Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish
الحجر
Al-Hijr
The Rocky Tract · Meccan · 99 ayahs
15:1Page 262
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانٖ مُّبِينٖ ١
Alif, Lām, Rā.1 These are the verses of the Book and a clear Qur’ān [i.e., recitation].
(Elif, Lam, Ra) Bunun benzeri harfler hakkındaki sözler Bakara suresinin başında geçmiştir. Yüksek öneme sahip, Allah’ın katından indirildiğine delalet eden bu ayetler, Kur'an’ın tevhidi ve dinî kuralları açıklayan ayetleridir.
15:2Page 262
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ ٢
Perhaps those who disbelieve will wish1 that they had been Muslims.
Kıyamet günü durum onlar için açıkça ortaya çıkınca ve dünyada içinde bulundukları küfrün batıl olduğu aşikâr olunca, kâfirler Müslüman olmayı temenni edecekler.
15:3Page 262
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ٣
Let them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know.
-Ey Peygamber!- O yalanlayanları bırak da hayvanlar gibi yesinler, geçici dünya lezzetlerinden faydalansınlar. Uzun emelleri onları iman ve salih amellerden alıkoysun. Onlar, kıyamet günü Allah’ın huzuruna çıktıkları zaman içinde bulundukları hüsranı öğrenecekler.
15:4Page 262
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٞ مَّعۡلُومٞ ٤
And We did not destroy any city but that for it was a known decree.
Biz, zalim ülkelerden hiçbir ülkeyi Allah’ın ilminde öne alınmayan ve ertelenmeyecek belli bir eceli olmadan helak etmedik.
15:5Page 262
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ ٥
No nation will precede its term, nor will they remain thereafter.
Hiçbir toplumun vadesi dolmadan ölüm vakti gelmez, vadesi dolduğunda da ölümünü erteleyemez. Zalimlerin, Allah’ın onlara süre vermesine aldanmaması gerekir.
15:6Page 262
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونٞ ٦
And they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad.1
Mekke ahalisi kâfirler, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle dediler: "Ey kendisine kitap indirildiğini iddia eden! Şüphesiz sen bu iddialarla bir delisin, bu şekilde delilerin yaptığını yapıyorsun."
15:7Page 262
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٧
Why do you not bring us the angels, if you should be among the truthful?"
Şayet doğru sözlü gönderilen bir peygambersen, şüphesiz bize bir azap inecekse, haydi bize sana şahitlik edecek melekler getir.
15:8Page 262
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذٗا مُّنظَرِينَ ٨
We do not send down the angels except with truth;1 and they [i.e., the disbelievers] would not then be reprieved.
Yüce Allah, onların meleklerin gelmesi hakkında ileri sürdükleri önerilerine cevap olarak şöyle buyurdu: Biz melekleri ancak azapla helak olma vaktiniz geldiği zaman hikmetin gereğine uygun olarak indireceğiz. Melekleri getirdiğimiz zaman iman etmezler. Bilakis cezaları çok çabuk görülecektir.
15:9Page 262
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ ٩
Indeed, it is We who sent down the message [i.e., the Qur’ān], and indeed, We will be its guardian.
Muhakkak bu Kur’an’ı, insanlara bir öğüt olması için Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kalbine biz indirdik. Elbette o Kur’an’a bir şey eklenmesinden veya çıkartılmasından, değiştirilmesinden veya bozulmasından koruyacak olan da biziz.
15:10Page 262
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٠
And We had certainly sent [messengers] before you, [O Muḥammad], among the sects of the former peoples.
-Ey Peygamber!- Kesinlikle senden önce de geçmiş kâfir topluluklara peygamberler gönderdik ve onlar da peygamberlerini yalanladılar. Ümmetinin seni yalanlamasında (yalanlanan) ilk peygamber değilsin.
15:11Page 262
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ١١
And no messenger would come to them except that they ridiculed him.
Geçmiş kâfir topluluklar, kendilerine gelen her bir peygamberi yalanladılar ve onunla alay ettiler.
15:12Page 262
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ١٢
Thus do We insert it [i.e., denial] into the hearts of the criminals.
O geçmiş ümmetlerin kalplerine inkârcılığı yerleştirdiğimiz gibi, aynı şekilde yüz çevirmeleri ve inat etmelerinden ötürü onu Mekkeli müşriklerin kalplerine de yerleştiririz.
15:13Page 262
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ ١٣
They will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples.
Allah’ın, peygamberlerinin getirdiklerini yalanlayanları helak etmedeki sünneti geçmişte yaşandığı halde yine de Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirilmiş olan Kur’an’a iman etmiyorlar. O yalanlayanlar muhakkak senden ibret alsınlar.
15:14Page 262
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ ١٤
And [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend,
Onu yalanlayanlar inatçıdırlar. Hak onlara apaçık delillerle açıklansa dahi, onlara gökte bir kapı açsak bile onlar tırmanmaya devam ederler.
15:15Page 262
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمٞ مَّسۡحُورُونَ ١٥
They would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic."
Doğruyu söylemezler de şöyle derler: "Kuşkusuz gözlerimiz doğruyu görmekten alıkonuldu, belki de bizler büyülendik ve görmekte olduğumuz şey bir sihirdir. Biz büyülendik."
15:16Page 263
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجٗا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ ١٦
And We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers.
Elbette biz, gökyüzüne insanların yolculuklarda kara ve denizlerin karanlığında yollarını bulduğu çok büyük yıldızlar koyduk ve onları, Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretinin bir delili olması için bakan ve gören kimseler için güzelleştirdik.
15:17Page 263
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ رَّجِيمٍ ١٧
And We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allāh]
Gökyüzünü Allah’ın rahmetinden kovulmuş bütün şeytanlardan muhafaza ettik.
15:18Page 263
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ مُّبِينٞ ١٨
Except one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame.
Melekler topluluğunu gizlice dinleyen (şeytan ve cin) ise bundan müstesnadır. Ona da parlak bir gök cismi yetişir ve onu yakıverir.
15:19Page 263
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءٖ مَّوۡزُونٖ ١٩
And the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing.
İnsanların üzerinde yerleşip, yaşaması için yeryüzünü döşeyerek serdik. Ve oraya sabit dağlar yerleştirdik ki (yeryüzü dengesiz hareket etmesin) insanlar sarsılmasın. Ve orada hikmet gereğince takdir edilmiş çeşitli bitkilerden sınırlı bir şekilde yetiştirdik.
15:20Page 263
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ٢٠
And We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers.1
-Ey insanlar!- Dünya hayatında olduğunuz sürece sizleri yaşatacak olan yiyecekler ve içecekler var ettik. Sizden başka sizin rızıklandırmadığınız insan ve hayvanlar için de yeryüzünde onları yaşatacak rızık var ettik.
15:21Page 263
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٖ مَّعۡلُومٖ ٢١
And there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known [i.e., specified] measure.
İnsan ve hayvanların faydalandığı her şeyi var etmeye ve insanları faydalandırmaya yalnız biz kadiriz. Bunlardan var ettiğimiz her şeyi hikmetimiz ve irademizin gereğine göre sınırlı miktarda var ederiz.
15:22Page 263
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ ٢٢
And We have sent the fertilizing winds1 and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers.
Biz, bulutları aşılayan rüzgârları gönderdik. Ve aşılanmış bulutlardan yağmur indirdik. Sizleri bu yağmur sularıyla suladık. -Ey insanlar!- Bu suyu yeryüzünde kaynak ve kuyu olması için depolayan siz değilsiniz. Elbette yeryüzünde onu Allah Teâlâ depolar ve korur.
15:23Page 263
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ ٢٣
And indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor.1
Muhakkak ki ancak biz, onları yoktan var ederek ve ölümlerinin ardından da tekrar dirilterek ölülere hayat veririz ve vadeleri dolduğu zaman da dirileri öldürürüz. Yeryüzünün ve üzerinde olan her şeyin ardından mirasçı olarak kalacak olan da yalnızca biziz.
15:24Page 263
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ ٢٤
And We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come].
Elbette sizden önce gelenlerin doğum ve ölümlerini bildiğimiz gibi sizden sonra gelen kimselerin de doğum ve ölümlerini biliriz. Bunlardan hiçbir şey bize gizli kalmaz.
15:25Page 263
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٞ ٢٥
And indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing.
-Ey Peygamber!- Senin Rabbin kıyamet günü ihsan edenleri ihsanlarından ötürü ödüllendirmek ve kötülük edenleri de kötülüğünden dolayı cezalandırmak için hepsini bir araya toplayacaktır. Muhakkak O, yönetiminde hikmet ve ilim sahibidir. Ona hiçbir şey gizli kalmaz.
15:26Page 263
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ ٢٦
And We did certainly create man out of clay from an altered black mud.
Biz Âdem’i oyulup, kazınması halinde ses çıkaran kuru bir çamurdan yarattık. Onun yaratıldığı bu çamur, çok uzun beklemesi sebebiyle rengi kara, kokusu değişmiş bir çamurdu.
15:27Page 263
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ٢٧
And the jinn We created before from scorching fire.
Âdem -aleyhisselam-’ı yaratmadan önce de cinlerin atasını sıcaklığı çok yüksek bir ateşten yarattık.
15:28Page 263
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرٗا مِّن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ ٢٨
And [mention, O Muḥammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud.
-Ey Peygamber!- Hani Rabbinin meleklere ve onlarla beraber olan İblis'e "Ben oyulduğu zaman ses çıkaran, kokusu değişmiş, kara, kuru çamurdan bir insan yaratacağım” dediği zamanı hatırla.
15:29Page 263
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ ٢٩
And when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul,1 then fall down to him in prostration."
Onun suretini/şeklini değiştirip yaratılışını tamamladığımda, emrimi yerine getirmek ve onu selamlamak için hemen ona secde edin.
15:30Page 263
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ ٣٠
So the angels prostrated - all of them entirely,
Meleklerin hepsi, Rablerinin onlara emrettiği gibi emrine boyun eğerek ona secde etmişlerdi.
15:31Page 263
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٣١
Except Iblees;1 he refused to be with those who prostrated.
Fakat -meleklerle beraber ancak bir melek olmayan- (İblis), Âdem’e melekler gibi secde etmekten kaçındı.
15:32Page 264
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٣٢
[Allāh] said, "O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate?"
Yüce Allah, Âdem’e secde etmekten kaçındıktan sonra İblis'e şöyle dedi: "Benim emrime uyarak secde eden meleklerle beraber seni secde etmemeye taşıyan ve bundan seni alıkoyan nedir?"
15:33Page 264
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلٖ مِّنۡ حَمَإٖ مَّسۡنُونٖ ٣٣
He said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud."
İblis kibirlenerek şöyle dedi: "Benim, değişmiş siyah bir balçık olan kuru çamurdan yarattığın insana secde etmem doğru olmaz.''
15:34Page 264
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٞ ٣٤
[Allāh] said, "Then depart from it,1 for indeed, you are expelled.
Yüce Allah, İblis'e şöyle dedi: "Cennetten çık git. Artık sen kovuldun.''
15:35Page 264
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ ٣٥
And indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense."
Kıyamet gününe kadar üzerine lanet olacak ve rahmetimden kovulmuş olacaksın.
15:36Page 264
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ ٣٦
He said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected."
İblis de şöyle dedi: "Ey Rabbim! mahlukatın yeniden dirileceği güne kadar bana süre ver ve beni öldürme.''
15:37Page 264
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ ٣٧
[Allāh] said, "So indeed, you are of those reprieved
Yüce Allah İblise dedi ki: “Öyleyse sen, vadesi ertelenerek kendisine mühlet verilenlerdensin.''
Bütün mahlukatın öldüğü, Sûr'un ilk üflendiği vakte kadar.
15:39Page 264
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٣٩
[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them [i.e., mankind] on earth, and I will mislead them all
İblis de şöyle dedi: "Ey Rabbim! Beni saptırman sebebiyle, ben de yeryüzünde günahları onlara güzel göstereceğim ve onların hepsini doğru yoldan saptıracağım."
Ancak sana ibadet etmesi için seçtiğin kulların hariç.
15:41Page 264
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ ٤١
[Allāh] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "İşte bu, bana ulaştıran ölçülü bir yoldur.''
15:42Page 264
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ ٤٢
Indeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators.
Şüphesiz benim ihlaslı kullarım üzerinde senin hiçbir gücün yoktur. Sana tabi olmuş sapıkların dışında, yoldan çıkarmak için onlara musallat olamazsın.
15:43Page 264
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٤٣
And indeed, Hell is the promised place for them all.
Cehennem, iblis ve ona tabi olan sapıkların hepsinin toplanma yeridir.
15:44Page 264
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبٖ لِّكُلِّ بَابٖ مِّنۡهُمۡ جُزۡءٞ مَّقۡسُومٌ ٤٤
It has seven gates; for every gate is of them [i.e., Satan's followers] a portion designated."
Cehennemin yedi kapısı vardır, (kâfirler) oradan girerler. Kapılarından her bir kapıdan İblis'e uymuş olanlardan sayıları belirlenmiş kimseler cehenneme gireceklerdir.
15:45Page 264
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٍ ٤٥
Indeed, the righteous will be within gardens and springs,
Emrine uyarak ve yasakladığından sakınarak Rablerinden korkanlar cennetler ve pınarlar içindedirler.
15:46Page 264
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ ٤٦
[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]."
Oraya girerken onlara şöyle denir: "Oraya, musibetlerden selamette ve korkulan şeylerden güven içinde olarak girin.''
15:47Page 264
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ ٤٧
And We will remove whatever is in their breasts of resentment,1 [so they will be] brothers, on thrones facing each other.
Kalplerinde olan bütün kin ve düşmanlığı yok ettik. Birbirini seven kardeşler birbirine bakarak koltuklarda otururlar.
15:48Page 264
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبٞ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ ٤٨
No fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed.
Orada onlara bir yorgunluk isabet etmeyeceği gibi, oradan çıkartılacak da değildirler. Tam aksine orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.
15:49Page 264
۞ نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩
[O Muḥammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful,
-Ey Peygamber!- Onlardan tövbe edenleri bağışlayacağımı ve merhamet edeceğimi kullarıma bildir.
15:50Page 264
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ ٥٠
And that it is My punishment which is the painful punishment.
Yine onlara, azabımın çok acı veren bir azap olduğunu bildir. Mağfiretime nail olmak ve azabımdan güvende olabilmek için bana tövbe etsinler.
İbrahim -aleyhisselam-’a bir erkek çocuk ile müjdelemek ve Lut -aleyhisselam-'ın kavmini helak etmek için gelen melek misafirlerinin haberini de bildir.
15:52Page 265
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمٗا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ ٥٢
When they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful [i.e., apprehensive] of you."
Onun yanına girdikleri zaman ona şöyle dediler: "Sana selam olsun!" O da, onların verdiği selamdan daha güzel bir selamla onlara karşılık verdi ve onları beşer zannederek yemeleri için onlara kızarmış bir buzağı sundu. Ondan yemediklerini gördüğü zaman onlara şöyle dedi: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz.''
15:53Page 265
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٖ ٥٣
[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy."
Elçi olan melekler ona şöyle dedi: "Korkma! Biz sana seni sevindirecek bir haber vereceğiz. Muhakkak senin ilim sahibi erkek bir evladın olacak.''
15:54Page 265
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤
He said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform?"
-Kendisine bir erkek çocuk müjdelemelerine şaşıran- İbrahim onlara şöyle dedi: "Benim yaşım geçtiği ve yaşlılık bana gelip çattığı halde mi beni bir erkek çocukla müjdeliyorsunuz? Beni ne yönden müjdelemektesiniz?''
15:55Page 265
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ ٥٥
They said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing."
Elçi melekler İbrahim’e şöyle dediler: "Sana içinde hiçbir şüphe bulunmayan gerçeğin müjdesini verdik. Sakın sana müjdelediğimiz konuda ümitsizliğe kapılanlardan olma!''
15:56Page 265
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦
He said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray?"
İbrahim şöyle dedi: "Allah’ın dosdoğru yolundan sapmış olandan başkası, Rabbinin rahmetinden hiç ümit keser mi?"
15:57Page 265
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٥٧
[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers?"
İbrahim onlara şöyle dedi: "Ey Allah Teâlâ tarafından gönderilen elçiler! O halde sizi buraya getiren nedir?''
15:58Page 265
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمٖ مُّجۡرِمِينَ ٥٨
They said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals,
Meleklerden olan elçiler şöyle dediler: "Allah bizi, fesadı ve kötülüğü çok büyük bir topluluk olan Lût'un kavmini helak etmek için gönderdi.''
15:59Page 265
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٥٩
Except the family of Lot; indeed, we will save them all
Ancak Lût ailesi ve ona tabi olan müminler ise bunun dışındadır. Helak onları kapsamayacaktır. Muhakkak ki biz onların hepsini helak olmaktan kurtaracağız.
15:60Page 265
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ ٦٠
Except his wife." We [i.e., Allāh] decreed that she is of those who remain behind.1
Bundan yalnız karısı müstesnadır. Onun helakın kapsadığı (kurtarılmayıp) kalan kimselerden olmasına hükmettik.
15:61Page 265
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ ٦١
And when the messengers came to the family of Lot,
Gönderilmiş (elçi) melekler erkek suretinde Lût'un ailesinin yanına geldikleri zaman...
Lût -aleyhisselam- onlara şöyle dedi: "Sizler tanınmayan bir topluluksunuz.''
15:63Page 265
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ ٦٣
They said, "But we have come to you with that about which they were disputing,
Elçi melekler Lût'a şöyle dediler: "Korkma ey Lût! Biz sana, kavminin hakkında şüphe içinde oldukları helak edici azabı getirdik.''
15:64Page 265
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ٦٤
And we have come to you with truth, and indeed, we are truthful.
Sana içinde bir şaka olmayan hakikati getirdik. Şüphesiz biz sana verdiğimiz haberde doğru söylüyoruz.
15:65Page 265
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعٖ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدٞ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ ٦٥
So set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded."
Gecenin bir bölümü geçtikten sonra aileni gönder ve sen de onların arkasından git. Sizlerden hiç kimse onların başına ne geldiğini görmek için arkasına da bakmasın. Allah’ın size gitmenizi emrettiği yere kadar da ilerleyin gidin.
15:66Page 265
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعٞ مُّصۡبِحِينَ ٦٦
And We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning.
Lût -aleyhisselam-'a vahiy yoluyla takdir ettiğimiz şu durumu da öğrettik. Sabaha girdiklerinde (sabahladıklarında) o kavmin en sonuncusu da helak edilerek kökü kurutulacaktır.
15:67Page 265
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ ٦٧
And the people of the city came rejoicing.1
Sedum halkı, Lût'un misafirleriyle çirkin fiili (erkeklerin erkekler ile yaptığı) yapma umuduyla sevinerek geldiler.
15:68Page 265
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ ٦٨
[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me.
Lût ise onlara şöyle dedi: "Bu topluluk benim misafirimdir. Onlara yapmak istediğiniz şeyle beni rezil rüsva etmeyin.''
"Bu çirkin ameli terk ederek Allah’tan korkun ve bu iğrenç davranışınızla beni küçük düşürmeyin.''
15:70Page 265
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٧٠
They said, "Have we not forbidden you from [protecting] people?"
Kavmi ona şöyle dedi: "Biz sana herhangi bir kimseyi misafir etmeni yasaklamamış mıydık?''
15:71Page 266
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ ٧١
[Lot] said, "These are my daughters1 - if you would be doers [of lawful marriage]."
Lût -aleyhisselam- onlara misafirleri önünde alttan alarak şöyle dedi: "İşte bunlar size eş olabilecek kadınlar arasından benim kızlarım. Eğer şehvetinizi gidermek amacındaysanız onlarla evlenin.''
15:72Page 266
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ ٧٢
By your life, [O Muḥammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly.
-Ey Peygamber!- Senin hayatına yemin olsun ki Lût kavmi, şehvetlerinin azgınlığında gelip gitmektedirler.
Güneşin doğma vakti girince onları helak edici şiddetli bir ses alıverdi.
15:74Page 266
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةٗ مِّن سِجِّيلٍ ٧٤
And We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay.
Altını üstüne getirerek şehirlerini ters çevirdik ve üzerlerine sertleşmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
15:75Page 266
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ ٧٥
Indeed in that are signs for those who discern.
Şüphesiz Lût kavminin yok oluşu hakkında zikredilen bu ayetlerde iyice düşünüp taşınan kimseler için ibretler vardır.
15:76Page 266
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٖ مُّقِيمٍ ٧٦
And indeed, they [i.e., those cities] are [situated] on an established road.
Lût kavminin şehri, oradan geçmekte olan yolcuların gördüğü sabit bir yol üzerindedir.
15:77Page 266
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ٧٧
Indeed in that is a sign for the believers.
Şüphesiz bu olayda Müminlerin ibret alacakları işaretler vardır.
15:78Page 266
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ ٧٨
And the companions of the thicket [i.e., the people of Madyan] were [also] wrongdoers,
Sık ağaçlıklı orman içinde olan şehrin halkı, Şuayb’ın Kavmi de Allah’ı inkâr edip, peygamberleri Şuayb -aleyhisselam-‘ı yalanlamaları sebebiyle zalimlerdendi.
15:79Page 266
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٖ مُّبِينٖ ٧٩
So We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway.
Bu yüzden onları da azapla yakalayarak onlardan intikam aldık. Şüphesiz Lût kavminin şehri ve Şuayb’ın vatanı oradan geçen kimselerin görebileceği apaçık bir yol üzerindedir.
15:80Page 266
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ ٨٠
And certainly did the companions of al-Ḥijr1 [i.e., the Thamūd] deny the messengers.
Doğrusu Hicr şehrinin halkı olan (Hicaz ve Şam arasında bir yer) Semûd kavmi de peygamberleri olan Salih -aleyhisselam-’ı yalanlamakla bütün peygamberleri yalanlamış oldular.
15:81Page 266
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ ٨١
And We gave them Our signs, but from them they were turning away.
Onlara gönderilen peygamberlerin Rabbinden getirmiş olduğu dinin doğruluğuna dair kanıtlar ve deliller verdik. Bunlardan biri de dişi devedir. Fakat onlar bu delillerden ibret almadılar ve onları umursamadılar.
15:82Page 266
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ٨٢
And they used to carve from the mountains, houses, feeling secure.
Onlar kendilerine, korktukları şeylerden güven içinde yaşayacakları evler yapmak için dağları kesip oyuyorlardı.
Sabahladıklarında onları korkunç bir azap çığlığı yakalayıverdi.
15:84Page 266
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ٨٤
So nothing availed them [from] what they used to earn.
Elde etmiş oldukları mallar ve evler, onlardan Allah’ın azabını engelleyemedi.
15:85Page 266
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةٞۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ ٨٥
And We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness.
Biz; gökleri, yeri ve onların arasında olan her şeyi hikmetsizce boşu boşuna yaratmadık. Biz bütün bunları yalnızca hak ile yarattık. Kuşkusuz kıyamet kaçınılmaz olarak gelmektedir. -Ey Peygamber!- Seni yalanlayanlardan yüz çevir ve onları güzel bir şekilde bağışla.
15:86Page 266
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ ٨٦
Indeed, your Lord - He is the Knowing Creator.
-Ey Peygamber!- Her şeyi yaratan ve her şeyi bilen senin Rabbindir.
15:87Page 266
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعٗا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ ٨٧
And We have certainly given you, [O Muḥammad], seven of the often repeated [verses]1 and the great Qur’ān.
Elbette biz sana, yedi ayetten oluşan Fatiha suresini verdik. O Yüce Kur'an'dır.
15:88Page 266
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجٗا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ ٨٨
Do not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of them [i.e., the disbelievers], and do not grieve over them. And lower your wing [i.e., show kindness] to the believers.
Kâfirlerin bazı sınıflarına verdiğimiz geçici dünya malına göz dikme, seni yalanlamalarına üzülme ve Müminlere karşı da mütevazı ol.
15:89Page 266
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ ٨٩
And say, "Indeed, I am the clear warner" -
-Ey Peygamber!- Onlara de ki: "Şüphesiz ben, azaptan açıkça sakındıran bir uyarıcıyım.''
15:90Page 266
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ ٩٠
Just as We had revealed [scriptures] to the separators1
Allah’ın kitaplarını kısımlara ayırarak, bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr edenlerin başına Allah’ın indirdiği azap gibi bir azabın sizin de başınıza gelmesine karşı sizleri uyarıyorum.
Kur’an’ı parça parça ayırdılar ve şöyle dediler: "Bu sihirdir, kehanettir ve yahut şiirdir.''
15:92Page 267
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٩٢
So by your Lord, We will surely question them all
-Ey Peygamber!- Rabbine yemin olsun ki, kıyamet gününde Kur’an’ı parça parça bölenlerin hepsine hesap soracağız.
Elbette dünyada yaptıkları küfür/inkâr ve günahların hesabını soracağız.
15:94Page 267
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٩٤
Then declare what you are commanded1 and turn away from the polytheists.2
-Ey peygamber!- Artık sen, Allah’ın kendisine çağırmanı emrettiği şeyi ilan et ve müşriklerin söylediklerine de, yaptıklarına da aldırma.
15:95Page 267
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ ٩٥
Indeed, We are sufficient for you against the mockers
Onlardan korkma! Seninle alay eden Kureyş’in kâfir önderlerinin tuzaklarına karşı muhakkak biz sana yeteriz.
15:96Page 267
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ ٩٦
Who make [equal] with Allāh another deity. But they are going to know.
Allah ile birlikte başka mabutlar (ibadet edilen batıl ilahlar) edinenler bu işledikleri kötü şirkin sonunun ne olduğunu bilip, anlayacaklar.
15:97Page 267
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ٩٧
And We already know that your breast is constrained by what they say.
-Ey Peygamber!- Şüphesiz bizler, onların seni yalanlayıp seninle alay etmelerinden dolayı içinin daraldığını biliyoruz.
15:98Page 267
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ ٩٨
So exalt [Allāh] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him].
Öyleyse Allah’a layık olmayan şeylerden O'nu tenzih ederek ve mükemmel sıfatlarıyla sena ederek sığın. Yüce Allah'a ibadet edenlerden, O'nun için namaz kılanlardan ol! İşte senin içinin daralmasının ilacı/çaresi budur.
15:99Page 267
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ ٩٩
And worship your Lord until there comes to you the certainty [i.e., death].
Rabbine ibadet etmeye devam et ve ölüm sana gelinceye dek, hayatta olduğun sürece bu hal üzerine kalmayı sürdür.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences