünyada bunlar vardır. Âhirete gelince “onların” içinden asla çıkamayacakları ve devamlı kalacakları “yerleri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”
74. “(O çirkin sözü) söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler.” Yani aralarından bazılarının söylediği bir söz olan: “Eğer Medine’ye dönersek elbetteki en şerefli ve güçlü olan, en hakir olanı oradan mutlaka çıkartacaktır.”(el-Münâfıkûn, 63/8) türü bir söz, yine din ile, peygamber ile alay içeren sözleri söyleyip de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, bu sözlerin bir bölümünü işittiğini haber alınca, hemen onun yanına giderek öyle bir söz söylemediklerine dâir Allah adına yemin ederler. Yüce Allah da onları yalanlayarak şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki o küfür sözünü söylediler ve İslam’a girdikten sonra kâfir oldular.” Önceki müslümanlıkları her ne kadar onları zahiri itibari ile küfür dairesinin dışına çıkartmış görünüyor ise de sonradan söyledikleri bu sözler, müslümanlıklarını iptal edip onları küfre sokmaktadır. “Onlar başaramadıkları bir işe de yeltendiler.” Bu, Tebûk gazvesi esnasında Allah Rasûlü’ne suikastte bulunmak istedikleri sırada olmuştu. Yüce Allah, Peygamberine onların durumunu haber vermiş, bunun üzerine o da bazı kimselere emirler vererek onların maksatlarını gerçekleştirmelerini engellemişti. “İntikam almaya” ve Allah Rasûlünü ayıplamaya “kalkışmalarının tek sebebi” daha önceleri muhtaç ve fakir kimseler iken “Allah’ın ve Peygamberinin onları lütfu ile zengin kılmasından başka bir şey değildir.” Kendilerini karanlıklardan aydınlığa çıkartmaya ve fakirlikten sonra zenginleştirmeye vesile olan bir zatı küçümsemeleri ne kadar da şaşırtıcıdır! Halbuki ona karşı yapaları gereken, onu tazim etmek, ona iman etmek ve onu yüceltmekten başka ne olabilir ki? Zira dini gerekler de insanlığın gerekleri de bir arada bunu gerektirir. Daha sonra Yüce Allah onlara tevbe teklifinde bulunarak şöyle buyurmaktadır:“Eğer tevbe ederlerse bu, onlar için hayırlı olur.” Çünkü tevbe etmek dünya ve âhiret mutluluğunun esasıdır. “Eğer” tevbe etmekten, Allah’ın yoluna dönmekten “yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de can yakıcı bir azaba uğratır.” Dünyada maruz kalacakları azap; gam, keder, Allah’ın dinini zafere kavuşturması ve Peygamberini güçlendirmesi sebebi ile üzülmeleri, istediklerini de elde edememeleridir. Âhiretteki azaba gelince onlar için alevli ateşin azabı vardır. “Onların yeryüzünde” işlerini üstlenecek ve isteklerini gerçekleştirmelerini sağlayacak “ne bir dostları vardır, ne de” hoşlarına gitmeyecek şeyleri kendilerinden uzaklaştıracak “bir yardımcıları.” Artık Allah onların dostları olmadığına göre geride onlar için sadece türlü türlü kötülük, hüsran, bedbahtlık ve mahrumiyet vardır.
9:75–78Страница 199
۞ وَمِنۡهُم مَّنۡ عَٰهَدَ ٱللَّهَ لَئِنۡ ءَاتَىٰنَا مِن فَضۡلِهِۦ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ٧٥
Среди них есть такие, которые обещали Аллаху: «Если Он одарит нас из Своих щедрот, то мы непременно станем раздавать милостыню и будем одними из праведников».
فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُم مِّن فَضۡلِهِۦ بَخِلُواْ بِهِۦ وَتَوَلَّواْ وَّهُم مُّعۡرِضُونَ ٧٦
Когда же Он одарил их из Своих щедрот, они стали скупиться и отвернулись с отвращением.
فَأَعۡقَبَهُمۡ نِفَاقٗا فِي قُلُوبِهِمۡ إِلَىٰ يَوۡمِ يَلۡقَوۡنَهُۥ بِمَآ أَخۡلَفُواْ ٱللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ ٧٧
Он наказал их, вселив в их сердца лицемерие до того дня, когда они встретятся с Ним, за то, что они нарушили данное Аллаху обещание, и за то, что они лгали.
أَلَمۡ يَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ سِرَّهُمۡ وَنَجۡوَىٰهُمۡ وَأَنَّ ٱللَّهَ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ ٧٨
Разве они не знали, что Аллаху известны их секреты и тайные беседы и что Аллах является Ведающим сокровенное?
75- Onlardan bazısı da: Eğer bize lütfundan ihsan ederse, andolsun ki sadaka vereceğiz ve kesinlikle salihlerden olacağız, diyerek Allah’a söz vermişti. 76- Ama Allah kendilerine lütfundan ihsan edince cimrilik ettiler ve yüz çevirerek gerisin geriye döndüler. 77- Allah’a verdikleri sözlerini tutmadıkları ve yalan söyleyegeldikleri için sonunda Allah, kalplerine huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. 78- Onlar bilmezler mi ki Allah, sırlarını da gizli konuşmalarını da kesinlikle bilmektedir ve Allah, gaybı çok iyi bilendir?
75. “Onlardan bazısı da” yani bu münafıklar arasından: “Eğer bize lütfundan ihsan ederse” dünyalıklardan bize bol bol verirse “andolsun ki sadaka vereceğiz ve kesinlikle salihlerden olacağız” akrabalık bağlarını gözeteceğiz, misâfire ikramda bulunacağız, hak yoluna yardımcı olacağız, güzel ve salih işlerde bulunacağız, “diyerek Allah’a söz vermiş” kimseler vardır.
76. “Ama Allah kendilerine lütfundan ihsan edince ” sözlerini yerine getirmediler, aksine “cimrilik ettiler ve” Allah’a ve Peygamberine itaatten, emirlerine boyun eğmekten “yüz çevirerek” hayra iltifat etmeksizin “gerisin geriye döndüler.”
77. Onlar, Allah’a vermiş oldukları sözlerini yerine getirmeyince Yüce Allah da onları şöyle cezalandırmıştır:“Allah’a verdikleri sözlerini tutmadıkları ve yalan söyleyegeldikleri için sonunda Allah, kalplerine huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek)” kesintisiz olarak sürekli devam edecek “bir nifak soktu.” Öyleyse mü’minlerin oldukça çirkin olan bu nitelikten sakınmaları gerekir. Şu maksadım gerçekleşecek olursa mutlaka şunları şunları yapacağım, diyerek Rabbine söz verdikten sonra bu maksadı gerçekleştiği halde sözünü yerine getirmemekten kaçınmalıdır. Çünkü Yüce Allah, bu kimseleri cezalandırdığı gibi onu da münafıklıkla cezalandırabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Buhari ile Müslim’de sabit olan sahih bir hadisinde şöyle buyurmuştur:“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, ahitleştiği zaman ahdini bozar, söz verdiği zaman da yerine getirmez.”[23] İşte eğer lütfundan kendisine ihsanda bulunacak olursa, mutlaka sadaka vereceğine ve salihlerden olacağına dair Yüce Allah’a ahit ve söz veren bu münafığın durumu da aynıdır: O konuşmuş, ama yalan söylemiştir, ahitte bulunmuş ama onu bozmuştur ve söz vermiş ama sözünü tutmamıştır.
78. Bundan dolayı da Yüce Allah, bu şekilde davrananları şöyle tehdit etmiştir:“Onlar bilmezler mi ki Allah, sırlarını da gizli konuşmalarını da kesinlikle bilmektedir ve Allah, gaybı çok iyi bilendir?” Yüce Allah, bildiği o amellerine karşılık onları cezalandıracaktır. Bu âyet-i kerimeler münafıklardan Sa’lebe diye bilinen bir kişi hakkında inmiştir. Bu kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek Yüce Allah’a, kendisine lütfundan bir şeyler vermesi için dua etmesini istedi ve eğer Allah ona bir şeyler verecek olursa mutlaka sadaka vereceğini, akrabalık bağını gözeteceğini, hak yolda karşı karşıya kalınan sıkıntılara destek vereceğini söyledi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onun için dua etti. Bu adamın koyunları vardı, koyunları sürekli olarak arttı ve nihâyet onları alıp Medine’nin dışına çıktı. Beş vakit namazdan ancak bir ikisinde cemaate katılabiliyordu. Sonra daha da uzaklara gitti ve sadece Cuma namazına gelebilir oldu. Koyunları arttıkça daha da uzaklaştı. Bu sefer Cuma namazlarına da katılamaz oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun görünmediğini fark edince halini sordu, ona durumu haber verildi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zekât vereceklerden zekât almak üzere görevliler gönderdiğinde bunlar Sa’lebe’ye de uğradılar. O da:“Bu (zekat değil) ancak cizye olabilir. Bu cizyeye eşdeğer bir şeydir” dedi. Zekâtı tahsil etmekle görevli memurlara zekâtını vermeyince onlar da gelip Peygamber’e durumu haber verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üç kere:“Yazıklar olsun Salebe’ye!” buyurdu. Onun ve benzerlerinin hakkında bu âyet-i kerimeler nazil olunca da yakınlarından birisi gidip ona bu âyeti ona tebliğ etti. Bu sefer Sa’lebe zekâtını getirdi ise de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kabul etmedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra zekâtını getirip Ebu Bekir’e vermek istedi, o da kabul etmedi. Ebu Bekir’den sonra Ömer’e getirip vermek istedi, o da kabul etmedi. Onun Osman döneminde öldüğü söylenir.[24]
9:79–80Страница 199
ٱلَّذِينَ يَلۡمِزُونَ ٱلۡمُطَّوِّعِينَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ فِي ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهۡدَهُمۡ فَيَسۡخَرُونَ مِنۡهُمۡ سَخِرَ ٱللَّهُ مِنۡهُمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٧٩
Они поносят тех, кто раздает добровольные пожертвования, и тех, кто с трудом находит средства для пожертвований. Они глумятся над ними, а Аллах поглумится над ними. Им уготованы мучительные страдания.
ٱسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ أَوۡ لَا تَسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ إِن تَسۡتَغۡفِرۡ لَهُمۡ سَبۡعِينَ مَرَّةٗ فَلَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَهُمۡۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ ٨٠
Будешь ли ты просить прощения для них или не будешь делать этого, Аллах все равно не простит их, даже если ты попросишь для них прощения семьдесят раз, ибо они не уверовали в Аллаха и Его Посланника. Аллах не ведет прямым путем нечестивых людей.
79- Mü’minlerden gönülden bağışta bulunanları (verdikleri fazla) sadakalar hakkında ayıplayanlar ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamay(ıp az sadaka veren) kimselerle de alay edenler var ya, Allah da onlarla alay eder. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. 80- O (münafıklar) için ister mağfiret dile, ister dileme (fark etmez). Onlar için yetmiş defa mağfiret dilesen bile yine de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü onlar, Allah’ı ve Peygamberi inkar edip kafir olmuşlardır. Allah fâsıklar topluluğuna hidâyet vermez.
79. İşte bu da münafıkların rezil davranışlarından biridir. Onlar -kahrolasıcalar- İslâm ve Müslümanlar hakkında aleyhte bir şeyler söyleyecek bir fırsat buldular mı mutlaka söyleceklerini söyler, haksızca ve haddi aşarak onlara dil uzatırlardı. İşte Yüce Allah ve Rasûlü, sadaka vermeye teşvik edince müslümanlar bu işe yöneldiler ve herkes kendi durumuna göre mallarından bir şeyleri cömertçe feda etti. Çok verenler olduğu gibi az verenler de oldu. Münafıklar da çok veren kimseleri bu sadakasını riya olsun ve işitilsin diye verdiğini söyleyerek ayıplıyor, az miktarda sadaka veren fakirler hakkında da: Şüphesiz Allah bunun sadakasına muhtaç değildir, diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“Mü’minlerden gönülden bağışta bulunanları (verdikleri fazla) sadakalar hakkında ayıplayanlar” onları ayıplayarak tenkid edenler ve: Bunlar, övünme ve riya maksadı ile sadaka veren riyakarlardır, diyenlerle “güçlerinin yettiğinden başkasını bulamay(ıp az sadaka veren)” ancak güç yetirebildikleri kadarını sadaka olarak veren “kimselerle de alay edenler” ve: Allah’ın bunların sadakalarına ihtiyacı yoktur, diyenler “var ya, Allah da” yaptıklarına karşılık olarak davranışlarının benzeri bir ceza olmak üzere “onlarla alay eder. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Çünkü onlar bu sözleri ile birçok sakıncalı hususları bir arada işlemiş oluyorlardı: 1. Mü’minlerin hallerini araştırıyorlar ve haklarında iler geri konuşup tenkid edecek bir taraf bulmaya çalışıyorlardı. Halbuki Yüce Allah:“Şüphe yok ki mü’minler arasında hayasızlıkların yayılmasını arzulayanlara dünyada da âhirette de çok acı bir azap vardır”(en-Nur, 24/19) buyurmaktadır. 2. Bir diğer sakıncalı husus ise imanları sebebi ile mü’minlere -Yüce Allah’ı inkâr ve dine buğz ederek- dil uzatıp onları tenkid etmeleridir. 3. İnsanları ayıplamak, onlara dil uzatıp tenkit etmek haramdır. Hatta bu, dünyevî hususlarda büyük günahlar arasında yer alır ki dini hususlarda bu, çok çok daha çirkindir. 4. Allah’a itaat ederek herhangi bir hayır yolunda bağışta bulunan kimseye yardımcı olmak ve onu bu ameline teşvik etmek gerekir. Bunlar ise bu kimseler hakkında söyledikleri sözleri ile onların gayret ve maneviyatlarını kırmak istediler ve onları bundan dolayı ayıpladılar. 5. Çok miktarda mal infak eden kimse hakkında onun riyakâr olduğuna dair hüküm vermeleri çok büyük bir yanlıştır. Ayrıca gayb olan bir konuda hüküm vermek ve zanna dayanarak karanlığa kurşun sıkmaktır. Bundan daha büyük bir kötülük olabilir mi? 6. Diğer taraftan onların az miktarda sadaka veren kimse hakkında:“Allah’ın bunun sadakasına ihtiyacı yoktur” demeleri, batıl bir maksat ile söylenmiş bir sözdür. Çünkü Allah, az sadaka verenin de çok verenin de sadakasına muhtaç değildir. Hatta O, göklerde ve yerde bulunanların hiçbirine muhtaç değildir. Aksine O, kullarına kendilerinin muhtaç oldukları emirleri vermiştir. O nedenle Yüce Allah, her ne kadar verdiği emirlere muhtaç değil ise de onların, o emirlere ihtiyacı vardır. Zira “kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu görecektir.”(ez-Zilzal, 99/7) Böyle bir sözün ise hayra karşı şevki kırdığı açıkça ortadadır. Bundan dolayı da onların cezaları, Allah’ın da onlarla alay etmesi, onları maskaraya çevirmesi olmuştur. Ayrıca onlar için can yakıcı bir azap vardır.
80. “O (münafıklar) için ister mağfiret dile, ister dileme (fark etmez). Onlar için yetmiş defa” bu, mübalağa kastı ile kullanılmış bir ifadedir. Aksi takdirde hiçbir anlamı olmazdı “mağfiret dilesen bile yine de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır.” Nitekim bir başka âyet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlar için mağfiret dilesen de dilemesen de haklarında birdir. Allah onlara asla mağfiret etmez.”(el-Münafıkûn, 63/6) Daha sonra da Allah, onların günahlarını bağışlamasını engelleyen sebebi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Çünkü onlar, Allah'ı ve Peygamberi inkar edip kafir olmuşlardır.” Kâfire ise mağfiret dilemenin de kendi amelinin de -kâfir kaldığı sürece- hiçbir faydası olmaz. “Allah fâsıklar topluluğuna hidâyet vermez.” Yani fâsıklık, onu başkasını tercih etmeyecek ve onu başkaları ile değiştirmeyecek şekilde ayrılmaz bir nitelikleri olan ve kendilerine gelen apaçık hakkı reddeden yoldan çıkmışları, Allah hidâyete iletmez ve hakka muvaffak kılmamak suretiyle onları cezalandırır.
9:81–83Страница 200
فَرِحَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ بِمَقۡعَدِهِمۡ خِلَٰفَ رَسُولِ ٱللَّهِ وَكَرِهُوٓاْ أَن يُجَٰهِدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَالُواْ لَا تَنفِرُواْ فِي ٱلۡحَرِّۗ قُلۡ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرّٗاۚ لَّوۡ كَانُواْ يَفۡقَهُونَ ٨١
Оставшиеся позади (не принявшиеся участие в походе на Табук) радовались тому, что они остались позади Посланника Аллаха. Им было ненавистно сражаться своим имуществом и своими душами на пути Аллаха, и они говорили: «Не отправляйтесь в поход в такую жару». Скажи: «Огонь Геенны еще жарче!». Если бы они только понимали!
فَلۡيَضۡحَكُواْ قَلِيلٗا وَلۡيَبۡكُواْ كَثِيرٗا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ٨٢
Пусть они мало смеются и много плачут в воздаяние за то, что они приобретали!
فَإِن رَّجَعَكَ ٱللَّهُ إِلَىٰ طَآئِفَةٖ مِّنۡهُمۡ فَٱسۡتَـٔۡذَنُوكَ لِلۡخُرُوجِ فَقُل لَّن تَخۡرُجُواْ مَعِيَ أَبَدٗا وَلَن تُقَٰتِلُواْ مَعِيَ عَدُوًّاۖ إِنَّكُمۡ رَضِيتُم بِٱلۡقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٖ فَٱقۡعُدُواْ مَعَ ٱلۡخَٰلِفِينَ ٨٣
Если Аллах возвратит тебя к некоторым из них, и они попросят у тебя дозволения отправиться в поход, то скажи: «Вы никогда не отправитесь со мной в поход и никогда не будете сражаться вместе со мной против врага. Вы были довольны тем, что отсиделись в первый раз. Посему отсиживайтесь вместе с теми, кто остается».
81- Allah’ın Rasûlüne muhalefet edip de ondan geri kalanlar, (savaşa çıkmayıp evde) oturmalarından dolayı sevindiler. Malları ve canları ile Allah yolunda cihad etmeyi hoş görmediler ve:“Bu sıcakta savaşa çıkmayın!” dediler. De ki:“Cehennem ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı! 82- Artık onlar kazandıklarının bir cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. 83- Eğer Allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de onlar (savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse de ki: “Siz benimle beraber asla (savaşa) çıkmayacaksınız ve benimle beraber hiçbir düşmanla da savaşmayacaksınız. Çünkü siz ilk seferinde oturmaya razı oldunuz. O halde (şimdi de) geride kalanlarla beraber oturun.”
81. Yüce Allah, münafıkların cihaddan geri kalmaları ile övünüşlerini ve buna aldırış etmemelerini açıklamaktadır ki bu davranışları, onların iman etmediklerine ve küfrü imana tercih ettiklerine açık bir delildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın Rasûlüne muhalefet edip de ondan geri kalanlar, (savaşa çıkmayıp evde) oturmalarından dolayı sevindiler.” Bu sevinme, sadece geri kalmaktan daha ileri bir suçtur. Çünkü böyle bir geri kalış haramdır, bir de işlenen bu günaha rıza gösterme ve ondan dolayı böbürlenip sevinme söz konusudur. “Malları ve canları ile Allah yolunda cihad etmeyi hoş görmediler.” Bu, cihaddan geri kalan mü’minlerin halinden farklıdır. Çünkü mü’minler, geçerli bir mazeretleri sebebiyle olsa bile cihaddan geri kalacak olsalar buna üzülürler ve son derece kederlenirler. Kalplerindeki imanın gereği olarak malları ve canları ile Allah yolunda cihad etmeyi arzularlar ve Allah’ın lütuf, ihsan, iyilik ve bağışını umarlar. “Ve” o münafıklar: “Bu sıcakta savaşa çıkmayın, dediler.” Yani savaşa çıkmak sıcak sebebi ile bizim için zordur. Böylece onlar, geçici ve kısacık bir rahatı eksiksiz ve ebedi bir rahata tercih ettiler. Bununla birlikte gölge ile kendisine karşı korunulabilecek, sabah ve akşamların etkisini azalttığı sıcaktan sakındılar da ölçüsü hiçbir şeyle ölçülemeyecek derecede kızgın olan cehennem ateşinden sakınmaya gerek görmediler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır. Keşke anlasalardı!”
82. Onlar, gelip geçici olanı, kalıcı olana tercih ettikleri, yine geçici zorluktan kaçarken sürekli ve oldukça çetin bir zorluğa yöneldikleri için Allah şöyle buyurmuştur:“Artık onlar kazandıklarının” küfür, münafıklık, Rablerinin emirlerine itaatsizlik suçlarının “bir cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” Gelip geçici bu dünyadan yararlansınlar, lezzetleri ile sevinsinler, oyunlarıyla eğlenedursunlar. Çünkü can yakıcı azabın içerisinde çok ağlayacaklardır.
83. “Eğer Allah seni onlardan” mazeretsiz olarak cihada çıkmaktan geri kalan ve geri kalışlarına da üzülmeyen “bir topluluğun yanına döndürür de onlar” kolaylığını görmeleri halinde, bundan başka bir gazaya “çıkmak için senden izin isterlerse” ceza olmak üzere onlara ”de ki: Siz benimle beraber asla (savaşa) çıkmayacaksınız ve benimle beraber hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız.” Allah beni size muhtaç etmeyecektir. “Çünkü siz ilk seferinde oturmaya razı oldunuz. O halde (şimdi de) geri kalanlarla beraber oturun.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız.”(el-En’âm, 6/110) Fırsat bulduğu takdirde kendisine verilen emri ağırdan alarak yerine getirmeyip geri kalan bir kimse, artık bir daha onu yerine getirme başarısını elde edemez, aksine önüne mutlaka bir engel çıkar. Bu buyrukta söz konu kimseler azarlanmaktadır. Çünkü Müslümanlar, bu gibi kimselerin masiyetleri dolayısı ile cihada çıkmalarının engellendiğini bildikleri taktirde bu, o kimseler için bir azar ve utanılacak bir husus olur, herhangi bir kimsenin onların yaptıklarını yapmaması için de ibretli bir ceza olur.
9:84Страница 200
وَلَا تُصَلِّ عَلَىٰٓ أَحَدٖ مِّنۡهُم مَّاتَ أَبَدٗا وَلَا تَقُمۡ عَلَىٰ قَبۡرِهِۦٓۖ إِنَّهُمۡ كَفَرُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَمَاتُواْ وَهُمۡ فَٰسِقُونَ ٨٤
Никогда не совершай намаз по кому-либо из них и не стой над его могилой, ведь они не уверовали в Аллаха и Его Посланника и умерли нечестивцами.
84- Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma, kabrinin başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlünü ikar edip kâfir oldular ve fâsık olarak öldüler.
84. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlardan” münafıklardan “ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma!” Ona dua etmek üzere de defnedildikten sonra “kabrinin başında da durma!” Çünkü Peygamber’in namaz kılması ve kabirlerinin başında durması, onlar için bir şefaattir. Onlar hakkında şefaatin ise hiçbir faydası yoktur. “Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlünü ikar edip kâfir oldular ve fâsık olarak öldüler.” Kim kâfir olup da bu şekilde ölürse artık şefaatçilerin şefaatinin ona bir faydası olmaz. Bu emirde, başkalarına yönelik bir ibret ve bir azar, onlar için de ibretlik bir ceza vardır. Kâfir ve münafık olduğu bilinen herkesin durumu da budur. Namazları kılınmaz. Bu âyet-i kerimede mü’minlerin cenaze namazlarını kılmanın meşru olduğuna ve onlara dua etmek için kabirlerinin başında durulabileceğine delil vardır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de mü’minlere bu şekilde davranmıştır. Yüce Allah’ın bu yasağı münafıklar ile kayıtlaması, bunun mü’minler hakkında bilinen ve uygulanan bir iş olduğunu gösterir.
9:85Страница 200
وَلَا تُعۡجِبۡكَ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَأَوۡلَٰدُهُمۡۚ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُعَذِّبَهُم بِهَا فِي ٱلدُّنۡيَا وَتَزۡهَقَ أَنفُسُهُمۡ وَهُمۡ كَٰفِرُونَ ٨٥
Пусть не восхищают тебя их имущество и дети. Аллах желает только подвергнуть их мучениям имуществом и детьми в этом мире, дабы они расстались со своими душами неверующими.
85- Onların malları da evlatları da seni imrendirmesin. Allah onlar sebebiyle ancak dünya hayatında onlara azap etmeyi ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını ister.
85. Yani Yüce Allah’ın dünyalık olarak onlara vermiş olduğu mallara, evlatlara aldanma! Çünkü bunlar, onların Allah nezdindeki değerlerinden ileri gelmiyor. Aksine bu, Allah’ın onları hakir düşürmesi içindir. Zira “Allah onlar sebebiyle ancak dünya hayatında onlara azap etmeyi” dünyalığı elde etmek için yorulmalarını, onun ellerinden gitmesinden korkmalarını ve böylelikle ondan afiyetle yararlanamamalarını, aksine sürekli olarak bu uğurda zorluk ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmalarını, bunların kendilerini oyalayarak Allah’tan, âhiret yurdunu hatırlamaktan oyalayıp dünyadan ayrılacakları vakte kadar alıkoymasını “ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını ister” Dünya sevgisi onların akıllarını başlarından almış bir halde, kalpleri dünyaya bağlı kalarak ve ciğerleri dünyalık için yanıp tutuşarak ölürler.
9:86–87Страница 200
وَإِذَآ أُنزِلَتۡ سُورَةٌ أَنۡ ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَجَٰهِدُواْ مَعَ رَسُولِهِ ٱسۡتَـٔۡذَنَكَ أُوْلُواْ ٱلطَّوۡلِ مِنۡهُمۡ وَقَالُواْ ذَرۡنَا نَكُن مَّعَ ٱلۡقَٰعِدِينَ ٨٦
Когда была ниспослана сура с повелением уверовать в Аллаха и сражаться вместе с Его Посланником, обладающие богатством среди них стали просить тебя позволить им остаться и сказали: «Оставь нас, мы будем в числе тех, кто остался сидеть».
رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلۡخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَفۡقَهُونَ ٨٧
Они были довольны тем, что оказались среди тех, кто остался позади. Их сердца запечатаны, и они не понимают истины.
86- “Allah’a iman edin, Rasûlü ile birlikte cihad edin” diye (emreden) bir sûre indirildiği zaman içlerinden servet ve imkan sahipleri senden izin isterler ve: “Bizi bırak da oturanlarla birlikte kalalım” derler. 87- (Savaştan) geri kalan kadınlarla birlikte olmaya razı oldular. (Böylece) kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar anlamazlar.
86. Şanı Yüce Allah, münafıkların sürekli olarak Allah’a itaati gerektiren işleri ağırdan aldıklarını ve sûrelerin de âyetlerin de onları etkilemediğini beyan ederek şöyle buyurmaktadır: Allah’a iman etmeleri ve Allah yolunda cihad etmeleri emrolunan “bir sûre indirildiği zaman içlerinden servet ve imkan sahipleri” yani cihada çıkmamakta haklı bir mazeretleri bulunmayan, mal-mülk sahibi ve varlıklı olanlar “senden izin isterler” Halbuki Allah, onlara mal ve evlat vermiştir. O halde onlar, Allah’a şükretmeleri, hamd etmeleri ve Allah’ın kendilerine farz kıldığı ve verdiği imkânlarla da kolaylaştırdığı görevleri ifa etmeleri gerekmez mi? Ancak onlar tembellik ettiler ve cihada çıkmayıp oturmak için izin istediler. Başka bir yolu kabul etmeyerek:“Bizi bırak da oturanlarla birlikte kalalım” dediler.
87. “(Savaştan) geri kalan kadınlarla birlikte olmaya razı oldular” Yani cihaddan geri kalan kadınlarla birlikte kalmayı kendilerine nasıl yedirebildiler? Onlara bu yolu gösteren bir bilgi veya bir parça akılları var mı acaba? Yoksa Allah kalplerine mühür vurdu da o yüzden mi hayrı fark edemiyorlar? Yine bu yüzden kalplerinde hayır ve kurtuluşu gerektiren işleri yapma iradesi mi kalmamış? “Artık onlar anlamazlar.” Onlar faydalarına olan şeylerin farkına varamıyorlar. Eğer gerçekten anlayışlı kimseler olsalardı, kendilerini erkeklerin konumlarından aşağılara düşüren böyle bir hale razı olmazlardı.
9:88–89Страница 201
لَٰكِنِ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ جَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلۡخَيۡرَٰتُۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ٨٨
Однако Посланник и те, которые уверовали вместе с ним, сражались своим имуществом и своими душами. Им уготованы блага. Именно они являются преуспевшими.
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمۡ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ٨٩
Аллах приготовил для них Райские сады, в которых текут реки. Они пребудут в них вечно. Это - великое преуспеяние.
88- Fakat Peygamber ve beraberindeki mü’minler, malları ve canları ile cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar, felaha erenlerin ta kendileridir. 89- Allah, onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Orada ebediyen kalacaklardır. İşte en büyük kazanç budur.
88. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Bu münafıklar cihaddan geri kalsalar dahi Yüce Allah onların yerlerini dolduracak ve onlara ihtiyaç bırakmayacaktır. Zira Yüce Allah’ın bu emri yerine getirecek ve O’nun, lütfunu kendilerine tahsis ettiği özel kulları vardır. Bunlar ise “Peygamber” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “ve beraberindeki mü’minler” olup onlar “malları ve canları ile cihad” ederler. İşi ağırdan almaz ve tembellik göstermezler; aksine bunu sevinç ve neşe ile yerine getirirler. “İşte” dünya ve âhiretteki pek çok “hayırlar onlarındır ve onlar” en üstün isteklerine ve en mükemmel arzularına kavuşmuş olan “felaha erenlerin ta kendileridir.”
89. O halde böylelerinin rağbet ettikleri şeylere rağbet etmeyerek dünyasını, dinini ve âhiretini kaybederek ziyana uğrayan kimselere yazıklar olsun! Bu son ayetler, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“De ki: Ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Çünkü o, bundan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara okununca onlar çenelerinin üzerine yüz üstü secdeye kapanırlar.”(el-İsrâ, 17/107)“Şimdi bunlar, o (âyetlerimizi) inkâr ederlerse (bilsinler ki) biz de yerlerine onları inkâr etmeyen bir topluluğu onlara vekil kılmışızdır”(el-En’am, 6/89)
9:90–93Страница 201
وَجَآءَ ٱلۡمُعَذِّرُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ لِيُؤۡذَنَ لَهُمۡ وَقَعَدَ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ٩٠
Бедуины, которые уклонялись под благовидным предлогом, пришли для того, чтобы он позволил им остаться, и те из них, которые солгали Аллаху и Его Посланнику, остались сидеть. Тех из них, которые не уверовали, постигнут мучительные страдания.
لَّيۡسَ عَلَى ٱلضُّعَفَآءِ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرۡضَىٰ وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُواْ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِينَ مِن سَبِيلٖۚ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٩١
Нет греха на немощных, больных и тех, которые не находят средств на пожертвования, если они искренни перед Аллахом и Его Посланником. Нет оснований укорять творящих добро. Воистину, Аллах - Прощающий, Милосердный.
وَلَا عَلَى ٱلَّذِينَ إِذَا مَآ أَتَوۡكَ لِتَحۡمِلَهُمۡ قُلۡتَ لَآ أَجِدُ مَآ أَحۡمِلُكُمۡ عَلَيۡهِ تَوَلَّواْ وَّأَعۡيُنُهُمۡ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمۡعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُواْ مَا يُنفِقُونَ ٩٢
Также нет греха на тех, которым, когда они пришли к тебе, чтобы ты обеспечил их верховыми животными, ты сказал: «Я не могу найти животных для вас». Они вернулись с глазами, полными слез от огорчения тем, что они не нашли средств на пожертвования.
۞ إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسۡتَـٔۡذِنُونَكَ وَهُمۡ أَغۡنِيَآءُۚ رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ ٱلۡخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٩٣
Укора заслуживают только те, которые попросили тебя остаться дома, будучи богатыми. Они были рады оказаться среди тех, кто остался позади. Аллах запечатал их сердца, и они не знают истины.
90- Bedevilerden özür beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. İçlerinden kâfir olanlar, can yakıcı bir azaba uğrayacaklardır. 91- Zayıflara, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah’a ve Rasûlüne karşı samimi olmaları şartı ile (savaşa çıkmama konusunda) hiçbir vebal yoktur. Zira iyilik edenlerin aleyhine bir sorumluluk yoktur. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 92- Bir de sana kendilerine binek temin etmen için geldiklerinde:“Size bir binek bulamıyorum” dediğin zaman harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de (bir vebal yoktur). 93- Vebal, ancak zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Onlar (savaştan) geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
90. “Bedevilerden özür beyan edenler kendilerine izin verilmesi için geldiler” Yani bedevilerden savaşa çıkmak hususunda işi önemsemeyen ve bu konuda gerekeni yapmayan kimseler, cihadı terk etmek hususunda kendilerine izin verilmesi için -kabalıkları ve utanmazlıkları dolayısı ile özür dilemeye hiç aldırış etmeksizin- geldiler. Onların bu gelişleri, imanlarının zayıf oluşu sebebiyledir. İçlerinden “Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler”e gelince onlar, oturup kaldılar ve hiç özür beyan etmediler. “Özür beyan edenler” buyruğunun manasının, “mazereti olup da kendilerini mazur görmesi için Allah Rasûlüne gelenler”, şeklinde olma ihtimali vardır. Zira mazereti olan kimselerin mazeretini kabul etmek onun âdeti idi. Aralarından iman iddialarında “Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar.” Halbuki iman, savaşa çıkmayı ve böyle yapmamayı gerektirir. Daha sonra Yüce Allah, onları şu buyruğu ile tehdit etmektedir:“İçlerinden kâfir olanlar” dünyada da âhirette de “can yakıcı bir azaba uğrayacaklardır.”
91. Allah daha önce özür beyan edenleri söz konusu etmişti. Bu kimseler, bir bölümü dinen mazereti kabul edilenler, bir bölümü de kabul edilmeyenler olmak üzere iki kısım olduklarından dolayı Yüce Allah, bu hususu şöyle söz konusu etmektedir: Cihada çıkmaya ve savaşmaya güçleri yetmeyen, bedenlerinde ve gözlerinde zaaf bulunan “zayıflara, hastalara”; bu hastalık, kişinin cihada çıkma gücünü ortadan kaldıran topallık, körlük, sıtma, felç vb. bütün hastalık türlerini kapsar, “ve harcayacak bir şey bulamayanlara” yani savaş yolculuğunda kendilerini gidecekleri yere ulaştıracak kadar azık ve binek bulamayanlara; “Allah’a ve Rasûlüne karşı samimi olmaları şartı ile” yani imanlarında samimi olmaları ve eğer cihada güçleri yetmiş olsaydı mutlaka güçlerinin yettiği kadarı ile cihada çıkma niyet ve azmini taşımaları, ellerinden geldiği kadar cihada çıkmaya teşvik etmeleri ve bu konuda insanların arzularını harekete geçirmeleri şartıyla cihada çıkmamalarından dolayı onlara “hiçbir vebal yoktur.”“Zira iyilik edenlerin aleyhine bir sorumluluk yoktur.” Yani bunların aleyhlerinde sorumluluğu gerektirecek bir durum yoktur. Çünkü bunlar, üzerlerinde olan Allah’ın ve kulların haklarını iyi bir şekilde yerine getirerek kendilerine yöneltilebilecek kınamalara açık kapı bırakmamışlardır. Zira kul, gücü yeten hususlarda üzerine düşeni güzel bir şekilde yerine getirecek olursa güç yetiremediği şeylerin sorumluluklarından kurtulur. Bu âyet-i kerime şöyle bir kaideye delil gösterilmektedir: Kişi şahsı veya malı ile veya buna benzer yollarla başkasına iyilikte bulunacak olup da bilahare bu iyiliği dolayısıyla herhangi bir eksiklik ya da bir şeylerin telef olması sonucunu doğuran bir iş meydana gelirse o, bu eksiklik ve telefin tazminatını ödemez. Çünkü o, iyilik yapan bir kimsedir. İyilik yapanların aleyhine de bir yol ve sorumluluk yoktur. Aynı zamanda bu, iyilik yapmayan, yani kötü olan kimsenin görevini ihmal eden kimse gibi sayıldığına ve sebep olduğu zararların tazminatını ödeyeceğine de delildir. “Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” O’nun mağfiret ve rahmetinin bir tecellisi olarak O, gücü yetmeyenleri affetmiştir. Samimi ve kararlı niyetleri dolayısı ile de cihada güç yetiren ve fiilen cihad eden kimselere verdiği sevabın aynısını onlara verir.
92. “Bir de sana kendilerine binek temin etmen için geldiklerinde” senin böyle bir imkâna sahip olmadığını gören, senin de kendilerine özür beyan ederek:“Size bir binek bulamıyorum, dediğin zaman harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de” bir vebal ve günah yoktur. Çünkü bunlar, aciz kimselerdir ve kendilerini fedaya hazırdırlar. İmkân bulamadıklarından dolayı Yüce Allah’ın söz ettiği şekilde üzülmüş ve zorlukla karşı karşıya kalmışlardır. İşte bunlar için de bir vebal yoktur. Bunların vebali kalktığına göre durum, asıl haline döner ki o da şudur: Bir hayra niyet edip de bu kararlı niyeti ile birlikte gücünün yettiği çalışma ve çabayı ortaya koymasına rağmen maksadına güç yetiremeyen kimse, o işi tam ve eksiksiz olarak yapmış gibi sayılır.
93. “Vebal” ve kınama “ancak zengin oldukları” hiçbir mazeretleri bulunmadığı ve cihada çıkmaya güç yetirebildikleri “halde senden izin isteyenleredir.” Ancak böyleleri hakkında vebal ve kınama söz konusu olur. İşte “onlar” hem kendileri hem de dinleri açısından “geri kalanlarla” kadın, çocuk ve benzerleri ile “beraber olmaya razı oldular.” Çünkü “Allah da kalplerini mühürledi. Bunun için onlar bilmezler.” Kalplerine hayır namına bir şey girmez ve onlar dinî ve dünyevî menfaatlerini fark edemezler. Bu, işlediklerine karşılık bir cezadır.
Текст: Quranic Universal Library (Tarteel) через spa5k/tafsir_api (MIT), в зафиксированной версии. Аяты: Quran Foundation. Источники и лицензии