Al-MukhtasarAl‑Isra · 17:1–70

Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish

الإسراء

Al-Isra

The Night Journey · Meccan · 111 ayahs

17:1Page 282

سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلٗا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِي بَٰرَكۡنَا حَوۡلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنۡ ءَايَٰتِنَآۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ١

Exalted1 is He who took His Servant [i.e., Prophet Muḥammad (ﷺ)] by night from al-Masjid al-Ḥarām to al-Masjid al-Aqṣā,2 whose surroundings We have blessed, to show him of Our signs. Indeed, He is the Hearing,3 the Seeing.4

Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, kendisinden başka hiçbir kimsenin gücü yetmeyeceği şeylere gücü yettiğinden dolayı her türlü noksanlıktan beridir ve yücedir. O kulu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ruhu ve bedeni ile uyanık olarak gecenin bir bölümünde, etrafını meyveler, ekinler ve peygamberlerin -aleyhimusselam- oraya yerleşmesiyle mübarek kıldığımız Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Bunu da her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretine delil olan bazı ayetlerini görmesi için yapmıştır. Şüphesiz O, kendisinden hiçbir işitilenin gizlenemeyeceği her şeyi ve yine kendisinden hiçbir görünenin saklanamayacağı her görüneni görendir.

17:2Page 282

وَءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدٗى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَلَّا تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلٗا ٢

And We gave Moses the Scripture and made it a guidance for the Children of Israel that you not take other than Me as Disposer of affairs,1

Biz, Musa -aleyhisselam-'a Tevrat'ı verdik ve onu İsrailoğulları'na hidayet edici ve rehber kıldık. Ve İsrailoğulları'na şöyle dedik: "İşlerinizi kendisine havale ederek benden başkasını vekil edinmeyin. Bilakis sadece bana tevekkül ediniz."

17:3Page 282

ذُرِّيَّةَ مَنۡ حَمَلۡنَا مَعَ نُوحٍۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَبۡدٗا شَكُورٗا ٣

O descendants of those We carried [in the ship] with Noah. Indeed, he was a grateful servant.

Siz, Allah'ın Nuh -aleyhisselam- ile beraber tufanda boğulmaktan kurtardığı kimselerin neslindensiniz. Bu nimeti hatırlayınız. Sadece Allah Teâlâ'ya ibadet ve itaat ederek şükrediniz. Ve bu hususta Nuh -aleyhisselam-'a uyunuz. Doğrusu Nuh, Allah Teâlâ'ya çokça şükrederdi.

17:4Page 282

وَقَضَيۡنَآ إِلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ لَتُفۡسِدُنَّ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَّتَيۡنِ وَلَتَعۡلُنَّ عُلُوّٗا كَبِيرٗا ٤

And We conveyed1 to the Children of Israel in the Scripture that, "You will surely cause corruption on the earth twice, and you will surely reach [a degree of] great haughtiness."

Biz,Tevrat'ta işledikleri günahlar ve yapmış oldukları şımarıklık sebebiyle yeryüzünde onlardan iki defa kötülüğün vuku bulacağını, zulümle, haksızlıkla insanlara sahip oluyorsunuz ve onların üzerinde hakimiyet kurmada haddi aşıyorsunuz diye İsrailoğulları'na haber verdik ve bildirdik.

17:5Page 282

فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ أُولَىٰهُمَا بَعَثۡنَا عَلَيۡكُمۡ عِبَادٗا لَّنَآ أُوْلِي بَأۡسٖ شَدِيدٖ فَجَاسُواْ خِلَٰلَ ٱلدِّيَارِۚ وَكَانَ وَعۡدٗا مَّفۡعُولٗا ٥

So when the [time of] promise came for the first of them,1 We sent against you servants of Ours - those of great military might, and they probed [even] into the homes,2 and it was a promise fulfilled.

Onlar tarafından birinci bozgunculuk hasıl olunca, üzerlerine güçlü kuvvetli kullarımızı göndeririz ve musallat ederiz. Onları, öldürürler ve onları kovarlar. Bunlar meskenleri arasında dolaşarak geçtikleri yerleri fesada uğratırlar. Bu kullarımız uğradıkları yerleri yıkıp bozarlar. Bu Allah'ın mutlaka yerine getireceği ve gerçekleşecek olan bir vaattir.

17:6Page 282

ثُمَّ رَدَدۡنَا لَكُمُ ٱلۡكَرَّةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَمۡدَدۡنَٰكُم بِأَمۡوَٰلٖ وَبَنِينَ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ أَكۡثَرَ نَفِيرًا ٦

Then We gave back to you a return victory over them. And We reinforced you with wealth and sons and made you more numerous in manpower.

-Ey İsrailoğulları!- Siz Allah'a tövbe ettiğinizde size musallat olanlardan tekrar devletinizi geri alıp, iade ettik. Mallarınız gasp edilip talan edildikten sonra tekrar size mal verdik ve evlatlarınız esir edildikten sonra size tekrar geri verdik. Böylece sizin sayınızı düşmanlarınızdan daha fazla çoğalttık.

17:7Page 282

إِنۡ أَحۡسَنتُمۡ أَحۡسَنتُمۡ لِأَنفُسِكُمۡۖ وَإِنۡ أَسَأۡتُمۡ فَلَهَاۚ فَإِذَا جَآءَ وَعۡدُ ٱلۡأٓخِرَةِ لِيَسُـُٔواْ وُجُوهَكُمۡ وَلِيَدۡخُلُواْ ٱلۡمَسۡجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٖ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوۡاْ تَتۡبِيرًا ٧

[And said], "If you do good, you do good for yourselves; and if you do evil, [you do it] to them [i.e., yourselves]." Then when the final [i.e., second] promise came, [We sent your enemies] to sadden your faces and to enter the masjid [i.e., the temple in Jerusalem], as they entered it the first time, and to destroy what they had taken over with [total] destruction.

-Ey İsrailoğulları!- Eğer sizden istenilen şekilde iyi amel işlerseniz, bunun sevabı size döner. Sizin yapmış olduğunuz amellerinize yüce Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur. Eğer kötü amel işlerseniz bunun sonucu size döner. İyi amellerinizin Allah Teâlâ'ya hiçbir faydası olmadığı gibi yaptığınız kötülüğün hiçbiri de O'na zarar veremez. İkinci fesat çıkarmanızın zamanı geldiğinde, sizi zelil etmeleri için tekrar düşmanlarınızı sizin üzerinize musallat ederiz. Size aşağılamanın çeşitlerinden tattırarak kötülük yapıp yüzlerinizi karartacaklardır. İlk geldiklerinde girip tahrip ettikleri gibi Beytu'l-Makdis'e girecekler ve tahrip edecekler ve memlekette ele geçirdikleri her yeri tamamen yıkıp, talan edeceklerdir.

17:8Page 283

عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يَرۡحَمَكُمۡۚ وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَاۚ وَجَعَلۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَٰفِرِينَ حَصِيرًا ٨

[Then Allāh said], "It is expected, [if you repent], that your Lord will have mercy upon you. But if you return [to sin], We will return [to punishment]. And We have made Hell, for the disbelievers, a prison-bed."

-Ey İsrailoğulları!- Bu şiddetli intikamdan sonra tövbe ederseniz ve iyi ameller işlerseniz, umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer tekrar üçüncü kere veya daha çok fesat yapmaya dönerseniz, biz de tekrar sizden intikam almaya ve sizi cezalandırmaya döneriz. Cehennemi, Allah'a karşı isyan eden kâfirler için hiç çıkamayacakları ebedî olarak yatacakları bir yer yaptık.

17:9Page 283

إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَهۡدِي لِلَّتِي هِيَ أَقۡوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمۡ أَجۡرٗا كَبِيرٗا ٩

Indeed, this Qur’ān guides to that which is most suitable and gives good tidings to the believers who do righteous deeds that they will have a great reward

Şüphesiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirilen bu Kur'an, en güzel yolu gösterir ve o da İslam'ın yoludur. Aynı zamanda salih amel işleyen Müminlere Allah katından onları sevindiren büyük mükâfatların olduğunu müjdeler.

17:10Page 283

وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ أَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمٗا ١٠

And that those who do not believe in the Hereafter - We have prepared for them a painful punishment.

Kıyamet gününe iman etmeyenlere ise onları üzen haberi verir. O haber ise, şüphesiz biz onlar için kıyamet gününde acı veren bir azap hazırlandığıdır.

17:11Page 283

وَيَدۡعُ ٱلۡإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلۡخَيۡرِۖ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ عَجُولٗا ١١

And man supplicates for evil [when angry] as he supplicates for good, and man is ever hasty.1

İnsan; iyilik için dua ettiği gibi cahilliğinden dolayı öfkelendiğinde kendi nefsi, çocuğu ve malı üzerine musibet gelmesi/şer gelmesi için dua eder. Şayet biz onun şer için (kendisi aleyhine) yapmış olduğu duasına icabet etmiş olsaydık, kendisi, malı ve çocuğu helak olurdu. İnsanoğlu aceleci yaratıldığından dolayı kendisine zarar verebilen davranışlarda bulunmada dahi acele eder.

17:12Page 283

وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيۡنِۖ فَمَحَوۡنَآ ءَايَةَ ٱلَّيۡلِ وَجَعَلۡنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبۡصِرَةٗ لِّتَبۡتَغُواْ فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكُمۡ وَلِتَعۡلَمُواْ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلۡحِسَابَۚ وَكُلَّ شَيۡءٖ فَصَّلۡنَٰهُ تَفۡصِيلٗا ١٢

And We have made the night and day two signs, and We erased the sign of the night and made the sign of the day visible1 that you may seek bounty from your Lord and may know the number of years and the account [of time]. And everything We have set out in detail.

Gece ve gündüzü Allah'ın vahdaniyetini/birliğini ve kudretini gösteren iki işaret olarak yarattık. Çünkü gece ve gündüz arasında, uzama-kısalma, sıcaklık-soğukluk bakımından farklılıklar vardır. Geceyi dinlenip istirahat etmek için karanlık kıldık. Allah'ın lütfuyla sizin için takdir ettiği rızkı aramanız için gündüzü aydınlık, senelerin sayısını ve ihtiyaç duyduğunuz vakitlerin, ayların, günlerin ve saatlerin hesabını öğrenmeniz için gece ve gündüzü birbirlerini takip eder kıldık. Eşyaların ayrılması için her şeyi apaçık ve net olarak birbirinden ayırdık. Böylelikle hak eden, hak etmeyenden ayrılır.

17:13Page 283

وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلۡزَمۡنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِي عُنُقِهِۦۖ وَنُخۡرِجُ لَهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ كِتَٰبٗا يَلۡقَىٰهُ مَنشُورًا ١٣

And [for] every person We have imposed his fate upon his neck,1 and We will produce for him on the Day of Resurrection a record which he will encounter spread open.

Her insanın yaptığı amelini boynunda takılı kolye gibi sürekli kendisine yapışık kılarız. (O kolye) hesaba çekileceği güne kadar ondan hiç ayrılmayacaktır. Kıyamet gününde içerisinde işlemiş olduğu bütün hayır ve şer amelleri olan önünde açılmış, yayılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.

17:14Page 283

ٱقۡرَأۡ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفۡسِكَ ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكَ حَسِيبٗا ١٤

[It will be said], "Read your record. Sufficient is yourself against you this Day as accountant."

O gün kendisine, şöyle diyeceğiz: -Ey insan!- Kitabını oku ve amellerinle ilgili hesabını görücü olarak bu işi sen üstlen. Kıyamet gününde kendi kendini hesaba çekici olarak yetersin.

17:15Page 283

مَّنِ ٱهۡتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهۡتَدِي لِنَفۡسِهِۦۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيۡهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبۡعَثَ رَسُولٗا ١٥

Whoever is guided is only guided for [the benefit of] his soul. And whoever errs only errs against it. And no bearer of burdens will bear the burden of another. And never would We punish until We sent a messenger.

Kim iman ederek, hidayete yönelirse, hidayetinin sevabı kendisine aittir. Kim saparsa, sapıklığının cezası kendisine aittir. Hiçbir nefis başka bir nefsin günahını taşımaz. Biz hiçbir bir topluma hücceti ikame edip onlara bir resul göndermedikçe azap etmeyiz.

17:16Page 283

وَإِذَآ أَرَدۡنَآ أَن نُّهۡلِكَ قَرۡيَةً أَمَرۡنَا مُتۡرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيۡهَا ٱلۡقَوۡلُ فَدَمَّرۡنَٰهَا تَدۡمِيرٗا ١٦

And when We intend to destroy a city, We command its affluent1 but they defiantly disobey therein; so the word [i.e., deserved decree] comes into effect upon it, and We destroy it with [complete] destruction.

Biz bir memleketi, yapmış olduğu zulümlerinden dolayı helak etmek istediğimiz zaman nimetin azdırdığı kimselere Allah'a itaat etmelerini emrederiz. Onlar ise emrimizi yerine getirmezler. Bilakis isyan eder ve itaat etmekten uzak olurlar. Bundan dolayı onlar kendilerini tamamen yok edecek azabın üzerlerine gelmesini hak etmiş olurlar. Böylece biz onları köklerinden yerle bir eden azapla yok ederiz.

17:17Page 283

وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِنَ ٱلۡقُرُونِ مِنۢ بَعۡدِ نُوحٖۗ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرٗا ١٧

And how many have We destroyed from the generations after Noah. And sufficient is your Lord, concerning the sins of His servants, as Aware and Seeing.

Nuh'tan sonra Âd ve Semûd gibi yalanlayan nice ümmetleri/kavimleri helak ettik. -Ey Resul!- Yüce Rabbin kullarının günahlarını hakkıyla bilen ve onlardan hakkıyla haberdar olması yeter. Günahlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. İşlemiş oldukları günahlara göre onlara karşılığını verecektir.

17:18Page 284

مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعَاجِلَةَ عَجَّلۡنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلۡنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصۡلَىٰهَا مَذۡمُومٗا مَّدۡحُورٗا ١٨

Whoever should desire the immediate1 - We hasten for him from it what We will to whom We intend. Then We have made for him Hell, which he will [enter to] burn, censured and banished.

Kimin niyetinde yaptığı hayır işlerle ilgili olarak dünya varsa ve ahirete de iman etmeyip, önem vermiyorsa dünya hayatında onun istediklerini değil, bizim onun için dilediğimiz nimetleri ona çabucak veririz. Bunu dilediğimiz kimse için yaparız. Sonra da kıyamet gününde onun gireceği yer ateşinin sıcaklığından sıkıntı çekeceği Cehennem olur. Bu kimse dünyayı tercih edip, ahireti inkâr etmesinden dolayı yerilmiş ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak Cehennem'e girecektir.

17:19Page 284

وَمَنۡ أَرَادَ ٱلۡأٓخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعۡيَهَا وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ كَانَ سَعۡيُهُم مَّشۡكُورٗا ١٩

But whoever desires the Hereafter and exerts the effort due to it while he is a believer - it is those whose effort is ever appreciated [by Allāh].

Kim yapmış olduğu hayır amellerle ahireti kast edip riyadan, gösterişten uzak durursa ve o Allah'ın iman edilmesini farz kıldığı şeylere iman ederse işte onlar Müminlerin vasıflandıkları vasıflara haiz olanlardır. Çalışmaları Allah katında makbuldür ve Allah Teâlâ bu iyi amellerinin karşılığını onlara verecektir.

17:20Page 284

كُلّٗا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنۡ عَطَآءِ رَبِّكَۚ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحۡظُورًا ٢٠

To each [category] We extend - to these and to those - from the gift of your Lord. And never has the gift of your Lord been restricted.

-Ey Resul!- Facir olan ve salih olan her iki insan topluluğuna Rabbinin ihsanı olarak kesintisiz bir şekilde artırarak veririz. Rabbinin vermiş olduğu ihsan/rızık dünyada ne salihlerden ve ne de facirlerden hiçbirisine yasaklanmış değildir.

17:21Page 284

ٱنظُرۡ كَيۡفَ فَضَّلۡنَا بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۚ وَلَلۡأٓخِرَةُ أَكۡبَرُ دَرَجَٰتٖ وَأَكۡبَرُ تَفۡضِيلٗا ٢١

Look how We have favored [in provision] some of them over others. But the Hereafter is greater in degrees [of difference] and greater in distinction.

-Ey Resul!- Mümin olsun kâfir olsun, dünyada rızık ve makamlar vermede insanları birbirlerine nasıl üstün kıldığımızı iyice düşün. Oysa ahiret verilen nimetlerin dereceleri bakımından dünyadan daha büyük farklılıklara sahiptir ve daha üstündür. Müminler bunu (ahireti) elde etmek için daha hırslı/gayretli olmalıdırlar.

17:22Page 284

لَّا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقۡعُدَ مَذۡمُومٗا مَّخۡذُولٗا ٢٢

Do not make [as equal] with Allāh another deity and [thereby] become censured and forsaken.

-Ey kul!- Allah ile birlikte kendisine ibadet ettiğin bir başka ilah edinme. Yoksa Allah katında ve salih kulların nezdinde kınanmış, kötülenmiş, seni hiçbir övenin olmadığı, sana hiçbir yardım edenin olmadığı kendi başına terk edilmiş biri olursun.

17:23Page 284

۞ وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنًاۚ إِمَّا يَبۡلُغَنَّ عِندَكَ ٱلۡكِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوۡ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفّٖ وَلَا تَنۡهَرۡهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوۡلٗا كَرِيمٗا ٢٣

And your Lord has decreed that you worship not except Him, and to parents, good treatment. Whether one or both of them reach old age [while] with you, say not to them [so much as], "uff,"1 and do not repel them but speak to them a noble word.

-Ey kul!- Rabbin, kendisinden başkasına ibadet edilmemesini, anne ve babaya özellikle de yaşlandıkları zaman iyilik etmeni emretti. Eğer onlardan biri yahut her ikisi de senin yanında ihtiyarlığa erişirlerse onlardan usandığını ve bıktığını gösteren "Öf" sözüyle dahi onları azarlama ve onlara kaba söz söyleme. Onlara hoşlanacakları yumuşak, güzel ve edep içeren söz söyle.

17:24Page 284

وَٱخۡفِضۡ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحۡمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرۡحَمۡهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرٗا ٢٤

And lower to them the wing of humility out of mercy and say, "My Lord, have mercy upon them as they brought me up [when I was] small."

Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine merhametten ileri gelen tevazu kanadını indir ve şöyle de: "Ey Rabbim! Küçüklüğümde onlar bana bakıp terbiye ettikleri gibi, şimdi sen de onlara merhamet et."

17:25Page 284

رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمۡۚ إِن تَكُونُواْ صَٰلِحِينَ فَإِنَّهُۥ كَانَ لِلۡأَوَّٰبِينَ غَفُورٗا ٢٥

Your Lord is most knowing of what is within yourselves. If you should be righteous [in intention] - then indeed He is ever, to the often returning [to Him], Forgiving.1

-Ey insanlar!- Rabbiniz kendisine yaptığınız ibadette, iyi amellerde ve anne babaya yapılan iyilikte kalplerinizdeki ihlasınızı çok iyi bilir. Eğer yapmış olduğunuz ibadetlerinizde, anne babanıza ve başkalarına karşı yapmış olduğunuz muamelelerinizdeki niyetiniz salih olursa, şüphesiz Allah -Subhânehu ve Teâlâ- önceden yapmış olduğu günahlarından dönüp tövbe edenleri bağışlar. Kim Rabbine veya anne babasına itaatinde önceden yapmış olduğu taksirinden dolayı tövbe ederse Yüce Allah onu bağışlar.

17:26Page 284

وَءَاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرۡ تَبۡذِيرًا ٢٦

And give the relative his right, and [also] the poor and the traveler, and do not spend wastefully.1

-Ey Mümin!- Akrabalık bağı olana, ihtiyaç sahibi fakire ve yolda kalmışa hakkını ver. Malını (Allah'a) isyan edilen bir yolda harcama veya israf ederek gereksiz yere saçıp savurma.

17:27Page 284

إِنَّ ٱلۡمُبَذِّرِينَ كَانُوٓاْ إِخۡوَٰنَ ٱلشَّيَٰطِينِۖ وَكَانَ ٱلشَّيۡطَٰنُ لِرَبِّهِۦ كَفُورٗا ٢٧

Indeed, the wasteful are brothers of the devils, and ever has Satan been to his Lord ungrateful.

Şüphesiz mallarını masiyet yollarında harcayanlar ve infakta israf edenler, şeytanların kardeşleridirler. Şeytanların israf ve savurganlık yapmaları için onlara olan emirlerine itaat ederler. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Ancak içinde isyan ve günah olan şeyi yapar ve Rabbini öfkelendirip gazaplandıran şeyi emreder.

17:28Page 285

وَإِمَّا تُعۡرِضَنَّ عَنۡهُمُ ٱبۡتِغَآءَ رَحۡمَةٖ مِّن رَّبِّكَ تَرۡجُوهَا فَقُل لَّهُمۡ قَوۡلٗا مَّيۡسُورٗا ٢٨

And if you [must] turn away from them [i.e., the needy] awaiting mercy from your Lord which you expect,1 then speak to them a gentle word.

Henüz Allah'ın sana vereceği rızkı beklemekteysen ve şayet onlara verecek bir şeye sahip değilsen, en azından bu durumda onlara yumuşak söz söyle. Onların rızıklarının genişlemesi için dua et. Yahut, yüce Allah'tan sana bir nimet gelmesi halinde, onlara vereceğine dair vaatte bulun.

17:29Page 285

وَلَا تَجۡعَلۡ يَدَكَ مَغۡلُولَةً إِلَىٰ عُنُقِكَ وَلَا تَبۡسُطۡهَا كُلَّ ٱلۡبَسۡطِ فَتَقۡعُدَ مَلُومٗا مَّحۡسُورًا ٢٩

And do not make your hand [as] chained to your neck1 or extend it completely2 and [thereby] become blamed and insolvent.

Elini infak etmemesi için tutup,alı koyma. Elini büsbütün açıp infakta israf etme, yoksa kınananlardan olursun. İsraf ettiğinden dolayı infak edemez duruma gelirsin. Harcayacak bir şey bulamadığında elini infak etmemesi için tutarsan cimriliğinden dolayı insanlar seni kınarlar/ayıplarlar.

17:30Page 285

إِنَّ رَبَّكَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرَۢا بَصِيرٗا ٣٠

Indeed, your Lord extends provision for whom He wills and restricts [it]. Indeed He is ever, concerning His servants, Aware and Seeing.

Rabbin şüphesiz kesin bir hikmetten dolayı dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediği kimsenin de daraltır. Şüphesiz O, kullarını hakkıyla bilendir; onları görendir. Onların hiçbir şeyi kendisine gizli kalmaz. Onlar için emrini istediği gibi sarf eder.

17:31Page 285

وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ خَشۡيَةَ إِمۡلَٰقٖۖ نَّحۡنُ نَرۡزُقُهُمۡ وَإِيَّاكُمۡۚ إِنَّ قَتۡلَهُمۡ كَانَ خِطۡـٔٗا كَبِيرٗا ٣١

And do not kill your children for fear of poverty. We provide for them and for you. Indeed, their killing is ever a great sin.

Gelecekte onlara yapacağınız harcamadan dolayı fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyiniz. Biz onların da sizin de rızkınızı üstlendik. Şüphesiz onların öldürülmesi büyük günahtır. Çünkü öldürülmelerini gerektiren ne bir günahları ve ne de herhangi bir sebep vardır.

17:32Page 285

وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلزِّنَىٰٓۖ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةٗ وَسَآءَ سَبِيلٗا ٣٢

And do not approach unlawful sexual intercourse.1 Indeed, it is ever an immorality and is evil as a way.

Zinadan sakının! Ona teşvik eden şeyden de uzak durun. Şüphesiz zina son derece çirkin bir iştir. Soyların birbirleriyle karışmasına ve Allah'ın azabına götüren kötü bir yoldur.

17:33Page 285

وَلَا تَقۡتُلُواْ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَمَن قُتِلَ مَظۡلُومٗا فَقَدۡ جَعَلۡنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلۡطَٰنٗا فَلَا يُسۡرِف فِّي ٱلۡقَتۡلِۖ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورٗا ٣٣

And do not kill the soul [i.e., person] which Allāh has forbidden, except by right.1 And whoever is killed unjustly - We have given his heir authority,2 but let him not exceed limits in [the matter of] taking life. Indeed, he has been supported [by the law].

Yüce Allah'ın iman etme veya eman ile kanını haram kıldığı bir nefsi dinden dönme, ihsan (evli olmak ya da başından evlilik geçmiş olmak) olduktan sonra yahut da kısas gibi canını mübah kılan sebeplerden herhangi birisi olmadan öldürmeyin. Kim öldürülmesini mübah kılan bir sebep olmadan (haksız yere) mazlum olarak öldürülürse, varislerinden velayet hakkı olana katilin kısasla öldürülmesini talep etme, hiçbir karşılık talep etmeden affetme, diyet alıp affetme yetkisi verdik.(Öldürülenin velisinin) öldüren kimseyi kısasla öldürürken temsil yaparak (uzuvlarını kopararak), öldürdüğü şekilden başka bir şekilde öldürerek ya da katilden başkasını öldürerek Allah'ın kendisine mübah kıldığı haddi aşmaması gerekir. Çünkü maktulün velisine sadece meşru kılınan cezalar hususunda destek verilmiş ve yardım edilmiştir.

17:34Page 285

وَلَا تَقۡرَبُواْ مَالَ ٱلۡيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ أَشُدَّهُۥۚ وَأَوۡفُواْ بِٱلۡعَهۡدِۖ إِنَّ ٱلۡعَهۡدَ كَانَ مَسۡـُٔولٗا ٣٤

And do not approach the property of an orphan, except in the way that is best,1 until he reaches maturity. And fulfill [every] commitment. Indeed, the commitment is ever [that about which one will be] questioned.

Babası vefat edip yetim kalan çocukların malını aklının ve olgunluğunun kemale erdiği erginlik çağına gelinceye kadar güzel bir şekilde muhafaza edip, işleterek arattırmak amacı dışında kullanmayın. Allah ile aranızdaki ve kullar ile aranızdaki ahdi bozmadan tam ve eksiksiz olarak yerine getirin. Muhakkak Allah, verilen ahde vefa gösterene kıyamet gününde soracak; vermiş olduğu ahdi yerine getirmişse onu mükâfatlandıracak ve eğer yerine getirmemişse onu cezalandıracaktır.

17:35Page 285

وَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ إِذَا كِلۡتُمۡ وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرٞ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلٗا ٣٥

And give full measure when you measure, and weigh with an even [i.e., honest] balance. That is the best [way] and best in result.

Başkasına tarttığınız zaman eksiksiz ve tam olarak tartın. Hiç eksik tartmayan ve değerini düşürmeyen teraziyle tartın. Çünkü böyle yapılan ölçü ve tartı, hem dünyada ve hem de ahirette sizin için daha hayırlıdır. Hakkını vererek yapılan iş, ölçülerde ve tartılarda eksik tartarak az vermekten çok daha güzel bir sonuç doğurur.

17:36Page 285

وَلَا تَقۡفُ مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌۚ إِنَّ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡبَصَرَ وَٱلۡفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَٰٓئِكَ كَانَ عَنۡهُ مَسۡـُٔولٗا ٣٦

And do not pursue1 that of which you have no knowledge. Indeed, the hearing, the sight and the heart - about all those [one] will be questioned.

-Ey Âdemoğlu!- Bilmediğin bir şeyin zanların, varsayımların ve sezgilerin ardına düşme! Şüphesiz insan kulak, göz ve kalbini kullanarak işlediği hayır ve şerden sorumludur. Zira yaptığı hayır üzerine mükâfat verilir ve yaptığı şer üzerine de cezalandırılır.

17:37Page 285

وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّكَ لَن تَخۡرِقَ ٱلۡأَرۡضَ وَلَن تَبۡلُغَ ٱلۡجِبَالَ طُولٗا ٣٧

And do not walk upon the earth exultantly. Indeed, you will never tear the earth [apart], and you will never reach the mountains in height.1

Yeryüzünde kibirlenerek ve böbürlenerek yürüme! Eğer kendini üstün görerek yürürsen, sen hiç bir zaman bu yürüyüşünle yeri yaramazsın. Ve boyunun uzunluğuyla da dağların eriştiği uzunluğa ve yüksekliğe erişemezsin. O halde neden kibirlenirsin?

17:38Page 285

كُلُّ ذَٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُۥ عِندَ رَبِّكَ مَكۡرُوهٗا ٣٨

All that [i.e., the aforementioned] - its evil is ever, in the sight of your Lord, detested.

-Ey insan!- Burada zikri geçen kötülüklerin hepsi yasaktır. Yüce Allah onları yapandan razı olmaz. Bilakis nefret eder ve sevmez.

17:39Page 286

ذَٰلِكَ مِمَّآ أَوۡحَىٰٓ إِلَيۡكَ رَبُّكَ مِنَ ٱلۡحِكۡمَةِۗ وَلَا تَجۡعَلۡ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتُلۡقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومٗا مَّدۡحُورًا ٣٩

That is from what your Lord has revealed to you, [O Muḥammad], of wisdom. And, [O mankind], do not make [as equal] with Allāh another deity, lest you be thrown into Hell, blamed and banished.

İşte bu, Rabbinin sana açıklamış olduğu emir-yasak ve hükümler hikmet olarak vahyettiği şeylerdendir. -Ey insan!- Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Kıyamet gününde hem nefsin ve hem de insanlar seni kınarlar ve bütün hayırlardan kovulmuş ve kınanmış olarak Cehennem'e atılırsın.

17:40Page 286

أَفَأَصۡفَىٰكُمۡ رَبُّكُم بِٱلۡبَنِينَ وَٱتَّخَذَ مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنَٰثًاۚ إِنَّكُمۡ لَتَقُولُونَ قَوۡلًا عَظِيمٗا ٤٠

Then, has your Lord chosen you for [having] sons and taken [i.e., adopted] from among the angels daughters? Indeed, you say a grave saying.

-Ey müşrikler!- Meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia ediyorsunuz ve Rabbiniz size oğulları tahsis edip de kendisine meleklerden kızlar edindiğini mi söylüyorsunuz? Allah -Subhânuhu ve Teâlâ- söylemiş olduklarınızdan çok yücedir. Kesinlikle siz her noksanlıktan münezzeh Allah -Subhânehu ve Teâlâ- hakkında son derece çirkin ve büyük bir lâf ediyorsunuz. O'na çocuk nispet edip küfürde daha da aşırı giderek kızların Allah'a ait olduğunu iddia ediyorsunuz.

17:41Page 286

وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا نُفُورٗا ٤١

And We have certainly diversified [the contents] in this Qur’ān that they [i.e., mankind] may be reminded, but it does not increase them [i.e., the disbelievers] except in aversion.

İnsanların öğütleri kabul edip ve kendilerine faydalı olanı almaları, zarar vereni de terk edip bırakmaları için biz, bu Kur'an'da, hükümleri, öğütleri, kıssaları ayrıntılı olarak açıkladık. Ne var ki, bu durum fıtratları ters yüz olan kimselerin hakka karşı nefretini arttırmaktan ve ondan uzaklaşmalarından başka bir işe yaramadı.

17:42Page 286

قُل لَّوۡ كَانَ مَعَهُۥٓ ءَالِهَةٞ كَمَا يَقُولُونَ إِذٗا لَّٱبۡتَغَوۡاْ إِلَىٰ ذِي ٱلۡعَرۡشِ سَبِيلٗا ٤٢

Say, [O Muḥammad], "If there had been with Him [other] gods, as they say, then they [each] would have sought to the Owner of the Throne a way."1

-Ey Resul!- Bu müşriklere de ki: İftira ve yalan atarak söylediklerine göre eğer Allah Teâlâ ile birlikte başka ilahlar olsaydı, var olduğu iddia edilen o mabutlar (batıl ilahlar) arşın sahibi olan Yüce Allah ile mülkünde çekişip O'na galip gelmek için bir yol ararlardı.

17:43Page 286

سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوّٗا كَبِيرٗا ٤٣

Exalted is He and high above what they say by great sublimity.

Fakat Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, müşriklerin O'nu vasfettiklerinden münezzehtir, mukaddestir. Çok yüce ve uludur.

17:44Page 286

تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبۡعُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَن فِيهِنَّۚ وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمۡدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفۡقَهُونَ تَسۡبِيحَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورٗا ٤٤

The seven heavens and the earth and whatever is in them exalt Him. And there is not a thing except that it exalts [Allāh] by His praise, but you do not understand their [way of] exalting. Indeed, He is ever Forbearing1 and Forgiving.

Gökler Allah'ı tespih eder. Yer Allah'ı tespih eder. Göklerde ve yerde bulunan yaratılmışların hepsi yüce Allah'ı tespih ederler. Hiçbir varlık yoktur ki Allah'ı övgüyle beraber tenzih etmiş olmasın. Fakat siz onların tespihlerinin keyfiyetini anlayamazsınız. Şüphesiz sizler ancak sizin lisanınızla tespih edenin tespihini anlarsınız. Muhakkak ki Allah -Subhânehu ve Teâlâ- Halîm'dir. (Günahkârları) cezalandırmada acele etmez, kendisine tövbe edenleri çok bağışlayıcıdır.

17:45Page 286

وَإِذَا قَرَأۡتَ ٱلۡقُرۡءَانَ جَعَلۡنَا بَيۡنَكَ وَبَيۡنَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ حِجَابٗا مَّسۡتُورٗا ٤٥

And when you recite the Qur’ān, We put between you and those who do not believe in the Hereafter a concealed partition.1

Ey Resul! Sen Kur'an'ı okuduğun zaman, onda bulunan yasakları ve öğütleri dinlediklerinde, senin ile kıyamet gününe iman etmeyenlerin arasına hakkı kabul etmeyip yüz çevirmelerinden dolayı onlara ceza olması için Kur'an'ı anlamalarını engelleyen bir perde çekeriz.

17:46Page 286

وَجَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٗاۚ وَإِذَا ذَكَرۡتَ رَبَّكَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِ وَحۡدَهُۥ وَلَّوۡاْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِمۡ نُفُورٗا ٤٦

And We have placed over their hearts coverings, lest they understand it, and in their ears deafness. And when you mention your Lord alone in the Qur’ān, they turn back in aversion.

Kur'an'ı anlamalarına engel olmak için kalplerine örtüler yaptık. Onu duyduklarında faydalanmamaları için de kulaklarına ağırlıklar koyduk. Eğer Kur'an'da Rabbini bir tek olarak zikredip/anıp sözde ilahlarını anmadığında onlar da tevhidi Allah'a halis kılmaktan uzak bir şekilde arkalarını dönüp giderler.

17:47Page 286

نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَسۡتَمِعُونَ بِهِۦٓ إِذۡ يَسۡتَمِعُونَ إِلَيۡكَ وَإِذۡ هُمۡ نَجۡوَىٰٓ إِذۡ يَقُولُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلٗا مَّسۡحُورًا ٤٧

We are most knowing of how they listen to it when they listen to you and [of] when they are in private conversation, when the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic."

Biz, onların önde gelenlerinin Kur'an'ı dinleme hedeflerini çok iyi biliyoruz. Onlar Kur'an'ı hidayete ermek için dinlemezler. Bilakis sen Kur'an'ı okurken; küçümsemek, hafife alıp eğlenmek için dinlerler. Biz onların gizli konuşmalarında Kur'an''ı yalanlamayı ve engel olmayı amaçladıklarını çok iyi biliyoruz. Küfrederek/inkâr ederek kendi nefislerine zulmeden o kimseler şöyle derler: -Ey insanlar!- "Siz ancak büyülenmiş, aklı karışmış bir adama uyuyorsunuz."

17:48Page 286

ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَالَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلٗا ٤٨

Look how they strike for you comparisons;1 but they have strayed, so they cannot [find] a way.

-Ey Resul!- Seni vasfetmiş oldukları yerilmiş olan çeşitli özellikleri bir düşün! Bu yüzden sapıtmışlardır. Şaşkınlık içerisindeler ve doğru yolu da bulamamışlardır.

17:49Page 286

وَقَالُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا وَرُفَٰتًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ خَلۡقٗا جَدِيدٗا ٤٩

And they say, "When we are bones and crumbled particles, will we [truly] be resurrected as a new creation?"

Müşrikler ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr ederek şöyle dediler: Biz kemik olup cesetlerimiz çürüdükten sonra, yeni bir yaratılışla tekrar diriltilecek miyiz? Kesinlikle bu imkansız ve olacak gibi de değildir.

17:50Page 287

۞ قُلۡ كُونُواْ حِجَارَةً أَوۡ حَدِيدًا ٥٠

Say, "Be you stones or iron1

-Ey Resul!- O müşriklere şöyle söyle: "Ey müşrikler! İster bir taşa dönüşüp kas katı çok sert olun, ister bir demir gibi çok kuvvetli olun, hâlbuki bunlara dönüşmeye de asla gücünüz yetmeyecektir.

17:51Page 287

أَوۡ خَلۡقٗا مِّمَّا يَكۡبُرُ فِي صُدُورِكُمۡۚ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَاۖ قُلِ ٱلَّذِي فَطَرَكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةٖۚ فَسَيُنۡغِضُونَ إِلَيۡكَ رُءُوسَهُمۡ وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هُوَۖ قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَرِيبٗا ٥١

Or [any] creation of that which is great1 within your breasts." And they will say, "Who will restore us?" Say, "He who brought you forth the first time." Then they will nod their heads toward you2 and say, "When is that?" Say, "Perhaps it will be soon -

İster taştan ve isterse de demirden veya bu ikisinden başka kalplerinize çok büyük imkânsız gibi görünen bir yaratık olun. Muhakkak Yüce Allah sizi ilk halinize döndürecek ve sizi ilk yarattığı gibi diriltecektir. Bu inatçılar diyecekler ki: Biz öldükten sonra, bizi tekrar kim diriltecek? Onlara de ki: Daha önceden hiçbir benzeriniz olmadan sizi ilk yaratan tekrar sizi diriltir. Senin onlara bu cevabının üzerine onlar sana alaylı bir tarzda başlarını sallayacaklar ve imkânsız olduğuna inanarak şöyle diyecekler: "Bu tekrar dirilme ne zaman?" Onlara de ki: "Yakında olması mümkündür. Ve her gelecek de yakındır."

17:52Page 287

يَوۡمَ يَدۡعُوكُمۡ فَتَسۡتَجِيبُونَ بِحَمۡدِهِۦ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثۡتُمۡ إِلَّا قَلِيلٗا ٥٢

On the Day He will call you and you will respond with praise of Him and think that you had not remained [in the world] except for a little."

Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, size seslendiği gün sizi mahşer yerine çağırdığında tekrar diriltecektir. O'na hamt edip emrine boyun eğerek icabet edeceksiniz. Ve dünyada çok az bir zaman kaldığınızı zannedersiniz.

17:53Page 287

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ ٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ يَنزَغُ بَيۡنَهُمۡۚ إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ كَانَ لِلۡإِنسَٰنِ عَدُوّٗا مُّبِينٗا ٥٣

And tell My servants to say that which is best. Indeed, Satan induces [dissension] among them. Indeed Satan is ever, to mankind, a clear enemy.

-Ey Resul!- Bana iman etmiş kullarıma de ki: Başkalarıyla diyalog kurduklarında, nefret ettirici kötü sözlerden kaçınsınlar. Çünkü şeytan, nefret ettirici kötü sözleri fırsat bilip dünya ve ahiret hayatlarını bozacak davranışlarda bulunmaya çalışır. Muhakkak ki şeytan insan için husumeti apaçık olan bir düşmanıdır. Müminin üzerine düşen ondan sakınmasıdır.

17:54Page 287

رَّبُّكُمۡ أَعۡلَمُ بِكُمۡۖ إِن يَشَأۡ يَرۡحَمۡكُمۡ أَوۡ إِن يَشَأۡ يُعَذِّبۡكُمۡۚ وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ وَكِيلٗا ٥٤

Your Lord is most knowing of you. If He wills, He will have mercy upon you; or if He wills, He will punish you. And We have not sent you, [O Muḥammad], over them as a manager.

-Ey insanlar!- Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Sizden hiçbir şey O'na gizli değildir. Eğer size merhamet etmeyi dilerse, merhametiyle sizi iman etmeye ve salih amel işlemeye muvaffak kılar. Eğer size azap çektirmek isterse iman etmemeniz için yardımsız bırakır ve sizi küfür üzerine öldürür. -Ey Resul!- Biz seni onları iman etmeleri için mecbur etmek, küfürden engellemek ve yapmış oldukları amellerinin hesabını yapmak için göndermedik. Sen sadece Allah'ın sana tebliğ etmeni emrettiklerini tebliğ edensin.

17:55Page 287

وَرَبُّكَ أَعۡلَمُ بِمَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَلَقَدۡ فَضَّلۡنَا بَعۡضَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ عَلَىٰ بَعۡضٖۖ وَءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ زَبُورٗا ٥٥

And your Lord is most knowing of whoever is in the heavens and the earth. And We have made some of the prophets exceed others [in various ways], and to David We gave the book [of Psalms].

-Ey Resul!- Rabbin, göklerde ve yerde olan kimseleri, durumlarını ve neyi hak ettiklerini de en iyi bilendir. Biz kendilerine tabi olan ümmetlerinin çokluğuyla ve onlara indirdiğimiz kitaplarla bazı peygamberleri diğerlerine üstün kıldık. Biz Dâvûd'a bir kitap verdik ve o da Zebûr'dur.

17:56Page 287

قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِهِۦ فَلَا يَمۡلِكُونَ كَشۡفَ ٱلضُّرِّ عَنكُمۡ وَلَا تَحۡوِيلًا ٥٦

Say, "Invoke those you have claimed [as gods] besides Him, for they do not possess the [ability for] removal of adversity from you or [for its] transfer [to someone else]."

-Ey Resul!- Bu müşriklere De ki: -Ey Müşrikler!- Allah'tan başka ilahlar olduğunu iddia ettiğiniz şeyler eğer size bir zarar gelirse onu sizin üzerinizden giderme gücüne sahip değildirler. Ve o zararı alıp bir başkasına götürme gücüne de sahip değildirler. Kimin gücü yoksa, o halde ilah da olamaz.

17:57Page 287

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ يَبۡتَغُونَ إِلَىٰ رَبِّهِمُ ٱلۡوَسِيلَةَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ وَيَرۡجُونَ رَحۡمَتَهُۥ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُۥٓۚ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحۡذُورٗا ٥٧

Those whom they invoke1 seek means of access to their Lord, [striving as to] which of them would be nearest, and they hope for His mercy and fear His punishment. Indeed, the punishment of your Lord is ever feared.

Müşriklerin yalvardıkları melekler ve benzerleri, kendilerini Allah'a yakınlaştıran salih amelleri yapmayı talep ederler. Hangisi itaat ile Allah'a daha yakın olur. Bunun için birbirleriyle yarışırlar. Yüce Allah'ın kendilerine merhamet etmesini ümit ederler ve azaplandırmasından korkarlar. -Ey Resul!- Muhakkak ki Rabbinin azabı, sakınılması gereken bir azaptır.

17:58Page 287

وَإِن مِّن قَرۡيَةٍ إِلَّا نَحۡنُ مُهۡلِكُوهَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَوۡ مُعَذِّبُوهَا عَذَابٗا شَدِيدٗاۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَسۡطُورٗا ٥٨

And there is no city but that We will destroy it1 before the Day of Resurrection or punish it with a severe punishment. That has ever been in the Register2 inscribed.

Ne kadar kâfirlerin yaşadığı köy veya şehir varsa dünya hayatındayken küfürleri sebebiyle hepsinin üzerine azap indireceğiz ve helak edeceğiz. Yine küfürleri sebebiyle onları öldürmek gibi kuvvetli bir cezalandırma ile veya başka bir şekilde imtihan edeceğiz. Bu helak etme ve azap, ilahi bir takdir olup Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.

17:59Page 288

وَمَا مَنَعَنَآ أَن نُّرۡسِلَ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّآ أَن كَذَّبَ بِهَا ٱلۡأَوَّلُونَۚ وَءَاتَيۡنَا ثَمُودَ ٱلنَّاقَةَ مُبۡصِرَةٗ فَظَلَمُواْ بِهَاۚ وَمَا نُرۡسِلُ بِٱلۡأٓيَٰتِ إِلَّا تَخۡوِيفٗا ٥٩

And nothing has prevented Us from sending signs [i.e., miracles] except that the former peoples denied them. And We gave Thamūd the she-camel as a visible sign, but they wronged her. And We send not the signs except as a warning.

Peygamberin sadık olduğuna delalet eden müşriklerin talep ettiği ölüyü diriltmek gibi görünen mucizeleri indirmeyi terk etmemizin sebebi evvelki ümmetlere indirmemiz ve onların bu mucizeleri yalanlamalarından başka bir şey değildir. Nitekim Semûd kavmine apaçık bir mucize olarak dişi deve vermiştik de, onu inkâr ettiler. Biz de onları günahlarına karşılık hemen azaplandırdık. Oysa bizim mucizeleri resullerin eliyle göndermemiz sadece ümmetlerini korkutmak içindir. Umulur ki onlar Müslüman olurlar.

17:60Page 288

وَإِذۡ قُلۡنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِٱلنَّاسِۚ وَمَا جَعَلۡنَا ٱلرُّءۡيَا ٱلَّتِيٓ أَرَيۡنَٰكَ إِلَّا فِتۡنَةٗ لِّلنَّاسِ وَٱلشَّجَرَةَ ٱلۡمَلۡعُونَةَ فِي ٱلۡقُرۡءَانِۚ وَنُخَوِّفُهُمۡ فَمَا يَزِيدُهُمۡ إِلَّا طُغۡيَٰنٗا كَبِيرٗا ٦٠

And [remember, O Muḥammad], when We told you, "Indeed, your Lord has encompassed the people."1 And We did not make the sight which We showed you2 except as a trial for the people, as was the accursed tree [mentioned] in the Qur’ān. And We threaten [i.e., warn] them, but it increases them not except in great transgression.

-Ey Resul!- Hani sana : "Muhakkak ki Rabbin bütün insanları güçle kuşatmıştır." demiştik. Hepsi O'nun kabzasındadır/avucundadır. Yüce Allah seni onlardan engelleyip, korumaktadır. Tebliğ etmekle emrolunduğun şeyleri tebliğ et! İsra gecesinde sana gösterdiklerimiz insanlar için ancak bir imtihandan ibarettir. Bu gördüklerini onlara söylediğinde, tasdik mi edecekler yoksa yalanlayacaklar mı? Biz Kur'an'da zikredilen cehennemin dibinde yetişen zakkum ağacını insanlar için sadece bir imtihan kılmıştık. Eğer bu iki mucizeye inanmazlarsa; bu ikisinden başka diğer mucizelere de iman etmeyeceklerdir. Onları gönderdiğimiz mucizelerle korkutuyoruz; fakat bu, onların küfürlerini arttırmak ve ısrarla sapıklığa devam etmelerinden başka bir şeye yaramıyor.

17:61Page 288

وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ قَالَ ءَأَسۡجُدُ لِمَنۡ خَلَقۡتَ طِينٗا ٦١

And [mention] when We said to the angels, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except for Iblees.1 He said, "Should I prostrate to one You created from clay?"

-Ey Resul!- Hani biz meleklere "Âdem'e ibadet secdesi değil, selamlama secdesi yapın!" demiştik. Bütün melekler secde etme emrine itaat edip secde ettiler. Fakat İblis kibirlenerek ona secde etmeyi reddetti. Ve şöyle dedi: Çamurdan yarattığına mı secde edeyim. Oysaki, Sen beni ateşten yarattın? Ben ondan daha şerefliyim/üstünüm.

17:62Page 288

قَالَ أَرَءَيۡتَكَ هَٰذَا ٱلَّذِي كَرَّمۡتَ عَلَيَّ لَئِنۡ أَخَّرۡتَنِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَأَحۡتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُۥٓ إِلَّا قَلِيلٗا ٦٢

[Iblees] said, "Do You see this one whom You have honored above me? If You delay me [i.e., my death] until the Day of Resurrection, I will surely destroy1 his descendants, except for a few."

İblis Rabbine şöyle dedi: "Bana üstün kıldığın ve kendisine secde etmemi emrettiğin yaratılmış adam bu mu? Şurası muhakkak ki, eğer beni kıyamet gününe kadar hayatta bırakırsan, senin koruduğun az sayıdaki kulların hariç ki, onlar ihlaslı kullarındır. Onun evlatlarını mutlaka kendi tarafıma çekeceğim ve senin dosdoğru olan yolundan çıkarıp saptıracağım.''

17:63Page 288

قَالَ ٱذۡهَبۡ فَمَن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمۡ جَزَآءٗ مَّوۡفُورٗا ٦٣

[Allāh] said, "Go, for whoever of them follows you, indeed Hell will be the recompense of [all of] you - an ample recompense.

Rabbi ona şöyle buyurmuştu: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, muhakkak senin ve onların amellerinin cezası, tam ve eksiksiz bir ceza olmak üzere cehennemdir."

17:64Page 288

وَٱسۡتَفۡزِزۡ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتَ مِنۡهُم بِصَوۡتِكَ وَأَجۡلِبۡ عَلَيۡهِم بِخَيۡلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكۡهُمۡ فِي ٱلۡأَمۡوَٰلِ وَٱلۡأَوۡلَٰدِ وَعِدۡهُمۡۚ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ إِلَّا غُرُورًا ٦٤

And incite [to senselessness] whoever you can among them with your voice and assault them with your horses and foot soldiers and become a partner in their wealth and their children and promise them." But Satan does not promise them except delusion.

İnsanlardan gücünün yettiklerini sesinle aldatıp aceleyle telaşa kaptırıp onları kötülüklere kaydır. Sana itaat etmeye davet eden atlı ve yayalarınla onlara yüksek bir sesle seslen. Şeriate muhalif olan her türlü davranışı güzel göstererek onların mallarına ortak ol. Yalan iddialarla ve zina yoluyla çocuk elde etmelerini sağlayarak onlara ortak ol. Çocuklarına isim verirken (Abdüşşems) gibi isim vermelerini ve onlara yalan vaatleri, boş ve batıl olan temennileri güzel göster. Ancak şeytan onları aldatan yalan vaatlerde bulunur.

17:65Page 288

إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٞۚ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ وَكِيلٗا ٦٥

Indeed, over My [believing] servants there is for you no authority. And sufficient is your Lord as Disposer of affairs.1

-Ey İblis!- Şüphesiz bana itaat ederek amel eden gerçek mümin kullarımın üzerine senin bir hükümranlığın yoktur. Çünkü Allah, senin şerrini onlardan def eder. Bütün işlerinde Allah'a tevekkül eden ve itimat eden kuluna vekil olarak Allah yeter.

17:66Page 288

رَّبُّكُمُ ٱلَّذِي يُزۡجِي لَكُمُ ٱلۡفُلۡكَ فِي ٱلۡبَحۡرِ لِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمٗا ٦٦

It is your Lord who drives the ship for you through the sea that you may seek of His bounty. Indeed, He is ever, to you, Merciful.

-Ey insanlar!- O'ndan rızık talep etmek için, denizde ticaret yapıp kazanç sağlamak ve başka şeyleri de elde etmek beklentisiyle gemileri sizin için denizde yüzdüren şüphesiz Yüce Allah'tır. O, size karşı çok merhametlidir. Zira bu araçları size vesile kılan da O'dur.

17:67Page 289

وَإِذَا مَسَّكُمُ ٱلضُّرُّ فِي ٱلۡبَحۡرِ ضَلَّ مَن تَدۡعُونَ إِلَّآ إِيَّاهُۖ فَلَمَّا نَجَّىٰكُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ أَعۡرَضۡتُمۡۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ كَفُورًا ٦٧

And when adversity touches you at sea, lost are [all] those you invoke except for Him. But when He delivers you to the land, you turn away [from Him]. And ever is man ungrateful.

-Ey müşrikler!- Denizde başınıza bir felaket, bir aksilik geldiğinde ve helak olmaktan korktuğunuz zaman, Allah'tan başka ibadet ettikleriniz hatırınızdan kaybolurlar. O vakit sadece Allah'ı hatırlar ve yalnız O'ndan yardım istersiniz. Yüce Allah size yardım ederek, korktuğunuz şeyden sizleri emin kılar. Tehlikeli durumdan kurtarır ve ardından karaya çıkarır. Ama siz O'nu birlemek ve O'na dua etmekten yüz çevirir tekrar putlarınıza ibadet etmeye geri dönersiniz. Zaten insan, Allah'ın nimetlerine karşı çok nankördür.

17:68Page 289

أَفَأَمِنتُمۡ أَن يَخۡسِفَ بِكُمۡ جَانِبَ ٱلۡبَرِّ أَوۡ يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبٗا ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ وَكِيلًا ٦٨

Then do you feel secure that [instead] He will not cause a part of the land to swallow you or send against you a storm of stones? Then you would not find for yourselves an advocate.

-Ey müşrikler!- Sizi kara tarafına doğru kurtardığında (sizi karaya çıkardığında) sizi yerin dibine batırmayacağından yahut gökten Lût kavmine yaptığı gibi başlarınızın üzerine taş yağdırmasından emin misiniz? Sonra sizi bu felakette helak olmaktan koruyacak bir koruyucu ve de yardım edecek bir yardımcı da bulamazsınız.

17:69Page 289

أَمۡ أَمِنتُمۡ أَن يُعِيدَكُمۡ فِيهِ تَارَةً أُخۡرَىٰ فَيُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ قَاصِفٗا مِّنَ ٱلرِّيحِ فَيُغۡرِقَكُم بِمَا كَفَرۡتُمۡ ثُمَّ لَا تَجِدُواْ لَكُمۡ عَلَيۡنَا بِهِۦ تَبِيعٗا ٦٩

Or do you feel secure that He will not send you back into it [i.e., the sea] another time and send upon you a hurricane of wind and drown you for what you denied?1 Then you would not find for yourselves against Us an avenger.2

Yoksa sizi tekrar denize döndürüp de üzerinize kasırgalar göndermeyeceğinden ve böylece sizi, önceden felaketten kurtarmasından sonra Allah'ın nimetine karşı nankörlük etmeniz sebebiyle sizi suda boğmayacağından emin misiniz? Sonra da bize karşı, sizin öcünüzü alacak bir yardımcı da bulamazsınız.

17:70Page 289

۞ وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ كَثِيرٖ مِّمَّنۡ خَلَقۡنَا تَفۡضِيلٗا ٧٠

And We have certainly honored the children of Adam and carried them on the land and sea and provided for them of the good things and preferred them over much of what We have created, with [definite] preference.

Gerçekten biz, Âdemoğullarına akıl nimetini vererek, melekleri babaları Âdem'e secde ettirerek ve başka üstünlükler bahşederek şerefli ve değerli kıldık. Onları karada taşıyacak binekler ve hayvanlar, denizde de gemileri emirlerine verdik. Onları temiz yiyecek, içecek, karşı cinsleriyle evlenmek ve benzeri nimetlerle rızıklandırdık. Allah'ın onlara verdiği nimetlerine şükretmeleri için onları (diğer) yarattıklarımızın birçoğundan tam manasıyla üstün kıldık.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском