As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Yunus 10:59–74
10:59–60Page 215
قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزۡقٖ فَجَعَلۡتُم مِّنۡهُ حَرَامٗا وَحَلَٰلٗا قُلۡ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمۡۖ أَمۡ عَلَى ٱللَّهِ تَفۡتَرُونَ ٥٩
Say, "Have you seen what Allāh has sent down to you of provision of which you have made [some] lawful and [some] unlawful?" Say, "Has Allāh permitted you [to do so], or do you invent [something] about Allāh?"
وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ ٦٠
And what will be the supposition of those who invent falsehood about Allāh on the Day of Resurrection?1 Indeed, Allāh is the possessor of bounty for the people, but most of them are not grateful.
59- De ki:“Allah’ın sizin için indirdiği ve (kendi arzularınıza göre) bir kısmını haram bir kısmını da helâl yaptığınız rızka ne diyeceksiniz?” De ki: “Allah mı size izin verdi yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” 60- Yalan uydurup Allah’a iftira edenler, Kıyamet günü ne (olacağını) zannediyorlar? Şüphesiz ki Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat onların çoğu şükretmezler.
59. Şanı Yüce Allah, kendisinin helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl kılmak şeklinde uydurma hükümler ortaya koyan müşriklerin tutumunu reddederek şöyle buyurmaktadır:“De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği ve (kendi arzularınıza göre) bir kısmını haram bir kısmını da helâl yaptığınız rızka ne diyeceksiniz?” Yani Yüce Allah’ın size bir rızık ve bir rahmet olmak üzere yaratmış ve helâl kılmış olduğu çeşitli hayvan türleri hakkında yaptığınız bu uygulama nedir? Sen, onlara bu bozuk görüşleri dolayısı ile azarlayıcı bir üslupla “de ki: Allah mı size izin verdi yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?” Bilindiği gibi Yüce Allah, bu konuda onlara izin vermemiştir. O halde onların iftiracı oldukları ortaya çıkmaktadır.
60. “Yalan uydurup Allah’a iftira edenler, Kıyamet günü ne (olacağını) zannediyorlar?” Allah’ın kendilerine nasıl bir azapta bulunacağını ve kendilerini ne şekilde cezalandıracağını düşünüyorlar. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kıyamet gününde Allah’a yalan söyleyenleri, yüzleri kapkara bir halde görürsün.”(ez-Zümer, 39/60)“Şüphesiz ki Allah insanlara karşı” oldukça “lütufkârdır.” Onlara bol bol ihsanlarda bulunandır. “Fakat onların çoğu şükretmezler.” Onlar ise ya bu nimetlerin ve ihsanların şükrünü yerine getirmezler yahut da o nimetleri Allah’a isyan yolunda kullanırlar veyahut da bunların bazılarını haram kılarak Allah’ın kullarına olan lütuf ve ihsanını reddederler. Allah’ın nimetlerini itiraf edip bundan dolayı Yüce Allah’a hamd-ü senada bulunan, bunları Allah’a itaat yolunda değerlendiren ve şükreden kişiler ise pek azdır. Bu âyet-i kerime, bütün yiyeceklerde aslolanın mubahlık olduğuna delildir. Ancak Allah’ın haram olduğunu bildirdikleri müstesnâdır. Çünkü Yüce Allah, kulları için indirmiş olduğu rızkı haram kılanların bu tutumlarına karşı çıkmakta ve bunu reddetmektedir.
10:61Page 215
وَمَا تَكُونُ فِي شَأۡنٖ وَمَا تَتۡلُواْ مِنۡهُ مِن قُرۡءَانٖ وَلَا تَعۡمَلُونَ مِنۡ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيۡكُمۡ شُهُودًا إِذۡ تُفِيضُونَ فِيهِۚ وَمَا يَعۡزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثۡقَالِ ذَرَّةٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَلَآ أَصۡغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرَ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٍ ٦١
And, [O Muḥammad], you are not [engaged] in any matter and do not recite any of the Qur’ān and you [people] do not do any deed except that We are witness over you when you are involved in it. And not absent from your Lord is any [part] of an atom's weight1 within the earth or within the heaven or [anything] smaller than that or greater but that it is in a clear register.
61- Sen, herhangi bir işte bulunsan, Kur’ân’dan herhangi bir şey okusan ve siz (ey insanlar) herhangi bir iş yapsanız, o işe daldığınızda Biz mutlaka üzerinizde şahidizdir. Zira yerde olsun, gökte olsun zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçük ya da daha büyük her ne varsa mutlaka hepsi apaçık bir kitaptadır.
61. Yüce Allah, her şeyi müşahade ettiğini, kulların hareket hallerinde, hareketsizlik hallerinde bütün durumlarına muttali olduğunu haber vermektedir. Bildirdiği bu gerçeğin kapsamı içerisine sürekli olarak Allah’ın gözetimi altında olduğunu (murakabe) hatırdan uzak tutmamaya bir çağrı vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen, herhangi bir işte bulunsan” dinî ya da dünyevî herhangi bir iş yapsan “Kur’ân’dan herhangi bir şey okusan” Allah’ın sana vahyetmiş olduğu Kur’ân’dan bir bölüm okusan “ve siz (ey insanlar)” küçük ya da büyük “herhangi bir iş yapsanız, o işe daldığınızda” o işe başladığınızda ve onu işlemeye devam ettiğinizde “Biz mutlaka üzerinize şahidizdir.” O halde siz amellerinizde Allah’ın gözetimi altında olduğunuzu bilin. O bakımdan amellerinizi samimi olarak, ihlasla ve bu konuda bütün gayretinizi ortaya koyarak edâ edin. Yüce Allah’ın hoşlanmadığı şeylerden de alabildiğine sakının. Çünkü O, sizi görür ve sizin açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir. “Zira yerde olsun, gökte olsun zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden” onun ilminden, işitmesinden, görmesinden ve gözetmesinden “gizli kalmaz. Bundan daha küçük ya da daha büyük her ne varsa mutlaka hepsi apaçık bir kitaptadır.” Yani Yüce Allah’ın ilmi onu kuşatmış ve kalemi de bunu yazmıştır. Bunlar, Yüce Allah’ın çoğunlukla bir arada söz konusu ettiği kaza ve kaderin iki ayrı mertebesidir. Bu mertebelerin biri, Yüce Allah’ın her şeyi kuşatan ilmidir, diğeri ise bütün olayları çevreleyen yazısıdır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde olan her şeyi bilir. Şüphesiz ki bütün bunlar bir kitaptadır. Gerçekten bu, Allah’a çok kolaydır.”(el-Hacc, 22/70)
10:62–64Page 216
أَلَآ إِنَّ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهِ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ٦٢
Unquestionably, [for] the allies of Allāh there will be no fear concerning them, nor will they grieve -
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٦٣
Those who believed and were fearing Allāh.
لَهُمُ ٱلۡبُشۡرَىٰ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ لَا تَبۡدِيلَ لِكَلِمَٰتِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ٦٤
For them are good tidings in the worldly life and in the Hereafter. No change is there in the words [i.e., decrees] of Allāh. That is what is the great attainment.
62- Haberiniz olsun ki Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değildirler. 63- Onlar, iman edip takvâlı olanlardır. 64- Müjde, dünya hayatında da âhirette de onlar içindir. Allah’ın sözlerinde asla değişiklik olmaz. İşte en büyük kurtuluş, budur.
62. Şanı Yüce Allah, gerçek dostlarından ve gerçek sevenlerinden haber vermekte, onların amellerini, niteliklerini ve mükâfatlarını da şöylece bildirmektedir:“Haberiniz olsun ki Allah’ın dostlarına” ileride karşılaşılacak korku ve dehşetli hallerden yana onlara “hiçbir korku yoktur ve onlar” geride bıraktıkları için “üzülecek de değildirler.” Çünkü onlar, geride salih amellerden başka bir şey bırakmamışlardır. Onlar hakkında korku söz konusu olmayacağına ve üzülmeyeceklerine göre onlar için güvenlik, mutluluk ve Yüce Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği pek çok hayırlar söz konusu olacaktır. Daha sonra Yüce Allah, onların niteliklerini zikrederek şöyle buyurmaktadır:
63. “Onlar” Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere “iman edip takvâlı olanlardır.” Emirleri yerine getirmek, yasaklardan kaçınmak sureti ile takvalı davranarak imanlarını tasdik edenlerdir. Buna göre takvalı olan her mü’min, Yüce Allah’ın velisi/dostudur.
64. İşte bu bakımdan “Müjde, dünya hayatında da âhirette de onlar içindir.” Dünyadaki müjde; güzel övgü, mü’minlerin kalplerindeki sevgi ve salih (doğru çıkan) rüyalardır; kulun, Allah’tan gördüğü lütuflar, en güzel amellere, en güzel ahlaka sahip olmasının kolaylaştırılması ve kötü ahlaktan alıkonulmasıdır. Âhiretteki müjdeye gelince bunun ilki, ruhlarının kabzedilmeleri esnasındaki müjdedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak: Rabbim Allah’tır, deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler: Korkmayın, üzülmeyin ve size vaadolunan cennetle sevinin, diyerek inerler.”(Fussilet, 41/30) Kabirde de kişiye Yüce Allah’ın rızası ve ebedi kalıcı nimetlerin müjdesi verilir. Âhirette de nimet dolu cennetlere girmek ve can yakıcı azaptan kurtuluş ile tamamlanıp kemale erer. “Allah’ın sözlerinde asla değişiklik olmaz.” Aksine Allah’ın vaadi, gerçeğin ta kendisidir, onun değişikliğe uğramasına ve değiştirilmesine imkân yoktur. Çünkü O, sözü doğru olandır, kimse O’nun kader ve kazasında O’na muhalefet edebilme gücüne sahip değildir. “İşte en büyük kurtuluş, budur.” Çünkü bu, her türlü kötülükten kurtuluşu ve arzu edilen, istenen, sevilen her şeyi de elde etmeyi ihtiva etmektedir. Burada kurtuluşun sadece onlara hasredilmesi, kurtuluşun iman ve takvâ ehli olanlardan başkası için söz konusu olmadığından dolayıdır. Kısaca müjde, her türlü hayır ve mükâfatı kapsayan bir şeydir ve Allah, bu müjdeyi dünya ve âhiret hayatında iman ve takvâya bağlamıştır. Bundan dolayı Yüce Allah, onu mutlak olarak zikretmiş ve ayrıca bunun için bir kayıt getirmemiştir.
10:65Page 216
وَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّ ٱلۡعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًاۚ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٦٥
And let not their speech grieve you. Indeed, honor [due to power] belongs to Allāh entirely. He is the Hearing, the Knowing.
65- Onların söyledikleri seni üzmesin, çünkü izzet bütünü ile Allah’ındır. O, hakkıyla işitendir, bilendir.
65. Yani yalanlayanların senin hakkında söyledikleri, sana ve senin dinine dil uzatacak kadar ileriye götürdükleri sözleri seni üzmesin. Çünkü onların bu söyledikleri sözler kendilerine izzet ve güç kazandırmaz, sana da hiçbir şekilde zarar vermez. “Çünkü izzet bütünü ile yalnız Allah’ındır.” Onu dilediği kimselere verir ve dilediklerinden de alıkoyar. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kim aziz olmak istiyorsa bilsin ki gerçekten izzet bütünü ile Allah’ındır.”(Fâtır, 35/10) Yani o izzete, Allah’a itaat etmek sureti ile ulaşmaya gayret etsin. Buna delil de bundan sonra Yüce Allah’ın:“Güzel söz yalnız O’na yükselir, onu da salih amel yükseltir.”(Fâtır, 35/10) diye buyurmasıdır. Bilindiği gibi ey Peygamber, sen de Allah’a itaat üzeresin, sana uyanlar da. Şüphesiz izzet, Allah tarafından sana ve sana uyanlara verilecektir:“İzzet, Allah’ındır, Rasûlünündür ve mü’minlerindir.”(el-Mu’minûn, 63/8)“O, hakkıyla işitendir, bilendir” yani O’nun işitmesi bütün sesleri kapsar. Onlardan hiçbir şey O’na gizli ve saklı kalmaz. O’nun ilmi de gizli açık her şeyi kuşatmıştır. Göklerde olsun, yerde olsun zerre ağırlığı kadar bir şey hatta bundan daha küçük veya daha büyük hiçbir şey O’nun bilgisi dışında değildir. O Yüce Allah hem senin sözlerini hem de düşmanlarının senin hakkında söylediklerini işitir. Bunları bütün teferruatı ile bilir. O halde sen de Yüce Allah’ın bilmesi ile yetin, O’nun senin adına düşmanlarının hakkından geleceğinden emin ol! Çünkü Allah’tan korkana Allah yeter.
10:66–67Page 216
أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ وَمَا يَتَّبِعُ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُرَكَآءَۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنۡ هُمۡ إِلَّا يَخۡرُصُونَ ٦٦
Unquestionably, to Allāh belongs whoever is in the heavens and whoever is on the earth. And those who invoke other than Allāh do not [actually] follow [His] "partners." They follow not except assumption, and they are not but misjudging.
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَسۡمَعُونَ ٦٧
It is He who made for you the night to rest therein and the day, giving sight.1 Indeed in that are signs for a people who listen.
66- İyi bilin ki göklerde ve yerde kim varsa hepsi, Allah’ındır. Allah'ın dışında birtakım ortaklara yalvaranlar aslında onlara uymuyorlar. Onlar, ancak zanna uyuyorlar ve ancak yalan söylüyorlar. 67- Geceyi içinde dinlenmeniz için (karanlık), gündüzü de aydınlık olarak yaratan O’dur. Şüphe yok ki bunda dinleyen bir topluluk için ibretler vardır.
66. Yüce Allah, göklerde ve yerde bulunun her şeyin, hem yaratılış, hem mülkiyet, hem de kulluk itibari ile kendisinin olduğunu ve onlarda dilediği şekilde hüküm vererek tasarrufta bulunduğunu haber vermektedir. Herkes ve her şey, Allah’ın mülküdür, O’nun emrine ram olmuştur, O’nun tarafından idare olunmaktadır. İbadet namına hiçbir şeye hak kazanmamışlardır. Hiçbir şekilde Allah’ın ortağı da değillerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah'ın dışında birtakım ortaklara yalvaranlar aslında onlara uymuyorlar. Onlar ancak” hak adına hiçbir şey ifade etmeyen “zanna uyuyorlar ve ancak” bu hususta “yalan söylüyorlar.” Onların söyledikleri bir iftiradır. Eğer onlar, tapındıkları şeylerin Allah'ın ortakları olduğu iddialarında doğru söyleyen kimseler iseler haydi bu mahlukların zerre kadar ibadeti hak ettiklerine dair bir özelliklerinin olduğunu ortaya koysunlar. Buna asla güçleri yetmez. Bunların içinde bir şey yaratan yahut bir şeyin rızkını veren yahut da yaratıklardan herhangi birisine malik olan, veyahut Yüce Allah’ın insanların hayatı için vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya koyduğu gece ve gündüzü idare edebilen bir kimse var mıdır?
67. “Geceyi içinde” yeryüzünü örten karanlık sebebi ile dinlenmek ve rahatlamak sureti ile -çünkü aydınlık devam edip gidecek olursa asla rahat bulup dinlenemezler- “dinlenmeniz için, gündüzü de” insanların görmesini sağlayacak şekilde “aydınlık olarak” O yaratmıştır. Böylelikle onlar, gündüzün geçimlerini sağlamak, din ve dünyalarının maslahatlarını gerçekleştirmek için etrafa dağılırlar. “Şüphe yok ki bunda” Yüce Allah’tan gelenleri kavramak, kabul etmek ve doğru yolu bulmak kastı ile işitmek üzere “kulak verecek bir topluluk için ibretler vardır.” Yoksa zorluk çıkarmak ve inatlaşmak için dinleyenlere bunun faydası olmaz. Şüphesiz ki bunlardaki ibretler ve işaretler, dinleyen ve bunları yegane hak mâbûdun Yüce Allah olduğuna, O’nun dışındakilerin ulûhiyetlerinin ise bâtıl olduğuna, Yüce Allah’ın ise son derece merhametli, her şeyi bilen ve hikmeti sonsuz olduğuna delil olarak görenler içindir.
10:68–70Page 216
قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدٗاۗ سُبۡحَٰنَهُۥۖ هُوَ ٱلۡغَنِيُّۖ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنۡ عِندَكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭ بِهَٰذَآۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعۡلَمُونَ ٦٨
They1 have said, "Allāh has taken a son." Exalted is He; He is the [one] Free of need. To Him belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth. You have no authority2 for this [claim]. Do you say about Allāh that which you do not know?
قُلۡ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ ٦٩
Say, "Indeed, those who invent falsehood about Allāh will not succeed."
مَتَٰعٞ فِي ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ إِلَيۡنَا مَرۡجِعُهُمۡ ثُمَّ نُذِيقُهُمُ ٱلۡعَذَابَ ٱلشَّدِيدَ بِمَا كَانُواْ يَكۡفُرُونَ ٧٠
[For them is brief] enjoyment in this world; then to Us is their return; then We will make them taste the severe punishment because they used to disbelieve.
68- “Allah evlat edindi” dediler. O bundan münezzehtir. O, hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur. Elinizde buna dair hiçbir delil yoktur. O halde Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz? 69- De ki:“Allah’a karşı yalan söyleyip iftira edenler asla kurtuluşa eremeyeceklerdir.” 70- Dünyada (az) bir faydalanmadan sonra dönüşleri ancak Bize olacaktır. Sonra da küfre saptıkları için onlara o şiddetli azabı tattıracağız.
68. Yüce Allah müşriklerin âlemlerin Rabbi hakkındaki iftiralarını haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Allah evlat edindi, dediler.” Şanı Yüce Allah: “O bundan münezzehtir” diyerek kendi zatını bundan tenzih etmektedir. Yüce Allah, kendisine eksiklikleri nispet eden zalimlerin söylediklerinden çok yüce ve münezzehtir. Daha sonra Yüce Allah, buna dair çeşitli deliller söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 1. “O, hiçbir şeye muhtaç olmayandır.” Yani muhtaç olmayış yalnız O’na hastır. Her türlü muhtaç olmayışı kendisinde toplamıştır. O, bütün yönleri ile ve bütün bakımlardan tam ve eksiksiz manası ile Ğanidir (zengindir, muhtaç olmayandır). O her bakımdan Ğani olduğuna göre ne diye evlat edinsin? Evlada olan ihtiyacından dolayı mı? Böyle bir şey O’nun Ğaniliğine aykırıdır. Çünkü evlad edinen kimse, ancak ğaniliğindeki eksiklikten ötürü evlat edinir. 2. İkinci delil, Yüce Allah’ın:“Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nundur” buyruğunda dile getirilmektedir. Bu, oldukça kapsamlı ve genel bir ifadedir. Göklerde ve yerde bulunan varlıklardan hiçbiri bunun dışında değildir. Hepsi, O’nun yarattığı kullarıdır, O’nun mülkiyeti altındadırlar. Bilindiği gibi bu genel vasıf, bu varlıklar içinden birinin O’nun evladı olmasına aykırıdır. Çünkü çocuk, babasının cinsinden olur. Hiçbir zaman sahipli ya da köle olmaz. Yüce Allah’ın genel olarak gökte ve yerde bulunan her şeyin sahip ve idarecisi olması, onlardan birini evlat edinmesine aykırıdır. 3. Üçüncü delil de Yüce Allah’ın:“Elinizde buna dair hiçbir delil yoktur” buyruğu ile ifade edilmektedir. Yani elinizde Yüce Allah’ın evladı olduğuna delil teşkil eden bir kanıt, bir belge var mıdır? Şâyet ellerinde bir delilleri olsaydı mutlaka bunu açıklarlardı. Yüce Allah, kullara meydan okuyup buna dair delil getirmekten aciz olduklarını ortaya koyduğuna göre onların söylediklerinin batıl olduğu ve bunun bilgiye dayalı olmayan bir iddia olduğu ortaya çıkmaktadır. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“O halde Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” buyurmaktadır. Şüphesiz ki böyle bir şey haramların en büyüklerindendir.
69-70. “De ki: Allah’a karşı yalan söyleyip iftira edenler asla kurtuluşa eremeyeceklerdir.” Hiçbir zaman isteklerini elde edemeyecekler, hiçbir zaman maksatları gerçekleşmeyecektir. Onlar, küfür ve yalanlarında sadece dünya hayatında az bir süre faydalanırlar. Sonra da Yüce Allah’ın huzuruna gidecekler, O’na döndürülecekler. O da kâfir olmaları sebebi ile oldukça çetin azabı onlara tattıracaktır. “Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.”(Âl-i İmrân, 3/117)
10:71–73Page 217
۞ وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ نُوحٍ إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيۡكُم مَّقَامِي وَتَذۡكِيرِي بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡتُ فَأَجۡمِعُوٓاْ أَمۡرَكُمۡ وَشُرَكَآءَكُمۡ ثُمَّ لَا يَكُنۡ أَمۡرُكُمۡ عَلَيۡكُمۡ غُمَّةٗ ثُمَّ ٱقۡضُوٓاْ إِلَيَّ وَلَا تُنظِرُونِ ٧١
And recite to them the news of Noah, when he said to his people, "O my people, if my residence and my reminding of the signs of Allāh has become burdensome upon you - then I have relied upon Allāh. So resolve upon your plan and [call upon] your associates. Then let not your plan be obscure to you.1 Then carry it out upon me and do not give me respite.
فَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ فَمَا سَأَلۡتُكُم مِّنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۖ وَأُمِرۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ٧٢
And if you turn away [from my advice] - then no payment have I asked of you. My reward is only from Allāh, and I have been commanded to be of the Muslims [i.e., those who submit to Allāh]."
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَعَلۡنَٰهُمۡ خَلَٰٓئِفَ وَأَغۡرَقۡنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ ٧٣
And they denied him, so We saved him and those with him in the ship and made them successors, and We drowned those who denied Our signs. Then see how was the end of those who were warned.
71- Onlara Nûh’un haberini oku! Hani o, kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim. Haydi siz de ortaklarınızla birlikte işinizi karara bağlayın. Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın. Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın ve bana mühlet tanımayın.” 72- “Eğer yüz çevirirseniz zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrimi ancak Allah verecektir. Ve bana müslümanlardan olmam emrolundu.” 73- Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (diğerlerinin ardında yeryüzünde) halifeler kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
71. Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Onlara” kavmine “Nûh’un” kavmine olan daveti hakkındaki “haberini oku!” Çünkü o, kavmini uzun süre Allah yoluna davet etmiştir. Zira aralarında dokuz yüz elli yıl kalmıştı. Ancak onun, kavmini davet etmesi, onların azgınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ondan alabildiğine bezdiler, usandılar. O ise -salât ve selâm ona olsun- hiç tembellik etmiyor ve onları davete ara vermiyordu. O nedenle onlara şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleri ile öğüt vermem size ağır geliyorsa” yani benim aranızda duruşum ve sizlere faydanıza olacak şeyleri, açık-seçik delillerden ibaret olan Allah’ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geliyor ve gözünüzde büyüyor ise ve siz bana bir kötülük yapmak yahut da hakkı reddetmekte kararlıysanız “(bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim.” Bana ve benim kendisine davet ettiğim şeylere yapılmak istenen her türlü kötülüğü önlemekte yalnız Allah’a güvenip dayanmışımdır. Benim askerlerim ve silahım budur. Sizler de gücünüzün yettiği kadarı ile türlü asker ve araç-gereç getirin. “Haydi siz de ortaklarınızla birlikte” hep beraber “işinizi karara bağlayın.” Öyle ki sizden kimse geri kalmasın ve elinizden gelen hiçbir şeyi de ardınıza koymayın. Âlemlerin Rabbi olan Allah dışında kendilerine ibadet ettiğiniz ve dost edindiğiniz ortaklarınızı da çağırın. “Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın.” Aksine gâyet açık ve aleni olsun. “Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın.” Gücünüzün yettiği kötülüğü ve cezayı yapın “ve bana mühlet tanımayın” kısa bir süre dahi olsa bana süre tanımayın. İşte bu, Nûh’un risaletinin doğruluğuna, getirdiğinin gerçekliğine dair kesin bir belge ve büyük bir delildir. Çünkü o, kendisini koruyacak aşireti, himaye edecek askeri bulunmayan, tek başına bir kimse idi. Önce kavminin görüşlerinin mantıksız, dinlerinin bozuk olduğunu söylemiş ve ilahlarını yermişti. Onlar da ona karşı kin ve düşmanlık beslemeye koyulmuşlardı. Bu kin ve düşmanlıkları ise sapasağlam dağlardan daha büyüktü. Diğer taraftan kavmi, kudret sahibi ve güçlü kimselerdi. Buna rağmen Nuh onlara: Siz de ortaklarınız da gücünüz yeten kimselerle birlikte bir araya gelip toplanın, gücünüzün yettiği tuzakları kurun ve eğer gücünüz yeterse bana zarar verin. Sizler bana hiçbir şey yapamayacaksınız, diyerek meydan okuyordu. Ancak onlar ona hiçbir şey yapamadılar. Böylelikle Nûh’un gerçekten doğru sözlü olduğu, onların ise iddialarında yalancı oldukları ortaya çıkmış oldu. Bu nedenle Nûh onlara şöyle demişti:
72. “Eğer” benim size davetimden “yüz çevirirseniz” şunu bilin ki yüz çevirmenizi gerektirecek bir sebep yoktur. Çünkü sizin batıldan hakka dönmeyeceğiniz açıkça ortaya çıkmıştır. Sizler ancak doğruluğuna dair delillerin ortaya konduğu haktan yüz çevirip, tutarsızlığına ve bozukluğuna dair delillerin ortada olduğu bir batıla yöneliyorsunuz. Bununla birlikte “zaten ben sizden bir ücret de istemedim.” Sizi davet etmem ve bu davetimi kabul etmeniz karşılığında sizden hiçbir ücret istemedim ki siz benim hakkımda: Bu, bize mallarımızı almak üzere gelmiştir, diyesiniz ve bu sebepten çağrımı kabul etmekten yüz çeviresiniz. “Benim ecrimi ancak Allah verecektir.” Ben mükâfat ve amelimin karşılığını yalnız O’ndan beklerim. Aynı zamanda size vermiş olduğum emre ben aksini yaparak muhalefet etmem. Bilakis:“Bana müslümanlardan olmam emrolundu.” İşte ben size emretmiş olduğum şeye ilk giren ve onu ilk uygulayan kişiyim.
73. Nûh aleyhisselam onları gece gündüz, gizli ve açık davet etmekle birlike onun bu daveti, onların kaçışlarından başka bir şeylerini artırmadı ve “onu yalanladılar, biz de onu ve onunla birlikte” gözümüzün önünde yapmasını emrettiğimiz “gemide bulunanları kurtardık” Ve ona tandırın kaynayacağı zaman: “Her birinden çifter çifter ve -aleyhinde söz geçmiş olanlar hariç- aile efradını ve iman edenleri içine yükle.”(Hud, 11/40) diye emir verdik. O da verilen bu emri yerine getirdi. Yüce Allah da semaya sağnak sağnak yağmur yağdırmasını emretti, yeryüzünden de pınarlar fışkırttı. Su, takdir edilmiş bir seviyeye geldi ve “onu levhaları ve çivileri olan (gemi) üzerinde taşıdık. O gemi gözümüzün önünde, korumamız altında akıyordu.”(el-Kamer, 54/13-14)“Ve onları halifeler kıldık.” Yalanlayanların helâk edilmesinden sonra yeryüzünde onları halife yaptık. Daha sonra Yüce Allah, onun zürriyetini mübarek kıldı ve geriye kalanlar onun zürriyeti oldu. Böylece Allah onları yeryüzünün dört bir yanında yaydı. “Âyetlerimizi” bunca açıklamadan ve delillerin ortaya konulmasından sonra “yalanlayanları da boğduk. Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” Bu son, rüsvay edici bir helâk ve onlardan sonra gelen bütün nesiller arasında ardı arkası kesilmeyen bir lanettir. Sonradan gelen nesiller arasında onlar hakkında kınamadan başka bir şey işitilmez, onların tenkit ve yerilmelerinden başka bir şeye rastlanmaz. İşte bu yalanlayanlar da bundan önce yalanlayan kavimlerin başına gelen helâk, rezillik ve ibretlik cezaların kendilerini gelip bulmasından sakınsınlar.
10:74Page 217
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ نَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡمُعۡتَدِينَ ٧٤
Then We sent after him messengers to their peoples, and they came to them with clear proofs. But they were not to believe in that which they had denied before.1 Thus We seal over the hearts of the transgressors.
74- Sonra onun arkasından nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler. İşte biz haddi aşanların kalplerine böyle mühür basarız.
74. “Sonra onun” Nûh aleyhisselam’ın “arkasından nice” hidâyete davet eden ve helak olmaya götüren sebeplerden sakındıran “peygamberleri” onları yalanlayan “kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler.” Yani her bir peygamber, kendi davetini, getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden mucize ve delillerle destekledi. “Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler.” Yani Yüce Allah kendilerine peygamber gönderdiğinde hemen onu yalanlamaları üzerine kalplerine mühür vuruldu ve önceleri iman etme imkânını bulmuş iken bunu reddettikleri için kendileri ile iman arasına engel konarak cezalandırdılar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız.”(el-En’am, 6/110) İşte bundan dolayı burada da: “İşte biz haddi aşanların kalplerine böyle mühür basarız” da artık onlara hayır namına bir şey girmez. Allah onlara zulmetmemiştir, aksine onlar hak kendilerine gelince onu reddetmek ve ilk defasında onu yalanlamak sureti ile kendi kendilerine zulmetmişlerdir.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences