Al-Mukhtasar · Tafsir · in Turkish
القمر
Al-Qamar
The Moon · Meccan · 55 ayahs
54:1Page 528
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ ١
The Hour has come near, and the moon has split [in two].1
Kıyametin gelişi yaklaştı ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında Ay yarıldı. Ay'ın yarılması Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gözle görülen mucizelerindendir.
54:2Page 528
وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةٗ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرٞ مُّسۡتَمِرّٞ ٢
And if they see a sign [i.e., miracle], they turn away and say, "Passing magic."1
Şayet müşrikler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğruluğuna delalet eden apaçık deliller görseler onu kabul etmekten yüz çevirirler ve şöyle derler: "Görmüş olduğumuz bu apaçık delil ve kanıtlar batıl bir sihirdir."
54:3Page 528
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرٖ مُّسۡتَقِرّٞ ٣
And they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement.
Kendilerine gelen hakkı yalanladılar ve onu yalanlamada heveslerine uydular. Bütün işler -hayır ya da şer- kıyamet günü hak ettiği şekilde vuku bulacaktır.
54:4Page 528
وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ ٤
And there has already come to them of information that in which there is deterrence.
Ant olsun Yüce Allah'ın, küfürleri ve zulümleri sebebiyle helak ettiği geçmiş ümmetlerin haberleri onlara geldi de; onları küfür ve zulümlerinden döndürmeye yetmedi.
54:5Page 528
حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةٞۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ ٥
Extensive wisdom - but warning does not avail [them].
Üzerilerine hüccetin ikame edilmesi için tam bir hikmet gelmiştir. Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen kimseler için uyarılar fayda sağlamaz.
54:6Page 528
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءٖ نُّكُرٍ ٦
So leave them, [O Muḥammad]. The Day the Caller1 calls to something forbidding,
-Ey Resul- Eğer doğru yola gelmezlerse onları bırakıp, terk et. Görevli meleğin Sur'a üfürerek daha önceden hiçbir canlının benzerini görmediği o dehşet verici olayın yaşanacağı günü bekle ve onlardan yüz çevir.
54:7Page 529
خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادٞ مُّنتَشِرٞ ٧
Their eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading,
Bakışları zelildir. Kabirlerinden çıkarak etrafa dağılmış çekirgeler gibi hesaplarının görülmesi için bir toplanma yerine giderler.
54:8Page 529
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرٞ ٨
Racing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day."
O toplanma yerine çağıran davetçiye hızla koşarken kâfirler şöyle derler: "İçinde barındırdığı şiddet ve dehşet verici olaylardan dolayı bu gerçekten zor bir gündür."
54:9Page 529
۞ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونٞ وَٱزۡدُجِرَ ٩
The people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled.
-Ey Resul!- Bunlar senin davetini yalanlamadan önce Nuh'un kavmi de yalanladı. Kulumuz Nuh -aleyhisselam-'ı onlara gönderdiğimiz zaman da yalanladılar. Onun hakkında şöyle dediler: "O delidir. Eğer onları davet etmeyi bırakmazsa; çeşitli küfür, sövme ve tehditler ile onu azarlayıp kovun."
54:10Page 529
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبٞ فَٱنتَصِرۡ ١٠
So he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help."
Nuh -aleyhisselam- şöyle söyleyerek Rabbine dua etti: "Kavmim bana galip geldi ve bana icabet etmedi. Onlara indireceğin bir ceza/azap ile bana yardım et."
54:11Page 529
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٖ مُّنۡهَمِرٖ ١١
Then We opened the gates of the heaven with rain pouring down
Bunun üzerine biz de göğün kapılarını aralıksız bolca akan sularla açtık.
54:12Page 529
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونٗا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرٖ قَدۡ قُدِرَ ١٢
And caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined.
Yeryüzünü yardık ve içinden sular fışkıran pınarlar haline getirdik. Yüce Allah'ın ezelde takdir ettiği üzere gökten inen su ile yerden çıkan su bir araya gelerek birleşti. Yüce Allah'ın kurtardıkları hariç bütün herkes boğuldu.
54:13Page 529
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحٖ وَدُسُرٖ ١٣
And We carried him on a [construction of] planks and nails,
Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik. Onu ve yanındakileri boğulmaktan kurtardık.
54:14Page 529
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءٗ لِّمَن كَانَ كُفِرَ ١٤
Sailing under Our observation as reward for he who had been denied.
Gemi hırçın dalgalar içinde gözetimimiz ve korumamız altında akıp gidiyordu. Bunu kavminin kendisini yalanladığı ve Allah'ın katından getirdiğini inkâr eden kişilere karşı Nuh'a yardım etmek için yaptık.
54:15Page 529
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةٗ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ١٥
And We left it as a sign, so is there any who will remember?
Kendilerini cezalandırdığımız bu azabı öğüt ve ibret olması için bıraktık. Bundan düşünüp öğüt alan var mıdır?
Yalanlayanlar için azabım nasılmış gördüler! Ve onları helak etmek için uyarım nasılmış onu da gördüler!
54:17Page 529
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ١٧
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Muhakkak ki biz Kur'an'ı, ibret ve öğüt almak için kolaylaştırdık. Onda bulunan ibret ve öğütten ibret alan var mı?
54:18Page 529
كَذَّبَتۡ عَادٞ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ ١٨
ʿAad denied; and how [severe] were My punishment and warning.
Âd kavmi peygamberleri Hûd -aleyhisselam-'ı yalanladı. -Ey Mekke Halkı!- Onlara olan azabım nasılmış bir düşünün! Onların azabı ile başkalarını uyarmam nasılmış?
54:19Page 529
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحٗا صَرۡصَرٗا فِي يَوۡمِ نَحۡسٖ مُّسۡتَمِرّٖ ١٩
Indeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune,
Biz, onların üzerine soğuk, şiddetli olan bir rüzgârı kesintisiz bir şekilde kötü ve uğursuz gördükleri günde cehenneme ulaşana kadar gönderdik.
54:20Page 529
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٖ مُّنقَعِرٖ ٢٠
Extracting the people1 as if they were trunks of palm trees uprooted.
İnsanları yerden söküp, onları başları üzerine atıyordu. Sanki onlar yerinden sökülmüş hurma kütükleri gibiydiler.
-Ey Mekke Halkı!- Onlara olan azabım nasılmış bir düşünün! Onların azabı ile başkalarını uyarmam nasılmış?
54:22Page 529
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ٢٢
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Muhakkak ki biz, Kur'an'ı hatırlayıp öğüt almak için kolaylaştırdık. Onda bulunan ibret ve öğütten ibret alan var mı?
Semûd kavmi kendilerini uyaran resulleri Salih -aleyhisselam-'ı yalanladı.
54:24Page 529
فَقَالُوٓاْ أَبَشَرٗا مِّنَّا وَٰحِدٗا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذٗا لَّفِي ضَلَٰلٖ وَسُعُرٍ ٢٤
And said, "Is it one human being1 among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness.
Kınayarak şöyle dediler: "Bizim gibi bir beşere mi tabi olalım? Eğer biz bu durumda ona tabi olursak; doğrudan uzak, sapmış ve sıkıntıda oluruz."
54:25Page 529
أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٞ ٢٥
Has the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar."
"Aramızdan sadece özel olarak tek ona mı vahiy indirildi? Hayır, o kibirli bir yalancıdır."
54:26Page 529
سَيَعۡلَمُونَ غَدٗا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ ٢٦
They will know tomorrow who is the insolent liar.
Kıyamet günü Salih'in mi yoksa onların mı zorba yalancı olduğunu görecekler.
54:27Page 529
إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةٗ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ ٢٧
Indeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient.1
Şüphesiz biz dişi deveyi kayadan çıkaracağız ve onu imtihan olması için onlara göndereceğiz. -Ey Salih!- Ona (dişi deveye) ne yapacaklarını ve onlara ne olacağını gözet. Onların eziyetlerine sabret.
54:28Page 530
وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبٖ مُّحۡتَضَرٞ ٢٨
And inform them that the water is shared between them,1 each [day of] drink attended [by turn].
Onlara kuyularından çıkan suyun kendileri ve dişi deve arasında ortak olduğunu haber ver. Sıra bir gün dişi devenin, bir gün onlarındır. Kendine tahsis edilen günü geldiğinde herkes tek başına orada hazır bulunsun.
54:29Page 530
فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ٢٩
But they called their companion,1 and he dared2 and hamstrung [her].
Dişi deveyi öldürmesi için arkadaşlarını çağırdılar. O da kılıcı aldı, kavminin emrine itaat ederek deveyi öldürdü.
-Ey Mekke halkı!- Onlara olan azabım nasılmış bir düşünün! Onların azabı ile başkalarını uyarmam nasılmış?
54:31Page 530
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةٗ وَٰحِدَةٗ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ ٣١
Indeed, We sent upon them one shriek [i.e., blast from the sky], and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen.
Onların üzerine tek bir ses gönderdik de, bu ses onları helak ediverdi. Koyun ağılı için kullanılan kuru ot gibi oldular.
54:32Page 530
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ٣٢
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Muhakkak ki biz, Kur'an'ı hatırlayıp öğüt almak için kolaylaştırdık. Onda bulunan ibret ve öğütten ibret alan var mı?
Lût'un kavmi, resulleri Lût -aleyhisselam-'ın kendilerini uyardığı şeyi yalanladılar.
54:34Page 530
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٖۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرٖ ٣٤
Indeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn.
Biz de üzerlerine taş yağdıran fırtına gönderdik. Ancak Lût -aleyhisselam-'ın ailesi bundan müstesnaydı. Onlara azap isabet etmedi. Şüphesiz biz onları bu azaptan kurtardık. Gecenin son kısmında azap vuku bulmadan önce (Lût) onları alıp gitti.
54:35Page 530
نِّعۡمَةٗ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ ٣٥
As favor from Us. Thus do We reward he who is grateful.
Katımızdan bir nimet olarak onları azaptan kurtardık. Lût'a vermiş olduğumuz bu mükâfatın aynısını, nimetlerinden dolayı Yüce Allah'a şükredenlere de vereceğiz.
54:36Page 530
وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ ٣٦
And he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning.
Ant olsun ki Lût, onları azabımızla korkuttu. Onun bu uyarılarına karşı mücadele ettiler ve onu yalanladılar.
54:37Page 530
وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ ٣٧
And they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning."
Lût'un kavmi, fuhuş yapmak için kendilerini misafirleri ile baş başa bırakmasını istediler. Onların gözlerini silme kör ettik de onları göremediler. Onlara şöyle buyurduk: "Azabımı tadın ve bu size uyarımın neticesidir."
54:38Page 530
وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابٞ مُّسۡتَقِرّٞ ٣٨
And there came upon them by morning an abiding punishment.
Ant olsun ki onlara sabah vakti ahirete ulaşana dek devam edecek bir azap geldi. Bunun akabinde de elbet ahiretin azabı gelecektir.
Onlara şöyle denildi: "Size indirmiş olduğum azabımı ve Lût'un sizi uyarmasının neticesi tadın!"
54:40Page 530
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ٤٠
And We have certainly made the Qur’ān easy for remembrance, so is there any who will remember?
Muhakkak ki biz, Kur'an'ı hatırlayıp öğüt almak için kolaylaştırdık. Onda bulunan ibret ve öğütten ibret alan var mı?
54:41Page 530
وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ ٤١
And there certainly came to the people of Pharaoh warning.
Ant olsun ki Firavun ailesine, Musa ve Harun -aleyhisselam-'ın dili ile uyarılarımız geldi.
54:42Page 530
كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزٖ مُّقۡتَدِرٍ ٤٢
They denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability.
Katımızdan kendilerine gelen apaçık delilleri ve kanıtları yalanladılar. Bunları yalanlamalarından dolayı kimsenin galip gelemediği, hiçbir kimsenin kendisini aciz bırakamadığı müktedir olanın cezası ile cezalandırdık.
54:43Page 530
أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرٞ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةٞ فِي ٱلزُّبُرِ ٤٣
Are your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scriptures?
-Ey Mekke Ehli!- Sizin kâfirleriniz; zikri geçmiş olan Nuh'un kavmi, Âd, Semûd ve Lût'un kavmi, Firavun ve kavminin kâfirlerinden daha mı hayırlıdır? Yoksa semavi kitapların getirmiş olduğu Allah Teâlâ'nın azabından sizin için bir kurtuluş mu vardır?
54:44Page 530
أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعٞ مُّنتَصِرٞ ٤٤
Or do they say, "We are an assembly supporting [each other]"?
Yoksa Mekke'nin o kâfirleri: "Bizim hakkımızda kötülük isteyenlere ve birliğimizi bozmak isteyenlere karşı biz yenilmez bir topluluğuz mu diyorlar?"
54:45Page 530
سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ٤٥
[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat].1
Kâfirlerin bu topluluğu hezimete uğrayacak ve Müminlerin önünden arkalarını dönüp kaçacaklar. Bu durum Bedir'de gerçekleşmiştir.
54:46Page 530
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ ٤٦
But the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter.
Bilakis onların yalanladıkları ve kendilerine azap vadedilen vakit kıyamettir. Kıyamet, Bedir gününde karşılaştıkları dünya azabından daha büyük ve daha şiddetli olacaktır.
54:47Page 530
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلٖ وَسُعُرٖ ٤٧
Indeed, the criminals are in error and madness.1.
Şüphesiz günahkârlar; küfür ve günahlar ile haktan uzak sapıklık, azap ve sıkıntı içindedir.
54:48Page 530
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ ٤٨
The Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar."1
Yüzleri üzere cehenneme sürüklendikleri gün, kınamak için onlara şöyle denir: "Haydi cehennem azabını tadın!"
54:49Page 530
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرٖ ٤٩
Indeed, all things We created with predestination.
Gerçekten biz, bu alemdeki her şeyi daha önce takdir ettiğimiz, ilim ve dilememize bağlı olarak Levh-i Mahfûz'da yazdığımız şekilde yarattık.
54:50Page 531
وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٞ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ ٥٠
And Our command is but one, like a glance of the eye.
Bir şey dilediğimizde, emrimiz ancak bir tek kelimedir. O da; "Ol!" sözüdür, dilediğimiz şey göz kırpması gibi hemen oluverir.
54:51Page 531
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرٖ ٥١
And We have already destroyed your kinds,1 so is there any who will remember?
Ant olsun geçmiş ümmetlerden küfürde sizin gibi olanları helak ettik. Bundan öğüt alıp küfründen geri duran var mı?
54:52Page 531
وَكُلُّ شَيۡءٖ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ ٥٢
And everything they did is in written records.
Kulların yaptığı her şey koruyucu meleklerin kitaplarında yazılıdır. Bunlardan hiçbir şey onlara gizli kalmaz.
54:53Page 531
وَكُلُّ صَغِيرٖ وَكَبِيرٖ مُّسۡتَطَرٌ ٥٣
And every small and great [thing] is inscribed.
Söz ve amellerden küçük ve büyük her şey; Levh-i Mahfuz'daki amel defterlerinde yazılıdır. Bunların karşılığını göreceklerdir.
54:54Page 531
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتٖ وَنَهَرٖ ٥٤
Indeed, the righteous will be among gardens and rivers,
Emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınarak Rablerine karşı takva sahibi olanlar cennetlerde nimet içinde ve akan ırmaklardadır.
54:55Page 531
فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكٖ مُّقۡتَدِرِۭ ٥٥
In a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability.1
Günah ve boş sözün olmadığı hak meclisindedirler. Her şeye malik, muktedir olan hiçbir şeyin O'nu aciz bırakamayacağı hükümdarın huzurundadırlar. O'nun katından nail oldukları devamlı nimetlerden sorma.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences